|
HAZRETİ MUHAMMED
Peygamberimizin Geleceğe Dair
Verdiği Haberler
Her insanın, her toplumun ve her ülkenin bir kaderi vardır.
Dünya üzerinde henüz hiçbir insan yaratılmamışken, her insanın
gelecekte neler yaşayacağı, bir ülkenin hangi olaylara şahit
olacağı, bir toplumun geçireceği evreler ve bu gibi her
olay Allah katında tüm detayları ile belirlenmiştir. Ancak
insanlar, önceden belirlenmiş, Allah'ın katında yaşanmış
ve hatta bitmiş olan bu olayların hiçbirinden haberdar olmazlar.
Bunları, ancak yaşadıkça görür ve bilirler. Dolayısıyla
gelecek insanlar için gaybtır, yani bilinmezdir.
Ancak Allah, bazı kullarına gayba dair bazı bilgiler verdiğini
Kuran'da bildirmiştir. Bu kişilerden biri de Hz. Yusuf'tur.
Hz. Yusuf, zindanda iken, Allah'ın varlığının delillerini
anlattığı iki arkadaşına şöyle demiştir:
Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek
gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne
olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.
Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların
ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim." (Yusuf
Suresi, 37)
Ayette de bildirildiği gibi, Hz. Yusuf gayb olan bir haberi
bildiğini söylemektedir. Bu, Allah'ın Hz. Yusuf'a verdiği
bir ilim ve mucizedir. Allah, Hz. Yusuf'a ayrıca rüyaları
yorumlama ilmini de vermiştir. Hz. Yusuf -Allah'ın dilemesi
ile- gelecekte olacak bazı olayları görebilmektedir.
Hz. Yusuf'a verilen ilmin bir benzeri başka peygamberlere
de verilmiştir. Allah ayetlerde, elçilerinden seçtiği kimselere
gayb haberlerini açıklayacağını şöyle bildirmiştir:
O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez
bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)
Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri
kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici
(gözetleyici)ler dizer. (Cin Suresi, 26-27)
Elbette Rabbimiz Peygamber Efendimize de gayba dair pek
çok haber vermiştir. Peygamberimiz (sav) hem geçmişte meydana
gelen ve kimsenin bilmediği olayları, hem de gelecekte gerçekleşecek
olan birçok olayı Allah'ın bildirmesiyle öğrenmiştir. Bir
ayette Allah bu gerçeği şöyle haber verir:
Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb
haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni
kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman
sen yanlarında değildin. (Yusuf Suresi, 102)
Bu bölümde, Allah'ın, Peygamber Efendimize hem Kuran aracılığı
ile, hem de kendisine özel olarak bildirdiği ve Peygamberimiz
(sav)'in hadisleri aracılığı ile bize ulaşan bu gayb haberlerinden
birkaçına yer verilecektir. (Detaylı bilgi için bkz.
Kuran Mucizeleri, Harun Yahya, Vural Yayıncılık)
Bu haberlerin pek çoğu gerçekleşmiştir ve insanlar da bu
mucizeye şahit olmuşlardır. Bu, hem Peygamber Efendimizin
Allah'ın elçisi olduğunun hem de Kuran'ın Allah'ın sözü
olduğunun delillerinden biridir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E KURAN İLE VERİLEN GAYB
HABERLERİNDEN BAZILARI
| 
|
| Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye
uğradı. "Dünyanın en alçak yerinde".
Ama onlar, yenilgilerinden sonra
yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl
içinde. Bundan önce de, sonra da
emir Allah'ındır. Ve o gün müminler
sevineceklerdir. (Rum Suresi,
1-4) |
|
|
|
Peygamber Efendimize Kuran aracılığı ile
gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum Suresi'nin
hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde Bizans
İmparatorluğu'nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir
zaman sonra tekrar galip geleceği bildirilmiştir.
Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların,
putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır bir
yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, M.S. 620 civarında
indirilmişti. Ve ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği
haber veriliyordu. Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara
uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması
bile imkansız görülüyordu. Yalnız Persler değil Avarlar,
Slavlar ve Lombardlar da Bizans devletine karşı büyük tehdit
oluşturmaktaydı. Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi.
Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek
için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip
paraya çevrilmesini emretmişti. Hatta bunlar da yetmeyince
bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı.
Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan etmiş, imparatorluk
parçalanma noktasına gelmişti. Önceden Bizans toprağı olan
Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan,
putperest Perslerin işgali altına girmişti.216
Kısacası, herkes Bizans'ın yok olmasını bekliyordu. Ama
tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve
Bizans'ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber
verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu ki,
Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin, asla
gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı.
Fakat Kuran'ın tüm haberleri gibi bu da
hiç kuşkusuz gerçekti. Rum Suresi'nin ilk ayetlerinin indirilmesinden
yaklaşık 7 yıl sonra, M.S. 627 yılının Aralık ayında, Bizans
ve Pers İmparatorlukları arasında Ninova harabeleri yakınında
büyük bir savaş daha oldu. Ve bu kez Bizans ordusu, Persleri
yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri
yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda
kaldılar.217
Böylece Allah'ın Kuran ile Peygamber Efendimize bildirdiği
"Rum'un zaferi", mucizevi bir şekilde gerçek oldu.
Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin
tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber
verilmesidir.
Rum Suresi'nin 3. ayetinde, Rumların "Dünyanın en alçak
yerinde" yenildikleri belirtilir. Arapçası "Edna el ard"
olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da
tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam
karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. "Edna" kelimesi Arapçada
"alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en
alçak" anlamına gelir. "Ard" ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla
"Edna el ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına
gelmektedir.
Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaş, yeryüzünün
gerçekten en alçak noktasında gerçekleşmiştir. Söz konusu
savaşın yeri, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının
kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü havzasıdır. Ve bilindiği
gibi deniz seviyesinden 395 metre aşağıda olan Lut Gölü
çevresi, yeryüzünün "en alçak" bölgesidir. Yani Rumlar,
tam ayette belirtildiği gibi, "yeryüzünün en alçak yeri"nde
yenilmişlerdir.
| 
|
|
Bir kısım ayetlerimizi
kendisine göstermek için, kulunu
bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini
bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya
götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten
O, işitendir, görendir. (İsra Suresi,
1) |
|
|
|
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının,
ancak modern çağdaki ölçümlerle tespit edilebilmiş olmasıdır.
Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün dünyanın en alçak bölgesi
olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran'da
"yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır. Bu, Kuran'ın
İlahi bir söz olduğunun ve Peygamberimiz (sav)'in Allah'ın
Resulü olduğunun delillerinden birini oluşturmaktadır.
Bu ayette Allah, Peygamber Efendimizi bir gece
Mescid-i Aksa'ya götürdüğünü ve orayı gösterdiğini bildirmektedir.
Bu, çok büyük bir mucizedir. Bilindiği gibi, Mescid-i Haram
Mekke'de, Mescid-i Aksa ise Kudüs'tedir. Ve Peygamber Efendimiz,
bu olay gerçekleştiğinde Mekke'de bulunmaktadır. O dönemin
koşullarında ise, bir gece içinde Mekke'den Kudüs'e gitmek
imkansızdır. Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki, Peygamber
Efendimiz, Kudüs'ü ve Mescid'i Aksa'yı daha önce hiç görmemiştir.
Ertesi gün, bu büyük mucizeyi çevresindekilere anlattığında,
Mekke'li müşriklerin ona inanmadıkları ve delil göstermesini
istedikleri rivayet edilir. Kureyşlilerin içinde Mescid-i
Aksa'yı görmüş olanlar vardır ve Peygamber Efendimiz Mescid-i
Aksa'yı tarif etmesini istemişler, kendisine bununla ilgili
sorular sormuşlardır.
