|
Kuran'da Tarif Edilen İki Farklı
Yönetim
Yönetim şekilleri hakkında Kuran'da
haber verilen iki önemli örnek vardır. Bunlardan biri Sebe
Melikesi'nin ülkesindeki yönetim, diğeri ise Firavun'un
baskıcı yönetimidir.
Hz. Süleyman'ın Güneş'e tapan Sebe Ülkesi'ni iman etmeye
çağıran bir mektup yollamasının ardından gelişen olaylar,
bu devletin yapısı hakkında bazı fikirler vermektedir.
Sebe Melikesi'nin yanında kavmin önde gelenlerinden oluşan
bir grup bulunmaktadır. Sebe Melikesi Hz. Süleyman'dan gelen
mektubu okuduktan sonra bu gruba danışmaktadır. Yani bu
devlette tek bir hükümdarın karar hakkı söz konusu değildir,
hükümdarla birlikte devletin yönetiminde söz sahibi olan
bir grup da vardır. Sebe Melikesi, yanındakilerin fikrine
önem vermekte, onlar da Melike'nin otoritesine ve kişiliğine
saygı göstermektedirler. Bu yönüyle, Sebe Devleti'nde demokrasi
benzeri bir yönetim şekli uygulanmış olması mümkündür.
Firavun'un yönetim tarzı ise ilk bakışta Sebe Devleti'ndekine
benzer gibi gözükür. Onun yanında bulunan önde gelenlerin
de yönetimde çok büyük bir etkiye sahip oldukları görülmektedir.
Ancak bu kişiler Firavun'u yanlış yönlendirmekte, ona, fitne
ve zulme sebep olacak emirler vermektedirler. Araf Suresi'nde
Firavun'a şu şekilde hitap ettikleri bildirilir:
Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver
(vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla."
(Araf Suresi, 111)
Firavun dönemindeki yönetim tarzını oligarşi olarak tanımlamak
mümkündür. Oligarşi, "azınlık yönetimi" demektir. Bir sistemde,
siyasi güç sadece sınırlı bir grubun elinde ise, o sistem
bir oligarşidir. Oligarşinin gücü ise çoğu zaman askeri
veya maddi gücünün miktarı ile doğru orantılıdır. Oligarşide
yönetici kadrosu birkaç kişiden oluşabileceği gibi daha
geniş kapsamlı da olabilir. Ancak her koşulda halka oranla
bu küçük bir azınlıktır. Bu kişiler halkı kendi menfaatlerine
göre, keyfi olarak yönetirler. Firavun düzeni de ayetlerden
görüldüğü gibi bir oligarşidir.
"Firavun'a ve ileri gelen çevresine;
fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir
topluluktu." (Müminun Suresi, 46) ayetinde bildirildiği
gibi, Firavun ve çevresi de kendi isteklerini zorbalıkla
yaptıran bir topluluktu. Firavun'un yanındaki danışmanlar,
büyücüler ve askerlerden oluşan oligarşik sınıf, halkın
Firavun sistemine bağlı kalması için onu fikri yönden egemenlik
altına almış, kitlelere Firavun'un üstün bir varlık olduğu
yalanını telkin etmişti. Firavun ve yakın çevresi halka
zulmetmekteydi. Bunu haber veren ayet şöyledir:
Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden
(gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini
belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü
Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten
ölçüyü taşıranlardandı. (Yunus Suresi, 83)

Kuzey Afrika, 12. yy. Londra,
Spink Koleji
Neml Suresi, 36-39. ayetler arası
Neml Suresi'nde, Sebe Melikesi ile Hz. Süleyman
arasındaki görüşme haber verilir. Bu görüşmede
Sebe Melikesi Hz. Süleyman'ın zenginliğine ve
gücüne şahit olmuştur.
|
Firavun sisteminin zalimliğini gösteren çok açık başka
bir kanıt da, ülkedeki insanları, ırk veya inançlarına göre
"fırkalara" (zümrelere) ayırması ve bir kısmına kasıtlı
olarak zulmetmesidir. Özellikle İsrailoğulları'nı hedef
alan bu zulümden bir ayette şöyle söz edilir:
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da)
büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp
bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek
çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü
o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)
Araf Suresi'nin 127. ayetinde ise Firavun'un, "kahir bir
üstünlüğe" sahip olduğu bildirilir. Bu kahredici üstünlük
Firavun'un güçlü ordusundan kaynaklanmaktadır. Bu sistemin
ne kadar gelişmiş ve gücün ne kadar büyük olduğunu Firavun'un
askerlerine verdiği emirlerden anlayabiliriz:
Bunun üzerine Firavun da şehirlere (askerler)
toplayıcılar gönderdi. (Şuara Suresi, 53)
Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik
bekletiver, şehirlere de toplayıcılar yolla." (Araf Suresi,
111)
Yukarıdaki ayetlerin de işaret ettiği gibi, Firavun çok
baskıcı bir devlet mekanizmasına ve özellikle istihbarat
sistemine sahipti. Öyle ki; belli bir hiyerarşi içinde ülkenin
en ücra köşelerini bile denetleyebiliyordu. Bu denetim,
Firavun yönetiminin katı disiplinini ve baskıcı uygulamalarını
da göstermekteydi.
Sebe Melikesi'nin Hz. Süleyman ile görüştükten sonra, Allah'a
iman ettiğini ve Hz. Süleyman'a tabi olduğunu belirtmesi
ise, Sebe Ülkesi'nde bu tarz bir baskının söz konusu olmadığına
bir işaret olabilir. Sebe Melikesi'nin bu sözleri Kuran'da
şöyle bildirilir:
... Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime
zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi
olan Allah'a teslim oldum." (Neml Suresi, 44)
Sebe Devleti'nin yönetim şekli, ayetlerden de anlaşıldığı
gibi, dönemin şartlarına göre "demokratik" ruha sahip bir
sistemdir. Firavun sisteminin aksine, insanlar üzerinde
bir baskı mevcut değildir. Devlet yönetiminde en önemli
kararların dahi istişare ile alındığı, devlet kademeleri
arasında uyum ve işbirliğinin sağlandığı, karşılıklı hoşgörünün,
vicdan özgürlüğünün yaşandığı, hakların gözetildiği bir
modeldir. Allah bizlere Firavun ve Sebe kıssalarındaki farklı
sistemleri açıklayarak, hem din ahlakına şiddetle karşı
olan bir sistemi, hem de din ahlakına yatkın bir toplum
yapısının temel esaslarını öğretmektedir.
|