|
HAZRETİ MUHAMMED
Peygamberimizin Güzel Ahlakı
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu
Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin. Gerçekten senin
için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen,
pek büyük bir ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin
ve onlar da görecekler. Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'.
Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını
daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi
bilendir. (Kalem Suresi, 1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi
olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed
(sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir
zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın kemali,
güzel ahlakladır"4
sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden
biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini
öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen güzel
ahlak özelliklerinden bazılarına yer verilecektir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) SADECE KENDİSİNE VAHYOLUNANA
UYMUŞTUR
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen
en önemli özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine
uyması, insanların rızasını gözetmeden, insanlardan çekinmeden
sadece Allah'ın bildirdiklerini yapmasıdır. Hatta, çağdaşı
olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları Peygamberimiz
(sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini istemişlerdir.
Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına
rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini
daima büyük bir titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir
ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in bu insanların ısrarlarına
nasıl karşılık verdiğini bizlere şöyle haber vermektedir:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak
okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki:
"Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki:
"Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem
benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana
uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük
günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah dileseydi,
onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce
sizin içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek
misiniz?" (Yunus Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz (sav)'i
birçok ayetiyle uyarmıştır. Örneğin Maide Suresi'nde şöyle
buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı
(Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve
tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve
bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek
ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir.
Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına
uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları
için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki,
Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti
tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
(Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden
başkasına uymayacağını büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır.
Peygamberimiz (sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir
ayet şöyledir:
Hamid Aytaç. Celi Sülüs Levha.
Hadis-i şerifte; "Hz. Peygamber, insanların en hayırlısı
insanların faydalı olanıdır" buyrulmuştur. |
De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır
demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de
demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De
ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek
misiniz?" (Enam Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı
olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara
bildirilmiştir. İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak
Peygamberimiz (sav)'in bu üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına
vesile olacaktır. Günümüzde de geçmişte de insanların büyük
bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere sahiptirler.
Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine rağmen bu
zayıflıklarına yenilirler. Zaaf ve tutkularını terk etmek
yerine dinin hükümlerinden tavizler verirler. Örneğin dostlarının,
eşlerinin, akrabalarının ne diyeceğinden çekinerek dinin
bazı hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine uymayan bazı
alışkanlıklarını terk edemezler. Bu nedenle, dini kendi
çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine uyan hükümlerini
kabul eder, diğerlerini görmezden gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine
hiçbir zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir
değişikliğe uğratmadan, hiç kimsenin çıkarını hesap etmeden,
sadece Allah'tan korkup sakınarak Kuran'ı insanlara tebliğ
etmiştir. Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz
(arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan
(kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri),
yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı)
üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.
(Necm Suresi, 1-5)
Ve bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir.
Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz.
Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici
kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte
onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi,
7)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM ALEMLERE
ÖRNEK OLAN TEVEKKÜLÜ
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan
olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir.
Örneğin Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra
arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri
tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Ayette şöyle
bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz,
Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak
O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında
arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah
bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik
duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz ordularla
desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır. Allah
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi,
40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima
Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır
ve güzellik olduğunu bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e,
kavmine söylemesi bildirilen şu sözler de bu tevekkülün
bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır,
bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi
almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki:
"Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle
hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler
yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi,
50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek
olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye
asla güç yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir edilmiş
şey mutlaka olur."5
"... Bir şey isteyince
Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım
dile. Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı
olmak için biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir
olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı sana vermek için
biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet
gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması,
herşeyde bir hayır ve güzellik olduğuna iman etmesi gerekir.
Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın en takva kullarından
biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük zorluklarla
ve şedid olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu
çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak
Peygamberimiz (sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının
dinini değiştirmeyi kabul etmeyen müşrikler, peygamberden
nefislerine uygun ayet getirmesini isteyenler, Peygamberimiz
(sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha
birçokları sürekli olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya
çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima sabretmiş,
büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları
tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun
bu azminin, başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a
olan güçlü imanı, tevekkülü ve teslimiyeti yatmaktadır.
Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda Allah'ın
kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın
yarattığına ve Rabbimizin herşeyi en güzel ve en hayırlı
şekli ile sonuçlandıracağına iman etmiştir. Peygamberimiz
(sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören tevekkülüne
bir örnektir:
"Mümin kişinin durumu
ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır.
Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun
olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar
gelse sabreder, bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden
gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu
her zaman bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir. Allah, onun
bu güzel tevekkülü karşısında onu daima güçlü ve başarılı
kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e tevekkül
etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca
Rabbimizin bu emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle
buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları
zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin
tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor.
Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil
olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan
bir ayet yazılı; "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından
habersiz sanma..." (İbrahim Suresi, 42) |
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki:
"Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim."
Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz
mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin
görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı ile
tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider,
tok dönerler."8
Müminler için en güzel örnek Peygamberimiz (sav)'in sözleri
ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir zorlukla, nefsinin
hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran ayetlerini,
herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin
tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı
kadere teslim olduğunu zikretmelidir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARDAN HİÇBİR KARŞILIK
BEKLEMEDEN SADECE ALLAH'IN HOŞNUTLUĞUNU ARAMIŞTIR
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm
yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini
de yalnızca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak
için yapmasıdır. Allah bir ayetinde müminlere "De
ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm
alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" şeklinde buyurmaktadır.
(Enam Suresi, 162)
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah
edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir"
(Nisa Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini sadece
Allah için, başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir.
Bir kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka
bir ilah olmadığını bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı
etmeye adaması ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatinden
vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi olduğunu gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın
dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini,
ilgi ve beğenisini elde etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere
en güzel örnek Hz. Muhammed (sav) ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış,
hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı
boyunca Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak
için çaba göstermiştir.
De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret
istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden
de değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem,
artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a
aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ZORLUKLAR KARŞISINDAKİ
GÜZEL TAVRI
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de
belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden
inkar edenler ve müşrikler ona karşı son derece incitici
sözler söylemişler, hatta büyücü veya delidir demişler,
bazıları da Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş
ve bunun için planlar kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz
(sav) her kültürden ve karakterden insanı eğitmeye, onlara
Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel tavrı öğretmeye
çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel
görgü kurallarından dahi habersiz olduğu için Peygamberimiz
(sav) gibi ince düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı
verebileceklerini düşünmemişlerdir. Peygamberimiz (sav)
ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda
Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere
de sabrı ve tevekkülü tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti ile,
inkar edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle
tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık
sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından
önce hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz
'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
(Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına
karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr Suresi,
97)
Şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli
veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri
dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını
terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye
vekildir. (Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün bir
ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda
kendilerine onu örnek almaları gerekir. Nefislerine ters
düşen en küçük bir olayda ümitsizliğe kapılanlar, en küçük
bir itirazda tahammülsüzlük gösterenler, Allah'ın dinini
anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette başarısız
olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının Allah'ın Kitabı'na
ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler.
İman edenler, her olayda sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup
O'na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi üstün bir ahlak
göstermeli ve Rabbimizin rızasını, rahmetini ve cennetini
ummalıdırlar.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) YANINDAKİLERE DAİMA HOŞGÖRÜLÜ
DAVRANMIŞTIR
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in yanında
her karakterden, her düşünceden insan vardı. Ancak Peygamberimiz
(sav) hayatı boyunca her biri ile tek tek ilgilenmiş, her
birinin eksiklerini ve hatalarını düzeltmek için onları
uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her türlü
konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun bu şefkatli, hoşgörülü,
anlayışlı ve sabırlı tavrı, birçok insanın kalbinin dine
ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik ve
sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah, Peygamber
Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara
yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar
çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar
için bağışlanma dile… (Al-i İmran Suresi, 159)
G. Mesara Koleksiyonu, Hat,
Esma-i Nebi, Kuran'dan bir ayet; "Biz seni alemler
için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik." (Enbiya
Suresi, 107) |
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e çevresindekilere
karşı nasıl davranması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi
biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde,
Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver.
(Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor kullanarak
veya şart koşarak kabul ettirmeye çalışmamış her türlü durumda
güzellikle anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her yönüyle
sahiplenmiş, onlara her konuda bir velinimet olmuştur. Bu
özelliklerinden dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok
ayetinde "sahibiniz" (arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak
zikredilir. (Sebe Suresi, 46/Necm Suresi, 2/ Tekvir Suresi,
22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir edip
anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten çok daha
yakın görmüşler ve onu kendi nefislerinden çok daha üstün
tutmuşlardır. Bir ayette Allah bunu şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden
daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir… (Ahzap
Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği
bilgiler ile Peygamber Efendimizin çevresindekilere karşı
tutumunu şöyle özetlemiştir:
"... Huzurunda oturan herkese mübarek
yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden huzurundaki
herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı
düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri,
güzel latifeleri ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi.
Bununla birlikte onun meclisi haya, tevazu ve emniyet meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve gönüllerini
hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi
olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten son derece
uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı
insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı
insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara
faydalı olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan ve
kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi
ve şefkati, tüm Müslümanların önemle üzerinde durmaları
gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN TÜM İNSANLIĞA
ÖRNEK ADALETİ
Allah Kuran'da müminlere "Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın"
(Nisa Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır. Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler,
hem diğer din, dil, ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı
adil ve hoşgörülü tutumu, hem de Allah'ın ayetinde bildirdiği
gibi zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit davranmasıyla
tüm insanlar için çok büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir.
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir.
Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin
olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle
hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.
(Maide Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin içinde dahi,
Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir.
Daima "Rabbim adaletle davranmayı emretti…"
(Araf Suresi, 29) diyerek her devirde tüm insanlara
örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil tutumuna
örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır. Peygamberimiz
(sav)'in yaşadığı coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve
kabileden insan birarada yaşıyordu. Bu toplulukların birarada
huzur ve güven içinde yaşamaları, aralarına nifak sokmaya
çalışanların etkisiz bırakılmaları çok zordu. En küçük bir
sözden veya tavırdan hemen bir grup diğerine karşı öfkelenip
saldırabiliyordu. Ancak Peygamberimiz (sav)'in adaleti,
Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar için de bir
huzur ve güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde
Arabistan Yarımadasında Hıristiyan, Musevi, putperest, ayırt
etmeksizin herkese adil davranılmıştır. Peygamberimiz (sav)
Allah'ın "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…"
(Bakara Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak
dini anlatmış ancak seçimlerini yapmak konusunda serbest
bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de, farklı
dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde
olması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun
gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve
tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba
inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah,
bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz
bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda 'deliller
getirerek tartışma (ya, huccete gerek)' yoktur. Allah bizi
biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır." (Şura Suresi,
15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği
bu güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların birbirlerine
karşı tutumları konusunda örnek olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar
arasında da uzlaşma sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok
konuşmasında, hatta Veda Hutbesinde de ırklara göre bir
üstünlük olamayacağını, Allah'ın ayetinde haber verdiği
gibi "üstünlüğün takvaya göre olacağını" bildirmiştir. Ayette
şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek
ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için
sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah
katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca
değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar! Hepiniz
Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır.
İnsanlar muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin şu soyunuz-sopunuz
kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey değildir.
(Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir
ölçek içindeki birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz…
Halbuki, hiç kimsenin kimseye din ve takva müstesna üstünlüğü
yoktur. Kişiye kötü olması için; başkalarını yermesi, küçük
görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış olması yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle
seslenmişti:
"Soylarla övünülmez.
Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi
olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah
katında en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız
(en takvalınız)dır."12
Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran Halkı
ile yapılan bir antlaşma da Peygamber Efendimizin adaletine
çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden
biri şöyledir:
"Necranlıların ve maiyetindekilerin
canları, malları, dinleri varları ve yokları, aileleri,
kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın
Peygamberinin güvencesi (himayesi) altına alınacaktır."13
Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik topluluklarla
imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir.
Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması
ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan
bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara
barış getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden
biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde
şöyledir:
Hacı Nazif Bey. Kuran'dan
bir ayet yazılı; "... İnsanlar arasında hükmettiğiniz
zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisa Suresi,
58) |
"Ben-i Avf Yahudileri,
müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri
kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir."14
Medine Vesikasının 16.
maddesinde ise, "Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa
uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım
ve desteğimize hak kazanacaklardır"15
diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den sonra da sahabeleri
Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık
kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri
inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.16
Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde
geçmesinin en önemli nedenlerinden biri, Kuran ahlakına
uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli tutumudur.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde
de bir güven duygusu uyandırmıştır ve müşriklerden dahi
Peygamberimiz (sav)'in himayesi altına girmek isteyenler
olmuştur. Allah Kuran'da müşriklerin bu taleplerini bildirmiş
ve aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı
nasıl davranması gerektiğini de vahyetmiştir:
"Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye)
isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş
olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır'…
Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum
takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının.
Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever." (Tevbe Suresi,
6-7)
Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen çatışmaların,
kavgaların, huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına uymak
ve Peygamberimiz (sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin,
adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Ben
gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan
Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru
bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)
(Hud Suresi, 56)
Senin Rabbin rahmet
sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından
dolayı onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara
azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar
için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla
başka bir sığınak bulamayacaklardır.
(Kehf Suresi, 58) |
 |
 |
 |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E İTAAT EDEN ALLAH'A
İTAAT ETMİŞ OLUR
Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara
itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini
yerine getiren, insanlara Allah'ın vahyini ileten ve hal
ve tavırlarıyla, konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla
insanlara Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın
nasıl yaşanması gerektiğini gösteren mübarek insanlardır.
Allah Kuran'da elçilerine uyanların kurtuluşa ereceklerini
bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e itaat, önemli
bir ibadettir. Allah itaat konusunun önemini Kuran'da şöyle
haber verir:
Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın
izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik.
Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip
Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama
dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen
olarak bulurlardı. (Nisa Suresi, 64)
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse,
işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler,
doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir.
Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi, 69)
Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin
aslında Allah'a itaat etmiş oldukları bildirilir. Elçilere
başkaldıranlar ise, gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir.
Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte
Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni
onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a
biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir.
Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine
ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse,
artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi,
10)
Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin önemini
hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:
"Kim bana itaat ederse,
muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse
muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir."17
Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için bir
koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle
Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)'e danışır, onun
fikrini ve rızasını alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında
anlaşmazlığa düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında
veya ümmetin güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna yönelik
bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen Peygamberimiz
(sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve güvenli çözüm veya
yöntemi öğrenerek uygularlardı.
Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli bir
ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere
veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini
emretmektedir. Ayette şöyle buyrulur:
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde,
onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden
olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler'
onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı,
azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi,
83)
Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir.
Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü
Allah'ın koruması altındadır. Dolayısıyla verdiği kararlar
daima hayır olur. Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin en
akıllı ve hikmetli kişisidir. İnsan her işinde doğal olarak
en ehil, en yüksek akla ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği
ve emin olduğu kişiye danışmak, bir haberi sonuç çıkarması
için ona götürmek ister.
Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında, bütün
haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti de,
bu haberlerin bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar
yapılabilecek olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise, müminlerin
aralarındaki anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem
tutmalarını bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin hemen
Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi Allah'ın emridir ve bu
nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca,
Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve hiçbir
kuşkuya kapılmadan itaat etmek son derece önemlidir. Onun
verdiği karar o insanın çıkarları ile çelişse de, gerçekten
iman edenler bu durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen
razı olarak peygamberin hükmüne itaat ederler. Allah bu
önemli itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında
çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin
hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle
teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Peygamberimiz (sav)'in tüm kararlarının daima Allah'ın
koruması altında olduğunu fark edemeyen bazı zayıf imanlı
ya da ikiyüzlü kişiler, Peygamberimiz (sav)'in her konudan
haberdar olarak bilgilendirilmesine karşı çıkmış ve bu konuda
fitne çıkarmaya çalışmışlardır. Bu durumun bildirildiği
ayet şöyledir:
İçlerinden Peygamberi incitenler ve: "O (her
sözü dinleyen) bir kulaktır" diyenler vardır. De ki: "O
sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a iman eder, mü'minlere
inanıp-güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir.
Allah'ın elçisine eziyet edenler... Onlar için acı bir azab
vardır." (Tevbe Suresi, 61)
Bu kişiler imanın özünü kavrayamadıkları ve Peygamberimiz
(sav)'i takdir edip tanıyamadıkları için onun herşeyden
haberdar olmasını cahiliye zihniyeti ile değerlendirmişlerdir.
