|
Hz. Süleyman, Hz. Zülkarneyn
ve Mehdi Benzerlikleri
Kitabın önceki bölümlerinde
Hz. Süleyman kıssasından ahir zamana yönelik olan çeşitli
işaretler üzerinde durduk ve ahir zamanda, Altınçağ'da İslam
ahlakının dünya üzerinde hakim olmasının Hadi sıfatını taşıyan
bir şahs-ı manevinin (Mehdi) vesilesiyle olacağını belirttik.
Peygamber Efendimizden rivayet edilen hadislerde ahir zamanın
ve Altınçağ'ın alametleri haber verilmiştir. Günümüzde gerçekleşen
olayları bu alametler ile kıyasladığımızda ise, ahir zamanın
içinde yaşadığımız dönem olduğunu gösteren ve aynı zamanda
Altınçağ'ın gelişini müjdeleyen pek çok işaret görmekteyiz.
Ahir zamanın başlangıcı, hadislerde, fitnelerin çoğaldığı,
savaş ve çatışmaların arttığı, dünya üzerinde çok büyük
bir ahlaki yozlaşmanın baş gösterdiği din ahlakından uzaklaşıldığı
bir kaos ortamı olarak tanımlanmıştır. Söz konusu dönemde,
dünyanın dört bir yanında doğal felaketler olacak, fakirlik
hiçbir dönemde olmadığı kadar artacak, suç oranlarında çok
büyük bir tırmanma görülecek, cinayetler ve katliamlar birbirini
takip edecektir. Ancak bu ahir zamanın sadece ilk aşamasıdır;
ikinci aşamada Allah Mehdi'yi vesile kılarak insanlığı bu
kaos ortamından kurtaracaktır.
Elbette burada sayılan olaylar tarih boyunca birçok kez
yaşanmıştır. İnsanlık tarihi boyunca pek çok savaş, doğal
felaket ya da deprem gerçekleşmiştir. Ahlaki dejenerasyon
her dönemde farklı toplumlarda görülmüş, fakirlik ve açlık
dünyanın dört bir yanında asırlardır süregelmiştir. Ahir
zaman alametlerini bu olaylardan ayıran fark ise bu alametlerin
hepsinin aynı dönem içinde, birbiri ardına ve hadislerde
belirtilen bazı özel şekillerde gerçekleşmesidir. Burada
şunu da müjdelemeliyiz ki; Peygamberimizin hadislerinde
anlatılan bu büyük kaos sadece geçici bir dönem yaşanacak
ve Altınçağ'ın başlangıcı bu çalkantılı dönemi sona erdirecektir.
Altınçağ savaşların ve çatışmaların son bulduğu, insanlığa
büyük belalar getiren dinsiz ideolojilerin tarihin karanlıklarına
gömüldüğü ve dünyanın bolluk, bereket ve adaletle dolup
taştığı bir dönem olacaktır. İslam ahlakı tüm dünyaya yayılacak,
insanlar akın akın dine yöneleceklerdir. İslam ahlakının
bu büyük hakimiyeti -daha önce de vurguladığımız gibi- Peygamber
Efendimizin bazı hadislerinde Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn'in
dünya hakimiyetlerine benzetilerek tarif edilmiştir. Bunlardan
bazıları şöyledir:
Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya
hükmedecektir. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiy-il
Muntazar, s.29)
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir.
Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer
ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendir. Yere beşinci
olarak ehli beytimden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı
Rabbani, 2/1163)
İlerleyen bölümlerde ahir zamanda olduğumuzu
ve aynı zamanda da kutlu Altınçağ döneminin çok yakın olduğunu
gösteren alametlerden bazı örnekler verilecektir. (Ahir
zaman alametleriyle ilgili detaylı bilgi için Kıyamet Alametleri,
Altınçağ, Altınçağ ve Dabbetü'l-Arz, isimli kitaplarımıza
bakabilirsiniz. )
| 
|
Zamanın
inkitaa uğradığı (sistemlerin değiştiği)
bir dönemde Mehdi denen bir adam gelecek...
