| Haman ve Eski Mısır Yazıtları Hz. Musa ve Denizin Yarılması
Firavun ve Yakın Çevresine Gelen Belalar Hz. Musa'dan Sihirbaz Olarak Bahsedilmesi
Kuran'da Firavun Kelimesi İrem Şehri Sodom ve Gomorra Şehirleri
Sebe Halkı ve Arim Seli Hicr Halkı

SEBE HALKI VE ARİM SELİ
Sebe halkı, Güney Arabistan'da yaşamış olan dört büyük
uygarlıktan biridir. Sebe kavmini anlatan tarihi kaynaklar,
bu kavmin Fenikeliler gibi yoğun ticari faaliyetlerde bulunan
bir devlet olduğunu söylerler. Sebeliler, tarihte medeni
bir kavim olarak bilinmişlerdir. Sebe hükümdarlarının yazıtlarında
"onarma", "vakfetme", "inşa etme" gibi kelimeler ağırlıktadır.
Bu kavmin en önemli eserlerinden olan Marib Barajı da, ulaştıkları
teknolojik seviyenin önemli göstergelerindendir.
Sebe Devleti, bölgenin en güçlü ordularından
birisine sahipti. Ordusu sayesinde yayılmacı bir politika
izleyebiliyordu. Gelişmiş kültürü ve ordusuyla Sebe Devleti,
tam anlamıyla zamanında o bölgenin bir "süper gücü" idi.
Sebe Devleti'nin bu güçlü ordusundan Kuran'da da bahsedilmektedir.
Sebe ordusunun komutanlarının Kuran'da aktarılan bir ifadesi,
bu ordunun kendisine ne kadar güvendiğini göstermektedir.
Komutanlar, Sebe'nin kadın yöneticisine (Melikesi'ne) şöyle
derler:
... "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız.
İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen
(biz uygularız)." (Neml Suresi, 33)
Sebe halkı, o döneme göre oldukça ileri bir teknoloji ile
kurdukları Marib Barajı'yla birlikte büyük bir sulama kapasitesine
sahip olmuştu. Bu yöntemle elde ettikleri bol ürünlü toprakları
ve ticaret yolu üzerindeki kontrolleri, onlara görkemli
ve refah dolu bir hayat yaşatıyordu. Ancak, bütün bunlar
nedeniyle Kendisine şükretmeleri gereken Allah'tan, Kuran'ın
ifadesiyle "yüz çevirdiler". Bunun üzerine barajları yıkıldı
ve "Arim seli" bütün topraklarını yerle bir etti.
Sebe ülkesinin başkenti, bulunduğu coğrafyanın avantajlı
konumu sebebiyle oldukça zenginleşmiş olan Marib idi. Başkent,
bölgede bulunan Adhana Irmağı'nın çok yakınındaydı. Bu nehrin
Cebel Balak'a girdiği nokta, baraj yapımına çok uygundu;
bundan yararlanan Sebeliler de daha uygarlıklarını kurma
aşamasındayken buraya bir baraj inşa etmişler ve sulama
yapmaya başlamışlardı. Bu baraj sayesinde de çok ileri bir
refah seviyesine kavuşmuşlardı. Başkent Marib, o dönemin
en gelişmiş şehirlerinden bir tanesiydi. Bölgeyi gezen ve
bu diyarı oldukça öven Yunanlı yazar Pliny, buranın ne kadar
yeşil bir bölge olduğundan bahsetmekteydi.
Marib'deki bu barajın yüksekliği 16 metre, genişliği 60
metre ve uzunluğu da 620 metreydi. Hesaplara göre baraj
aracılığıyla sulanabilen toplam alan 9.600 hektardı ki,
bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı ise kuzey ovasına
aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen "Marib ve iki
ova" diye anılırdı. İşte Kuran'daki "sağdan ve soldan iki
bahçe" ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ
ve bahçelere işaret eder. Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde
bölge, Yemen'in en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak
ün yapmıştı. Fransız J. Holevy ve Avusturyalı Glaser, Marib
setinin çok eski devirlerden beri var olduğunu yazılı belgelerle
ispat ettiler. Himer lehçesiyle yazılan belgelerde bu barajın
ülke topraklarını verimli kıldığı yazılıydı.