Peygamber Efendimiz, Mescid-i Aksa'yı
doğru olarak anlatınca, müşrikler Peygamberimiz (sav)'in
Mescid-i Aksa'yı tanımlamada isabet buyurduğunu söylemişler,
sonra da, o yoldan gelmekte olan kervanlar ile karşılaşıp
karşılaşmadığını sormuşlardır. Peygamberimiz (sav) bu soru
üzerine, "Evet, onun kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da
idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su
kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden
olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte
suyu bulmuşlar mı?" buyurdu. Kureyşliler, "Bu da diğer bir
alâmettir" dedikten sonra, Peygamber Efendimize kervanla
ilgili detaylar sormaya devam etmişlerdir. Peygamberimiz
(sav) ise, sorduklarının hepsine cevap vermiş ve şöyle demiştir:
"İçlerinde şu kişi önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş
iki harar olduğu halde şu gün güneşin doğması ile beraber
gelirler". Bunun üzerine: "Bu da diğer bir âyettir" diyerek
o gün hızla Seniyye'ye doğru yola çıkarak güneşin doğuşunu
bekledikleri rivayet edilmektedir. Gerçekten de güneşin
doğması ile söz konusu kervan da görünmüştür. Kervanın önünde
ise aynı Peygamber Efendimizin tarif ettiği gibi bir boz
deve de bulunmaktadır.218
Allah'ın, Peygamberimiz (sav)'e, hayatı boyunca hiç görmediği
bir mekanı, oraya gitmeden göstermesi çok önemli bir mucizedir.
O dönemde, Mekke'den Kudüs'e, bir gecede ulaşmanın imkansız
olması ise bu mucizeyi daha açık ve görülür hale getirmektedir.
| 
|
|
Andolsun Allah,
elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu
doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka
siz Mescid-i Haram'a güven içinde,
saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz
de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca
gireceksiniz. Fakat Allah, sizin
bilmediğinizi bildi, böylece bundan
önce size yakın bir fetih (nasib)
kıldı. (Fetih Suresi, 27) |
|
|
|
Peygamber Efendimiz, Medine'de iken rüyasında, müminlerin
güven içinde Mescid-i Haram'a girdiklerini ve Kabe'yi tavaf
ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemiştir.
Çünkü, Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler, o zamandan
beri Mekke'ye girememektedirler. Peygamber Efendimiz (sav)'in
bu rüyasını açıklaması üzerine, rivayetlere göre, müminler
Mekke'ye umre niyetiyle gitmişler, ancak müşrikler onların
Mekke'ye girmelerine izin vermemişlerdir. Münafıklar ise
fitne çıkarmak için bunu fırsat bilmişler, ne Kabe'ye gidebildiklerini,
ne de saçlarını tıraş edebildiklerini söyleyerek, Peygamberimiz
(sav)'in gördüğü rüyayı yalanlamaya çalışmışlardır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e katından
bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi'nin 27. ayetini
vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu, Allah eğer dilerse
müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir. Gerçekten
de, bir süre sonra, önce Hudeybiye barışı ve ardından gelen
Mekke'nin fethi ile, Müslümanlar, aynı ayette bildirildiği
gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir. Böylece
Allah, Peygamber Efendimizin önceden haber verdiği müjdenin
gerçek olduğunu göstermiştir.219
Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur: Peygamber
Efendimiz müminlere bu müjdeyi verdiğinde, ortada hiç böyle
bir durum bulunmamaktadır. Hatta, koşullar tam aksini göstermekte,
müşrikler müminleri kesinlikle Mekke'ye sokmamakta kararlı
görünmektedirler. Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamber
Efendimizin söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmaktadır.
Ancak Peygamberimiz (sav) Allah'a güvenerek, insanların
ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah'ın kendisine bildirdiğine
iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır. Söylediklerinin
Kuran ayetleri ile teyid edilmesi ve yakın bir gelecekte,
söylediklerinin gerçekleşmesi ise Peygamberimiz (sav)'in
ve Kuran'ın önemli bir mucizesidir.
| 
|
| Kitapta
İsrailoğulları'na şu hükmü verdik:
"Muhakkak siz yer(yüzün) de iki
defa bozgunculuk çıkaracaksınız
ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle
kibirlenecek-yükseleceksiniz. Nitekim
o ikiden ilk-vaid geldiği zaman,
oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize
gönderdik de (sizi) evlerin aralarına
kadar girip araştırdılar. Bu yerine
getirilmesi gereken bir sözdü. Sonra
onlara karşı size tekrar 'güç ve
kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla
yardım ettik ve topluluk olarak
sizi sayıca çok kıldık. (İsra Suresi,
4-6) |
|
|
|
Peygamber Efendimize İsrailoğullarının
tekrar güç kazanacaklarını bildiren ayetin vahyedildiği
dönemdeYahudiler çok zor koşullar altında yaşıyorlardı
ve bir devletleri yoktu. Ancak yıllar sonra Kuran'ın
bir mucizesi gerçekleşti ve 1948'de David Ben-Gurion
(solda) İsrail Devleti'nin kuruluşunu ilan etti. |
İsra Suresi'ndeki bu ayetlerde bildirildiği gibi, İsrailoğulları
yeryüzünde iki kez bozgunculuk çıkaracaklardır. Bunlardan
ilk "bozgun ve kibirli yükseliş"lerinin ardından, Allah
onların üzerine güçlü bir ordu gönderdiğini bildirmektedir.
