|
HZ. İBRAHİM
VE HZ. LUT
İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size
güzel bir örnek vardır...(Mümtehine Suresi, 4)
Pompei Halkı Lut Kavmi ile Aynı Sona Uğradı
Pompei, Roma'da ahlaki dejenerasyonun sembolüydü. Pompei
halkı aynı Lut kavmi gibi cinsel sapkınlıklara yönelmiş,
Allah'ın emrettiği ahlaka ve hayata aykırı bir yaşam tarzını
tercih etmişti. Ancak onların sonu da Lut kavmi gibi oldu.
Çünkü Allah'ın emirlerine başkaldıran her topluluk, bunun
karşılığını mutlaka dünyada ya da ahirette alacaktır. Bu
Allah'ın bir kanunudur ve Allah "...
Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın
ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın."
(Fatır Suresi, 43) ayetiyle bu gerçeği bizlere haber
verir.
Pompei'nin helakı, Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla gerçekleşmişti.
Vezüv Yanardağı, İtalya'nın, özellikle de Napoli kentinin
sembolüdür. Yaklaşık, 2000 yıldan beri suskun olan Vezüv
"İbret Dağı" şeklinde adlandırılır. Ünlü Sodom ve Gomorra
kentlerinin başına gelen felaketle, Pompei faciası birbirine
çok benzemektedir. Vezüv'ün batı yamacında Napoli, doğu
yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıl önce
yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani
bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki,
herşey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman
dondurulmuştu.
 Soldaki freskte,
Pompei halkını biraraya getiren ziyafetlerden biri
tasvir edilmiştir.Sağda Pompei dönemine ait freskler.
|
Pompei'nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde
elbette ders çıkarılabilecek hikmetler vardı. Tarihi kayıtlar,
şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi
olduğunu gösterir. Şehrin en belirgin özelliği, fuhuşun
çok yaygın olmasıydı. Ancak Vezüv'ün lavları bir anda tüm
kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin
günlük yaşantısı içinde, Vezüv'ün korkunç patlamasına rağmen,
kimsenin kaçamamış ve adeta olduğu yerde donakalıp felaketin
farkına bile varamamış olmasıydı. Yemek yiyen bir aile,
o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Sapıklıkları esnasında
taşlaşmış pek çok çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu
çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız
çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış
insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı.
Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı. Çünkü bu halk Allah'ın ayetlerinde
bildirdiği gibi, "birdenbire" yok olmuştu. Allah bu konuda
"bir şehir halkını" şöyle örnek verir:
(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti);
anında sönüverdiler. (Yasin Suresi, 29)
 Pompei kalıntılarından
çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinden birkaç örnek.
|
Hz. Lut'un ve Hz. İbrahim'in Hicreti
Ayetlerde Hz. İbrahim ve Hz. Lut'un Allah'ın emriyle hicret
edip, güzel bir yurda yerleştikleri bildirilmektedir. Rabbimiz
Kuran'da bu iki mübarek insana ve soylarına nasip ettiği
hayırlı sonu şu şekilde haber verir:

Pompei'de bulunan bu kalıntılarda, un öğütmek için
kullanılan dört değirmen görülmektedir. |
Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler için
bereketler kıldığımız yere çıkardık. Ona İshak'ı armağan
ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık. Ve
onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık
ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat
vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi. Lut'a da
bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan
şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü
bir kavimdi. Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi.
(Enbiya Suresi, 71-75)
Hem Hz. Lut hem de Hz. İbrahim hicret etmişler, yani yaşadıkları
evlerini ve yurtlarını Allah'ın emriyle terk etmişlerdir.
Hicret, ancak salih müminler tarafından gerçekleştirilebilecek
bir ibadettir. Dinden uzak yaşayan insanlar, tüm varlıklarını
bir anda arkalarında bırakıp bilinmeyen bir yere doğru göç
etmeye yanaşmazlar. Evleri, eşyaları, mal ve mülkleri onlar
için çok önemlidir. Oysa bir mümin nereye giderse gitsin,
Allah'ın kendisine nasip ettiğinin en hayırlısı olacağını
bildiği için, hiç tereddüt etmeden varını-yoğunu bırakıp
Allah'ın rızası için hicret edebilir. Hz. İbrahim ve Hz.
Lut, bu teslimiyeti ve tevekkülü en güzel şekilde göstermişlerdir.
Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için dünyadan vazgeçmiş,
karşılığında ise Rabbimiz onları hem dünya hayatında bereketli
bir yere yerleştirmiş, hem de ahirette sonsuz cennet nimetlerini
bahşetmiştir.
Allah'a güvenen ve hayatlarının her anında mutlaka bir
hayırla karşılaşacaklarını bilen müminler de her zaman peygamberler
gibi Allah'a teslimiyetli davranmalıdırlar. Çünkü gelecek
endişesi ve dünyaya ait hırslar, ancak din ahlakından uzak
yaşayan insanlara mahsus özelliklerdir. Rabbimiz maddi menfaatlerinin
peşine düşmemelerinin bir mükafatı olarak müminleri, hem
dünyada hem de ahirette eşsiz nimetlerle müjdelemektedir.
Bunun yanında Kuran'da, Allah'tan büyük bir nimet olarak,
peygamberlerin sahip oldukları büyük mülkten bahsedilir.
