|
HAZRETİ MUHAMMED
Peygamberimizin Şemail-i Şerifi
Kitabın önceki bölümlerinde Peygamber Efendimizin Kuran
ayetlerinde bildirilen ve tüm insanlar için örnek olan güzel
ahlak özelliklerinden bahsedildi. Onun adaletli, şefkatli,
merhametli, barışçı, uzlaşmacı, itidalli, sabırlı, tevekküllü,
cesur, tevazulu ve kararlı karakteri çeşitli örneklerle
incelendi.
Kuran ayetlerinin yanı sıra sahabelerden aktarılan açıklamalarda
da Peygamberimiz (sav)'le ilgili pek çok bilgi verilmektedir.
Peygamberimiz (sav)'in ailesiyle ve çevresindeki müminlerle
olan ilişkisi, günlük hayatından detaylar, dış görünümü,
görenleri hayran bırakan heybeti (hürmetle beraber şiddetli
heyecan hissini veren hali, azameti), sevdiği yiyecekler,
giyimi ve gülüşü gibi pek çok detay İslam alimleri tarafından
"şemail" kelimesiyle ifade edilir. Şemail kelimesi "şimal"den
türemiştir. Bu kelime "karakter, huy, hal, hareket, davranış
ve tavır" gibi anlamlar taşır. Şemail kelimesi ilk başlarda
daha geniş anlamlar içerse de, zaman içinde özelleşmiş ve
Peygamber Efendimizin nasıl bir yaşam sürdüğü ile ilgili
detayları ve kişisel özelliklerini ifade eden bir terime
dönüşmüştür.
Rabbimizin alemlere üstün kıldığı bu seçkin kulunun karakterine
ve görünüşüne dair aktarılan her bir detay, aynı zamanda
onun üstün ahlakının da bir yansımasıdır. Peygamber Efendimizin
şemailinin anlatıldığı bu bölümün hazırlanmasındaki amaç
ise, onun çeşitli kaynaklarda aktarılan güzel özelliklerini
inceleyip, yaşamından günümüze öğütler çıkarmaktır.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN YARATILIŞ GÜZELLİKLERİ
Peygamber Efendimizin Ashabı, bu kutlu insanın dış görünümünün
güzelliği, görenleri hayran bırakan heybetinden nuruna ve
duruşundan gülüşüne kadar Allah'ın onda tecelli ettirdiği
çeşitli güzellikler hakkında pek çok detay aktarmışlardır.
Sayıca oldukça kalabalık olan sahabeler, bu güzellikler
hakkında birçok farklı detay vermiş, Peygamber Efendimizle
aynı dönemde yaşamamış olan Müslümanlara Allah'ın Resulünü
birçok yönüyle tanıtmışlardır. Bazı sahabeler onu genel
özellikleriyle tarif ederken, diğerleri uzun ve detaylı
anlatımlarda bulunmuşlardır. Bu anlatımlardan bazıları şu
şekildedir:
PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ GÖRÜNÜMÜ VE GÜZELLİĞİ
Sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in güzelliğini şöyle anlatıyorlardı:
"Allah Resulü sallallahu
aleyhi ve sellem çok yakışıklı ve alımlı idi. Mübarek yüzü
ayın on dördündeki dolunay gibi parlardı... Burnu gayet
güzel idi... Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı
geniş, dişleri inci gibi parlaktı... Boynu sanki bir gümüş
hüzmesi idi... İki omuzu arası geniş, omuz kemik başları
kalın idi..."66
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimizin
boyu; ne çok uzun, ne de fazla kısa idi. Teni de ne duru
beyaz, ne de koyu esmerdi. Saçları ise ne düz, ne de kıvırcık
idi. Kırk yaşına geldiğinde, Allah Teala O'nu peygamber
olarak gönderdi. Peygamber olduktan sonra, Mekke'de 10 sene,
Medine'de de 10 yıl kaldı ve 60 yaşlarında vefat etti. Bu
fani hayata veda ettiklerinde, saçında ve sakalında 20 tel
ak saç yoktu."67
"Resulullah (sav) beyaz,
güzel ve mutedil (yavaş ve mülayim, itidalli) idiler."68

Hz. Ali (ra)'nin, Peygamber Efendimizin beden ve ahlak güzelliğini,
davranış mükemmelliğini,
insanların ona duyduğu sevgi ve hürmeti anlattığı hilye-i
şerif.