Çünkü cahiliye insanları sahip oldukları bilgileri hayır,
güzellik, insanların iyiliği ve güvenliği için kullanmazlar.
Onlar bunu ancak dedikodu ve fitne için kullanır, insanları
birbirine düşürmeye, tuzaklar kurmaya çalışırlar. Oysa,
Peygamberimiz (sav) kendisine gelen her haberle hem Müslümanların
hem de koruması altındaki diğer insanların güvenliğini,
sağlığını, huzurunu sağlamış, olası tehlikeleri bertaraf
ederek, müminlere kurulan tuzakları bozmuş, iman zaafiyeti
içinde olanları tespit ederek onların imanlarını güçlendirecek
önlemler almış, müminleri zayıflatacak, şevklerini kıracak
tüm ihtimallerin önünü kesmiş, müminlere güzellik ve hayır
getirecek türlü yöntemler belirlemiştir. Bu nedenle Allah
ayetlerde onun, "bir hayır kulağı" olduğunu bildirmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in her sözü, her kararı, her önlemi
müminlere ve aslında tüm insanlara hayır ve güzellik getirmiştir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV) İNSANLARIN VİCDANLARINI
ETKİLEYECEK ŞEKİLDE HİKMETLE UYARIP KORKUTMUŞTUR
Peygamber Efendimiz, kendisine Kuran vahyedildikten itibaren
hayatı boyunca insanları Allah'ın dinine çağırmış, onlara
doğru yolu göstererek rehberlik etmiştir. Kuran'ın bir ayetinde
Peygamberimiz (sav)'in şöyle hitap etmesi bildirilir:
De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere
Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı
tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." (Yusuf Suresi,
108)
Kuran ayetlerinden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz (sav)
insanları uyarıp korkuturken ve onlara Kuran'ı, güzel ahlakı
öğretirken birçok zorluklarla karşılaşmıştır. Herkes hidayet
ehli olmadığı için, kıskançlığından, kininden, öfkesinden
dolayı Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkaranlar, söylediği
sözü kavrayamayanlar, anladığı halde ağırdan alanlar, Peygamberimiz
(sav)'in söylediklerine inandım dediği halde gerçekte inanmayıp
iki yüzlü davrananlar ve benzeri kötü ahlak gösterenler
olmuştur. Peygamberimiz (sav) bunlara rağmen hiçbir zaman
yılmadan dini anlatmaya büyük bir kararlılıkla devam etmiştir.
Bu kişilerin tavırları bir ayette şöyle açıklanır:
… Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle
karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında
ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını
ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah,
sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi,
119)
Peygamberimiz (sav)'in, münafıklara karşı tavrı ve kararlılığı
ise ayette şöyle bildirilir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen
dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen)
gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben,
yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum.
Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır." (Rad
Suresi, 36)
Peygamberimiz (sav) münafıkları uyarmaya devam etmiş, dine
ve kendisine karşı düşmanlık beslemelerine rağmen belki
vazgeçerler ve hidayet bulurlar diye onlara dini en etkili
şekilde anlatmıştır. Münafıkların Peygamberimiz (sav)'in
anlattıklarına karşı gösterdikleri tavır ise Nisa Suresi'nde
şöyle haber verilir:
Sana indirilene ve senden önce indirilene
gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar,
tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar
onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak
bir sapıklıkla sapıtmak ister. Onlara: "Allah'ın indirdiğine
ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince
kaçtıklarını görürsün. (Nisa Suresi, 60-61)
Münafıkların bu iki yüzlü tavırlarına rağmen Peygamberimiz
(sav) onlara öğüt vermiş, onların vicdanlarını etkileyerek,
doğruyu görmelerini sağlayacak şekilde onlarla konuşmuştur.
Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir.
O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara
nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle. (Nisa
Suresi, 63)
Kendisine düşman olan insanlara öğüt vermek, hatalarını
açıkça söyleyerek onları doğru yola çağırmak elbette ki
güç bir sorumluluktur. Ancak, Peygamberimiz (sav) gibi Allah'a
dayanıp güvenen, hidayeti verenin Allah olduğunu bilen,
insanlardan değil sadece Allah'tan korkup sakınan bir insan
için, her işte olduğu gibi bunda da Allah'ın yardımı ve
kolaylıklar vardır.
|