|
HAZRETİ MUHAMMED
Peygamberimizin Güzel Ahlakı
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu
Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin. Gerçekten senin
için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen,
pek büyük bir ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin
ve onlar da görecekler. Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'.
Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını
daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi
bilendir. (Kalem Suresi, 1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi
olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed
(sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir
zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın kemali,
güzel ahlakladır"4
sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden
biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini
öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen güzel
ahlak özelliklerinden bazılarına yer verilecektir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) SADECE KENDİSİNE VAHYOLUNANA
UYMUŞTUR
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen
en önemli özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine
uyması, insanların rızasını gözetmeden, insanlardan çekinmeden
sadece Allah'ın bildirdiklerini yapmasıdır. Hatta, çağdaşı
olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz
(sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir.
Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına
rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini
daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir
ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların ısrarlarına
nasıl karşılık verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak
okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki:
"Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki:
"Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem
benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana
uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük
günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi,
onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce
sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek
misiniz?" (Yunus Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz (sav)'i
birçok ayetiyle uyarmıştır. Örneğin Maide Suresi'nde şöyle
buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı
(Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve
tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve
bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek
ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir.
Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına
uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları
için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki,
Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti
tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
(Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden
başkasına uymayacağını büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır.
Peygamberimiz (sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir
ayet şöyledir:
Hamid Aytaç. Celi Sülüs Levha.
Hadis-i şerifte; "Hz. Peygamber, insanların en hayırlısı
insanların faydalı olanıdır" buyrulmuştur. |
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır
demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de
demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De
ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek
misiniz?" (Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı
olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara
bildirilmiştir. İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak
Peygamberimiz (sav)'in bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına
vesile olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük
bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere sahiptirler.
Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine rağmen bu
zayıflıklarına yenilirler. Zaaf ve tutkularını terk etmek
yerine dinin hükümlerinden tavizler verirler. Örneğin dostlarının,
eşlerinin, akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin
bazı hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine uymayan bazı
alışkanlıklarını terk edemezler. Bu nedenle, dini kendi
çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine uyan hükümlerini
kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine
hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir
değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden,
sadece Allah'tan korkup sakınarak Kuran'ı insanlara tebliğ
etmiştir. Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz
(arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan
(kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri),
yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı)
üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
(Necm Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz.
Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici
kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte
onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi,
7)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM ALEMLERE
ÖRNEK OLAN TEVEKKÜLÜ
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan
olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir.
Örneğin Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra
arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri
tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Ayette şöyle
bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak
O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında
arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah
bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik
duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla
desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi,
40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima
Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır
ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e,
kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün
bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır,
bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi
almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki:
"Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle
hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler
yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi,
50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek
olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye
asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş
şey mutlaka olur."5
"... Bir şey isteyince
Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım
dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı
olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir
olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için
biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet
gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması,
herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir.
Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından
biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla
ve şedid olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu
çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak
Peygamberimiz (sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının
dinini değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler, peygamberden
nefislerine uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha
birçokları sürekli olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya
çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima sabretmiş,
büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları
tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun
bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a
olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır.
Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın
kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın
yarattığına ve Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı
şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir. Peygamberimiz
(sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne
bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu
ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır.
Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun
olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar
gelse sabreder, bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden
gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu
her zaman bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir. Allah, onun
bu güzel tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve başarılı
kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e tevekkül
etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca
Rabbimizin bu emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle
buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları
zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin
tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor.
Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil
olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan
bir ayet yazılı; "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından
habersiz sanma..." (İbrahim Suresi, 42) |
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki:
"Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim."
Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz
mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin
görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile
tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider,
tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri
ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin
hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini,
herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin
tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı
kadere teslim olduğunu zikretmelidir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARDAN HİÇBİR KARŞILIK
BEKLEMEDEN SADECE ALLAH'IN HOŞNUTLUĞUNU ARAMIŞTIR
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm
yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini
de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak
için yapmasıdır. Allah bir ayetinde müminlere "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm
alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde buyurmaktadır.
(Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah
edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir"
(Nisa Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece
Allah için, başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir.
Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka
bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı
etmeye adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden
vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın
dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini,
ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere
en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış,
hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı
boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak
için çaba göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret
istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden
de değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem,
artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a
aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ZORLUKLAR KARŞISINDAKİ
GÜZEL TAVRI
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de
belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden
inkar edenler ve müşrikler ona karşı son derece incitici
sözler söylemişler, hatta büyücü veya delidir demişler,
bazıları da Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş
ve bunun için planlar kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz
(sav) her kültürden ve karakterden insanı eğitmeye, onlara
Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye
çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel
görgü kurallarından dahi habersiz olduğu için Peygamberimiz
(sav) gibi ince düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı
verebileceklerini düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav)
ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda
Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere
de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti ile,
inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle
tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık
sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından
önce hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz
'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
(Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına
karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr Suresi,
97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli
veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri
dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını
terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye
vekildir. (Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün bir
ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda
kendilerine onu örnek almaları gerekir. Nefislerine ters
düşen en küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük
bir itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini
anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette başarısız
olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının Allah'ın Kitabı'na
ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler.
İman edenler, her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup
O'na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak
göstermeli ve Rabbimizin rızasını, rahmetini ve cennetini
ummalıdırlar.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) YANINDAKİLERE DAİMA HOŞGÖRÜLÜ
DAVRANMIŞTIR
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in yanında
her karakterden, her düşünceden insan vardı. Ancak Peygamberimiz
(sav) hayatı boyunca her biri ile tek tek ilgilenmiş, her
birinin eksiklerini ve hatalarını düzeltmek için onları
uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her türlü
konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun bu şefkatli, hoşgörülü,
anlayışlı ve sabırlı tavrı, birçok insanın kalbinin dine
ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik ve
sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah, Peygamber
Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara
yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar
çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar
için bağışlanma dile… (Al-i İmran Suresi, 159)
G. Mesara Koleksiyonu, Hat,
Esma-i Nebi, Kuran'dan bir ayet; "Biz seni alemler
için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik." (Enbiya
Suresi, 107) |
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e çevresindekilere
karşı nasıl davranması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi
biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde,
Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver.
(Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor kullanarak
veya şart koşarak kabul ettirmeye çalışmamış her türlü durumda
güzellikle anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her yönüyle
sahiplenmiş, onlara her konuda bir velinimet olmuştur. Bu
özelliklerinden dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok
ayetinde "sahibiniz" (arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak
zikredilir. (Sebe Suresi, 46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi,
22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir edip
anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten çok daha
yakın görmüşler ve onu kendi nefislerinden çok daha üstün
tutmuşlardır. Bir ayette Allah bunu şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden
daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir… (Ahzap
Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği
bilgiler ile Peygamber Efendimizin çevresindekilere karşı
tutumunu şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese mübarek
yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki
herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı
düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri,
güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi.
Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini
hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi
olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten son derece
uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı
insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı
insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara
faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan ve
kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi
ve şefkati, tüm Müslümanların önemle üzerinde durmaları
gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM İNSANLIĞA
ÖRNEK ADALETİ
Allah Kuran'da müminlere "Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın"
(Nisa Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır. Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler,
hem diğer din, dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı
adil ve hoşgörülü tutumu, hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği
gibi zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit davranmasıyla
tüm insanlar için çok büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir.