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz
orta boylu idi; uzun da değildi, kısa da değildi; hoş bir
görünüşü vardı. Saçı ise ne kıvırcık, ne de düzdü. Mübarek
(İlahi hayrın bulunduğu şey, bereketlenmiş, çoğalmış, hayırlı,
uğurlu) yüzlerinin rengi ise nurani beyazdı."69
Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
"… Resullullah Efendimizden
daha güzel birini görmedim. Omuzlarını döğen saçları vardı.
İki omuz arası genişçe idi. Boyu ise ne kısa idi, ne de
uzundu."70
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) rivayet
ediyor:
"Dedem Hz. Ali, Peygamber
Efendimizi anlatırken Onu şöyle tavsif (vasıflandırırdı)
ederdi:
"Peygamber Efendimiz, ne aşırı derecede
uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu
idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı
idi. Mübarek yüzlerinin rengi kırmızıya çalar şekilde beyaz;
gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri
yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru
sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi.
Kendilerini ansızın görenler, O'nun heybeti karşısında çok
şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde
bulunanlar ise, O'nu herşeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini
ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; Ben, gerek ondan
önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim, demek
suretiyle, O'nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini
itiraf ederdi. Allah'ın salat (dua, Peygamberimize (sav)
yapılan dua, istiğfar, rahmet, namaz) ve selamı O'nun üzerine
olsun."71
Hz. Hasan (ra) naklediyor:
"Resulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli
ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı
gibi nur saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan kısa
idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi; şayet kendiliğinden
ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse
ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını
geçerdi. Peygamber Efendimizin rengi, ezher'ul-levn (pek
beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı.
Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı.
Boynu, saf mermerden
meydana gelen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında
idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı
bir yapıya sahipti..."72
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:
"Hazreti Peygamber, gümüşten
yaratılmış gibi nurlu beyazdı; saçları da hafif dalgalı
idi."73
"Efendimiz (sav) beyaza
pembe karışık renkte idi. Gözleri siyah, kirpikleri sık
ve uzun idi."74
"Allah Resulünün alnı
geniş olup hilal kaşlıydı, kaşları gürdü. Iki kaşı arası
açık olup, halis bir gümüş gibiydi. Gözleri pek güzel, bebekleri
simsiyahtı. Kirpikleri birbirine geçecek şekilde gürdü…
Güldüğünde dişleri çakan şimşek gibi parıldardı. Iki dudağı
da emsalsiz şekilde güzeldi… Sakalı gürdü. Boynu pek güzeldi,
ne uzun ne kısaydı. Boynunun güneş ve rüzgar gören kısmı
altın alaşımlı gümüş ibrik gibi gümüşün beyazlığı ve altının
da kırmızılığını yansıtır şekilde parıldardı… Göğsü genişti,
göğsünün düzlüğü aynayı, beyazlığı da ayı andırırdı… Omuzları
genişti… Kol ve pazuları irice idi. Avuçları ipekten daha
yumuşaktı."75
Peygamber Efendimizin hicret yolculuğu sırasında çadırını
ziyaret ettiği Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti
ile tanınan biri, Peygamber Efendimizi tanımamıştır. Ancak
Peygamberimiz (sav)'i anlatılanlardan tanıyan kocasına,
onu şöyle tarif etmiştir:
"Aydın yüzlü ve güzel
yaradılışlı idi; zayıf ve ince de değildi. Gözlerinin siyahı
ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik
ve bıyıkları gümrahtı (bol, gür). Sesi kalındı. Sustuğu
zaman vakarlı (ağırbaşlılık, halim ve heybetli oluş), konuştuğu
zaman da heybetli idi. Uzaktan bakıldığında insanların en
güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında
da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu.
Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu
hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur
yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep
onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine
getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlı idi."76
Kendisini görenlerin anlattıklarında da görüldüğü gibi,
Peygamber Efendimiz olağanüstü yakışıklı, görenlerin nefesini
kesecek kadar güzel yüzlü ve güzel endamlı idi. Ayrıca atletik
ve son derece etkili bir yapısı vardı ve çok kuvvetli idi.
Peygamberimizin Şemaili
Osmanlı döneminin önemli alimlerinden olan Ahmet Cevdet
Paşa Peygamber Efendimizin anlatılan özelliklerini bir özet
haline getiren bir çalışma yapmıştır. Bu çalışması Kısas-ı
Enbiya adlı eserinin IV. cüzünde, "Bazı Evsaf-ı Seniyye-i
Muhammediyye" başlığı altında gerçekleşmiştir:
"… Mübarek cismi güzel,
hep azası mütenasip (uygun, aralarında muntazam bir nisbet
bulunan), endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının
arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı,
her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları
ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca,
elleri ve parmakları kalınca idi. Mubarek cildi ise ipekten
yumuşak idi.
