|
Hani Melekler, dediler ki: "Meryem,doğrusu
Allah kendinden birkelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir.O, dünyada ve ahirette
'seçkin,onurlu, saygındır' ve (Allah'a)
yakın kılınanlardandır.." (Al-i İmran Suresi, 45)
ZORLUK İÇİNDE OLAN KAVİMLERİN "KURTARICI"İSTEMELERİ
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz,
bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir
veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden
yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar
adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
Kuran'ı okuduğumuz zaman, Allah'ın elçi gönderdiği bölgelerde,
elçinin gelişinden önce toplumsal ve ahlaki açıdan büyük
bir çöküntü yaşandığını görürüz. Elçinin gelişiyle birlikte
ise, onun izinden giden insanlar dinin getirdiği bolluk,
bereket ve huzuru yaşarlarken, elçiden sonraki dönemlerde
insanların bir kısmı bu ortamdan dolayı azgınlaşmış, gittikçe
dinden uzaklaşarak inkara yönelmişlerdir. Allah'tan başka
ilahlar edinerek kendilerine zulmetmiş, yine kendi elleriyle
kendi sonlarını hazırlamışlardır.
Allah, Meryem Suresi'nde elçilerin Allah'a olan bağlılıklarından,
samimiyetlerinden ve ihlaslarından bahsettikten sonra, onlardan
sonra gelen toplulukların bu inançlarını tamamen kaybettiklerini
haber verir. Bu insanlar şehvetlerine kapılmış ve ahlaki
esaslara olan tüm duyarlılıklarını kaybetmişlerdir. Bu kişilerle
ilgili olarak ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği
peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız
(insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)un soyundan,
doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler.
Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak
secdeye kapanırlar. Sonra onların arkasından öyle nesiller
türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine
kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla
karşılaşacaklardır. (Meryem Suresi, 58-59)
Allah Kendi dininden uzaklaşan, neden yaratıldıklarını,
kendilerini Yaratana karşı olan sorumluluklarını hiç düşünmeyen
bu insanları çeşitli felaketlerle uyarmıştır. Bu yaptıklarının
karşılığı olarak onlara olan nimetini değiştirmiş, "Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık
onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124)
ayeti gereği sıkıntılı ve zorlu bir hayat vermiştir.
Allah "sıkıntılı geçim"i, imanlarından sonra küfre sapan
bu halklara çok farklı şekillerde yaşatmıştır. Mallarda
ve ürünlerde yaşanan bir kıtlık, bereketsizlik, ahlaki dejenerasyon
ve çöküntünün getirdiği manevi sıkıntı, siyasi istikrarsızlıktan
doğan ekonomik ve toplumsal sorunlar bunlardan sadece birkaçıdır.
Bu insanlar, üstünlüğü elinde tutan dinsiz sistemler yüzünden
de, türlü baskı ve eziyetlere maruz kalmışlardır. Kuran'da
bu tür adaletsiz zulüm sistemine örnek olarak Firavun dönemi
verilir. Firavun çok ihtişamlı bir zenginlik ve bolluk içinde
yaşarken, halkına çok büyük eziyetler yapmış, bozgunculuk
çıkarmıştır. Bu durum bir ayette şöyle haber verilir:
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da)
büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp
bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek
çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü
o, bozgunculardandı. (Kasas Suresi, 4)
Ekonomik ve toplumsal sorunların yaşandığı, adaletsiz bir
yönetimin hakim olduğu bu tip dönemlerde, insanlar her zaman
için bir kurtarıcının ihtiyacını duyarlar. Bu kurtarıcı,
içinde yaşadıkları mevcut sistemin olumsuz yönlerini düzeltecek,
adaleti, barışı, güvenliği sağlayacak ve kendilerini doğru
yola çıkaracaktır.
İsrailoğulları da Hz. Musa'dan sonra aynı zorluklarla,
zalim yöneticilerle karşı karşıya kalmış, çok büyük zulümler
görmüşlerdir. Yurtlarından çıkarılmış, evlerinden sürülmüş
ve içinde bulundukları bu durumdan kendilerini ne şirk koştukları
ilahlarının ne mallarının ne de atalarının kurtaramayacaklarını
anlamışlardır. Bunun sonucunda da Allah'tan bu zalim yönetime
karşı mücadele etmek için bir yönetici istemişlerdir. Allah
onların bu dualarına cevap vermiş, onlara yönetici olarak
Talut'u göndermiştir. Bakara Suresi'nde şöyle buyrulmaktadır:
Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini
görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik
gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize
savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti.
"Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan
çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi.
Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı
hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. (Bakara Suresi,
246)
"ALLAH'IN KANUNUNDA KESİNLİKLE BİR DEĞİŞİKLİK
BULAMAZSIN"
Kuran'da tarif edilen geçmiş kavimlere ait kıssalardan
anladığımız, her kavmin başına gelenlerin birbirine büyük
ölçüde benzer olduğudur. İnsanların yaşayışları, içinde
bulundukları durum, uyarıcı olarak elçilerin gönderilmesi
ve sonunda da helakları aynı temel mantık üzerinde olmuştur.
Günümüz toplumlarında da çok hızlı bir bozulma, yozlaşma
ve dejenerasyon yaşanmaktadır. Fakirlik, sefalet, zulüm
ortamı içindeki insanlar, güzel ahlakın yaşandığı, huzurlu
bir hayatın özlemi içindedirler. Mevcut sistemin, ancak
bu ahlakla bütünleştiği zaman adalet sağlayabileceği, bozuklukların
ancak bu ahlaka sahip kişiler tarafından düzeltilebileceği
artık açıkça gözükmektedir.