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir.
Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin
olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle
hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.
(Maide Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin içinde dahi,
Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.
Daima "Rabbim adaletle davranmayı emretti…"
(Araf Suresi, 29) diyerek her devirde tüm insanlara
örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil tutumuna
örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır. Peygamberimiz
(sav)'in yaşadığı coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve
kabileden insan birarada yaşıyordu. Bu toplulukların birarada
huzur ve güven içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya
çalışanların etkisiz bırakılmaları çok zordu. En küçük bir
sözden veya tavırdan hemen bir grup diğerine karşı öfkelenip
saldırabiliyordu. Ancak Peygamberimiz (sav)'in adaleti,
Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar için de bir
huzur ve güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde
Arabistan Yarımadasında Hıristiyan, Musevi, putperest, ayırt
etmeksizin herkese adil davranılmıştır. Peygamberimiz (sav)
Allah'ın "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…"
(Bakara Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak
dini anlatmış ancak seçimlerini yapmak konusunda serbest
bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de, farklı
dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde
olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun
gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve
tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba
inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah,
bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz
bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda 'deliller
getirerek tartışma (ya, huccete gerek)' yoktur. Allah bizi
biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır." (Şura Suresi,
15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği
bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların birbirlerine
karşı tutumları konusunda örnek olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar
arasında da uzlaşma sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok
konuşmasında, hatta Veda Hutbesinde de ırklara göre bir
üstünlük olamayacağını, Allah'ın ayetinde haber verdiği
gibi "üstünlüğün takvaya göre olacağını" bildirmiştir. Ayette
şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek
ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için
sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah
katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca
değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Hepiniz
Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır.
İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin şu soyunuz-sopunuz
kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey değildir.
(Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir
ölçek içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz…
Halbuki, hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü
yoktur. Kişiye kötü olması için; başkalarını yermesi, küçük
görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle
seslenmişti:
"Soylarla övünülmez.
Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi
olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah
katında en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız
(en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran Halkı
ile yapılan bir antlaşma da Peygamber Efendimizin adaletine
çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden
biri şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin
canları, malları, dinleri varları ve yokları, aileleri,
kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın
Peygamberinin güvencesi (himayesi) altına alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik topluluklarla
imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir.
Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması
ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan
bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara
barış getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden
biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde
şöyledir:
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan
bir ayet yazılı; "... İnsanlar arasında hükmettiğiniz
zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisa Suresi,
58) |
"Ben-i Avf Yahudileri,
müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri
kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının 16.
maddesinde ise, "Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa
uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım
ve desteğimize hak kazanacaklardır"15
diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den sonra da sahabeleri
Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık
kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri
inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.16
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde
geçmesinin en önemli nedenlerinden biri, Kuran ahlakına
uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde
de bir güven duygusu uyandırmıştır ve müşriklerden dahi
Peygamberimiz (sav)'in himayesi altına girmek isteyenler
olmuştur. Allah Kuran'da müşriklerin bu taleplerini bildirmiş
ve aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı
nasıl davranması gerektiğini de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye)
isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş
olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır'…
Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum
takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının.
Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever." (Tevbe Suresi,
6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen çatışmaların,
kavgaların, huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına uymak
ve Peygamberimiz (sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin,
adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Ben
gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan
Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru
bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)
(Hud Suresi, 56)
Senin Rabbin rahmet
sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından
dolayı onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara
azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar
için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla
başka bir sığınak bulamayacaklardır.
(Kehf Suresi, 58) |
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E İTAAT EDEN ALLAH'A
İTAAT ETMİŞ OLUR
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara
itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini
yerine getiren, insanlara Allah'ın vahyini ileten ve hal
ve tavırlarıyla, konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla
insanlara Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın
nasıl yaşanması gerektiğini gösteren mübarek insanlardır.
Allah Kuran'da elçilerine uyanların kurtuluşa ereceklerini
bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e itaat, önemli
bir ibadettir. Allah itaat konusunun önemini Kuran'da şöyle
haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın
izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik.
Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip
Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama
dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen
olarak bulurlardı. (Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse,
işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler,
doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir.
Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin
aslında Allah'a itaat etmiş oldukları bildirilir. Elçilere
başkaldıranlar ise, gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir.
Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte
Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni
onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a
biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir.
Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine
ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse,
artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi,
10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin önemini
hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana itaat ederse,
muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse
muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için bir
koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle
Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)'e danışır, onun
fikrini ve rızasını alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında
anlaşmazlığa düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında
veya ümmetin güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna yönelik
bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen Peygamberimiz
(sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve güvenli çözüm veya
yöntemi öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli bir
ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere
veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini
emretmektedir. Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde,
onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı,
azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi,
83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir.
Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü
Allah'ın koruması altındadır. Dolayısıyla verdiği kararlar
daima hayır olur. Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin en
akıllı ve hikmetli kişisidir. İnsan her işinde doğal olarak
en ehil, en yüksek akla ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği
ve emin olduğu kişiye danışmak, bir haberi sonuç çıkarması
için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında, bütün
haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti de,
bu haberlerin bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar
yapılabilecek olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise, müminlerin
aralarındaki anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem
tutmalarını bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi Allah'ın emridir ve bu
nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca,
Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve hiçbir
kuşkuya kapılmadan itaat etmek son derece önemlidir. Onun
verdiği karar o insanın çıkarları ile çelişse de, gerçekten
iman edenler bu durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen
razı olarak peygamberin hükmüne itaat ederler. Allah bu
önemli itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında
çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin
hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın
koruması altında olduğunu fark edemeyen bazı zayıf imanlı
ya da ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in her konudan
haberdar olarak bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda
fitne çıkarmaya çalışmışlardır. Bu durumun bildirildiği
ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her
sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O
sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere
inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir.
Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab
vardır." (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz
(sav)'i takdir edip tanıyamadıkları için onun herşeyden
haberdar olmasını cahiliye zihniyeti ile değerlendirmişlerdir.
Çünkü cahiliye insanları sahip oldukları bilgileri hayır,
güzellik, insanların iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar.
Onlar bunu ancak dedikodu ve fitne için kullanır, insanları
birbirine düşürmeye, tuzaklar kurmaya çalışırlar. Oysa,
Peygamberimiz (sav) kendisine gelen her haberle hem Müslümanların
hem de koruması altındaki diğer insanların güvenliğini,
sağlığını, huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf
ederek, müminlere kurulan tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti
içinde olanları tespit ederek onların imanlarını güçlendirecek
önlemler almış, müminleri zayıflatacak, şevklerini kıracak
tüm ihtimallerin önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır
getirecek türlü yöntemler belirlemiştir. Bu nedenle Allah
ayetlerde onun, "bir hayır kulağı" olduğunu bildirmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her kararı, her önlemi
müminlere ve aslında tüm insanlara hayır ve güzellik getirmiştir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARIN VİCDANLARINI
ETKİLEYECEK ŞEKİLDE HİKMETLE UYARIP KORKUTMUŞTUR
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten itibaren
hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara
doğru yolu göstererek rehberlik etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde
Peygamberimiz (sav)'in şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere
Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı
tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi,
108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz (sav)
insanları uyarıp korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel ahlakı
öğretirken birçok zorluklarla karşılaşmıştır. Herkes hidayet
ehli olmadığı için, kıskançlığından, kininden, öfkesinden
dolayı Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği
sözü kavrayamayanlar, anladığı halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz
(sav)'in söylediklerine inandım dediği halde gerçekte inanmayıp
iki yüzlü davrananlar ve benzeri kötü ahlak gösterenler
olmuştur. Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen hiçbir zaman
yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla devam etmiştir.