Kemal-i itidal üzere büyük başlı, hilal
kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi.
Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel,
büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine
yakın idi,
O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli
peygamber), ezherüllevn (rengi nurlu, parlak) idi; yani
ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi
kırmızıya mail (benzer) beyaz ve, nurani ve berrak olup,
mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi. Dişleri, inci
gibi abdar (parlak, sağlam vücutlu) ve tabdar (ışıklı, parlak,
büklümlü, kıvrımlı) olup, söylerken ön dişlerinden nur saçılır;
gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim,
yumuşak, nazik, güzel) şimşek gibi ziyalar (ışıklar) saçarak
açılır idi…
Alem-i bekaya (geride kalanların dünyasını)
rihlet (göçmek, ölmek) buyurduklarında saçı, sakalı henüz
ağarmaya başlamış başında biraz ve sakalında yirmi kadar
beyaz var idi.
Havassı (duyular) fevkalade kavi (sağlam,
kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği
mesafeden görür idi. Elhasıl (sözün özü), en mükemmel ve
müstesna surette yaratılmış bir vücud-ı mes'ud (mutlu vücudu)
ve mübarek idi… Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve
Onunla ülfet ve musahabet (sohbetler, konuşup görüşmeler)
eyleyen kimse, Ona can ü gönülden aşık ve mühib olurdu.
Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram
(hürmet, saygı) eylerdi. Akrabasına dahi pek ziyade (çok
bol, fazladan) ikram eylerdi. Lakin (ancak) onları, kendilerinden
efdal (daha faziletli, daha layık, daha iyi) olanların üzerine
takdim etmezdi.
Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendisi
ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir
idi.
Sahi (cömert, eliaçık, herkese iyilik
etmek isteyen) ve kerim (herşeyin iyisi, faydalısı), şefik
(şefkatli, esirgeyen, merhametli) ve rahim (rahmet edici,
bağışlayan), şeci (kahraman, yiğit) ve halim (yumuşak huylu,
hoş muamele yapan) idi. Ahd ü va'dinde (söz vermede) sabit,
kavlinde (sözünde) sadık idi. Elhasıl (neticesi)- hüsn-i
ahlakça (ahlak güzelliği) ve akl-ü zekavetçe (keskin anlayışı
olan akıl) cümle(bütün, tam) nasa (insanlara) faik (üstün,
üstünde) ve her türlü medh ü senaya (övgüye) layık idi.
Yemede, giymede kadar-ı zaruret (yoksulluk
derecesinde) ile iktifa (yetinir) ve ziyadesinden (fazlasından)
iba eylerdi (çekinirdi)."77

Hz. Ali (ra)'nin, Peygamber Efendimizin
üstün ahlakını, insanları hayran bırakan, güzelliğini,
davranışlarındaki kusursuzluğu anlattığı hikmetli sözlere
yer veren bir başka hilye-i şerif.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN NÜBÜVVET (PEYGAMBERLİK) MÜHRÜ
Allah, Hz. Muhammed (sav)'i alemler üzerine seçmiş ve onun
"peygamberlerin sonuncusu" (Ahzab Suresi, 40) olduğunu
bildirmiştir. Ondan sonra hiçbir peygamber gönderilmeyecektir
ve Kuran insanlara hidayet rehberi olarak gönderilen en
son kitaptır. Allah, Peygamber Efendimizin bu eşsiz özelliğini
onun mübarek vücudunda bir izle tecelli ettirmiştir.
İslami kaynaklarda ve rivayetlerde Peygamber Efendimizin
kürek kemikleri arasında bulunan bu işarete "nübüvvet mührü"
ismi verilir. Peygamberimiz (sav)'in mührüne benzer peygamberlik
işaretlerinin diğer peygamberlerde de olduğu, ancak Peygamberimiz
(sav)'inkinin daha farklı olduğu el-Müstedrek tarafından
Vehb b. Münebbih (ra)'den şöyle nakletmiştir:
"… Allah hiçbir peygamber
göndermemiştir ki, onun sağ elinde Peygamberlik beni (şamet'ün-nübüvve)
olmamış olsun. Ancak bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam
bunun istisnasını teşkil etmektedir. Zira Onun peygamberlik
beni, (sağ elinde değil) kürek kemikleri arasındadır. Peygamberimiz
bu durum sorulunca: "Kürek kemiklerim arasında bulunan bu
ben, benden önceki Peygamberlerin beni gibidir…"78
demiştir.
Cabir b. Semüre (ra) anlatıyor:
"Ben Resulullah Efendimizin
kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm.
O, güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru
idi."79
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra) naklediyor:
"Dedem Hz. Ali, Peygamber
Efendimizin vasıflarını anlatırken, Resulullah'ın Hilyesi
(güzel sıfatlar, süs, zinet, cevher, güzel yüz, suret, görünüş)
hakkındaki hadisi bütün uzunluğu ile zikreder ve:
"Kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü
vardı. Ve O, peygamberlerin sonuncusudur" derdi.80
Ebu Nadre (ra) anlatıyor:
"Ashabdan Ebu Said el-Hudri'ye
Resulullah Efendimizin peygamberlik mührünün nasıl bir şey
olduğunu sordum. Mübarek sırtlarında gül tomurcuğu gibi
bir et parçası olduğunu söyledi."81
"İki küreği arasında
peygamberlik mührü yer alıyordu. Bu mühür sağ omzuna daha
yakındı."82
Muhammed b. Müsenna, Muhammed b. Hazm, Şu'be Simak (ra)'dan:
"Cabir İbn-i Semure'nin
şöyle dediğini duydum: Resulullah (sav)'in sırtında mühür
gördüm: güvercin yumurtası gibi idi."83
PEYGAMBER EFENDİMİZİN SAÇI
Peygamber Efendimizin saçının uzunluğu ile ilgili farklı
tarifler vardır. Tarifler arasında böyle bir farklılık olması
ise doğaldır, çünkü bu bilgileri aktaranlar Peygamber Efendimizi
farklı zamanlarda gördükleri için, saçının uzunluğu da farklı
olmuş olabilir. Ancak bu tariflerden anlaşılan Peygamberimiz
(sav) saçını en kısa kulağı hizasında, en fazla ise omuzlarına
kadar uzatmıştır.
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Hazreti Peygamberin
saçları, kulaklarının orta hizasına kadar uzamıştı."84
Hazreti Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
"Resulullah'ın mübarek
saçları, kulakları ile omuzları arasındaydı. Allah'ın selat
ve selamı üzerine olsun."85
Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz
orta boylu idi. Omuzları da genişçeydi. Saçları ise, kulak
yumuşaklarını değerdi."86
Ebu Talib'in kızı ümmü Hani (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimiz
Mekke'ye geldiklerinde evimizi teşrif etmişlerdi. Bu sırada
mübarek başları dört belikli (örgülü) idi." 87
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SAÇ VE SAKAL BAKIMI
Peygamber Efendimiz temizliğe
çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına da önem vermişlerdir.
Bazı kaynaklarda onun yanında daima tarak, ayna, misvak,
kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir.88
Peygamberimiz (sav) ashabına da aynı tavsiyelerde bulunmuş
ve "Kim saç bırakmışsa, onun bakımına dikkat etsin"89
şeklinde buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav)'in saç ve sakalı
ile ilgili diğer aktarılanlar şu şekildedir:
Hz. Adda İbn Halid'den (ra):
"Mübarek sakalı gayet
güzeldi."90
Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor:
"Resul-i Ekrem (sas)…
saçlarını tarayıp yağladığında…"91
Simak b. Harb (ra) aktarıyor:
"Cabir b. Semüre'den
işittim. Ona, Hazreti Peygamberin saçlarının ağarma durumu
sorulmuştu. O da: Mübarek başlarını yağladıkları zaman saçlarının
akı gözle farkedilmez; fakat başlarına yağ sürmedikleri
anlarda beyazları görünürdü"92
dedi.
Peygamberimiz (sav), dış görünümüne ve temizliğine verdiği
önemle, müminlere güzel bir örnek olmuştur. Bir rivayette
Peygamber Efendimizin bu konudaki tavrı şöyle belirtilir:
"Bir gün Peygamber (sav)
sahabelerinin yanına çıkacağı zaman küpteki suya bakarak
sarığını ve sakalını düzeltti ve şöyle dedi: 'Allah kardeşlerinin
yanlarına çıkarken kulunun kardeşleri için süslenmesini
sever.'93
PEYGAMBER EFENDİMİZİN GİYİM TARZI
Peygamberimiz (sav)'in giyimi hakkında
da sahabeler pek çok detay aktarmışlardır. Bunun yanı sıra
Peygamber Efendimizin müminlere nasıl giyinmeleri gerektiğiyle
ilgili olarak tavsiyeleri de onun bu konuya verdiği önemi
ortaya koymaktadır. Örneğin Peygamber Efendimiz hadis-i
şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
"Allah güzeldir, güzelliği
sever, güzel giyinmek kibir değildir, kibir (mazhar olduğun
nimeti kendinden bilip) hakkı reddetmek, halkı hakir görmektir."94
"Allah güzeldir, güzeli sever ve kuluna
verdiği nimetin eserini üzerinde görmekten hoşlanır."95
Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hasan, onun giyim konusu
hakkındaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:
"Peygamber Efendimiz bize elde ettiğinizin
en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi
emrederdi."96
Bu konudaki Peygamberimiz (sav)'in bir başka hadisi de
şu şekildedir:
"Ey müminler! Gönlünüzce
yiyiniz, içiniz, giyininiz ve Allah yolunda sarf ediniz.