Hz. Davud'a dünya hayatında büyük bir mülk verilmiş, Hz.
Süleyman kimsenin güç yetiremeyeceği bir kuvvete ve zenginliğe
sahip olmuştur. Allah Kuran'da Hz. İbrahim'e ve soyuna da
büyük bir mülk verdiğini bildirir:
Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara
verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine
Kitab'ı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.
(Nisa Suresi, 54)
Mal, mülk ve iktidar, inkar edenler veya gaflet içindeki
insanlar için hemen her zaman kibir ve şımarıklık nedeni
olur. Oysa peygamberler ve onların yolunu izleyen müminler,
Allah'ın kendilerine verdiği mal ve mülkü, O'nun rızasına
uygun olarak din ahlakının yayılması için, hayırlarda kullanırlar.
Ayrıca müminlerin önemli bir özelliği de, mülkün tamamen
Allah'a ait olduğunu bilmeleridir. Salih Müslümanlar kendilerine
dünya hayatına dair nimetler verildiğinde Rabbimize şükreder,
ancak bu nimetler eksildiğinde de yine Allah'a kalpten hamd
eder ve güzel bir sabırla sabrederler. Çünkü onlar dünya
hayatında bir denemeden geçirildiklerinin ve Allah'ın inananları
eşsiz cennet nimetleriyle ödüllendireceğinin bilincindedirler:
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük
dereceleri vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler
bunlardır. Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu
ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri
müjdeler. Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah, büyük
mükafaat katında olandır. (Tevbe Suresi, 20-22)
SONSÖZ
Bu kitapta Hz. İbrahim ve Hz. Lut Peygamberlerin Allah'a
olan coşkulu imanlarını, her işlerinde Rabbimize yönelip
dönüşlerini, üstün ahlaklarını, putperest ve sapkın kavimleriyle
yaptıkları zorlu mücadeleyi Kuran ayetleri doğrultusunda
anlattık. Hz. İbrahim putperest kavmine karşı kararlılıkla
tebliğde bulunmuş, Allah'a olan teslimiyeti sayesinde önüne
çıkan her engele sabretmiş, imanında kararlı olmuştur. Hz.
Lut ise, sapkın kavmine karşı sabırla mücadele etmiş, onları
Allah'a iman etmeye ve ahlaksızlıklardan uzak durmaya davet
etmiştir. Allah'ın alemlere üstün kıldığı bu mübarek insanlar,
hayatları boyunca gösterdikleri iman derinliği ve yüksek
ahlak ile Allah'ın hoşnutluğunu kazanmış, sonsuz nimetlerle
bezenmiş cennet yurduna erişmişlerdir.

Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin
olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz
Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını,
yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veriririz. (Nahl
Suresi, 97) |
Samimi iman sahiplerinin hayatlarındaki en büyük amaçları
da, birer hidayet rehberi olan peygamberlerimizin bu şerefli
yolunu izlemek ve böylece Allah'ın razı olduğu, muvahhid
kullardan olmak olmalıdır. Allah Kendisi'ne itaat edenlerin
alacağı mükafatı Nisa Suresi'nde şu şekilde müjdelemektedir:
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte
onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular,
şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?
(Nisa Suresi, 69)
Peygamberler gibi Allah'ın dostu olabilmek ve ahirette
de peygamberlerle birlikte olabilmek için, insanın tüm hayatını
Allah'ın rızasına uygun olarak yaşaması, hep Allah'a güvenmesi,
Allah'ı ve O'nun dinini herşeyden üstün tutması gerekir.
Her kim bu ahlakı gösterirse, her kim Hz. İbrahim gibi "alemlerin
Rabbine teslim oldum" der ve bu şekilde yaşarsa, o en büyük
mutluluk ve kurtuluşa kavuşmayı Allah'tan umabilir.
Dünya üzerinde Allah'ın varlığından yana gaflet içinde olan
insanların olması, hiçbir insanı yanıltmamalıdır. Unutmamak
gerekir ki, Hz. İbrahim putperest bir kavmi tek başına iman
etmeye davet etmiş, Rabbimiz de onun bu üstün ahlakını
"... İbrahim (tek başına) bir ümmetti..." (Nahl Suresi,
120) ayetiyle övmüştür. Hz. Lut, yanındaki çok az
sayıda müminle birlikte, çok üstün bir teslimiyet ve tevekkül
örneği göstererek sapkın kavmini iman etmeye davet etmiştir.
(Zariyat Suresi, 36) Ancak o ev halkı, kavmin tümünden çok
daha kuvvetlidir, çünkü Allah'ın yardımı ve desteği onların
yanındadır.
Önemli olan dünyanın bu büyük sırrını, herşeyin Allah'ın
kudretinde olduğunu, herşeyin O'na boyun eğdiğini anlamak
ve buna göre yaşamaktır. Hz. İbrahim ve Hz. Lut, bu sırrı
kavramış ve Allah'ın dostu olmuşlardır. Tüm iman sahipleri
de Allah'ın bu mübarek elçileri gibi derin bir imanı ve
maneviyatı elde etmeyi amaçlamaları, Allah'ın Kendisi'ne
dost edindiği kutlu insanlardan olmak için ciddi bir çaba
göstermeleri gerekmektedir.
|