Bu kişilerin tavırları bir ayette şöyle açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle
karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında
ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını
ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah,
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi,
119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve kararlılığı
ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen
dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen)
gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben,
yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum.
Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." (Rad
Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam etmiş, dine
ve kendisine karşı düşmanlık beslemelerine rağmen belki
vazgeçerler ve hidayet bulurlar diye onlara dini en etkili
şekilde anlatmıştır. Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in
anlattıklarına karşı gösterdikleri tavır ise Nisa Suresi'nde
şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene
gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar,
tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar
onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak
bir sapıklıkla sapıtmak ister. Onlara: "Allah'ın indirdiğine
ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince
kaçtıklarını görürsün. (Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz
(sav) onlara öğüt vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek,
doğruyu görmelerini sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur.
Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir.
O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara
nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle. (Nisa
Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını
açıkça söyleyerek onları doğru yola çağırmak elbette ki
güç bir sorumluluktur. Ancak, Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a
dayanıp güvenen, hidayeti verenin Allah olduğunu bilen,
insanlardan değil sadece Allah'tan korkup sakınan bir insan
için, her işte olduğu gibi bunda da Allah'ın yardımı ve
kolaylıklar vardır.
Allah Kuran'da birçok ayetinde sapıklık içinde olan insanları
doğru yola iletmek, onları arındırmak ve onlara ayetlerini
öğretmek için elçilerini gönderdiğini bildirmektedir. Yukarıda
da belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav) Allah'ın kendisine
verdiği bu sorumluluğu büyük bir sabır, şevk ve kararlılıkla
hayatı boyunca sürdürmüştür. Vefatına çok yakın bir zaman
kala yaptığı Veda Hutbesi'nde dahi Müslümanları eğitmeye
ve onlara öğüt vermeye devam etmiştir.
Allah'ın Peygamberimiz (sav)'e verdiği bu güzel sorumluluklar
ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi
okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek
ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. (Bakara
Suresi, 151)
Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde
kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur.
(Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara
Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık
bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)
Sami Efendi (1838-1912). Cel'i
talik levha. Kelam-ı kibar; "Hikmetin başı Allah
korkusudur." |
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan
ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen
ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir.
Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde
idiler. (Cuma Suresi, 2)
Allah bir ayetinde, Peygamberimiz (sav)'in öğütlerinin,
hatırlatma ve uyarılarının inananlar için "hayat verecek
şeyler" olduğunu bildirmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere
sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin.
Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer
ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız. (Enfal
Suresi, 24)
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çağrı ve öğütleri herhangi
bir insanın çağrısı gibi değildir. Bu çağrılara uymak, insanın
dünyada ve ahirette kurtuluşu demektir. Peygamberimiz (sav)'in
her çağrısında insanı kötülüklerden, zulümden, karamsarlıktan,
azaptan kurtaracak hikmetler vardır. Peygamberimiz (sav)'in
her öğüdünde Allah'ın ilhamı ve koruması olduğu için, samimi
bir Müslüman bu öğütlere gönülden teslim olarak, hidayet
bulur.
Peygamberimiz (sav)'in günümüze ulaşan sözlerinde onun
müminlere verdiği güzel öğütler de bulunmaktadır. Bunlardan
bir tanesi sahabesi Muaz (r.a)'a verdiği öğüttür. Ona şöyle
söylediği aktarılır:
"Muaz! Sana Allah'tan korkmanı, sözün doğrusunu söylemeni,
sözünde durmanı, emaneti yerine getirmeni, hıyanetten uzak
kalmanı, komşu hakkını korumanı, yetime acımanı, tatlı sözlülüğü,
bol bol selam vermeni, işin iyisini yapmanı, az tamahkarlığı,
imana sarılmanı, Kuran'ı derinliğine anlamanı, ahiret sevgisini,
hesaptan korkmanı, tevazu kanatlarını indirmeni tavsiye
ederim.
Muaz! Seni hikmet sahiplerine sövmekten, doğru söyleyene
yalan söylemekten, günahkara boyun eğmekten, adaletli bir
hükümdara baş kaldırmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan
men ederim.
Muaz! Sana her taşın, ağacın ve duvarın
yanında nerede olursan ol Allah'tan korkmanı işlediğin her
günahın ardından gizlisine gizli, aleni olanına da aleni
tevbe etmeni tavsiye ederim."18
Peygamber Efendimiz, yakınlarını ve Müslümanları böyle
eğitmiş ve onları her zaman güzel huylu olmaya çağırmıştır.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Onlara, kendilerinden öncekilerin;
Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen
ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi
gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller
getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor
değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(Tevbe Suresi, 70)
İnsanlar, (sadece) "İman
ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını
mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık;
Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten
yalancıları da bilmektedir. Yoksa kötülükleri
yapanlar, bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar?
Ne kötü hükmediyorlar?
(Ankebut Suresi, 2-4)
|
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
PEYGAMBERİMİZ (SAV) KONUŞMALARINDA DAİMA
ALLAH'I TESBİH EDERDİ
Peygamberimiz (sav), Allah'ın "… Ve
O'nu tekbir edebildikçe tekbir et" (İsra Suresi,
111) ayetiyle bildirdiği emrine uygun olarak bir konuyu
anlatırken, müminlere öğüt verirken, insanlara seslenirken
veya dua ederken, hep Rabbimizi en yüce ve en güzel isimleri
ile anar, O'nun gücünü, üstünlüğünü ve büyüklüğünü zikrederdi.
Allah, peygamberimiz (sav)'e, insanlara nasıl hitap etmesi
gerektiğini şu ayetlerle bildirmiştir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine
mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini
aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin. Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın,
gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın,
ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık
verirsin." De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa
vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı
da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (Al-i İmran Suresi,
26-27-29)
De ki: "… Hüküm yalnızca Allah'ındır.
O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
(Enam Suresi, 57) De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin
hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin
ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur,
O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber
olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine
inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
(Araf Suresi, 158)
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak)
için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir
o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce,
elbette deniz tükeniverirdi. (Kehf Suresi, 109)
De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir
(herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).
O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun
dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)
Peygamberimiz (sav), bir Müslümana öğüt verirken de ona
önce Allah'ın yüceliğini hatırlatmış ve şöyle demiştir:
"Allah'tan başka ilah
yoktur, o tektir, şeriksizdir. Arz ve semanın mülkü O'na
aittir. Bütün hamdler O'nadır, O herşeye kadirdir." de...
Taşlanmış şeytandan Allah'a sığın."19
Peygamber Efendimizin her halini, ahlakını ve takvasını
kendisine örnek edinen, Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetine uyan her müminin konuşması da, insanlara Allah'ı,
O'nun gücünü ve büyüklüğünü hatırlatan, daima Allah'a çağıran,
insanlara Allah'ı sevdiren ve O'ndan korkup sakınmalarına
vesile olan bir üslupta olmalıdır. Müminin her konuşmasında
Allah'ı unutmadığı, her zaman Rabbimize yöneldiği belli
olmalıdır.
Peygamberimiz (sav), müminlere her zaman Allah'ı sevmelerini
ve kendisini de Allah'ı sevdikleri için sevmelerini öğütlemiştir.