Ancak, israfa veya kibir ve gurura kaçmayınız."97
Peygamber Efendimiz ashabından biri dış görünümüne önem
vermediğinde veya bakımsız olduğunda onu da hemen uyarırdı.
Bu konuya ait bir rivayeti Ebu'l Havas (ra), babasından
şöyle nakletmektedir:
Üzerinde adi bir elbise olduğu halde
Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın yanına gelmiştim. Bana:
"Senin malın yok mu?" diye sordu.
"Evet var" cevabıma:
"Hangi çeşit maldan?" sorusunu yöneltti.
"Her çeşit maldan Allah bana vermiştir"
demem üzerine:
"Öyle ise Allah Teala
Hazretleri sana bir mal verdiği vakit Allah'ın verdiği bu
nimetin eseri ve fazileti senin üzerinde görülmelidir" buyurdular.98
Buna benzer bir başka olayı ise Hz. Cabir
(ra) şöyle aktarmıştır:
Resulullah aleyhissalatu vesselam, binek
hayvanlarımızı güden bir adamımızı gördü. Üzerinde eskimiş
iki parçalı giysi vardı.
"Onun bu eskilerden başka giyeceği yok
mu?" diye buyurdular. "Evet var" dedim. "Çamaşır torbasında
iki giysisi daha var. Ben onları giydirmiştim."
"Öyleyse çağır onu da, bunları giysin"
diye emrettiler. (çağırdım, emr-i Nebeviyi söyledim.), o
da onları giyindi. Geri gitmek üzere dönünce, Resulullah
aleyhissalatu vesselam:
"Nesi var da bu yenileri
giymiyor? Bu daha hoş değil mi?" diye buyurdular.99
Peygamberimiz (sav)'in giyim tarzı ile ilgili sahabelerin
aktardığı bilgilerden bazıları ise şunlardır:
İbnu Abbas (ra) anlatıyor:
"Ben Resulullah aleyhissalatu
vesselam üzerinde mümkün olan en güzel elbiseyi gördüm."100
Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimizin
en çok sevdikleri elbise çeşidi, gömlek (kamis) idi."101
Ashabdan Kurre (ra) anlatıyor:
"Ben, biat eylemek üzere,
Müzeyne kabilesinden bir grup insanla birlikte Resulullah
Efendimizin huzurlarına çıktım. Peygamber Efendimizin gömleklerinin
yakası düğmesiz olduğundan…"102
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimiz,
giydikleri elbiseler içerisinde, Hibere-i Yemani'yi çok
severlerdi"103
(Hibere, Yemen'de dokunan pamuktan yapılan, kırmızı çubuklu
yeşil bir kumaştır. Eskilerin "alaca" dedikleri desenli
kumaşlar için kullanılan bir tabirdir. Bu da kumaşın düz
değil desenli olduğunu ve birkaç renkten oluştuğunu gösterir.)
El-Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
"Kırmızı desenli elbisenin,
Peygamber Efendimiz kadar bir başkasına yakıştığını görmedim.
Bu kıyafetle Resulullah (sav)'ı gördüğümde, mübarek saçları,
omuzlarına değecek kadar sarkmıştı."104
Semüre b. Cündüb (ra) rivayet ediyor:
"Hazreti Peygamber:
"Beyaz elbise giyiniz. Zira o, son derece temiz ve hoştur"
buyurmuşlardır"105
Hz. Aişe (ra) anlatıyor:
"Resulullah Efendimiz,
bir sabah vakti, üstlerinde siyah yünden dokunmuş bir izar
(peştemal, futa, göğüsten aşağı örtülen elbiseler) olduğu
halde, evlerinden dışarı çıkmışlardı."106
PEYGAMBER EFENDİMİZİN DIŞ KIYAFETLERİ
Eşa's b. Süleyn (ra) anlatıyor:
"Bana halam anlattı.
