HZ.İSA GELECEK
Hani Melekler, dediler ki: "Meryem,doğrusu
Allah kendinden birkelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir.O, dünyada ve ahirette
'seçkin,onurlu, saygındır' ve (Allah'a)
yakın kılınanlardandır.." (Al-i İmran Suresi, 45)
HZ. İSA'YI NASIL TANIYABİLİRİZ?
HZ. İSA'YI KİMLER TANIYABİLECEKTİR?
Önceki bölümlerde Hz. İsa'nın ölmediğini, Allah'ın katına
yükseltildiğini ve yeryüzüne yeniden döneceğini Kuran'dan
delillerle açıklamıştık. Tüm bunlardan sonra elbette akla
gelen ilk soru "Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar gelişinde kim
olduğunun nasıl anlaşılacağı ve onun hangi özelliklerinden
tanınabileceği"dir . Bu aşamada başvurabileceğimiz tek kaynak
Kuran'dır.
Kuran'ın bir özelliği, içinde geçen kıssalarda ve bazı
ayetlerde peygamberlere yönelik olarak çeşitli açıklamalar
yapmasıdır. Peygamberlerle ve salih müminlerle ilgili pek
çok ortak alameti ayetlerde bulmak mümkündür. Üstelik müminlere
ait tüm özellikleri tek tek ayetlerden tespit etmek de imkan
dahilindedir. Bununla bağlantılı olarak Hz. İsa'nın üstün
iman özellikleri, Kuran'a bakılarak görülebilir. Dolayısıyla
Kuran'a uyan samimi müminler onda gördükleri bu üstün özellikleri
değerlendirip, onu tanıyabilirler. Ancak bu noktada unutulmamalıdır
ki, Hz. İsa'yı tanımak herkes için mümkün olmayabilir. Bu
konu ile ilgili Bediüzzaman Said Nursi şunları söylemektedir:
Hz. İsa (A.S) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu
bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler,
imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır.
(Mektubat, s. 54)
Yukarıdaki sözünde görüldüğü gibi, Bediüzzaman da Hz. İsa'nın
yeryüzüne döndüğü ilk yıllarda ancak yakın çevresinin onu
tanıyabileceğini bildirmiştir. Yakınında bulunan bu insanların
onu tanımasının ise ancak 'imanın nuru' ile olabileceğini
belirtmiştir. Elbette burada 'imanın nuru' ile ne kastedildiğine
değinmek gerekir. 'İmanın nuru' Allah'ın varlığına, birliğine
inanan ve Kuran'a uyan insanlara Rabbimizin verdiği bir
anlayıştır. Müminler Allah'ın verdiği bu anlayışla, olayları
çok açık olarak değerlendirebilir, birçok konunun girift
noktalarını rahatça kavrayabilirler. Kuran'da bildirildiği
gibi müminler, çevrelerindeki herşey üzerinde derin derin
düşünen, dolayısıyla olaylardaki incelikleri, detayları
gözden kaçırmayan insanlardır. Nitekim bir ayette Allah,
samimi kalple iman edip her olayın inceliğini ve derinliğini
kavramaya çalışan, gördükleri detaylarda kendilerini Yaratanın
büyüklüğünü, gücünü kavrayarak O'ndan korkanlara 'doğruyu
yanlıştan ayırma' konusunda anlayış vereceğini bildirmiştir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan)
verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük
fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Bu ayet doğrultusunda düşünüldüğünde, Hz. İsa'yı yeryüzüne
dönüşünde tanıyıp ona itaat edecek olanların da, Allah'a
ve Kuran'a iman eden, her olayı derinlemesine düşünüp kavramaya
çalışan insanlar olacağı anlaşılmaktadır. Nitekim Bediüzzaman
Said Nursi bir başka sözünde konuya şöyle dikkat çeker:
"Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi
İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir;
herkes bilemez." (Şualar, s.487)
HZ. İSA'YI HANGİ ÖZELLİKLERİYLE TANIYABİLİRİZ?
Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu sorunun cevabını bulmak
için Kuran'a baktığımızda karşımıza çıkan ilk işaret, ayetlerde
anlatılan, peygamberlerin sahip oldukları ortak özellikler
olacaktır. Öyleyse birtakım alametlerle kendini belli edip,
dikkat çekecek olan Hz. İsa'yı tanımak için Kuran'da bildirilmiş
olan bu peygamber özelliklerinin neler olduğunu incelemek
gerekmektedir. Elbette peygamberlerle ilgili Kuran'dan çıkarılabilecek
yüzlerce alamet vardır. Ancak bu bölümde dışarıdan bakan
bir gözle değerlendirebilecek en belirgin özellikler ele
alınacaktır.