(Kitab-ül Burhan
fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)
|
|
|
Bu hadiste Peygamber Efendimiz, Mehdi'nin "sistemlerin
değiştiği" bir dönemde geleceğini bildirmiştir. Bu hadiste
işaret edilen "sistem değişikliği"nin, 20. yüzyılda dünyanın
dört bir yanında hakim olan ve yüzyılın sonlarına doğru
yıkılan komünist rejimler olması muhtemeldir.
20. yüzyıla damgasını vuran kanlı savaşların ve katliamların
en büyük nedenlerinden biri, materyalist felsefenin ürünü
olan komünist ideolojinin hakimiyetidir. Bu ideoloji, Avrupa'dan
Asya'ya, Güney Amerika'dan Afrika'ya kadar dünyanın büyük
bölümünde etkili olmuş, birçok ülke on yıllar boyunca komünist
rejimler tarafından yönetilmiş veya komünist örgütler tarafından
hedef alınmıştır. 1990'lı yıllara kadar devam eden soğuk
savaşın ve en acımasız katliamların nedeni komünizm olmuştur.
Komünist rejimler diğer ülkelerle savaşarak ideolojilerini
yaymaya çalışmanın yanında, kendi halklarına da büyük bir
zulüm uygulamışlar, çok geniş kitleleri idamlar, toplu katliamlar,
toplama kamplarındaki ağır koşullar ve kıtlıklar gibi yöntemlerle
öldürmüşlerdir.
Komünist rejimler, tarihçilerin hesaplamalarına göre, 20.
yüzyıl boyunca 120 milyon insanın ölümüne neden olmuştur.
Bunların çoğu, bir savaş sırasında cephede ölen askerler
değil, komünist devletlerin kendi halklarının içinden öldürdükleri
sivillerdir. On milyonlarca erkek, kadın, yaşlı, küçük çocuk,
bebek, sadece komünist rejimlerin, katı ve vahşi özellikleri
nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bunun dışında milyonlarca
insan, komünistlerin zulmüne uğramış, bu yüzden göçe zorlanmış,
ellerinden malları, tarlaları alınmış ve her an öldürülme,
suçsuz yere tutuklanma veya zulüm görme korkusu altında
yaşatılmışlardır.
Berlin Duvarı'nın 1989 yılında yıkılması
komünizmin çöküşünün de bir sembolü olarak görülmektedir.
Komünist ideolojinin en önemli liderlerinden sayılan
Lenin'in dev boyutlardaki heykellerinin yıkılıp,
halk tarafından parçalara ayrılması ise hadiste
belirtilen sistem değişikliğinin en açık delillerinden
biridir. |
Ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru, çok güçlü ve sarsılmaz
sanılan bu ideolojiye sahip rejimler birer birer çökmeye,
güç kaybetmeye başlamışlardır. Bu çöküşün en belirgin sembolü,
1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılmasıdır. İki yıl sonra,
dünyanın en büyük ve en güçlü komünist devleti olan Sovyetler
Birliği yıkılmış ve Doğu Bloku tamamen parçalanmıştır. Afrika'dan
Hindiçini'ne kadar uzanan bir coğrafyada farklı komünist
rejimler birbiri ardına çökmüş, 1945'ten beri dünyanın sabit
uluslararası sistemi olan "iki kutuplu dünya düzeni" ortadan
kalkmış, siyasi yorumcuların deyimiyle yeni bir dünya düzeni
kurulmuştur. Son derece şaşırtıcı bir şekilde gerçekleşen
bu gelişmeyle, hadiste belirtilen "sistem değişikliği" gerçekleşmiştir.
Günümüzde ise, gerek komünizmin -gerekse onunla aynı fikri
kaynaklara dayanan bir diğer totaliter sistem olan faşizmin-
son fikri ve siyasi kalıntıları da yok olmakta, dünya bu
kanlı ideolojilerden tamamen temizlenmektedir. İslam ahlakının
dünyaya yayılması ile bu sistemlerin dünyanın dört bir yanına
getirdiği zulüm, acı, karanlık ve yokluk yeryüzünden gerçek
anlamda silinecek, insanlar güzelliğe, zenginliğe, refaha
ve huzura kavuşacaklardır. Allah, zorlukların, karanlıkların,
savaş, katliam ve acıların ardından, rahmetinin ve ihsanının
bir tecellisi olarak insanlara eşsiz nimetler sunacaktır.
| 
|
Ahir
zamanda ümmetimin başına sultanlarından
şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara
dar gelir.