Ona da amcası anlatmış. Halamın amcası demişti ki: Bir gün
Medine sokaklarında izarımı sürüyerek yürüyordum. Bu sırada
arkamdan bir ses işittim: "İzarını yukarı kaldır. Zira izarın
yerde sürünmemesi, onun daha temiz kalmasını ve uzun müddet
dayanmasını sağlar" diyordu. Arkama dönüp baktığımda bu
sözleri söyleyenin Resulullah Efendimiz olduğunu gördüm."107
Seleme b. El-Ekva'dan (ra):
"Hz. Osman, uzunluğu
bacaklarının yarısına kadar ulaşan bir izar giyer ve "Arkadaşımın
(sahibi), yani Resulullah (sav)'ın izarları da aynen böyleydi"
derdi.108
PEYGAMBER EFENDİMİZİN YÜZÜĞÜ VE MÜHRÜ

Peygamberimizin mührü, Topkapı Sarayı'nda
bulunmaktadır. |
Enes b. Malik (ra) anlatıyor:
"Peygamber Efendimizin
Mühr-i Şerifleri (şerefli, mübarek mühür) gümüşten yapılmıştı.
Kaşı ise Habeş taşındandı.
Resulullah Efendimiz yabancı devlet reislerine
mektup yazmak isteyince, bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu.
"Peygamber Efendimizin parmağındaki yüzüğün
parıltısı hala gözümün önünde duruyor".
"Peygamber Efendimizin Mühr-i Şeriflerinin
kaşına, üç satır halinde, "Muhammed Resulullah" ibaresi
kazınmıştı. Birinci satırda "Muhammed", ikinci satırda "Resul",
üçüncü satırda da "Allah" kelimeleri yer alıyordu."109
PEYGAMBER EFENDİMİZİN YÜRÜYÜŞ ŞEKLİ
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor:
"Ben Resulullah Efendimizden
daha güzel birisini görmedim; sanki güneş, onun mübarek
yüzünde devrediyor gibiydi. Peygamber Efendimizden daha
hızlı yürüyen birisini de görmedim; yürürken adeta yeryüzü
ayakları altında dürülürdü. Bizler, arkalarından giderken,
geri kalmamak için büyük çaba harcardık."110
Hz. Ali'nin torunlarından İbrahim b. Muhammed (ra), "Dedem
Hz. Ali, Resulullah Efendimizi tanıtırken şöyle derdi: "Resulullah
Efendimiz, yürürken, adeta yokuş aşağı inercesine, ayaklarını
sertçe kaldırırlardı"111
diyerek, Peygamberimiz (sav)'in rahat bir yürüyüşü olduğunu
belirtmiştir.
Hz. Yezid İbni Mirsad (ra) ise şöyle demiştir:
"Yürüdüğü zaman vakarlı
fakat hızlı giderdi. Yanındakiler ona yetişemezdi."112
Hz. Ebu Atabe (ra)'den:
"Yürürken kuvvetli adımlarla
yürürdü."113
"… Yürürken, ayaklarını
yerden biraz kaldırıp önlerine hafif eğilerek yürürlerdi.
Ayaklarını ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yere sert
vurmazlar; adımlarını uzun ve seri atmakla birlikte sukunet
ve vekar üzere yürürlerdi. Yürürken, sanki meyilli ve engebeli
bir yerden iniyor görünümünü arzederdi. Bir tarafa dönüp
baktıklarında, bütün vücudları ile birlikte dönerlerdi.
Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından
daha çoktu. Çoğunlukla göz ucu ile bakarlardı. Ashabı ile
birlikte yürürken, onları öne geçirir kendileri arkada yürürlerdi.
Yolda karşılaştığı kimselere, onlardan önce hemen selam
verirdi."114
"Hep harekatı mutedil
idi. Bir yere azimetinde (Yola çıkmak, gitmek) acele ve
sağ ve sola meyletmeyip, kemal-i vekar (ağırbaşlılığın olgunluğu)
ile doğru yoluna gider ve fakat sür'at (hızlı) ve sühulet
(kolaylıkla) ile yürür idi. Şöyle ki; adeta yürür gibi görünür,
lakin yanında gidenler, sür'at ile yürüdükleri halde geri
kalırlar idi."115
 
1871 yapımı, Lilium Auratum adlı eser.