1. Üstün ahlak özellikleri ile diğer insanlardan
ayrılır
Allah'ın seçip gönderdiği her peygamber gibi, Hz. İsa da
tüm üstün ahlak özelliklerini üzerinde taşır. Onu diğer
insanlardan ayıran en belirgin fark, yaşadığı toplum içinde
alışılmadık bir şekilde ortaya çıkan yüksek şahsiyetidir.
Öyle ki halk arasında hiç rastlanmayan, insanların alışık
olmadığı ve görür görmez etkilenecekleri ahlaki özelliklere
sahiptir. Allah'a olan güveni ve imanı ile son derece kararlı,
cesaretli, toplumun etkisi altında kalmayan, aksine herkesi
etkileyen, güçlü bir insandır. Nitekim tüm peygamberlerin
üzerlerinde taşıdıkları bu üstünlük ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir.
Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz... Ve ona İshak'ı
ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan
önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u,
Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı,
İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi
salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da
(hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık.
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara
kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla
hidayete erdirir... (Enam Suresi, 83-88)
Allah, peygamberleri diğer insanlara göre üstün özelliklerle
yarattığını yukarıdaki ayetlerde açıkça bildirmiştir. Bu
konu ile ilgili Kuran'da geçen daha pek çok örnek vardır.
Örneğin "...İbrahim (tek başına) bir ümmetti." (Nahl
Suresi, 120), "Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i,
İshak'ı ve Yakub'u..." (Sad Suresi, 45), "Ve gerçekten onlar,
Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır."
(Sad Suresi, 47), "... Bizi inanmış kullarından birçoğuna
göre üstün kılan Allah'a hamdolsun. dediler." (Neml Suresi,
15) gibi ayetlerde bildirilen ifadeler, peygamberlere
verilen üstünlükleri bize bildirmektedir. Hz. İsa da Allah'ın
seçkin kıldığı peygamberlerdendir. Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına
üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu
ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık
belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik... (Bakara
Suresi, 253)
2. Peygamberlere has yüz ifadesi ile tanınacaktır
Elçilerin üstünlüklerinin gerek bilgice, gerekse vücutça
olduğu da Kuran'da bildirilmektedir:
... O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size
onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah,
kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş
olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)
Bilgice, akılca, vücutça, ahlakça üstün kılınmış bir insan
olarak Hz. İsa'nın yüzünde peygamberlere has bir ifade olacaktır.
Sahip olduğu güçlü Allah korkusunun ve derin imanının nuru,
yüzüne yansıyacaktır. Ve peygamberlere has olan nurlu ifade
o derece açık olacaktır ki, onu görenler diğer insanlara
kıyasla çok üstün bir insanla karşılaştıklarının farkına
varacaklardır. Ancak unutmamak gerekir ki, elbette herkes
bunu kabul edecek değildir. Kimi insanlar içlerinde duyacakları
haset ve kin sebebiyle, bu ahlaki üstünlüğü gözardı edebilirler.
İçten içe farkında olsalar da, işlerine gelmediği için anlamazlıktan
gelebilirler. Yalnızca imanında samimi olanlar, bu üstünlüğü
görüp gereği gibi takdir edebileceklerdir.
Allah, Hz. İsa'nın hem dünyada hem de ahirette "... seçkin,
onurlu, saygın ve Allah'a yakın kılınanlardan..." (Al-i
İmran Suresi, 45) olduğunu bildirmiştir. Allah'ın
ayetinin bir tecellisi olarak tüm peygamberler gibi Hz.
İsa da çevresindeki insanlar arasında saygınlığıyla, seçkin
ve onurlu oluşuyla tanınacaktır.
3. Hikmet ve hitabet gücü çok yüksektir
Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik
verdiklerimizdir... (Enam Suresi, 89)
Allah, çeşitli kavimlere tebliğ yapmaları, onları uyarıp
korkutmaları için gönderdiği peygamberlerini hikmet sahibi
de kılmıştır. Hikmetli bir anlatım, isabetli konuşmalar,
doğruya davet edici ve kötülükten menedici tavırlar, tüm
peygamberlerin ortak özellikleridir. Nitekim Kuran'ın daha
pek çok ayetinde tek tek peygamberlere verilen hikmete de
dikkat çekilir. Örneğin, Hz. Davud için
"... ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik." (Sad
Suresi, 20); Hz. Yahya için, "... daha çocuk iken ona hikmet
verdik." (Meryem Suresi, 12); Hz. Musa için, "O, erginlik
çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve
ilim verdik..." (Kasas Suresi,14); Hz. Lokman için, "Andolsun,
Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik..." (Lokman
Suresi, 12); Hz. İbrahim için, "... Doğrusu Biz, İbrahim
ailesine Kitabı ve hikmeti verdik..." (Nisa Suresi, 54)
diye bildirilmiştir.