Bir hadiste şöyle bildirilmektedir:
"Size vermekte olduğu
nimetlerinden ötürü Allah'ı sevin, beni de Allah beni sevdiği
için seviniz."20
PEYGAMBERİMİZ (SAV) BİR "MÜJDELEYİCİ" İDİ
Allah "Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir
müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik" (Ahzab Suresi,
45) ayetinde Peygamberimiz (sav)'in bir müjde verici ve
uyarıcı olduğunu bildirmektedir. Peygamberimiz (sav), insanları
hem cehennem azabına karşı uyarıp korkutmuş, hem de onları
dünyada iyilerin daima üstün geleceği, ahirette ise sonsuz
cennet hayatı ile müjdelemiştir. Peygamberimiz (sav)'in
bu özelliği Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir
uyarıcı olarak, hak (Kuran) ile gönderdik. Sen cehennemin
halkından sorumlu tutulmayacaksın. (Bakara Suresi, 119)
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik
ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve
uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. (İsra Suresi, 105)
Hüseyin Kutlu, "MaşaAllah"
yazılı hat. |
Gerçekten o (Kuran), alemlerin Rabbinin
(bir) indirmesidir. Onu Ruhu'l-emin indirdi. Uyarıcılardan
olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir). (Şuara
Suresi, 192-194)
Biz seni ancak bütün insanlara bir
müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların
çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
Peygamberimiz (sav)'i örnek alarak onun sünnetine uyanlar
da onun gibi insanları uyaran ve onlara müjdeler veren kişiler
olmalıdırlar. Nitekim Peygamberimiz (sav) de ümmetine müjde
verenlerden olmalarını şöyle buyurmuştur:
"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin.
Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin,
ihtilafa düşmeyin."21
Müjde vermek, müminlerin şevk ve heyecanlarını artırır,
yaptıkları salih amellerde daha gayretli ve başarılı olmalarına
vesile olur. Yaptığı işi, karşılığını cennette bir güzellik
olarak alacağını umarak yapan kişi, elbette ki işini monotonluk
içinde, bir alışkanlıkla veya mecburiyetten yapan kişiden
çok daha farklı bir ruh hali ve tavır içinde olacaktır.
Allah, bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e "Müminleri hazırlayıp-teşvik et"
(Nisa Suresi, 84) şeklinde buyurmuştur.
Allah bir başka ayetinde ise, "Müminlere
müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl
vardır" (Ahzap Suresi, 47) şeklinde bildirir. Allah'ın
emrine ve Peygamberimiz (sav)'in ahlakına uyan her mümin,
tüm Müslümanları müjdelemek ve onları teşvik ederek şevklendirmekle
sorumludur. Olumsuz konuşmalar yapmak, kolay olan işleri
zor gibi gösterip müminleri yıldırmaya çalışmak, güzellikleri,
Allah'ın Kuran'da verdiği müjdeleri unutturarak Müslümanları
gaflete sürüklemek Müslümanca bir tavır değildir. Kuran
ahlakına uygun olan, Peygamberimiz (sav) gibi, Allah'ın
Müslümanlara vaat ettiği güzellikleri sık sık hatırlatmak
ve onları hep canlı ve şevkli tutmaktır.
Peygamberimiz (sav)'e müjdelemesi emredilen konulardan
biri Allah'ın günahları bağışlayan olmasıdır:
 ... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde
olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden
umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar.
Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde,
onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi
üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük
işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz,
O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)
Diğer bir müjde konusu ise cennettir:
De ki: "Size bundan daha hayırlısını
bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında,
içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah,
kulları hakkıyla görendir."
(Al-i İmran Suresi, 15)
PEYGAMBERİMİZ (SAV), KAVMİNE KENDİSİNİN
DE BİR İNSAN OLDUĞUNU HATIRLATMIŞTIR
İnkar edenlerin temel özelliklerinden biri, kibirleridir.
Bu kibirleri nedeniyle Allah'ın elçilerine itaat etmeyi
reddetmişler ve itaat etmemek için türlü bahaneler öne sürmüşlerdir.
Bu bahanelerinden biri ise, elçilere ancak insanüstü bir
varlık olurlarsa itaat edeceklerini söylemeleridir. Peygamberimiz
(sav) ise kavmine, kendisinin Allah'a kul olan bir insan
olduğunu, onların bu beklentilerinin yersiz olduğunu ve
kurtuluşa ermek için Allah'a yönelmelerini söylemiştir.
Bu konudaki Kuran ayetlerinde Allah, Peygamberimize şunları
söylemesini emretmiştir:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz
olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir
ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa,
artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç
kimseyi ortak tutmasın." (Kehf Suresi, 110)
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de)
tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten
elçi olarak elbette melek gönderirdik." De ki: "Benimle
aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından
gerçeğiyle haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 95-96)
Peygamberimiz (sav), kavmine kendisinin de Müslüman olmakla
ve Allah'a itaat etmekle emrolunduğunu ve kendisinin sadece
uyarmakla sorumlu olduğunu, inkar edenlerin tavırlarından
sorumlu tutulmayacağını da bildirmiştir. Bunu haber veren
ayetler şöyledir:
(De ki:) "Ben, ancak bu şehrin Rabbine ibadet
etmekle emrolundum ki, O, burasını kutlu ve saygıdeğer kıldı.
herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan olmakla emrolundum."
"Ve Kuran'ı okumakla da (emrolundum). Artık kim hidayete
gelirse, kendi nefsi için hidayete gelmiştir; kim sapacak
olursa, de ki: "Ben yalnızca uyarıcılardanım." Ve de ki:
"Allah'a hamdolsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz
de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin, yaptıklarınızdan
gafil değildir. (Neml Suresi, 91-93)
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Onlara ne zaman bir ayet gelse,
derler ki: "Allah'ın elçilerine verilenin bir
benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak
inanmayacağız." Allah, elçiliğini nereye vereceğini
daha iyi bilir. Bu, suçlu-günahkarlara, kurdukları
hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli bir azab
ve Allah katında bir küçüklük isabet edecektir.
(Enam Suresi, 124)
Size bir iyilik dokununca tasalanırlar,
size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler.
Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli
düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz,
Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.
(Al-i İmran Suresi, 120)
|
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜSLÜMANLARIN ÜZERLERİNDEKİ
ZORLUKLARI KALDIRMIŞTIR
Peygamberimiz (sav) yukarıda sayılan özellikleri ile, müminlerin
üzerlerinden yük almış, onların akıl erdiremeyecekleri veya
zorlukla yapacakları işlerde onlara yol göstermiştir. Bunun
yanında, insanların bir kısmı kendi kendilerine zulmetmeye,
kendilerine zorluk çıkarmaya, kendi akıllarından kurallar
çıkarıp, bu kurallara uyduklarında kurtuluş bulacaklarına
inanmaya çok yatkındır. Tarih boyunca dinlerin tahrif edilmesinin
altında yatan nedenlerden biri de insanların bu özelliğidir.
Birçok topluluk, dinde olmayan kurallar uydurmuş, bunlara
uyulduğunda da takva olacaklarına kendilerini ve insanları
inandırmışlardır. Peygamberimiz (sav)'in en önemli vasıflarından
biri ise, insanlar üzerindeki bu kendi elleriyle oluşturdukları
zorlukları kaldırmaktır. Allah bir ayetinde Peygamberimiz
(sav)'in bu özelliğini şöyle bildirir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de
(geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi)
olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği)
emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri
helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek
olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen
nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf
Suresi, 157)
Ayette bildirilen "ağır yük" ve "zincirler" insanların
üzerlerindeki zorluklardır. Peygamberimiz (sav) ise hem
hayatı ile onlara örnek olup, hem de ayette bildirildiği
gibi onları iyiliğe davet edip, kötülüklerden sakındırarak,
insanların üzerlerinden zorlukları kaldırmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in en güzel örnek olduğu konulardan
biri de takvası yani sadece Allah'ın rızasını gözeten tavrıdır.