PEYGAMBER EFENDİMİZİN OTURUŞ TARZI
Kayle binti Mahreme (ra) anlatıyor:
"Resulullah (sav)'i
sonsuz bir mahviyet (alçak gönüllülük, tevazu) ve tevazu
içinde otururken görünce, heybetinden vücudum titremeye
başladı."116
Cabir b. Semüre (ra):
"Ben Peygamber Efendimizi,
sol tarafına konmuş bir yastığa dayanmış vaziyette gördüm."117
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KONUŞMA ŞEKLİ
Peygamber Efendimiz etkileyici üslubu, hikmetli ve keskin
hitabıyla tanınan bir insandı. Onun tebliği insanlar üzerinde
çok büyük bir etki oluşturur, sohbetinden herkes çok büyük
bir zevk alırdı. Sahabelerden bizlere aktarılan çeşitli
rivayetler de onun bu özelliğini ortaya koyar. Bu konuda
bazı aktarımlar şu şekildedir:
Allah Resulü insanların
en beliğ (belagatli kimse, meramını tamamen, noksansız ve
güzel sözlerle anlatmaya muktedir olan. Kafi derecede olan.
Yeter olan), en düzgün konuşanı ve en tatlı sözlü olanıydı
(ağzından ballar akıyordu)! O, şöyle diyordu: "Ben Arabın
en fasihiyim (Hatasız olarak söyleyen. Açık ve güzel konuşan)."118

David Roberts'in, Nübya ve Mısır adlı
eseri (solda) ve
Sultan Hasan Medresesi adlı eseri (altta).
Hz. Aişe (ra), Resulullah (sav)'in sözlerini
şöyle tarif eder:
"O, sizlerin konuştuğunuz
gibi lafları çabuk çabuk ve peş peşe sıralamazdı, sözleri
az ve özdü. Halbuki sizler cümleleri birbirine ekleyip duruyorsunuz."119
"Allah Resülü çok veciz
(kısa, öz, az sözle çok mana ifadesi) konuşurdu. Böyle konuşmasını
kendisine Allah katından Cebrail getirmişti. Kısa cümleler
içinde bütün maksadını yansıtırdı. Veciz sözlü cümleler
söylerdi, sözlerinde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu.
Kelimeleri bir ahenk içinde birbirini izler, sözcükleri
arasında duraklar ve böylece dinleyenleri sözlerini belleyip
ezberlerlerdi. Sesi gürdü ve tatlıydı. Gerektiğinde konuşurdu,
kötü laflar etmezdi. Hiddetli ve hiddetsiz anlarında (nefsi
için değil, Allah'ın rızası için) hep hakkı söylerdi."120
"Güzel olmayan laflar
edenlerden yüz çevirirdi. Hoşlanmadığı, çirkin saydığı bir
sözü konuşmak zorunda kaldığında onu kinaye yoluyla ifade
buyururdu.121
Kendisi sustuğunda huzurdakiler
konuşurdu. Katında tartışma yapılmazdı.122
Sahabelerinin yüzlerine
karşı son derece güler ve gülümserdi, onların konuştuklarını
beğenir, dikkatle dinler, kendisini onlardan biri sayardı.123
Hz. Aişe (ra) anlatıyor:
"Mübarek kelamları seçkindi.
Her işiten onu anlardı."124
Hz. Ebu Umame (ra)'den:
"İnsanların en güleç
yüzlüsü ve hoşcanlısı idiler."125
Hz. Enes (ra) şunu bildirmiştir:
"Efendimiz (sav) halkın
en latifecisi(hoş söz, şaka, mizah, söz ile iltifat) idi."126
PEYGAMBER EFENDİMİZİN GÜZEL KOKUSU
Peygamber Efendimiz temizliğe çok önem verirdi. Kendisi
sürekli mis gibi, tertemiz, hoş ve güzel kokar, Müslümanlara
da temizliği tavsiye ederdi. Sahabelerden rivayet edilen
bilgilerde Peygamberimizin bu güzel özelliği hakkında detaylar
aktarılmaktadır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
Enes b. Malik (ra) şöyle ifade etmektedir:
"Resulullah Efendimiz
Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O'nun misk gibi
kokusu hemen sezildiğinden, halk o yoldan Hazreti Peygamberin
geçtiğini söylerlerdi. Bizler, Peygamber Efendimizin gelişini,
kokusunun güzelliğinden anlardık."127
İbn-i Ebi Adi, Humeyd, Enes (ra)'den:
Resulullah (sav)ın elinden
daha yumuşak ne bir yün kumaşı, ne de bir ipeğe (hayatımda)
dokunmadım. Resulullah (sav)'in kokusundan daha güzel (kokan)
bir kokuyu da koklamadım.128
Muaz b. Hişam (ra), babasından, Katade, Enes'den şöyle
rivayet etmiştir:
"Resulullah (sav) güzel
kokusu ile tanınırdı. Resulullah (sav) güzel idi. Kokusu
da hoş idi. Bununla beraber kokuyu severdi." 129
"Cismi nazif (temiz),