Gerçekten de, İsrailoğulları, Hz. Yahya'yı öldürdükleri
ve Hz. İsa'yı öldürmek için tuzak kurdukları dönemin, yani
kibirli yükselişlerinin ve bozgunculuklarının hemen ardından,
M.S. 70 yılında, Romalılar tarafından Kudüs'ten sürülmüşlerdir.
Kudüs'teki Hz. Süleyman tapınağı ise darmadağın edilmiştir.
M.S. 70 yılında Filistin'den sürülmelerinin ardından Yahudiler
tüm dünyaya yayılmışlardır. Hz. İsa'nın katilleri olarak
görüldükleri için de, Avrupa'da bulundukları ülkelerde genellikle
küçük görülmüş, zor koşullar altında yaşamışlar, hatta çoğu
zaman dinlerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Peygamber
Efendimize bu ayet vahyedildiği zaman da, Yahudiler bu zor
koşullar altında yaşamaktaydılar ve bir devletleri dahi
bulunmamaktaydı. Ancak Allah ayetlerde İsrailoğullarına
tekrar güç vereceğini haber vermiştir.
Peygamber Efendimizin hayatta olduğu dönemde oldukça uzak
ve zor bir ihtimal olarak görünen bu olay, daha sonra tam
olarak gerçekleşti. Yahudiler, Filistin'e geri döndüler
ve 1948 yılında İsrail Devleti'ni kurdular. İsrail'in günümüzdeki
siyasi ve askeri gücü ve etkisi ise bilinen bir gerçektir.
İsrailoğulları ile ilgili olan bu ayette ve diğer ayetlerde
önemli olan noktalardan biri, o dönemde imkansız görünen
ve olmasına dair hiçbir gelişme veya ipucu bulunmayan olayların,
ileride gerçekleşeceğinin haber verilmesidir. Elbette tüm
bunlar Kuran'ın bir mucizesidir.
Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli
bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber
verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber)
bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti.
Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim
haber verdi?" O da: "Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan
(Allah) haber verdi" demişti. (Tahrim Suresi, 3)
Bu ayette bildirildiği üzere, Peygamber Efendimiz hanımlarından
bazılarına bir sır vermiştir. Ancak onlar bu sırrı tutmayarak,
birbirlerine aktarmışlardır. Allah, Peygamber Efendimize,
onların bu tavrını bildirmiş ve aralarındaki gizli konuşmaları
onlara haber vermiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz
hanımlarına, aralarındaki gizli konuşmayı bildiğini söylemiştir.
| 
|
|
Hani Peygamber,
eşlerinden bazılarına gizli bir
söz söylemişti. Derken o (eşlerinden
biri), bunu haber verip Allah da
ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber)
bir kısmını açıklamış bir kısmını
(söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda
haberi verince (eşi) demişti ki:
"Bunu sana kim haber verdi?" O da:
"Bana bilen, (herşeyden) haberdar
olan (Allah) haber verdi" demişti.
(Tahrim Suresi, 3) |
|
|
|
PEYGAMBER EFENDİMİZİN HADİSLERİNDE BİLDİRDİĞİ
GAYB HABERLERİNDEN BAZILARI
| 
|
|
"Sizler
Mısır'ı fethedeceksiniz. Orası (paraya)
"kirat" denilen yerdir. Oranın halkına
hayır tavsiye edin. Onların bir
zimmet, bir de rahim (hakkı) vardır."220 |
|
|
|
Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde
Mısır'ın fethedileceğini müjdelemektedir. Peygamberimiz
(sav) bu müjdeyi verdiği sırada Mısır, Romalıların hakimiyeti
altındaydı. Ayrıca, Müslümanların henüz çok büyük bir gücü
bulunmamaktaydı. Ancak, Peygamber Efendimizin, bu sözleri
gerçek olmuş, kendisinin vefatından çok zaman geçmeden,
Hz. Ömer (ra)'in halifeliği sırasında, M.S. 641 yılında,
Amr bin As komutasındaki Müslümanlar tarafından Mısır fethedilmiştir.221
Bu olay, Peygamber Efendimizin gerçekleşen gayb haberlerinden
biridir.
| 
|
|
"Kisra
ölünce, ondan başka Kisra yoktur.