Peygamberimiz (sav) sadece Allah'tan korkup sakındığı ve
hiçbir zaman insanların hevalarına uymadığı için daima en
doğru yolda olmuştur. Kuran ahlakının bu özelliği insan
için büyük bir kolaylık ve güzelliktir. İnsanları memnun
etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan, hem Allah'ın
hem de insanların rızasını arayarak, takdir ve övgü peşinde
koşan kişiler için her yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır.
Böyle insanlar hem içlerinden geldiği gibi, samimi, özgür
düşünüp davranamazlar, hem de her insanı aynı anda memnun
edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de bulamazlar.
En küçük bir hatalarında bile paniğe kapılır, gözüne girmeye
çalıştıkları kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde
onların saygı ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.
Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece Allah'tan
korkup sakınan Müslümanlar hiçbir zaman başaramayacakları
ve onlara dünyada ve ahirette sıkıntı ve kayıp getirecek
bir yükün altına girmezler. Hiçbir zaman insanların hoşnutluğu,
ne düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi konularda hesap
yapmazlar. Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar.
Bir hataları olduğunda da bunun hesabını sadece Allah'a
vereceklerini, sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri gerektiğini
bildikleri için yine bir sıkıntı ve endişe içinde olmazlar.
İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali ile müminlere
ihlasla yaşamayı öğretmiş ve bütün insanlık için ağır bir
yük olan "insanların rızasını gözetmeyi" onların sırtından
almıştır. Elbette bu, Peygamberimiz (sav)'in inananların
üzerinden kaldırdığı zorluklardan yalnızca biridir. Hz.
Muhammed, bu şekilde dünyada ve ahirette hayır ve güzellik
getirecek pek çok konuda tüm Müslümanlara örnek olmuştur.
Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar koşan
kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi:
Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri
de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye
teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd,
Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi,
29)
Peygamberimiz (sav)'in, müminlerin üzerlerinden kaldırdığı
tek zorluk şirk değildir. Peygamberimiz (sav), insanlara
güç gelen, onlara sıkıntı veren her türlü zorluğu kaldırmış,
onları en kolay ve en güzel olana çağırmış ve herşeyin çözümünü
göstermiştir. Bu nedenle Peygamber Efendimizin sünnetine
uyanlar, huzurlu ve kolay bir hayat yaşarlar. Peygamberimiz
(sav)'in bu konudaki hadis-i şeriflerinden bazıları şöyledir:
"... Sen, yakini bir
imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen
çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde
sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki nusret sabırla birlikte
gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık
vardır, bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır."22
"Zorluk gelip şu kayanın
içine girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer
ve oradan zorluğu çıkarır."23
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜMİNLERE ÇOK DÜŞKÜN
VE ŞEFKATLİYDİ
Peygamber Efendimiz çok içli, şefkatli, anlayışlı, sevgi
dolu bir insandı. Dostlarının, yakınlarının, kendisine tabi
olan tüm müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile
ilgilenir, sağlıkları, güvenlikleri, neşeleri için tüm tedbirleri
alır, onlara koruyucu kanatlarını gerer, imanlarını ve takvalarını
sürekli takviye ederek ahiret hayatlarını düşünürdü. Peygamberimiz
(sav)'in bu tüm insanlığa örnek olan güzel özellikleri ayetlerde
şöyle bildirilmektedir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya
düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere
şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi,
128)
"Ve müminlerden, sana tabi olanlara
(koruyucu) kanatlarını ger." (Şuara Suresi, 215)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği müminler de onun güzel
özelliklerini kendilerine örnek aldıkları için, Kuran'da
da zikredilerek tüm insanlığa duyurulan fedakarlıklarda,
şefkatli ve merhametli tavırlarda bulunmuşlardır. Bir ayette
müminlerin birbirleri için yaptıkları fedakarlık şöyle anlatılır:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp
imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri
severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir
ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç)
olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler.
Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa,
işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi,
9)
Peygamberimiz (sav)'in eğittiği ve Kuran ayetlerine gönülden
bağlı müminler, esirlere karşı dahi koruyucu tavırlar göstermişlerdir.
Onların bu örnek ahlakları ayetlerde şöyle bildirilir:
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen
yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size,
ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne
bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık
suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz."
(İnsan Suresi, 8-10)
Peygamber Efendimiz ashabına da merhametli olmalarını hatırlatmış
ve onlara en güzel örnek olmuştur:
"Merhamet edin, merhamet
olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara.
Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere."24
"Merhamet etmeyene merhamet
edilmez."25
"Allah refikdir (merhametli
ve şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mükabil verdiğini başka
hiçbir şeyle vermez."26
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN MÜMİNLER İÇİN BAĞIŞLANMA
DİLEMESİ VE DUA ETMESİ
Peygamberimiz (sav)'in müminlere olan sevgisinin ve düşkünlüğünün
bir sonucu olarak, onların hataları için Allah'tan bağışlanma
dilemiştir. Allah'ın Peygamberimize bu konudaki emirleri
ise şu şekildedir:
Ey Peygamber, mümin kadınlar, Allah'a
hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek,
çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir
iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına
dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda
isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri
zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan
mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(Mümtehine Suresi, 12)
Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan
başka ilah yoktur. Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler
ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız
yeri bilir, konaklama yerinizi de. (Muhammed Suresi, 19)
"… Böylelikle, senden kendi bazı işleri için
izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver ve onlar
için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Nur Suresi, 62)
Allah Tevbe Suresi'nde ise, Peygamberimiz (sav)'e müminler
için dua etmesini şöyle bildirmektedir:
… Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar
için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir, bilendir.
(Tevbe Suresi, 103)
Ayette bildirildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in duası müminler
için bir sukunete ve huzura vesile olmaktadır. Şunu hiç
unutmamak gerekir ki, kalbe huzur ve sukunet veren sadece
Allah'tır. Allah, müminlerin velisi, koruyucusu olarak vekil
kıldığı peygamberinin duasını müminlerin rahatlığı, huzuru
için vesile etmektedir. Rabbimizin şefkati, merhameti, müminleri
esirgeyen ve koruyan olması Peygamberimiz (sav)'in ahlakında
en fazlasıyla tecelli etmektedir.
Peygamber Efendimiz bir sözlerinde müminlere dua hakkında
önemli bir konuyu şöyle hatırlatmışlardır:
"İcabetten emin olarak
Allah'a dua edin."27
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN MÜSLÜMANLARIN
MENFAATİ İÇİN ALDIĞI SADAKALAR ONLARIN TEMİZLENMESİNE VESİLE
OLMUŞTUR
Allah, Tevbe Suresi'nin 103. ayetinin başında, "Onların
mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış
olursun…" şeklinde buyurmaktadır. Yani Allah çok sevgili
kulu olan Peygamberimiz (sav)'in, Müslümanların menfaati
için aldığı sadakaları vesile ederek, müminleri temizleyip
arındıracağını bildirmektedir. Peygamber Efendimiz Allah'ın
elçisidir ve her sözünde ve her tavrında Rabbimizin emirlerine
ve gösterdiği yola uymaktadır. Peygamberimiz (sav)'in güzel
ahlakının ve üstün tavrının kaynağı, onun şirk koşmadan,
başka bir yol gösterici ve ilah aramadan, her zaman Allah'a
yönelmesidir. Allah'ın kendisine buyurduğu her emri yerine
getirdiği için, tüm alemlere örnek, eşsiz güzellikte bir
ahlak ve tavır kazanmaktadır.
