|
KURAN VE ASTRONOMİ
Evrenin
Varoluşu Evrenin Genişlemesi Evrenin Sonu ve Big Crunch
Sıcak Dumandan Yaratılış "Göklerle Yer"in Birbirinden Ayrılması
Göklerle Yer Arasındakilerin Yaratılışı
Evrendeki Mükemmel Denge
Güneş, Ay ve Yıldızın Yapılarındaki Farklılık
Yörüngeler ve Dönen Evren Güneş'in Gidiş İstikameti Ay Yılının Hesaplanması
Dünya'nın Yuvarlaklığı Dünya'nın Dönüş Yönü Korunmuş Tavan Gökyüzünün Bina Kılınması
Geri Döndüren Gök Güneş'in Doğuşu ve Batışındaki Farklı Noktalar
Karadelikler Işık ve Karanlıklar

GÖKYÜZÜNÜN BİNA KILINMASI
O, sizin için yeryüzünü bir döşek,
gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla
sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün
bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (Bakara Suresi,
22)
| 
Geminig meteor yağmuru her sene Aralık ayının
ikinci haftasında en yoğun şekilde gözlemlenir.
Yandaki fotoğrafta görülen kısa çizgiler yıldızlara
ait izlerdir; uzun olanlar ise meteorlara aittir.
Resimde görülen meteor yağmurunda gök taşları saatte
58 taneye varan yoğunlukta düşmüştür.
|
Yukarıdaki ayette gökyüzü için Arapça "essemae binaen" kelimesi kullanılmaktadır. Bu
kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber, Arap Bedevileri
tarafından kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı da tarif
eder. 11 Ve söz konusu çadırımsı yapı ile vurgulanan; dış
öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.
Biz çoğunlukla farkında olmasak da, diğer gezegenlerde
olduğu gibi Dünya'ya da çok sayıda gök taşı düşmektedir.
Diğer gezegenlere düştüklerinde dev kraterler açan bu gök
taşlarının Dünya'ya zarar vermemelerinin nedeni, Dünya'yı
saran atmosferin düşmekte olan gök taşlarına karşı büyük
bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence fazla dayanamaz
ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına uğrar.
Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer
sayesinde engellenmiş olur. Allah yukarıda bahsettiğimiz
atmosferin koruyucu özelliği ile ilgili ayetlerin yanı sıra,
aşağıdaki ayette de bu özel yaratılışa dikkat çekmektedir:
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve
denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza
verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar.
Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
(Hac Suresi, 65)
Nitekim bir önceki bölümde de bahsettiğimiz atmosferin
koruyucu özelliği, Dünya'yı uzaydan yani dış öğelerden korumaktadır.
Yukarıda yer verilen ayetlerde gökyüzü için kullanılan bina
kelimesi ile de tam olarak gökyüzünün, Peygamberimiz (sav)
döneminde bilinmesi mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekilmektedir.

GERİ DÖNDÜREN GÖK
Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün
"geri döndürücü" özelliğinden şöyle bahsedilir:
Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık
Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i"
kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına
gelmektedir.
Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan
oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli
bir görevi vardır. İncelendiği zaman her tabakanın kendisine
ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme
özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının
geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim.
Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası,
yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak
yere geri dönmesini sağlar. 25 km yükseklikteki Stratosferin
alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve
zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan
uzaya geri dönmelerini sağlar. İyonosfer tabakası da yeryüzünden
yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı
bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo
ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini
sağlar. Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan
yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan
uzaya geri döndürür.
Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen
bu özelliğinin yüzyıllar öncesinden Kuran'da belirtilmesi,
Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.
| |
Dünya üzerindeki
canlı yaşamı için suyun varlığı son derece önemlidir.
Suyun oluşmasındaki etkenlerden bir tanesi de atmosferin
katmanlarından biri olan Troposferdir. Troposfer
tabakası okyanuslardan yükselen su buharını yoğunlaştırarak
yeryüzüne yağmur olarak geri döndürür. |
 |
Yeryüzündeki
yaşam için öldürücü olabilecek ışınları engelleyen
atmosfer katmanı ise, Ozonosfer tabakasıdır. Stratosferin
alt tabakası olan Ozonosfer tabakası ultraviyole
gibi zararlı kozmik ışınları uzaya geri döndürerek,
bu ışınların yeryüzüne ulaşmasını ve canlılığa zarar
vermesini engeller. |
 |
Atmosferin
her katmanı insanlara yararlı özelliklere sahiptir.
Örneğin atmosferin üst tabakalarından biri olan
İyonosfer tabakası, belli bir merkezden yayınlanan
radyo dalgalarını yeryüzüne geri yansıtarak bu yayınların
uzak mesafelerden bile algılanmasını sağlar. |