Kayser de öldü mü ondan sonra bir
Kayser yoktur. Nefsimi kudret altında
tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun,
siz her ikisinin de hazinelerini
Allah yolunda harcayacaksınız."222 |
|
|
|
Bu hadis-i şerifte geçen "Kisra" kelimesi, geçmişte İran
kralları için kullanılan bir isimdir. Kayser (Sezar) sıfatı
ise, Roma İmparatoru için kullanılmaktaydı. Peygamber Efendimiz,
bu her iki kralın sahip olduğu hazinenin Müslümanlara kalacağını
müjdelemiştir.
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u
fethetmesi ve Roma İmparatorluğunun yıkılması, Kayser
ünvanının son bulması demekti. |
Burada dikkat edilmesi gereken nokta,
Peygamberimiz (sav)'in bu haberi müjdelediği dönemde Müslümanların
askeri, ekonomik ve siyasi açıdan, henüz böyle büyük bir
fetih yapmaya güçlerinin bulunmamasıdır. Ayrıca, bu dönemde,
İran ve Bizans İmparatorlukları da, tüm Ortadoğu'ya hakim
en güçlü iki devletti. Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz,
bu iki fethi haber verdiğinde böyle bir siyasi durum söz
konusu bile değildi. Ancak, Peygamber Efendimizin haber
verdiği bu olaylar da gerçekleşmiştir. Hz. Ömer zamanında
İran fethedilmiş ve ganimetlerine el konulmuştur. Ve bu
fetihle birlikte Kisraların saltanatı son bulmuştur.223
Kayser'in ölümü ve hazinelerinin Müslümanlara
kalması ise, öncelikle Müslümanların Halifeler döneminde,
Roma İmparatorluğu'na ait çok önemli merkezleri fethetmeleri
ile gerçekleşmiştir. Hz. Ebubekir döneminden başlayarak,
Kayser'in yönetimi altındaki Ürdün, Filistin, Şam, Kudüs,
Suriye, Mısır gibi önemli merkezlerin tamamı fethedilmiştir.
İstanbul'un, 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan
Mehmet tarafından fethedilmesi ve Roma İmparatorluğunun
yıkılmasını müteakiben Kayser ünvanı da tarihe gömülmüştür.224
Amerikalı araştırmacı yazar M.G.S. Hodgson, İslam'ın Serüveni
isimli kitabında, Müslümanların Bizans ve İran İmparatorluğu'na
ait yerlerin fethini şöyle açıklar:
"Hz. Muhammed Mekkeli
bir Arap olarak, Medine'de dini esaslara göre teşkilatlanmış
bir toplum kurar ve Sasani (İran) ve Roma İmparatorlukları
üzerine yürüyecek ve hatta yerel düzeyde onların yerine
geçecek olan bu toplumu, Arap yarımadasının çoğu kesimine
yayar."225
Böylece, Peygamberimiz (sav)'in döneminde siyasi ve ekonomik
açıdan imkansız gibi görünen bu önemli fetihler, Allah'ın
Hz. Muhammed'e verdiği birer mucize olarak gerçekleşmiştir.
| 
|
| "Yüce
Allah Kisra'ya oğlu Şireveyh"i musallat
kıldı. Şireveyh, onu şu ayda, şu
gecede ve gecenin de şu saatinde
öldürdü!"226
"Benim
dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın
mülk ve sanatının ulaştığı yere
kadar ulaşacaktır."227 |
|
|
|
Peygamber Efendimiz, hükümdarları İslam'a
davet kararı almış ve ashabından Abdullah bin Huzayfe (ra)'yi
İran Kisrası Perviz İbni Hürmüz'e elçi olarak göndermiştir.
İran Kisrası ise, kibirinden hiddetlenmiş ve Peygamber Efendimizin
davetine uymamıştır. Hatta, Peygamber Efendimize iki elçi
gönderip, Müslümanların kendisine teslim olmalarını söylemiştir.