Bu gerçek, bütün Müslümanlar için yol gösterici olmalı
ve inananlar, sadece Allah'ın vahyi olan Kuran'a uyarak
ve Peygamberimiz (sav)'in öğrettiği güzel ahlakı yaşayarak,
tüm alemlere örnek bir tavır ve ahlak göstermelidirler.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) MÜMİNLERLE İSTİŞARE
EDERDİ
Peygamberimiz (sav) Allah'ın emrine uyarak, müminlerle
istişare eder, onların fikirlerini alırdı. Bu konunun emredildiği
ayet şöyledir:
… Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen
artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri
sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Peygamberimiz (sav), müminlerin de fikirlerini aldıktan
sonra, kararını verir ve sonucu için Allah'a tevekkül ederdi.
Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek, alınan kararların
hepsinin Allah katında önceden belli olduğudur. Allah kaderde
her kararı, her kararın sonucunu belirlemiştir. Bir konu
hakkındaki istişare ve sonra konuyu bir hükme veya sonuca
bağlamak ise müminler için bir ibadettir. Peygamberimiz
(sav) bu gerçeği bilerek, müminlere danışmış, kararını vermiş
ancak kararın sonucu için Allah'a güvenerek, Allah'ın en
hayırlı sonucu yaratacağını bilmiştir.
İstişare etmek müminler için de güzel ve hayırlı sonuçlar
getirebilecek bir tavırdır. Herşeyden önce, istişare eden
kişi tevazulu davranarak güzel ahlak göstermektedir. Örneğin
Peygamberimiz (sav) ümmetinin içinde en fazla akla sahip,
en basiretli ve en ferasetli olan kişidir. Buna rağmen çevresindekilere
danışması, onların fikirlerini öğrenmesi, onların bir konuya
getirecekleri çözümlerin neler olacağını sorması, onun ne
kadar alçakgönüllü bir insan olduğunun göstergesidir.
Müminler de, her konuda tevazu gösterip, "bunu benden iyi
zaten kimse bilemez" demeden, diğer kişilere danıştıklarında
bunun hayır ve güzelliklerini pek çok açıdan göreceklerdir.
Böylelikle Peygamber Efendimizin bir tavrını uygulayıp ona
benzeyecekler, müminlere gösterdikleri tevazu ve saygı nedeniyle
de Allah'ın ve müminlerin sevgisini kazanacaklardır. Bütün
bunların yanısıra akıllarını beğenmek gibi bir beladan uzak
durmuş olacaklardır. Ayrıca Allah Kuran'da, "… Ve her bilgi
sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır" (Yunus Suresi,
76) şeklinde bildirmektedir. Dolayısıyla insan sadece kendi
aklına güvenmeyip, başkalarının akıl, düşünce ve bilgi birikimlerinden
faydalandığında, çok daha iyi sonuçlar elde edebilir. Tek
akıl yerine, danıştığı kişi sayısınca, örneğin 10 akla sahip
olur. Peygamberimiz (sav), müminlere birbirleri ile istişare
etmelerini şöyle hatırlatmıştır:
"Kim bir işe girişmek ister de o hususta
Müslüman biri ile müşavere ederse Allah onu işlerin en doğrusunda
muvaffak kılar."28
Allah'ın Kuran'da insanlar için gösterdiği her yol ve Peygamberimiz
(sav)'in üzerinde gördüğümüz her tavır bizim için en hayırlısı
ve en güzelidir. İstişare etmek bunlardan biridir. Bu nedenle
Allah'ın emirlerini çok iyi bilmek ve Peygamber Efendimizi
çok iyi tanımak, ibadetlerimizi en güzeliyle yerine getirmek
ve en güzel ahlaka sahip olmak için çok önemlidir.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Senin içinde olduğun
herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun
herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir
iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin
üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte
zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı)
kalmaz...
(Yunus Suresi, 61) ...
De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka
taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek
olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana
bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler
mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar,
O'na tevekkül etsinler."
(Zümer Suresi, 38) |
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
ALLAH, PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E ÜN VE ŞEREF
VERMİŞTİR
Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? (İnşirah
Suresi, 4)
Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav),
Allah'ın izniyle hem yaşadığı dönemde hem de vefatından
sonra bütün insanlarca tanınmıştır. Vefatından 1400 yıl
sonra dahi tüm dünyaca tanınmakta ve bilinmektedir. 1400
yıldır, milyarlarca insan Peygamberimiz (sav)'e sevgi ve
saygı ile bağlanmış, onu görmediği halde ona çok yakın olmuş,
cennette onunla sonsuza kadar birlikte olmak için dua etmiştir
ve etmektedir.
Allah başka ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)'in "şerefli
ve onurlu bir elçi" olduğunu şöyle bildirmektedir:
Şüphesiz o (Kuran), üstün onur sahibi
bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür; (Bu
elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şereflidir.
Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir. Sizin sahibiniz bir
deli değildir. (Tekvir Suresi, 19-22)
"Hiç şüphesiz o (Kuran), şerefli bir
elçinin kesin sözüdür." (Hakka Suresi, 40)
Allah Kuran'da Hz. Nuh, Hz. İlyas, Hz. Musa ve Hz. Harun
gibi birçok peygamberin de hayırlı ve şerefli isimleri olduğunu
bildirmektedir. İnsanların büyük bir bölümü hayatları boyunca
ün ve şeref peşinde koşarlar. Bunun için hırs yapar, geçici
olan dünya nimetlerine kendilerini kaptırırlar. Ya da kibirlenerek
şımarırlar. Şeref peşinde koşarken, şeref ve onurlarını
kaybetmiş olurlar.
Oysa ün ve şeref bir insana ancak Allah katından verilir.
Ve Allah bir insana şerefin Kuran ahlakının yaşanması ile
geldiğini bildirmektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına
uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların
içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır,
Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz,
fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun
Suresi, 71)
Bir insanın dünya hayatında onurlu ve şerefli bir yaşam
sürmesinin tek yolu Allah'ın vahyi olan Kuran'a ve Peygamberimiz
(sav)'in üstün ahlakına uymasıdır. Bunların dışındaki yolların
insanlara dünyada da ahirette de kayıptan başka bir şey
getirmeyeceği açık ve kesin bir gerçektir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN İNCE DÜŞÜNCELİ VE
NEZAKETLİ OLMASI
Peygamberimiz (sav)'in döneminde çevresinde bulunan insanların
bazılarının görgü ve kültür seviyeleri düşüktü. Bu kişilerin
ince düşünceli olmadıkları, rahatsızlık verebilecek tavırları
hesaplayamadıkları bazı ayetlerden anlaşılmaktadır. Örneğin
evlere ön kapılarından değil de arka kapılarından girdikleri,
Peygamberimiz (sav)'in evine yemek saatinde geldikleri ya
da uzun uzun konuşup Peygamber Efendimizin vaktini aldıkları
ayetlerde bildirilmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)
ise, son derece ince düşünceli, nezaketli, sabırlı, bu kişilere
hoşgörü ile yaklaşan, içli ve çok medeni bir insandır. Çevresindeki
kişilerin rahatsızlık verici tavırlarını her zaman güzellikle
uyarmış, onların gönüllerini almış ve büyük bir sabır ve
emekle onları eğitmiştir. Ve bu ahlakıyla da tüm müminlere
çok güzel bir örnek olmuştur.
Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Rabbimiz, Peygamberimiz
(sav)'e bu konuda da yardımcı olmuş, onu ayetleri ile desteklemiştir.
Bu konudaki ayetlerden biri şöyledir:
Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine
girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek
vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin,
yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten
bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır;
oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. (Ahzap Suresi,
53)
Sahabelerin birçok rivayetinde de Peygamber Efendimizin
nezaketli, ince düşünceli tavırlarına örnek verilmektedir.
Peygamber Efendimiz, hem bir peygamber olması, hem de bir
devlet başkanı olması itibariyle, her kesimden insanla sürekli
irtibat halinde olmuş; devlet ve kabile reislerinden zengin
kimselere, fakir, zayıf, kimsesiz yetimlerden kadın ve çocuklara
kadar herkesle görüşmüştür. Tüm bu sosyal yapıları, yaşayış
tarzları, huyları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı
olan insanlarla, her alanda iyi bir diyalog kurmuş, hepsinin
gönlünü hoş tutmuş, her birine karşı nezaketli, anlayışlı,
sabırlı ve güzel bir tavır göstermiştir.
Mahmud Celaleddin. Celi sülüs
levha. Arapça beyit; "Muhammed insandır ama, her
insan gibi değildir. Taşlar arasında yakut ne ise
öyledir." |
Peygamber Efendimizin çevresinde bulunan yakın sahabelerinin
aktardıkları olaylardan da anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz,
"son derece nazik, nezih, zarif, latif ve ince düşünceli"
idi. Edep, terbiye ve görgü kurallarını hayatında en güzel
ve en ideal şekliyle uyguluyordu.
Hz. Ayşe (ra), "Resulullahtan daha güzel
ahlâka sahip hiç kimse yoktur. Ashabından ve ailesinden
birisi kendisine seslenince, 'Buyurun' diye karşılık verirdi.
Bu sebeple Allah, ona, 'Sen yüksek bir ahlâk üzeresin' buyurmuştur"29
diyerek Peygamber Efendimizde gördüğü güzel ahlakı anlatmıştır.
Peygamber Efendimizin evinde yetişen ve yıllarca ona hizmet
eden Hz. Enes (ra), Peygamberimiz (sav)'in eşsiz nezaketini
şöyle anlatmıştır:
"Kendisine bir şey soranı can kulağıyla dinler,
soruyu soran yanından ayrılmadıkça, onu terk etmezdi. Resulullah
ile bir kimse tokalaşırsa veya bir kimse tokalaşmak için
elini uzattığında, karşısındaki kişi elini çekmeden Resulullah
elini çekmezdi. Biriyle yüz yüze gelince de, karşısındaki,
yüzünü çevirip ayrılmadıkça Resulullah o kimseden yüzünü
çevirmezdi. Önüne oturan kimseye hiçbir zaman ayaklarını
uzatmazdı. Karşılaştığı kimseye önce kendisi selâm verirdi.
Ashabıyla tokalaşmaya önce kendisi başlardı."
"Sahabîlerine güzel unvanlar verirdi.
Hz. Ali'ye 'Ebû Turab', bir başka Sahabîsine 'Ebû Hüreyre'
gibi lâkaplar vermişti. Onlara şeref kazandırmak için, hoşlarına
giden isimle çağırırdı."
"Kimsenin sözünü kesmezdi. Konuşmasını
yarıda bırakmazdı. Konuştuğu kişi sözünü bitirmeden yahut
gitmek üzere ayağa kalkmadan sohbetine devam ederdi.
"Resul-i Ekrem'e on sene
hizmet ettim. Vallahi, bana 'Öf' bile demedi. Yapmakta geciktiğim
veya yapmadığım bir emrinden dolayı beni azarlamadığı gibi,
ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın.
Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı' buyururdu."
"Bir gün bir iş için bir yere gitmemi
emir buyurdu. Huzurlarından çıktıktan sonra sokakta birkaç
çocuğun oynadığını gördüm ve onları seyretmeye daldım. Derken
arkadan birisi iki eliyle başımı tuttu. Döndüğümde baktım
ki, kendisi. Gülüyor. Bana: 'Enesçiğim sana söylediğim yere
gittin mi?' dedi.
'Hayır, daha gitmedim, gideceğim' dedim.
'Ben ona senelerce hizmet
ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için 'Niçin
yaptın?', yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini
hatırlamıyorum."30
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca binlerce insanı eğitmiş,
dini, güzel ahlakı bilmeyen insanların güzel tavırlı, ince
düşünceli, fedakar, üstün ahlaklı insanlar olmalarına vesile
olmuştur. Kendisinden sonra da sözleri, tavrı ve ahlakı
ile milyonlarca insanın eğitimine vesile olan Peygamberimiz
(sav), çok hayırlı bir yol gösterici ve eğiticidir.
ALLAH PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İ HER ZAMAN
KORUMUŞTUR
Allah, Peygamberimiz (sav)'in ve tüm müminlerin yardımcısı
ve koruyucusudur. Allah, Peygamberimiz (sav)'e her zaman
yardım etmiş, onun için zorlukları kolaylıklara çevirmiş,
yolunu açmış, onu maddi ve manevi olarak güçlendirmiş, salih
müminlerle desteklemiş, düşmanlarının ise basiretlerini
kapatarak, güçlerini alarak, tuzaklarını bozarak Peygamberimiz
(sav)'e zarar vermelerini engellemiştir. Allah Tevbe Suresi'nde,
Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı olduğunu şöyle bildirir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir… (Tevbe Suresi, 40)
Ayette bildirildiği gibi, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman
başkalarına muhtaç olmamış, Allah ona her zaman yardım etmiştir.
Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in yanında bulunan hiç kimse
yaptığı hizmet veya yardımlardan dolayı Peygamber Efendimizi
minnet altında bırakamaz. Çünkü gerçekte Peygamberimiz (sav)'e
yardım eden Allah'tır ve o kişi olmasa da Allah başka bir
insanı, meleklerini veya cinleri vesile edip Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav)'e yardım eder.
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e insanlardan
korkmadan büyük bir cesaretle, hak olarak bildiği dini,
insanlara tebliğ etmesini bildirmiş ve onu koruyacağını
vaad etmiştir. Ayette şöyle buyrulur:
Hafız Halil Efendi. Tezhip.
Fatiha Suresi 1-7. ayetler: "Rahman Rahim olan Allah'ın
adıyla, Hamd Alemlerin Rabbi'nedir. Rahman ve Rahimdir.
Din gününün malikidir. Biz yalnızca Sana ibadet
eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. Bizi doğru
yola ilet; Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.
Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil." |
Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ
et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini
tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.
Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.
(Maide Suresi, 67)
Allah'ın gücünü, olayların iç yüzünü kavrayamayan sığ ve
dar görüşlü inkarcılar, Peygamberimiz (sav)'e karşı üstün
gelebileceklerini, onu korkutabileceklerini veya etkisiz
bırakabileceklerini sanmışlar ve bu nedenle sürekli tuzaklar
kurmuşlardır. Bu insanlar, Allah'ın Peygamberimiz (sav)'in
üzerindeki korumasının farkında değildirler ve bunu kavrayamamaktadırlar.
Kendilerini Peygamberimiz (sav)'den çok daha üstün ve güçlü
zannetmişlerdir. Ancak Allah, hepsinin biraraya gelerek
kurdukları çok detaylı tuzakları bozmuş, hatta bir mucize
olarak kurdukları tuzakları kendi aleyhlerine döndürmüştür.