Allah'ın bize bildirdiği, "Kime dilerse
hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük
bir hayır da verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269) ayeti
gereği, tüm peygamberlerin hikmet verilerek ödüllendirildiğidir.
Hz. İsa'nın Allah'ın bir elçisi olarak hikmetle ödüllendirildiğine
ve bunu kendi kavmine de bildirdiğine Kuran'da şöyle dikkat
çekilmiştir:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa,
sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs
ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla
konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i
öğrettim... (Maide Suresi, 110)
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben
size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin
bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının
ve bana itaat edin." (Zuhruf Suresi, 63)
Bu ayetler doğrultusunda Kuran'a baktığımızda anladığımız,
Hz. İsa'yı tanımak için bir başka işaretin de, onun yapacağı
"hikmetli, isabetli ve çok etkili konuşmalar" olacağıdır.
Diğer tüm konularda olduğu gibi hikmetli konuşma da, peygamberlere
has çok dikkat çekici bir özelliktir. Kuran'ı kendilerine
rehber edinmiş olan müminler Hz. İsa'nın konuşmalarının
diğer bir ayette de belirtildiği gibi "özü
kapsayan bir bilgi" (Kehf Suresi, 91) içerdiğini
ve bunun ancak Allah'ın seçtiği elçilere has olduğunu anlarlar.
Gösterdiği üstün akıl, yaptığı kusursuz teşhisler, getirdiği
çözümler her zaman çok isabetli olup Allah'tan özel olarak
verilmiş bir hikmetin en açık alametlerini oluşturacaktır.
Böylece üstün şahsiyeti ve aklı açıkça göze çarpacaktır.
4. Çok güvenilirdir
Her elçi gönderildiği topluluğa ilk olarak "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir
bir elçiyim" (Şuara Suresi, 107) ifadesiyle söze
başlayarak kendisini tanıtmıştır. Peygamberlerin bu güvenilirlikleri,
Allah'ın kitabına, dinine, gönderdiği şeriata tam tamına
uymalarından kaynaklanır. Hiçbir durumda doğru yolun, hak
dinin sınırlarının dışına çıkmazlar. Yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak istemelerinden dolayı kimseye boyun eğmezler. Kuran'da
hemen hemen tüm peygamberlerin bu özelliklerini ön plana
çıkardıklarından bahsedilmektedir. Örneğin, Hz. Musa'nın
kendisini kavmine tanıtması Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un
kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti; "Allah'ın
kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir
bir elçiyim" (demişti). (Duhan Suresi, 17-18)
Şüphesiz elçilerin bu önemli özelliklerini kavimleri her
zaman takdir edememişlerdir. Hatta çoğu zaman elçilerle
ilgili yanlış zanları olmuştur. Çünkü kendi cahiliye sistemlerini
terk edip onların davet ettiği hak dine uymak istememişlerdir.
Ancak aradan belli bir zaman geçtikten sonra elçilerin en
güvenilir insanlar oldukları kavim içinde de kabul görmüştür.
Bu konuda örnek olarak Hz. Yusuf'u verebiliriz. Hz. Yusuf,
uzun bir süre kavmin içinde zorluklarla denenmiş; önce köle
olarak satılmış, sonra bir süre için hapiste kalmıştır.
Allah'ın dilediği zaman ise güvenilir bir insan olduğu anlaşılmış,
hükümdar tarafından devletin hazinelerinin başına geçirilmiştir:
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu
kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi:
"Sen bugün Bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin,
güvenilir (bir danışman-yönetici)sin." (Yusuf Suresi, 54)
Kuran'da bildirilen peygamberlerin bu özellikleri kuşkusuz
Allah'ın bir elçisi olarak Hz. İsa'da da görülecektir. Hz.
İsa dünyaya ikinci gelişinde, Allah'ın değişmez bir kanunu
olarak halk arasında güvenilirliği ile dikkat çekecektir.