Peygamber Efendimiz ise bu iki elçiyi önce İslamiyet'e davet
etmiştir. Daha sonra ise, iki elçiyi ertesi gün kendilerine
kararını bildirmek üzere huzurundan çıkarmıştır.228
Ertesi gün Peygamber Efendimiz elçilere, Allah'ın kendisine
bildirdiği şu haberi iletmiştir:
"Yüce Allah Kisra'ya
oğlu Şireveyh"i musallat kıldı. Şireveyh, onu şu ayda, şu
gecede ve gecenin de şu saatinde öldürdü!"229
Peygamber Efendimiz ayrıca onlara hitaben şöyle demiştir:
"Bazan'a (Kisranın aracı
olarak elçi göndermesini emrettiği vali) deyiniz ki: Benim
dinim ve hakimiyetim, Kisra'nın mülk ve sanatının ulaştığı
yere kadar ulaşacaktır. Yine ona deyiniz ki: Eğer sen Müslüman
olursan, şu anda idare etmekte olduğun yerleri sana vereceğim,
seni Ebnalardan (Güney Arabistan'a yerleşen İranlılar) meydana
gelen kavme hükümdar yapacağım."230
Bunun üzerine elçiler Yemen'e dönerek
olup bitenleri anlattılar ve duyduklarından son derece etkilenen
Bazan bunu "Vallahi bu hükümdar sözü değildir. Öyle sanıyorum
ki, bu zat dediği gibi bir peygamberdir"231
sözleriyle ifade etti.
Sonra da adamlarına "Onu nasıl buldunuz?" diye sordu. Peygamberimiz
(sav)'in heybetinden son derece etkilenen elçiler, "Biz,
ondan daha heybetli hiçbir şeyden korkmayan ve muhafızsız
bulunan bir hükümdar görmedik. Mütevazi ve yaya olarak halk
arasında yürüyordu" dediler.
Bazan, bir süre bekleyip Peygamber Efendimizin Kisra hakkında
söylediklerinin doğru çıkıp çıkmayacağını görmek istedi.
Böylece Peygamber Efendimizin Allah'ın elçisi olduğuna emin
olacağını belirtti. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra
Kisra'nın oğlu Şivereyh'ten Bazan'a şu mealde bir mektup
geldi:
"Ben Kisra'yı öldürdüm.
Bu mektubum sana gelince, benim namıma, halkın biatını al,
Kisra'nın sana yazmış olduğu zat hakkında da, yeni bir emrim
gelinceye kadar bekle ve hiçbir teşebbüse geçme."232
Bazan ve adamları hesap edince, bu olayın
tam Peygamberimiz (sav)'in belirttiği zamanda meydana geldiğini
gördüler.233
Bazan bu büyük mucizeyi gördükten sonra iman etti ve Müslüman
oldu. Onu, Yemen'de oturan Ebnaların Müslüman olması izledi.234
Bazen, Peygamber Efendimizin tayin ettiği ilk vali idi ve
İran valilerinden imana gelen ilk kişi idi.235
Peygamber Efendimizin, 628 yılında İran
Kisrası Perviz'i İslam'a davet eden bir mektup gönderdiği
ve İran Kisrası'nın, oğlu tarafından 628 yılında öldürüldüğü
tarihi kaynaklarda da belirtilen gerçek bir olaydır.236
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN AHİR ZAMAN ALAMETLERİ
HAKKINDA BİLDİRDİKLERİ
Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde yaşanacak
olan bir dönemdir. Peygamberimiz (sav)'in, ahir zamanda
gerçekleşecek olan olaylarla ilgili pek çok haberi bize
ulaşmıştır. Bu olayların, içinde bulunduğumuz dönemde birer
birer gerçekleşiyor olması Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden
biridir. (Detaylı bilgi için bkz. Kıyamet Alametleri, Hz.
Süleyman, Ahir Zaman Alametleri ve Dabbetü'l Arz, Harun
Yahya, Kültür Yayıncılık) Hz. Muhammed (sav) kendi yaşadığı
dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek olayları, sanki
o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen çok sayıda
ahir zaman ve kıyamet alametlerinden şunları sayabiliriz:
| 
|
| "Kıyametin
hemen yakınında anarşi ve kargaşa
günleri vardır."237
Ahir
zaman alametlerinden olan
terör ve şiddet olayları
bugün tüm dünya ülkelerinde
şiddetlenerek devam etmektedir.