MS 542 yılında yıkılan baraj, Kuran'da bahsedilen "Arim
seli"ne yol açmış ve büyük tahribata neden olmuştu. Sebe
halkının yüzlerce seneden beri işletmekte olduğu bağları,
bahçeleri ve tarım alanları tamamen yok olmuştu. Barajın
yıkılmasından sonra Sebe kavminin de hızlı bir gerileme
sürecine girdiği görülmektedir; barajın yıkılmasıyla başlayan
bu sürecin sonunda Sebe Devleti'nin de sonu gelmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz tarihsel gerçekler ışığında Kuran
ayetlerini incelediğimiz zaman, ortada çok somut bir uyum
olduğunu görürüz. Arkeolojik bulgular ve tarihsel gerçekler,
Kuran'da yazanlara işaret etmektedir. Ayette belirtildiği
gibi, kendilerine gönderilen peygamberin uyarılarını dinlemeyen
ve Rabbimizin nimetine nankörlük eden halk, sonunda korkunç
bir sel felaketiyle cezalandırılmıştır. Kuran'da Sebe Devleti'ne
gönderilen sel felaketi şöyle tarif edilmektedir:
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu
yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki
bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından
yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir
Rabb(iniz var)." Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece Biz
de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini,
buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir
ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük
etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete)
nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? (Sebe Suresi,
15-17)
Yukarıda ve yanda yıkıntılarına ait resimleri görülen
Marib Barajı, Sebe halkının en önemli eserlerinden
birisiydi. Kuran'da bahsedilen Arim seli ile beraber
bu baraj yıkıldı ve Sebe Devleti ekonomik yönden
zayıflayarak bir süre sonra yıkıldı. |
Kuran'da Sebe kavmine gönderilen azaptan "Seyl-ül Arim"
yani "Arim seli" olarak bahsedilmektedir. Kuran'da geçen
bu ifade, aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini göstermektedir.
Zira "Arim" kelimesinin anlamı, baraj ya da settir. "Seyl-ül
Arim" kelimesi de, setin yıkılması sonucunda meydana gelen
bir seli anlatmaktadır. Bu konuyla ilgili İslam yorumcuları
da Kuran'da Arim seli ile ilgili olarak kullanılan terimlerden
yola çıkarak, konuyla ilgili tutarlı yer ve zaman tespitlerinde
bulunmuşlardır. Mevdudi, tefsirinde şöyle yazar:
Metindeki (Seyl-ül Arim) ifadesinde kullanıldığı
gibi "arim" kelimesi "baraj, set" anlamına gelen ve Güney
Arapçasında kullanılan "arimen" kelimesinden türemiştir.
Yemen'de yapılan kazılarda ortaya çıkarılan harabelerde
bu kelime sık sık bu anlamda kullanılmıştır. Mesela Yemen'in
Habeşli hükümdarı Ebrehe'nin büyük Marib Seddinin tamirinden
sonra yazdırdığı MS 542 ve 543 tarihli bir kitabede, bu
kelime tekrar baraj (set) anlamında kullanılmıştır. O halde
Seyl-ül Arim, "bir set yıkıldığında meydana gelen sel felaketi"
anlamına gelir. "... Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli
, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki
bahçeye dönüştürdük" (Sebe Suresi, 16). Yani setin (barajın)
yıkılmasından sonra meydana gelen sel sonucu bütün ülke
harab oldu. Sebelilerin dağların arasına setler inşa ederek
kazdıkları kanallar yıkıldı ve bütün sulama sistemi bozuldu.
Bunun sonucu daha önceden bir bahçe gibi olan ülke yabani
otların yetiştiği bir cangıl haline geldi ve küçük bodur
ağaçların kiraza benzer yemişi dışında yenebilecek hiçbir
meyve kalmadı. 112
Sütunların yüzeyinde Sebe dilinde yazılmış yazıtlar bulunuyor.
Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi (Und Die Bibel Hat Doch Recht)
kitabının yazarı Hıristiyan arkeolog Werner Keller de, Arim
selinin Kuran'a uygun olarak gerçekleştiğini kabul ederek
şöyle yazar:
Böyle bir barajın olması ve yıkılarak
şehri tamamen harap etmesi, Kuran'daki bahçe sahipleriyle
ilgili verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor.
113
Arim seliyle beraber gelen felaketten sonra bölgede çölleşme
başlamış ve tarım alanlarının yok olmasıyla Sebe kavminin
en önemli gelir kaynağı da ellerinden çıkmıştı. Allah'ın
kendilerini iman etmeye ve şükretmeye çağırmasını göz ardı
eden halk, sonunda böyle bir felaketle cezalandırıldı.

112) Mevdudi, Tefhimül Kuran, cilt 4, İnsan Yayınları,
İstanbul, s. 517. 
113) Werner Keller, Und die Bibel hat doch
recht (The Bible as History; a Conformation of the Book
of Books), William Morrow, New York, 1956, s. 230. |