(Kitab-ül Burhan
fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)
|
|
|
Bu hadis, Mehdi gelmeden önce bazı Müslüman ülkelerde,
din ahlakından uzak, zalim ve acımasız karakterli veya başarısız
kişilerin iktidarda olacağına işaret etmektedir. Gerçekten
de bugün İslam dünyasının bir bölümünde iktidarda olan yöneticiler,
Müslüman halka eziyet etmekte, baskıcı ve despot rejimleri
ile insanları ezmektedirler. Bir kısmında ise, ehil olmayan
yöneticiler nedeniyle halk çeşitli belalara maruz kalmaktadır.
Irak, Libya, Suriye, Somali, Etiyopya, Afganistan, Tunus
ve Cibuti gibi ülkeler başta olmak üzere Müslümanlar, ülke
yönetimindeki liderler tarafından baskı altına alınmakta,
çeşitli zorluk ve sıkıntılara maruz bırakılmaktadırlar.
Müslümanların dinlerini özgürce yaşamaları ve ibadetlerini
yerine getirmeleri engellenmekte, ekonomik sıkıntılar yaşamı
zorlaştırmaktadır. Bu ülkelerden bazılarında yaşanan olaylara
örnekler şunlardır:
İran'la yaptığı savaşta 3 milyonluk nüfusunun yaklaşık
bir milyonunu kaybeden Irak'ta, faşist diktatör Saddam Hüseyin
halkına akıl almaz işkenceler ve zulüm uygulamıştır. Irak
Müslümanları halen Saddam'ın faşist uygulamaları altında
ezilmekte, Saddam'ın akılsız politikaları nedeniyle uluslararası
yaptırımlara maruz kalmaktadırlar.
Hafız Esad iktidarda bulunduğu
30 yıl boyunca çok büyük katliamlar gerçekleştirdi.
Bunlardan bir tanesi de Hama şehrinde bir gün içinde
40 bin Müslümanın vahşice öldürülmesidir.
Afganistan'da 10 yıl süren Kızıl Ordu işgali, ardında
on binlerce ölü, bir o kadar da sakat bıraktı. Sovyetlerin
geri çekilmesinin ardından başlayan kanlı iç çatışma
ise ülkeyi daha büyük bir kaosa sürükledi. |
1979 yılında Sovyet Rusya tarafından işgal edildiği günden
beri Afganistan'da, istikrarsızlık ve kargaşa hakim olmuş,
gerçek İslam'ı hiçbir şekilde temsil etmeyen iktidarlar,
son derece baskıcı, acımasız ve hoşgörüsüz bir sistem kurmuşlardır.
Afrika'nın en küçük ülkelerinden biri olan Cibuti, 1977
ve 1991 yılları arasında, yaklaşık 2 bin Müslümanın katledildiği,
7 bin kişinin de hiçbir mazeret gösterilmeden tutuklanıp
işkence gördüğü katı bir rejimle yönetildi.
Somali'de 1969 yılından 1991 yılına kadar yaklaşık 20 yıl
boyunca doğrudan Müslümanları hedef alan, Tümgeneral Muhammed
Siad Biare'nin liderliğinde baskıcı bir rejim uygulandı.
 |
Habib Burgiba, iktidarı
boyunca Müslüman Tunus halkına çeşitli zulümlerde
bulunmuştur.
Somali'de iktidara gelen yönetimlerin
en önemli özelliklerinden İslam karşıtı
uygulamalarıdır. Somali'de Siad Barre döneminde
başlayan iç savaş hala devam etmektedir. |
Irak lideri Saddam
Hüseyin yıllardır hem kendi halkına hem de komşu
ülkelerdeki Müslümanlara yönelik çok büyük bir baskı
ve zulüm politikası yürütmektedir. |
Tunus, 31 yıl boyunca Habib Burgiba'nın dikta rejimi altında
yönetildi. Kendisini "hayat boyu cumhurbaşkanı" ilan eden
Burgiba, iktidarda olduğu müddetçe Müslüman halkı baskı
altında tuttu.