Peygamber
Efendimizin geçmişten verdiği
haberler ve günümüzde yaşanan
olaylar arasındaki paralellik,
bu kutlu insanın sayısız
mucizelerinden birini bize
gösterir. |
|
|
|
|
| 
|
| "Dünya
hercü merc içinde kaldığında, fitneler
zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde,
bazıları bazılarına hücum ettiğinde…"238
Bugün
dünyanın birçok ülkesinde
yaşanan ve sebepsiz yere
masum insanların katledildiği
savaşlar da Peygamberimiz
(sav)'in haber verdiği kıyamet
alametlerindendir. |
|
|
|
|
| 
|
| "Allah
apaçık inkar edilir hale gelmedikçe
kıyamet kopmaz."239
Çok
yaygın olan ateist sitelere
örnekler |
|
|
|
|
| 
|
"Büyük şehirler dün sanki yokmuş
gibi helak olur."240
Hadislerde
rivayet edilen kıyamet alametlerinden
biri de şehirlerin yok olmasıdır.
Yakın dönemlerde Meksika
(sağda) ve Tokyo'da (altta)
gerçekleşen depremler hadislerin
tecellilerindendir. |
|
|
|
|
| 
|
| "Açlık
ve hayat pahalılığı alabildiğine
yayılacak."241
Dünyadaki
zengin kaynaklara rağmen
dünyanın birçok ülkesinde
şiddetli açlık yaşanmaktadır.
Bu durum, tüm insanların
üzerinde düşünmesi gereken
alametlerdendir. |
|
|
|
|
| 
|
| "Erkekler
erkeklerle, kadınlar kadınlarla
yetindiklerinde… kıyamet yaklaşmış
olacaktır."242
"Kıyamet
yaklaşınca... kadınla yolun ortasında
cinsel münasebette bulunacak kadar
haya ortadan kalkar." 243
"Cinayetler artmadıkça… kıyamet kopmaz."244 |
|
|
|
| 
|
| Talikan'a
(Afganistan'a) yazık oldu. Şüphesiz
Allah Teala'nın orada altın ve gümüş
olmayan hazineleri vardır. Orada
Allah'ı hakkıyla bilen insanlar
vardır.245
|
|
|
|
Hadiste Afganistan'ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret
vardır. Rusların Afganistan'ı işgali olan 1979 yılı Hicri
1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına
denk gelmektedir.
| 
|
|
Resimlerde,
1979 yılında Rus ordusunun işgalindeki
Afganistan halkının uğradığı zulmün
örnekleri görülmektedir.
|
|
|
|
| 
|
| Resulullah: Fırat Nehri altın bir
dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet
kopmayacaktır...246
Fırat
Nehri'nin suyu çekilerek altın hazinesini
açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her
kim, o zaman orada bulunursa o hazineden
bir şey almasın.247
|
|
|
|
Suyuti'nin kitabında bu hadis "suyun durdurulması" olarak
geçmektedir. Gerçekten de resimde görülen Keban Barajı,
Fırat Nehri'nin suyunu durdurarak kesmiştir.
| 
|
| Dünyanın
harap olmuş yerlerinin imarı, imar
edilmiş yerlerinin tahribi kıyametin
şart ve alametlerindendir.248
Alman
Meclisi'nin (Reichstag)
yıkık hali (1945 yılı).
Alttaki resimde ise aynı
binanın 1999 yılında yeniden
inşa edilmiş hali görülmektedir.
Benzer şekilde pek çok bina
restore edilmekte ve eski
haline yeniden kavuşturulmaktadır. |
|
|
|
|
| 
|
| Mehdi için 2 alamet vardır ki...
