|
Sebe Halkının Uğradığı Son
 Sebe Devleti'nin çok güçlü
ordulara sahip olduğundan çeşitli ayetlerde bahsedilir.
Sebe ordusunun komutanlarının Kuran'da aktarılan bir ifadesi,
bu ordunun son kararı Sebe Melikesi'ne bıraktığını göstermektedir.
Komutanlar, Sebe'nin kadın yöneticisine (Melikesi'ne)
şöyle derler:
... Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız.
İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen
(biz uygularız). (Neml Suresi, 33)
Ancak Sebe Devleti'nin bu askeri gücü onlara hiçbir fayda
sağlamamış ve peygamberlerinin uyarılarını dinlemeyen ve
Allah'ın nimetlerine nankörlük eden Sebe halkı, nesiller
sonra korkunç bir sel felaketiyle cezalandırılmıştır. Kuran'da
Sebe halkının yaşadığı yerler şöyle tarif edilmektedir:
Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde
de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi.
(Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na
şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var)."
(Sebe Suresi, 15)
| "Size
hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler
ve pınarlar da."
(Şuara Suresi, 133-134)
Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları ve tatları
farklı ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine
benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur...
(Enam Suresi, 141)
... Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler
versin, ırmaklar da versin."
(Nuh Suresi, 12)
Onlar, Allah'tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu)
ve gerçekten Allah'ın müminlerin ecrini boşa çıkarmadığını
müjdelemektedirler.
(Al-i İmran Suresi, 171) |
Yukarıdaki ayetlerde de vurgulandığı gibi, Sebe halkı,
estetik yönüyle çarpıcı, bereketli bağ ve bahçeleri olan
bir toprakta yaşıyordu. Ticaret yolları üzerinde bulunan
ve bu nedenle de refah düzeyi oldukça yüksek olan Sebe Ülkesi,
dönemin en gözde beldelerinden biriydi. Hayat şartlarının
ve ortamın böyle olumlu olduğu ülkede Sebe halkına düşen,
ayette bildirildiği gibi "Rablerinin rızkından yemek ve
O'na şükretmek"ti. Ama öyle yapmadılar ve nankörlerden oldular.
Ayetlerde Sebe halkının tavrı şu şekilde haber verilir:
Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece Biz de
onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini,
buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir
ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük
etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete)
nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? (Sebe Suresi,
16-17)
Sebe halkı, başarılarını ve zenginliklerini kendi çabalarının
bir sonucu sandılar. Yüz çevirmelerinin karşılığını ise
ayette bildirildiği gibi büyük bir selle aldılar ve helak
oldular. Bu Allah'ın inkar eden tüm kavimlere verdiği İlahi
bir karşılıktır. Allah'ın nimetlerine nankörlük eden, elçilerin
gösterdiği hidayet yoluna uymayan ve gönderilen kitapları
inkar eden her halk, mutlaka bu yaptıklarının karşılığını
hem dünyada hem de ahirette alacaktır. Bu adetullahın (Allah'ın
kanununun) bir sonucudur. Allah Hud Suresi'nde şu şekilde
buyurmaktadır:
Bunlar, sana doğru haber (kıssa) olarak aktardığımız
(geçmişteki) nesillerin haberleridir. Onlardan kimi ayakta
kalmış, (hala izleri var, kimi de) biçilmiş ekin (gibi yerlebir
edilmiş, kalıntısı silinmiş) dir. Biz onlara zulmetmedik,
ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin
emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları,
onlar a hiçbir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan
başka bir işe yaramadı. (Hud Suresi, 100-101)
ARİM SELİ İLE HELAK OLAN SEBE KAVMİ
Tarihi kaynaklara göre Sebe halkı, Güney Arabistan'da yaşamış
olan dört büyük uygarlıktan birisidir. Sebe halkı, tarihte
medeni bir kavim olarak bilinmişlerdir. Bu kavmin en önemli
eserlerinden olan Marib Barajı da, ulaştıkları teknolojik
seviyenin önemli göstergelerindendir. Sebeliler daha uygarlıklarını
kurma aşamasındayken buraya bir baraj inşa etmiş, sulama
yapmaya başlamış ve bu baraj sayesinde de çok ileri bir
refah seviyesine kavuşmuşlardı.
Marib'deki bu barajın yüksekliği 16 metre,
genişliği 60 metre ve uzunluğu da 620 metreydi. Hesaplara
göre baraj aracılığıyla sulanabilen toplam alan 9.600 hektardı
ki, bunun 5.300 hektarı güney, geri kalanı ise kuzey ovasına
aitti. Bu iki ova, Sebe kitabelerinde bazen "Marib ve iki
ova" diye anılırdı. İşte Kuran'daki "sağdan ve soldan iki
bahçe" ifadesi, muhtemelen bu iki vadideki gösterişli bağ
ve bahçelere işaret eder. Bu baraj ve sulama tesisleri sayesinde
bölge, Yemen'in en iyi sulanan ve en verimli kesimi olarak
ün yapmıştı.
Bu baraj, MS 5 ve 6. yüzyıllarda geniş çaplı onarımlar
görmüştü. Ancak bu onarımlar barajın MS 542 yılında yıkılmasını
önleyemedi. Bu tarihte yıkılan baraj, Kuran'da bahsedilen
"Arim seli"ne yol açmış ve büyük tahribata neden olmuştu.
Sebe halkının yüzlerce seneden beri işletmekte olduğu bağları,
bahçeleri ve tarım alanları tamamen yok olmuştu. Barajın
yıkılmasından sonra Sebe kavminin de hızlı bir gerileme
sürecine girdiği görülmektedir; barajın yıkılmasıyla başlayan
bu sürecin sonunda Sebe Devleti'nin de sonu gelmiştir.
Bu tarihsel gerçekler ışığında Kuran ayetlerini incelediğimiz
zaman, ortada çok büyük bir uyum olduğunu görürüz. Arkeolojik
bulgular ve tarihsel gerçekler, Kuran'da yazanlara işaret
etmektedir. Kuran'da Sebe kavmine gönderilen azaptan "Seyl-ül
Arim" yani "Arim seli" olarak bahsedilmektedir. Kuran'da
geçen bu ifade, aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini
göstermektedir. Zira "Arim" kelimesinin bir anlamı da baraj
ya da settir. Dolayısıyla "Seyl-ül Arim" ifadesi de, setin
yıkılması sonucunda meydana gelen bir sele işaret etmektedir.
"Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi" (Und Die Bibel Hat Doch Recht)
kitabının yazarı Alman arkeolog Werner Keller de, Arim selinin
Kuran'a uygun olarak gerçekleştiğini kabul ederek şöyle
yazar:
"Böyle bir barajın olması ve yıkılarak şehri tamamen harap
etmesi, Kuran'daki bahçe sahipleriyle ilgili verilen örneğin
gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor."
Kuran'da bahsedilen Arim selinin
ardından Marib Barajı'nın yıkılması, Sebe Ülkesi'nin
sular altında kalmasına neden oldu ve tüm şehir
harap oldu. |
Sebe halkının yaşadığı ve artık tümüyle ıssız bir harabe
konumuna gelmiş olan Marib, şüphesiz, Sebe halkıyla aynı
hatayı işleyen tüm insanlar için bir ibrettir. Onlar Allah'ın
nimetlerine nankörlük edip zalimlerden olmalarının karşılığını
bu felaket ile almış, sahip oldukları tüm zenginliklerini
bir anda kaybetmişlerdir. (Detaylı bilgi için Bkz. Kavimlerin
Helakı, 6. Baskı, Harun Yahya, 2001, Vural Yayıncılık)
|