kokusu latif (hoş) idi. Koku sürünsün sürünmesin, teni en
güzel kokulardan ala kokardı. Bir kimse onunla musafaha
(el sıkışmak, tokalaşmak, muhabbetini, arkadaşlığını, sevgisini
izhar etmek) etse, bütün gün onun rayiha-i tayyibesini (temiz
kokusunu) duyardı ve mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse,
rahiya-i tayyibesiyle (temiz kokusuyla) o çocuk, sair (diğer)
çocuklar arasında malum (bilinirdi) olur idi."130
PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEVDİĞİ YEMEKLER
"Çok sıcak yemeği sevmezdi."131
"En çok hoşlandığı yiyecek
etti."132
"Kabağı çok severdi."133
"Avlanan kuş etlerini
yerdi."134
"Hurmalardan Acve hurmasını
severdi."135
Hz. Aişe (ra) Peygamberimiz (sav)'in sevdiği yiyeceklerle
ilgili şunları söylemiştir:
"Tatlı ve balı severlerdi."136
"Hazreti Peygamberin
katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir:
Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy
kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun,
helva, bal, hurma, pazı, anber balığı…"137
Hz. Aişe (ra) ek olarak şunları bildirmiştir:
"Kavun, karpuzu yaş
hurma ile yerlerdi."138
Hz. Cabir (ra)'den:
"Taze hurma ve kavun
çok yerlerdi ve 'bunlar güzel meyvedir' derlerdi."139
"Hiçbir zaman bir yemeği
yermemiştir. Hoşuna giderse yer gitmezse yemezdi. Hoşlanmadığında
da bir başkasına kötülemezdi." 140
 
Pieter Gysels Antwerp, (1621-1690)
Bahçe isimli tablo.
Peygamber Efendimizin sevdiği bazı yiyecekler için söylediği
sözlerden bir kısmı ise şöyledir:
"Etin en güzel yeri
sırt etidir."141
"Sirke ne güzel katıktır."142
"Mantar kudret helvasıdır."143
"Sinameki ve sennut
(tereyağ tulumuna konulan bal) yemeye devam ediniz. Çünkü
bu iki şeyde samdan (ölümden) başka her hastalıktan şüphesiz
şifa vardır."144
"Zeytinyağını yiyiniz
ve kullanınız. Çünkü bu yağ mübarektir."145

İbrahim Safi. Natürmort tablo
PEYGAMBER EFENDİMİZİN SEVDİĞİ
İÇEÇEKLER
Hz. Aişe (ra) bildiriyor:
"Şerbetlerin içinde
tatlı ve soğuk olanını severlerdi.146
Peygamber Efendimiz
bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası gibi içecekleri severlerdi.147
Peygamber Efendimizin
en çok sevdiği içecek, soğuk tatlı şerbetlerdi."148
Şerbetlerin içinde en
çok bal şerbetini severdi.149
İçilecek şeylerde en
çok sütü severlerdi.150
Peygamberimiz (sav) süt için şöyle buyurmuşlardır:
"Allah bir kimseye yemek
yedirdiği zaman o kimse, 'Allah'ım Bize bu yemeği bereketli
kıl ve bize bundan hayırlı rızık ver' diye dua etsin. Allah
bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse, 'Allah'ım
bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver' diye
dua etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten
başka bir şeyi bilmiyorum."151
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SU İÇİN SÖYLEDİKLERİ
Peygamberimiz (sav) özellikle yolculuklar
sırasında ashabına su dağıttırırdı. Örneğin bir yolculuğu
sırasında, bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiştir.
Elini ve yüzünü yıkadıktan sonra, sudan içmiş ve yanındaki
sahabelerine de "Siz de yüzünüze, boynunuza bir miktarını
dökün"152
demiştir.
Resulullah (sav) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir:
"Rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı
ve tuzlu yaratmayan Allah'a hamd olsun."153
Resulullah (sav) bir başka sözünde ise su için şöyle buyurmuştur:
"Allah suyu temizleyici
olarak yarattı. Tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren
maddeler dışında hiçbir nesne onu pislemez."154
PEYGAMBER EFENDİMİZİN GÜZEL HUYLARINDAN BAZILARI
Hüccet-ul İslam olarak bilinen İmam Gazali; Tirmizi, Taberani,
Buhari, Müslim, İmam Ahmed, Ebu Davud, İbni Mace gibi büyük
İslam alimlerinden derleyerek, Peygamber Efendimizin güzel
huylarından bazılarını şöyle özetlemiştir:
|