Allah, Hz. Yusuf'a ve diğer tüm elçilerine olduğu gibi,
Hz. İsa'ya da yardım edecek ve onun ne kadar emin bir insan
olduğunu zamanı geldiğinde insanlara gösterecektir.
5. Allah'ın koruması altındadır
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza
(şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret
(yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; bizim
ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. (Saffat Suresi,
171-173)
Allah her zaman elçilerini diğer insanlardan üstün kılmıştır.
Tarih boyunca gönderilen her peygamber, Allah'ın yardımıyla
düşmanlarına karşı üstünlük kazanmış, onların kurdukları
tuzaklardan korunmuştur. Aldıkları her karar, uyguladıkları
her yöntem hep hayırla ve başarıyla sonuçlanmış, Rabbimiz
onları her durumda desteklemiştir.
Dolayısıyla Allah'ın elçisi Hz. İsa'yı bekleyen müminler
için yol gösterici bir başka işaret de onun her işinin başarı
ile sonuçlanması olacaktır. Öyle ki aldığı her karar, uyguladığı
her yöntem kendisi ve etrafındaki müminler için hayırlı
sonuç verecektir. Hatta ilk bakışta aksilik gibi görünen
olaylar dahi bir süre sonra onların hayrına dönecektir.
Ve Hz. İsa'nın aldığı tüm kararların en doğrusu, en akılcısı
olduğunu bu olaylar ispat edecektir. Çünkü Allah Kuran'da
elçilerinin her ne olursa olsun tüm zorluklara rağmen üstün
geleceklerini, onları kesin olarak yardımıyla destekleyeceğini
vadetmiştir.
Allah'ın bu vaadiyle Hz. İsa'ya küçük büyük her işte gelen
başarı ve bereket hem düşmanlarının, hem de yanındaki inananların
dikkatini çekecek kadar açık olacaktır. Düşmanları da, bu
durumun olağanüstülüğünü fark edecek ancak bunun Allah'tan
gelen bir yardım olduğunu takdir edemeyeceklerdir. Her işinin
başarılı olmasına, attığı her adımın doğru olmasına bir
anlam veremeyeceklerdir. Çünkü onların amacı, 'kendileri
gibi bir beşer' olarak gördükleri bu mübarek insana karşı
üstün gelmektir. Ancak "Sonra Biz, elçilerimizi
ve iman edenleri böyle kurtarırız; müminleri kurtarmamız
Bizim üzerimize bir haktır." (Yunus Suresi, 103)
ayetinde de bildirildiği gibi, Allah bu konuda yaptıkları
herşeyi sonuçsuz çıkaracak ve elçisine yardım edecektir.
Ona kurulan tuzaklar, açılan savaşlar hiçbir zaman başarılı
bir sonuca ulaşamayacaktır.
6. Yaptıkları için karşılık beklemez
Tüm elçilerin taşıdığı ortak bir özellik de, yaptıkları
hiçbir şey için ücret beklememeleridir. Yaptıkları büyük
hizmetler karşılığında bekledikleri tek şey Allah'ın rızasıdır.
Çevrelerindeki hiç kimseden bir ücret, bir fayda talep etmezler.
Nitekim Kuran'a baktığımızda da, tüm elçilerin bu özelliği
üzerlerinde taşıdıklarına ve bunu sözle de dile getirdiklerine
şahit oluruz:
Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden
hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan
başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? (Hud
Suresi, 51)
Elçilerin taşıdıkları bu üstün özellik Hz. İsa'da da görülecektir.
Allah'ın peygamberi olarak tüm insanları İslam Dinine davet
edecektir. Ancak yaptığı şeylerin karşılığında hiçbir maddi
çıkar, bir ücret talebi olmayacaktır. Kuran'da bildirilen
tüm elçiler gibi yaptığı herşeyin karşılığını Allah'tan
bekleyecek ve bu özelliğiyle de gerek yakın çevresinde,
gerekse içinde bulunduğu toplumda dikkat çekecektir.
Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki, diğer konularda olduğu
gibi bu konuda da onu ancak inananlar takdir edebilirler.
İçinde bulunduğu toplum Hz. İsa'nın bu özelliğini farketse
bile, kimi düşmanları onu engellemek için diğer tüm peygamberlere
yapıldığı gibi çeşitli iftiralarda bulunabilir. Bu iftiraların
arasında kuşkusuz onun "yaptıkları karşılığında bir çıkar
sağlamaya çalıştığı, menfaat gözettiği" gibi suçlamalar
da olması muhtemeldir. Ancak Allah her konuda işinin hayırla
sonuçlanmasına izin verdiği gibi, bu konuda da inkarcıların
iftiralarının asılsızlığını tek tek ortaya çıkarır ve elçisine
yardım eder.
7. Müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir
Peygamberlerde görülen en önemli özelliklerden biri de
"merhamet ve şefkat"tir. Peygamberler her zaman yanlarındaki
müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olmuşlar, onların
dünyadaki ve ahiretteki durumlarını düzeltmek için çalışmışlardır.
Hz. İsa'nın ahlakının en belirgin özelliklerinden biri de
müminlere karşı olan bu şefkati ve merhameti olacaktır.
Allah, gönderdiği elçilerde çok yoğun olarak görülen bu
özelliği Kuran'da şöyle tanıtmıştır:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz
onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve
esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
İşte Hz. İsa da bu ayette belirtildiği gibi çevresindeki
müminlere karşı son derece "müşfik ve koruyucu" bir tavır
içerisinde olacak ve bu benzersiz samimiyet ve candanlık
onun Hz. İsa olduğunun en anlaşılır delillerinden birini
oluşturacaktır.
DÜNYA ÜZERİNDE HİÇBİR AKRABASI, TANIYANI,
AİLESİ OLMAMASIYLA TANINACAKTIR
Hz. İsa Kuran'da geçen peygamber özellikleri ile tanınabilecektir.
Ancak bunlar dışında onu insanlara tanıtan başka etkenler
de olacaktır. Şüphesiz bunlardan en önemlisi Hz. İsa'nın
dünyada bir ailesinin, hiçbir akrabasının, eskiden tanıdığı
tek bir kişinin olmamasıdır.
Gerçekten de, Hz. İsa yeniden yeryüzüne geldiğinde çevresinde
kendisini tanıyan hiç kimse olmayacaktır. Onun fiziksel
özelliklerini, simasını ya da ses tonunu bilen tek bir kişi
dahi çıkmayacaktır. Dünya üzerinde tek bir kişi "ben onu
daha önceden tanıyorum, filanca zaman görmüştüm, onun ailesi
ve yakınları şu kimselerdir" gibi bir iddiada bulunamayacaktır.
Çünkü onu tanıyan tüm insanlar bundan yaklaşık olarak 2000
sene kadar önce yaşamış ve ölmüşlerdir. Annesi Hz. Meryem,
Hz. Zekeriya, onunla yıllarını geçirmiş olan havarileri,
dönemin Yahudi önde gelenleri ve bizzat Hz. İsa'dan tebliğ
almış olan insanlar vefat etmişlerdir. Dolayısıyla ikinci
kez yeryüzüne gelişinde, onun doğumuna, çocukluğuna, gençliğine
ve yetişkinliğine şahit olmuş tek bir kimse olmayacak ve
onun hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmeyecektir.
Kitabın önceki bölümlerinde de açıkladığımız gibi Hz. İsa
Allah'ın "OL" emriyle babasız olarak dünyaya gelmiştir.
Aradan yüzyıllar geçtikten sonra ise bilinen hiçbir akrabası
olmaması çok doğaldır. Allah, Hz. İsa'nın bu durumunu Kuran'da
Hz. Adem'in yaratılışına benzetmekte ve şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu Adem'in
durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle
o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)
Ayette de belirtildiği gibi Allah Hz. Adem'e "Ol" demiştir
ve Hz. Adem yaratılmıştır. İşte Hz. İsa'nın ilk yaratılışı
da Allah 'ın "Ol" demesiyle gerçekleşmiştir. Hz. Adem'in
anne ve babası yoktur, Hz. İsa'nın ilk dünyaya gelişinde
ise sadece annesi Hz. Meryem vardır; fakat yeryüzüne yeniden
geleceği ikinci seferde onun annesi de hayatta olmayacaktır.
Kuşkusuz bu durum, dönem dönem ortaya çıkan "sahte Mesih"
tehlikesini de tamamen ortadan kaldırmaktadır. Hz. İsa'nın
yeryüzüne yeniden gelişinde, onun Hz. İsa olduğundan şüphe
edilebilecek bir durum oluşmayacaktır. Hiç kimse "bu kişi
Hz. İsa olamaz" diyecek bir sebep bulamayacaktır. Çünkü
Hz. İsa, dünyadaki tüm diğer insanlardan ayrılabilecek bu
çok önemli özellikle, yani yeryüzünde kendisini tanıyan
tek bir kişi bile olmamasıyla hemen tanınabilecektir.
|