Bunun birincisi, Ramazan'ın birinci
gecesi Ay'ın ikincisi de ortasında
Güneş'in tutulmasıdır.249
Mehdi'nin
çıkmasından önce bir Ramazan içinde
Güneş iki defa tutulacaktır.250
Ramazan'da
iki defa Ay tutulması olacaktır.251

|
|
|
|
Sky Telescope dergisi, Temmuz 199 (Yukarıda) 31 Temmuz
1981 tarihinde gerçekleşen Güneş tutulmasın Yukarıdaki hadislerin
toplamından çıkan ortak sonuçlar şunlardır:
1. Ramazan Ayı'nda Ay ve Güneş tutulmaları olacaktır.
2. Bu tutulmalar ortalama 14-15 gün arayla olacaktır.
3. Tutulmalar iki kere tekrarlanacaktır.
Bu tespitlere uygun olarak, 1981 yılında (Hicri-1401'de)
Ramazan Ayı'nın 15. günü Ay, 29. günü de Güneş tutulmuştur.
Yine "ikinci olarak", 1982 yılında (Hicri-1402'de) Ramazan
Ayı'nın 14. günü Ay, 28. günü de Güneş tutulmuştur.
Ayrıca bu hadisede "Ay"ın Ramazan'ın tam ortasında DOLUNAY
halinde tutulması ve dikkatleri çekecek bir alamet olarak
belirmesi de son derece anlamlıdır.
| 
|
| 
(Altta
Sağda) 31 Temmuz 1981 tarihinde
gerçekleşen Güneş tutulmasının resmi.
(En
üstte) 1981 yılında yaşanan Ay tutulmasının
Sky Telescope dergisinin Temmuz
1999 tarihli sayısında yayınlanan
resmi.
Soldaki
takvim yapraklarında ise 1981 ve
1982 yıllarında gerçekleşen Ay ve
Güneş tutulmalarının tarihleri görülüyor. |
|
|
|
| 
|
| O
gelmeden önce, doğudan ışık veren
bir kuyruklu yıldız görünecektir.252
O
yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından
sonra olacaktır.253
Şark
tarafından bir kuyruklu yıldız doğup
aydınlık verecektir. Onun her günkü
irtifi (geçiş yönü) meşrıktan mağribedir
(doğudan batıya doğrudur).254 |
|
|
|
- 1986 yılında (Hicri 1406'da) yani 14. yüzyıl başlarında
"Halley" kuyruklu yıldızı Dünyamızın yakınından geçmiştir.
Bu kuyruklu yıldız parlak, ışıklı bir yıldızdır.
- Hareket yönü doğudan batıya doğrudur.
- 1981 ve 1982 (1401-1402) yıllarında meydana gelen Ay
ve Güneş tutulmaları olayından sonra ortaya çıkmıştır.
| 
|
| İnsanlar
başlarında bir imam bulunmaksızın
hac ederler. Mina'ya indiklerinde
etrafları, köpeklerin sarışı gibi
sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi
ile büyük savaşlar olur. Öyle ki
ayaklar kan gölü içinde kalır.255
|
|
|
|
Türkiye Gazetesi, 12 Ağustos
1987 |
Türkiye Gazetesi, 2 Ağustos
1987 |
| 1979
(Hicri 1400)'da gerçekleşen bu Kabe baskının ardından
7 sene sonra Hicri 1407 yılında, Hac sırasında çok
daha büyük kanlı bir olay meydana gelmiştir. Bu
olayda caddelerde gösteri yapan hacılara saldırılarak
402 kişi katledilmiş, çok fazla kan akıtılmıştır.
Beyt-ül Muazzama'nın yanında, Müslümanların (Suudi
Arabistan askerleri ile İranlı hacıların) birbirlerini
öldürmeleri ile büyük günahlar işlenmiştir. Bu kanlı
olaylar, ilgili hadislerde tarif edilen ortamla
çok büyük benzerlikler taşımaktadır. |
| 
|
| Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına
büyük bir ateş zuhur edecek, gökte
karanlık görülecek, gökte alışılmış
olan kırmızılığın aksine bambaşka
bir kızıllık yayılacak.256
Bir
ateş sizi saracaktır. O ateş bugün
Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir.
O ateş içinde müthiş azap olduğu
halde insanları kaplar. O ateş insanları,
malları yakıp bitirir. Sekiz gün
içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak
dünyanın her tarafına yayılır. Geceki
sıcağı gündüzki hararetinden daha
şiddetlidir. O ateş insanların başının
üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak
yeryüzü ile gökyüzü arasında gökgürültüsü
gibi korkunç gürültüsü olur, buyurdu.257 |
|
| | |