Suriyeli Müslümanlar Hafız Esad'ın 30 yıl süren diktatörlüğü
boyunca çeşitli acımasızlıklara maruz kaldılar. Kadınlara
tecavüz edildiği, erkeklere her türlü işkencenin uygulandığı
katliamlarda bazı şehirler tamamen ortadan kalktı.
| 
|
Tozlu dumanlı,
karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri
takip edecek...
(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il
Ahir Zaman, s. 26) |
|
|
Bu hadiste ise, Mehdi'nin çıkışından önce,
tozlu ve dumanlı, karanlık bir fitnenin görüleceğinden söz
edilmektedir. Fitne, "insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya
hak ve hakikatten saptıracak şey, savaş, azdırma, karışıklık,
ihtilaf, kavga" gibi anlamlara gelen bir kelimedir.15
Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı
belirtilir. Ayrıca bu fitnenin "karanlık" olarak nitelendirilmesi,
nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olay olduğuna
işaret kabul edilebilir.
Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül
2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York
ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin
en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret
etmesi muhtemeldir. Televizyon ekranlarında ve gazetelerde
de şahit olunduğu gibi, bu iki büyük terör olayının ardından
büyük bir toz bulutu ve duman çevreyi sarıp kuşatmıştır.
New York'ta Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Washington'da Pentagon
binasına çarpan uçakların yakıtlarının sebep olduğu patlamalar
sonucunda büyük bir duman oluşmuş ve bu duman tüm şehirden
ve hatta civar kentlerden görülebilecek kadar yükselmiş
ve yayılmıştır. Patlamalar sonucunda çöken binalar ise,
daha büyük bir toz bulutunun oluşmasına neden olmuş, hatta
çevredeki insanların üzerleri tamamen bu tozla kaplanmıştır.
Bu olay, hem dünya tarihinin en büyük terör saldırılarından
biri olması, hem diğer alametlerle yakın dönemlerde vuku
bulması ve ayrıca hadiste yapılan tarife benzer özellikler
taşıması sebebiyle son derece önemlidir. Dolayısıyla binlerce
masum insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olan, insanlık
tarihinin bu en elim terör olayı, hadiste haber verilen
ve Mehdi'nin çıkışının bir alameti olarak bildirilen "tozlu
dumanlı, karanlık fitne" olabilir.
|
Hadiste belirtilen
"tozlu ve dumanlı, karanlık fitne" resimlerde görüldüğü
gibi 11 Eylül terör saldırısının en belirgin özelliklerindendi. |
| 
|
Mehdi'den
önce, yaygın katliamların vuku bulacağı
büyük bir fitne görülecektir.
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il
Mehdiyy-il Muntazar, s. 37) |
|
|
Peygamberimizin Mehdi'nin gelişi ile ilgili bildirdiği
hadislerin büyük bir kısmında, Mehdi gelmeden önce dünyada
karmaşa, güvensizlik ve huzursuzluğun hakim olacağı üzerinde
durulmaktadır. Savaşlar ve çatışmaların yanı sıra, toplu
katliamların yaşanacak olması da bu dönemin belirgin özellikleri
arasındadır. Ayrıca hadiste katliamların yaygın olacağına,
yani tüm dünya çapında yaşanacağına dikkat çekilmektedir.
Amnesty International'ın raporlarına
göre Saddam Hüseyin Halepçe'de 5000 sivili vahşice
katlettirmiş, binlerce kişi de benzer saldırılarda
kaybolmuştu. |
Geçtiğimiz yüzyılda iki büyük dünya savaşı yaşanmış ve
sırf bu savaşlarda 65 milyon insan hayatını kaybetmiştir.