Nitekim Allah önceki kavimlere de, aynı sosyal çöküntü
sonrasında kurtarıcılar göndermiş ve sıkıntının ardından
çok büyük bir bolluk, bereket ve zenginlik vermiştir. Allah
korkup sakınan toplumlara bolluk ve bereket vereceğine bir
ayetinde şöyle işaret etmektedir:
Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı,
gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar
(bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları
kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (Araf Suresi,
96)
Bu ayetten ve aynı gerçeği açıklayan diğer Kuran ayetlerinden
çok önemli bir İlahi kural çıkmaktadır: Barışın, huzurun,
bolluğun ve bereketin tek yolu, İslam ahlakının yaşanmasıdır.
Bu, geçmiş kavimlerde bu şekilde olmuştur, bundan sonraki
kavimlerde de bu şekilde olacaktır. İslam ahlakının olmadığı
yerde, adaletin, güvenliğin, istikrarın hakim olması imkansızdır.
Bu, Allah'ın bir kanunudur. Allah'ın kanunlarında hiçbir
değişiklik olmadığı ise Kuran'da şöyle haber verilir:
"... Ancak onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde,
nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) Yeryüzünde
büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek.
Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz.
Artık onlar öncekilerin kanunundan başkasını mı gözlemektedirler?
Sen, Allah'ın kanununda kesinlikle bir değişiklik bulamazsın
ve sen, Allah'ın kanununda kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın."
(Fatır Suresi, 42-43)
KURAN'A GÖRE İSLAM AHLAKININ YAŞANMASI
Önceki bölümde ifade ettiğimiz gibi, Kuran ayetlerini incelediğimiz
zaman, geçmiş kavimlerde yaşanan dejenerasyon, sapkınlık
ve ahlaki çöküş sonrası Allah'ın o kavme bir 'kurtarıcı'
yolladığını görürüz. Bu kurtarıcı, insanları, Allah'a şirk
koşmadan iman etmeye ve korkup sakınmaya yöneltir. Kavimlerin
inkarda direnmesi üzerine, bu kez de onları azapla uyarır.
Bu uyarıp korkutma olmadan Allah hiçbir kavmi yıkıma uğratmayacağını
Kuran'da şöyle haber vermektedir:
Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, Biz
hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. (Onlara) Hatırlatma
(yapılmıştır); biz zulmedici değiliz. (Şuara Suresi, 208-209)
İçinde bulunduğumuz dönem, her türlü yozlaşmanın hakim
olduğu maddi ve manevi bozulmanın arttığı, sapkınlığın yaşandığı,
siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir istikrarsızlığın hüküm
sürdüğü, zenginle fakir arasında çok büyük uçurumların açıldığı
bir dönemdir. Bizim Kuran'dan öğrendiğimiz gerçek ise, böyle
bir ortam sonrasında Allah'ın bir kurtuluş yolu göstereceği
ve bu sayede İslam ahlakının tüm dünyada mutlaka yaşanacağı,
hak dinin diğer batıl dinlere üstün geleceğidir.
Allah Tevbe Suresi'nde inanan kullarını bu gerçekle şöyle
müjdelemektedir:
Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.
Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan
başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı)
bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayet ve hak
dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Allah Nur Suresi'nde de, şirk koşmadan, katıksız bir biçimde
Kendisine kulluk eden ve "salih amel" işleyen (O'nun hükümlerini
koruyan, yolunda çaba harcayan) müminlerin, kendilerinden
öncekiler gibi yeryüzünde güç ve iktidar sahibi olacağını
şöyle haber vermektedir:
Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde
bulunanlara vaadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri
nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde
' güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği
dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve
onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar,
yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.
Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur
Suresi, 55)
Burada önemli bir nokta vardır: Yukarıdaki ayette yeryüzünde
din ahlakının yayılmasının şartı bildirilmektedir; şirk
koşmadan yalnızca Allah'a kulluk eden ve O'nun yolunda salih
amelde bulunan müminlerin varlığı…
BEKLENEN KURTARICI
Buraya kadar anlatılan konulardan çıkan sonuç şudur: Allah'ın
her dönemde zulme karşı yardım isteyen kullarına icabet
etmesi beklenmektedir. Geçmiş kavimlerde olduğu gibi, günümüzdeki
ve gelecekteki insanları dinsizliğin zulmünden kurtarıp
onlara İslam ahlakını yaşamanın güzelliklerinin sunulacağı
umulmaktadır.
Özellikle İslam aleminin içine düştüğü bozulma sürecinden
çıkması, samimi Müslümanların din ahlakını tüm dünyaya tebliğ
etmeleri beklenmektedir. Elbette bunun için Allah'ın her
dönemde olduğu gibi, bir kurtarıcı göndereceği umulmaktadır.
İşte içinde bulunduğumuz dönemde insanları "karanlıklardan
nura" çıkaracak olan bu kurtarıcı, İslam ahlakıdır. Bu üstün
ahlakın yaşanmasında öncülük eden kişiler de, Allah'ı inkar
eden fikir sistemlerini mağlup edecek ve çarpık din anlayışlarını
geçersiz kılacaklardır.
Kısacası Allah her kavme yardım ettiği gibi, bundan sonra
da yeryüzündeki insanlara yardım edecektir. Allah ihlasla
ve samimiyetle Kendisine yönelen kullarına bunu vaat etmiştir.
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden
dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar.
Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye
uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve
içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak
yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin
olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz
olandır. Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar
sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler,
ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin
sonu Allah'a aittir. (Hac Suresi, 40-41)
|