GÜNEŞ'İN DOĞUŞU
VE BATIŞINDAKİ FARKLI NOKTALAR
Artık, doğuların ve batıların Rabbine
yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz; (Mearic Suresi,
40)
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların
Rabbidir, doğuların da Rabbidir. (Saffat Suresi, 5)
O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının
da Rabbidir. (Rahman Suresi, 17)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi doğu ve batı kelimeleri
çoğul olarak kullanılmışlardır. Örneğin ilk ayette kullanılan
"meşarik" kelimesi doğu için, "megarib" kelimesi de batı
için ikiden fazla olduklarını ifade eden çoğul kullanım
şekilleridir. En son ayette ise "meşrikeyn" iki doğu, "mağribeyn"
iki batı şeklinde kullanılmıştır. Ayetlerde kullanılan "meşarik"
ve "meğarib" kelimeleri "Güneş'in doğduğu ve battığı yer"
anlamlarına da gelmektedir. Dolayısıyla yukarıdaki ayetlerde
gün doğumunun ve gün batımının çeşitli noktalarından bahsedilir.
Ayrıca ilk ayette doğuların ve batıların Rabbi olarak yemin
edilmesi de dikkat çekicidir.
Bilindiği gibi Dünya'nın kendi etrafında dönüş ekseni (ekliptik
ekseni) 23° 27'lık bir eğikliğe sahiptir. Bu eğiklik ve
Dünya'nın küresel şekli sebebiyle, güneş ışınları yeryüzüne
her zaman aynı açıyla düşmez. Bu nedenle ekvatordan uzakta
bulunan bir kimse -güneş ışınları bu bölgeye farklı açılarla
düştüğü için- Güneş'in doğuda farklı noktalarda doğduğunu,
batıda da farklı noktalarda battığını gözlemler. Ve bu kişi
ekvatordan ne kadar uzakta olursa, gün batımı ve gün doğuşu
için o kadar farklı noktalar tespit edecektir.
Ancak ekvatordaki bir kişi, güneş ışınları bu bölgeye her
zaman dik açıyla geldiği için, Güneş'in hep tam doğudan
doğup, tam batıdan battığını görecektir. Arap Yarımadası'nın
ekvatordan pek uzakta olmadığı dikkate alındığında, burada
gözlemsel olarak böyle bir tespitin yapılmasının mümkün
olmadığı açıktır. Çünkü bu bölgedeki bir kişi Güneş'in hep
aynı noktadan doğup, hep aynı noktadan battığını görecektir.
Yukarıdaki ayetlerde geçen doğu ve batı ile ilgili ifadeler,
Güneş'in farklı noktalardan doğup, farklı noktalardan battığına
işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

KARADELİKLER
20. yüzyılda evrendeki gök cisimleri ile ilgili pek çok
yeni keşif yapılmıştır. Günümüzde henüz yeni tanınan bu
cisimlerden biri de karadeliklerdir. Karadelikler, yakıtı
tükenen bir yıldızın kendi içine doğru büzülmesi ve en sonunda,
yıldız yerine sınırsız yoğunlukta ve sıfır hacimde çok büyük
bir çekim alanının ortaya çıkmasıyla oluşmaktadır. Karadeliği,
yüzey yerçekimi oldukça güçlü olduğu ve ışık içerisinden
kaçamadığı için, en büyük teleskoplarla bile göremeyiz.
Ancak içine çöken yıldız bulunduğu yerin çevresine olan
etkisiyle algılanabilir. Allah Vakıa Suresi'nde yıldızların
yerleri üzerine yemin ederek bu konuya şöyle dikkat çekmiştir:
Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine
yemin ederim. Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük
bir yemindir. (Vakıa Suresi, 75-76)

Karadelikler ifadesi ilk kez, Amerikalı fizikçi John Wheeler
tarafından 1969 yılında ortaya atılmıştır. Önceleri tüm
yıldızları görebildiğimizi farz ediyorduk; ancak sonraki
yıllarda uzayda bizim onları görebileceğimiz ışıkları olmayan
yıldızlar olduğu anlaşılmıştır. Çünkü enerjisi tükenen bu
yıldızların ışıkları yok olmaktadır. Aşağıdaki ayette de
kıyamet günü tasvirlerinin yanı sıra, bir yönüyle de bu
bilimsel bulguya işaret ediliyor olabilir:
Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği'
zaman, (Mürselat Suresi, 8)
Ayrıca büyük kütleye sahip yıldızlar uzayda bükülmeye sebep
olur. Fakat karadelikler sadece uzayda bükülmeye sebep olmaz,
aynı zamanda uzayı delip geçer. Bu sönmüş yıldızların karadelikler
olarak adlandırılmasının nedeni de budur. Ayette yıldızlarla
ilgili bu bilgiye de dikkat çekilmiş olması, Kuran'ın Allah'ın
sözü olduğunu ispatlayan bir diğer önemli bilgidir:
Göğe ve Tarık'a andolsun, Tarık'ın
ne olduğunu sana bildiren nedir? (Karanlığı) Delen yıldızdır.
(Tarık Suresi, 1-3)