Hiçbir tuzakları işe yaramamıştır. Biraraya gelip tuzaklarını
planlarken, Allah'ın onları gördüğünü, işittiğini, içlerinden
geçenleri okuduğunu anlayamayan, Peygamberimiz (sav)'den
gizleseler bile Allah'tan gizleyemeyeceklerini kavrayamayan,
Peygamberimiz (sav)'in tüm gücün sahibi olan Allah'ın sevgili
kulu ve dostu olduğunu düşünmeyen bu insanlar için Allah
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya
da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı.
Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir
karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına
karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)
Allah bir başka ayetinde ise, Peygamberimiz (sav)'e kimsenin
zarar veremeyeceğini, Allah'ın, Cibril'in ve salih müminlerin
onun dostu, yardımcısı, destekçisi olduğunu şöyle haber
vermektedir:
Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a
tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi.
Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız,
artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve mü'minlerin salih
olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.
(Tahrim Suresi, 4)
Allah, Duha Suresi'nde ise Peygamberimiz (sav)'in üzerindeki
yardım ve nimetlerini şöyle bildirmiştir:
Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Şüphesiz
senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha
hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut
kalacaksın. Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?
Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi?
Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? (Duha Suresi,
3-8)
Peygamberimiz (sav), her işinde, en zor anlarında dahi
Allah'ın kendisine yardım edeceğini bilerek, tevekkül etmiş,
korku ve endişeye kapılmamıştır. Yanındaki müminlere de
Allah'ın kendileri ile birlikte olduğunu, herşeyi görüp
işittiğini söylemiş, onların da sukunet içinde olmalarına
vesile olmuştur.
Peygamber Efendimizi örnek alarak onun yolunu izleyenler
de, Allah'ın rahmetinden ve yardımından hiçbir zaman umut
kesmemeli, Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini umarak
hayırlarda yarıştıkları sürece Allah'ın daima onların yanında
olduğunu bilmelidirler. Allah bir ayetinde müminlere şöyle
bir vaadde bulunur:
… Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin
olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz
olandır. (Hac Suresi, 40)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TEMİZLİĞE VERDİĞİ
ÖNEM
Kalp ve ahlak temizliği kadar beden, giysi, mekan ve yediği
yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir.
Bir Müslümanın saçları, eli, yüzü, bedeninin her yeri daima
tertemiz olur. Kıyafetleri de her zaman temiz, bakımlı ve
düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekanlar da her zaman
derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici
olur. Müminlerin bu özelliklerine en güzel örnek yine Peygamberimiz
(sav)'dir. Allah, bir surede Peygamberimiz (sav)'e şöyle
buyurmuştur:
Ey bürünüp örtünen, Kalk (ve) bundan böyle
uyar. Rabbini tekbir et (yücelt) Elbiseni temizle. Pislikten
kaçınıp-uzaklaş. (Müddessir Suresi, 1-5)
Allah Kuran'da müminlere temiz olan şeylerden yemelerini
bildirmiş, Peygamberimiz (sav)'e de, temiz olan şeylerin
helal olduğunu müminlere bildirmesini söylemiştir:
"Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden
yiyin…" (Müminun Suresi, 51)
"Sana, kendilerine neyin helal kılındığını
sorarlar. De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı."
Allah'ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı
hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah'ın
adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, hesabı çabuk görendir." (Maide Suresi, 4)
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde de müminlere
temiz olmayı şöyle öğütlemiştir:
"Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz
de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer."31
David Roberts, Muayyad Camii |
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN DUALARI
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua için kalktığı
bildirilir.
Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,)
O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,)
neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. De ki: "Ben gerçekten,
yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir
şeyi) ortak koşmuyorum." (Cin Suresi, 19-20)
Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz (sav)'in dualarından
bahsedilmektedir. Peygamberimiz (sav) dualarında Allah'ı
sıfatları ile anarak O'nu yüceltmiştir. Peygamberimiz (sav)'in
Kuran'da bildirilen dualarından biri şöyledir:
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine
mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini
aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi,
26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu
gibi ins ve cin düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı
karşıya kalmıştır. Onların bu baskılarına karşı sabır ve
dayanıklılık gösteren Peygamber Efendimiz'e, şeytanın olumsuz
telkinlerine ve manevi saldırılarına karşı Allah'tan şöyle
yardım istemesi emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından
sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından
da Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi, 97-98)
Peygamberimiz (sav)'e, dualarında Allah'tan bağışlanma
dilemesi ve Rabbimizin merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:
Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et,
Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın." (Müminun Suresi,
118)
Rivayetlerde ise, Peygamber
Efendimizin Allah'a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir
huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah'a şöyle
yalvardığı belirtilir:
"Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir.
İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır."32
Allah'ın, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı
Rabbim size değer verir miydi?…" (Fatır Suresi, 77)
ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli
bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir
şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak,
her konuda Allah'a yönelmeli, herşey için O'na dua etmelidir.
Peygamber Efendimizin ve Kuran'da duaları zikredilen diğer
peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir.
Onlar dualarında hem Allah'a nasıl teslim olduklarını, Allah'ı
tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini göstermişler, hem
de Rabbimizi en güzel isimleri ile yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin
dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden, her an dua ettikleri
ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimize yöneldikleri
görülmektedir.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Hiç şüphesiz din,
Allah katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine
ilim geldikten sonra, aralarındaki "kıskançlık ve
hakka başkaldırma" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler.
Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, (bilsin ki)
gerçekten Allah,
hesabı pek çabuk görendir.
(Al-i İmran Suresi, 19)

Louis-Claude Mouchot, Kaid
Bey Cami, Kahire
Ey insan, 'üstün kerem
sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan
nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana bir düzen içinde
biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği
bir surette seni tertib etti.
(İnfitar Suresi, 6-8) |
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
4- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz
El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4
5- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
1992, s. 499
6- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
1992, s. 314
7- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
1992, s. 208
8- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt,
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 357/1
9- Tirmizi, Taberani; Huccetü'l İslam İmam
Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle,
Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 798
10- Sünen-i Ebu Davud, 4/331
11- Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 4/158, İbnu
Kesir, 4/128
12- www.enfal.de/veda.htm
13- Majid Khoduri, İslamda Savaş ve Barış,
Fener Yayınları, İstanbul, 1998, s . 209-210
14- Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine
Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.128
15- İbn Kesir, El-Bidaye, III/224-225; Hamidullah,
El-Vesaik, No:1, s.39-44; Yrd. Doç. Dr. Orhan Atalay, Doğu-Batı
Kaynaklarında Birlikte Yaşama, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı
Yayınları, İstanbul, 1999, s.40
16- Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine
Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.162-163
17- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 482
18- Ebu Nuyam el-Ilye, Beyhaki, ez-Zühd'de
açıklamışlardır; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din,
2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul
1998, s.793
19- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 311
20- Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali,
İhya'u Ulum'id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur
Yayınevi, İstanbul 1998, s.594
21- Hz. Said İbni Ebu Berde; G.Ahmed Ziyaüddin,
Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997,
510/5
22- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 315
23- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 315
24- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1.
cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 70/10
25- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2.
cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 446/11
26- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 7. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 293
27- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 327
28- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi,
Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara,
s. 136
29- http://www.sevde.de/Pey-ornek/18.htm
30- Konyalı Mehmed Vehbi, Tam Metni Sahih-i
Buhari, 4. cilt, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1993, s.340
31- G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1.
cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 96/2
32- Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakim'den; Huccetü'l
İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri:
Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 789 |