20. yüzyıl boyunca siyasi nedenlerle katledilen sivillerin
sayısının 180 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Bu daha
önceki yüzyıllarla kıyaslandığında olağanüstü derecede yüksek
bir rakamdır. Gerçekte 20. yüzyıla dek dünya üzerindeki
savaşlar çoğu zaman bir cephe savaşı şeklinde yaşanır, yani
belirli bir hat üzerinde savaşan ordular arasında geçerdi.
Oysa 20. yüzyıldaki silah teknolojisi ve buna bağlı olarak
geliştirilen askeri stratejiler, "topyekün savaş" kavramını
ortaya çıkarmış, savaşlar sadece cephedeki askerleri değil,
cephe gerisindeki sivilleri de büyük ölçüde hedef almıştır.
Şehirlerin bombalanması, kimyasal, biyolojik veya nükleer
silahlar, soykırım, toplama kampları gibi kavramlar, sadece
20. yüzyıla özgüdür.
Söz konusu vahşet sürmekte, bugün hala dünyanın dört bir
yanında kanlı savaşlar ve çatışmalar devam etmektedir. Bu
savaşların ortak özelliği ise, yukarıdaki hadiste de belirtildiği
gibi toplu katliamların yaşandığı savaşlar olmasıdır. Bir
yandan kitle imha silahlarının kullanılmaya başlanması,
diğer yandan da çatışmayı ve kan dökmeyi teşvik eden ideolojilerin
fikri egemenliği, katliamların çok geniş kapsamlı olmasına
neden olmaktadır.
Yakın tarihe bakıldığında pek çok insanın hayatını kaybettiği
çeşitli katliam örnekleri görülecektir. Örneğin Bosna Savaşı,
ağırlıklı olarak sivil halkın hedef alındığı, kadın, çocuk,
yaşlı denmeden binlerce insanın katledildiği bir savaş olarak
tarihe geçmiştir. Savaş sonrasında ortaya çıkarılan toplu
mezarlar ise katliamın boyutlarını gözler önüne seren çarpıcı
bir delil olmuştur.
Filistin halkına karşı 1940'lardan beri yürütülen bir diğer
"etnik temizlik" operasyonu ise, daha uzun vadeli bir katliam
politikasıdır. Bu politikanın Sabra ve Şatilla katliamları
gibi örnekleri, yaşanan olayların boyutlarını gözler önüne
sermektedir.
| |
Bosna'da, tüm insanların
gözü önünde gerçekleşen büyük bir soykırım
yaşandı ve sona erdi. Ancak birbiri ardına
bulunan toplu mezarlar katliamın gerçek
boyutunu ortaya koyuyor. |
Çeçenistan topraklarında
yıllardır devam eden çatışmalarda binlerce
masum insan hayatını yitirdi. Çok sayıda
insan da mülteci durumuna düştü. Bu insanlardan
da birçoğu yollarda hayatını kaybetti. (Üstte) |
|
Afrika kıtasında da sık sık çeşitli farklı etnik kökenler
arasında şiddetli çatışmalar yaşanmakta ve binlerce insan
hayatını yitirmektedir. 1997 yılının ilkbaharında 5 büyük
ülkeyi, Zaire, Ruanda, Uganda, Burundi ve Tanzanya'yı içine
alan bir bölgeyi etkileyen bir savaş, iki büyük kabile arasında
yaşandı: Hutu ve Tutsi kabileleri. Bu etnik savaşta yarım
milyona yakın insan hayatını yitirdi. On binlerce kişi ormanlarda
açlıkla, sefaletle, salgın hastalıklarla mücadele etti ve
çok büyük bir bölümü öldü. Küçük çocuklar ve bebekler bile
sırf başka bir kabileden oldukları için vahşice öldürüldüler.
| 
|
Masum insanlar
katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara
yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez
bir hale geldiğinde zuhur edecektir...