IŞIK VE KARANLIKLAR
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları
ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır... (Enam Suresi, 1)
Bilindiği gibi etrafta ışık kaynağı olmadığında, bir insanın
çevresindekileri çıplak gözle görmesi mümkün değildir. Ancak
bizim görebildiğimiz ışık, ışık yayan enerjinin çok küçük
bir bölümüdür. İnsanın göremediği, fakat ışık yayan başka
enerji çeşitleri de mevcuttur: Kızılötesi, ultraviyole,
X ışınları ve radyo dalgaları gibi. Ve insan ışığın bu dalga
boyları karşısında kör konumundadır.
Kuran'da "karanlık" kelimesinin her defasında "karanlıklar"
olarak ifade edilmesi de bu bakımdan dikkat çekicidir. Arapçada
"zulumat" olarak ifade edilen "karanlıklar" kelimesi, Kuran'da
23 ayette çoğul biçimde kullanılmıştır. Tekil olarak ise
hiç kullanılmamıştır. Kuran'da karanlık kelimesinin bu kullanımı
bizim görebildiğimiz ışık aralığının dışında da, farklı
ışık çeşitleri olabileceğine dikkat çekmektedir.
Buradaki çoğul ifadenin sebebini bilim adamları yakın tarihlerde
keşfetmişlerdir. Dalga boyları, elektromanyetik ışınım olarak
bilinen enerjinin farklı şekilleridir. Elektromanyetik ışınımın
tüm farklı şekilleri, uzayda enerji dalgaları şeklinde hareket
ederler. Bu, bir gölün üzerine atılan taşların oluşturduğu
dalgalara benzetilebilir. Ve nasıl, bir göldeki dalgaların
farklı boyları olabiliyorsa, elektromanyetik ışınımın da
farklı dalga boyları olur.
Evrendeki yıldızların ve diğer ışık kaynaklarının hepsi
aynı türde ışın yaymazlar. Bu farklı ışınlar, dalga boyuna
göre sınıflandırılır. Farklı dalga boylarının oluşturduğu
yelpaze ise çok geniştir. En küçük dalga boyuna sahip olan
gama ışınları ile, en büyük dalga boyuna sahip olan radyo
dalgaları arasında 1025'lik (milyar kere milyar
kere milyarlık) bir fark vardır. Güneş'in yaydığı ışınların
tamamına yakını, bu 1025'lik yelpazenin tek bir
birimine sıkıştırılmıştır.
Bu sayının büyüklüğünü daha iyi kavramak için şöyle bir
karşılaştırma yapmak yerinde olur. Eğer 1025
sayısını saymak istersek, gece gündüz hiç durmadan saymamız
ve bu işi Dünya'nın yaşından 100 milyon kez daha uzun bir
zaman boyunca sürdürmemiz gerekirdi. Evrendeki farklı dalga
boyları, işte bu kadar geniş bir yelpaze içine dağılmıştır.
Güneş'ten yayılan farklı dalga boyları ise, %70'i 0.3 mikronla
1.50 mikron arasındaki daracık bir sınırın içindedir. Bu
aralıkta üç tür ışık vardır: Görülebilir ışık, yakın kızılötesi
ışınlar ve yakın morötesi ışınlar. "Görülebilir ışık" olarak
adlandırılan bu ışınlar, elektromanyetik yelpazenin 1025'te
1'inden bile daha az bir aralıkta olmalarına rağmen, güneş
ışınlarının toplam %41'ini oluşturur.
Görüldüğü gibi gözlerimizin görebildiği
elektromanyetik dalgalar, ışık tayfının çok küçük bir bölümünü
meydana getirir. Diğer kısımlar ise insan için geniş karanlıkları
ifade eder ve bu sınırın dışındaki dalga boyları insanın
kör olduğu alanlarıdır. 34


11) http://webhome.idirect.com/~alila/Writings/Physics.htm.
34) S. Waqar Ahmed Husaini, Qur'an for
Astronomy and Earth Exploration from Space, 3. baskı, Goodword
Books, New Delhi, 1999, ss. 175-182. |