(El-Kavlu'l Muhtasar
Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37) |
|
|

Saddam Hüseyin'in Halepçe'de yaptığı katliamdan
görüntüler |
Mehdi'nin çıkışı ile ilgili hadislerde katliamların yaygınlaşmasından
bahsedilirken, bu katliamların masum insanları hedef alacağına
özellikle dikkat çekilmiştir. Daha önce de ele aldığımız
gibi, günümüzde hemen hemen tüm savaşlarda asıl hedef sivil
halk olmaktadır. Katliamlar da asıl olarak sivil ve masum
halka yönelik olarak gerçekleştirilmekte, çoğunlukla çocuklar,
yaşlılar ve kadınlar katledilmektedir. Özellikle kendilerini
savunma imkanı olmayan bu insanların seçilmiş olması katliamların
çapının geniş, hayatlarını kaybeden insanların sayısının
yüksek olmasına neden olmaktadır.
Savaşlar veya çeşitli çatışmalar sırasında gerçekleştirilen
katliamların yanı sıra özellikle son yıllardaki terörist
eylemler de halkın toplu olarak imha edilmesi ile neticelenmektedir.
Terörizmin amacı halk arasında korku ve dehşet yaymak olduğundan,
bu tür saldırıların asıl yöneldiği kesim çoğunlukla sivil
halktır. Alış veriş merkezleri, restoranlar, kafeteryalar,
okullar gibi savunmasız kadınların, gençlerin ve çocukların
bulunduğu yerleri hedef alan bu eylemler nedeniyle dünyanın
farklı ülkelerinde pek çok insan hayatını kaybetmektedir.
|
Dünyanın dört
bir yanında birbiri ardına gerçekleşen terörist
saldırılarda, bombalamalarda ve kundaklamalarda
hedef olarak her zaman için masum insanlar seçilmektedir. |
| 
|
Hiçbir
tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne
zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen
başka bir tarafa yayılacak..
(El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il
Mehdiyy-il Muntazar, s. 21-22) |
|
|
Yukarıdaki hadiste, dünyaya sürekli olarak yayılan ve uzun
süreler devam eden bir fitneden söz edilmektedir. "Fitne"
kelimesi ise daha önce de belirtildiği gibi "savaş, karışıklık,
kavga, ihtilaf" gibi anlamlara da gelmektedir. Kelimenin
bu anlamları düşünüldüğünde özellikle son bir asırdır, hadiste
de ifade edildiği gibi "kaldığı yerden hemen başka bir tarafa
yayılan" savaşlar, iç çatışmalar, kargaşalar dünyanın dört
bir yanında bitip tükenmeden devam etmektedir. Özellikle
geride bıraktığımız 20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak
anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl ise savaşlar
ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın
dört bir yanında devam etmektedir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, 20. yüzyıl savaşlarında
yaklaşık 180 milyon insan hayatını kaybetti. İnsanlık tarihinde
ilk kez, bir yüzyıl içinde bu kadar çok sayıda insan savaşlar
nedeniyle hayatını kaybetmiş oldu. Yine 20. yüzyılda, her
biri en az 6000 kişinin ölümüne neden olan 165 savaş ve
çatışma meydana geldi.17
Son 25 yıl içinde dünyanın hangi bölgelerinde savaş ve
iç karışıklık yaşandığına baktığımızda, dünyanın bir yerde
bitip diğerinde başlayan fitnelerden kurtulamadığını görmek
mümkündür. Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk, Bulgaristan,
İran, Irak, Afganistan, Çeçenistan, Filistin, İsrail, Kuzey
Kore, Kamboçya, Doğu Türkistan, Etiyopya, Somali, Yemen,
Uganda, Cezayir, Ruanda, Mozambik, Angola, Kongo, Liberya,
Burundi, Sudan, Lübnan, Arjantin, Kuzey İrlanda, El Salvador,
Nikaragua, son 25 yılda savaşların ve iç çatışmaların yaşandığı
ülkelerden sadece bazılarıdır.
 |
 |
Hadiste ahir zamanın başlangıcında biri
bitmeden diğeri başlayan fitnelerden söz
edilmektedir. 20. yüzyıl da tam hadiste
tarif edildiği gibi, bitmek bilmeyen savaşların,
çatışmaların ve katliamların tüm dünyayı
sardığı bir asırdı.
(solda) Tarih ve Medeniyet, Temmuz 1994
|
|
|