| İSRAİL'İN
TERÖR GELENEĞİ
Bildiğimiz gibi İsrail son günlerde Lübnan'ın işgal
ettiği bölgelerinden çekiliyor. 22 yıllık işgalden
kurtulan Lübnan halkı bunun sevincini yaşamakta.
Ancak, İsrail'in bazı işgal bölgelerinden çekilmiş
olması, geçmişte uyguladığı zulümleri unutturmaya
yetecek gibi görünmüyor. Çünkü İsrail'in çok kanlı
bir terör geleneği var. Hatta bu terör, bizzat İsrail'in
kuran ve yöneten kişiler tarafından uygulanmış durumda
Terörizmden Başbakanlığa
İsrail'in kurulduğu yıllar, aynı zamanda Ortadoğu'nun
da terörle tanıştığı yıllar olmuştu. Yüzyılın başından
beri sistemli bir "devlet kurma" programı izleyen
Siyonist hareket, 1940'lı yıllarda Filistin'de oluşturduğu
terör örgütleri ile bölgeyi kan gölüne çevirdi.
Sağ kanat Siyonistler, Filistin'deki Araplara ve
ilerleyen yıllarda da İngilizlere karşı savaşacak
olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal Askeri Örgüt) ya da
kısaca Irgun adlı silahlı yeraltı örgütünü kurdular.
Irgun ve 1940 yılında ondan ayrılan Avraham Stern'in
kurduğu LEHI (Lomamei Herut Yisrael-İsrail'in Özgürlüğü
Savaşçıları), Araplar'a ve İngilizlere karşı kanlı
terör eylemleri gerçekleştirdiler (LEHI, kurucusunun
adından dolayı Stern Çetesi olarak da anılır). Irgun
ve Lehi'nin iki aktif teröristi, yıllar sonra tüm
dünyanın tanıyacağı isimler haline geleceklerdi:
Menahem Begin ve Yitzhak Şamir! İkisi de, sırasıyla,
Başbakan oldular.
Bu sağ kanat teröristler ile sol kanat Siyonistler
arasında da gizli bir ittifak vardı. 16 Eylül 1948
günü Stern örgütünün teröristleri, Birleşmiş Milletler'in
Filistin arabulucusu olan ve Siyonistlerin işgal
politikalarını eleştirmesiyle tanınan Kont Folke
Bernadotte'u Kudüs'te öldürdüler. Yeni kurulmuş
olan İsrail Devleti'nin Başbakanı Ben Gurion, Stern
militanlarınca gerçekleştirilen suikasti lanetledi
ve Bernadotte'un BM karargahındaki cenazesine de
katılarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu
olan Stern üyeleri ise kayıplara karıştılar. Ancak
bir süre sonra bu militanlar ortaya çıktılar, hem
de çok ilginç bir biçimde... Bernadotte'u vuran
Joshua Cohen adlı tetikçi, Başbakan Ben Gurion'un
özel koruması oluverdi birden bire.! Suikast emrini
verenlerden Yitzhak Şamir ise Mossad'ın Avrupa masası
şefliğine getirildi.1
Ben Gurion'un başbakanlığının sürdüğü
bu dönemde, Şamir'in de katkısıyla, çok sayıda "İsrail
düşmanı" Mossad ajanlarınca Avrupa'da öldürüldü.
Kısacası İsrail'in liderleri aktif birer teröristtiler,
ya da terörizmi el altından destekliyorlardı.
Terör, İsrail'in kurulmasıyla bitmedi, azalmadı
da. Aksine, daha da çok kan dökmeye başladı.
İsrail Tarzı Terör ...
80-100 kadar erkek, kadın ve çocuk öldürülmüştü.
Çocukları kafalarına sopalarla vurarak öldürdüler.
Her evden en az bir kişinin canına kıyıldı. Köylerde
erkek ve kadınlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere
kapatıldılar. Sonra da sabotajcılar gelip evleri
havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek,
havaya uçurmak istediği bir evin içine 2 kadın kapatmasını
söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir
Arap kadının ırzına geçtiğini anlattı. Yeni doğmuş
bir çocuğu olan Arap kadınına birkaç gün süreyle
etraf temizlettirildikten sonra kadın ve çocuk öldürüldü.
'Harika bir adam' diye nitelenen iyi yetiştirilmiş,
iyi bir eğitim görmüş kumandanlar, aşağılık katiller
haline gelmişti. Hem de gelişen korkunç olayların
içinde ister istemez bu duruma düşmüş değillerdi.
Aksine soykırımı ve yoketme metodlarını bilinçlice
kullanıyorlardı. Onlara göre dünyada ne kadar az
Arap kalırsa, o kadar iyiydi.
Üstteki satırlar, İsrail'in Davar gazetesinin 9
Haziran 1979 tarihli sayısında yayınlandı. Yazılanlar,
1948'de Dueima adlı Filistin köyünün ele geçirilmesi
sırasında yapılanlara tanıklık eden İsrailli bir
askerin katliam hatıralarıydı.
Önemli olan bu satırlarda anlatılanların,
istisnai bir terör eylemini değil, İsrail'in devlet
terörünün sıradan bir örneğini tarif etmesidir.
Bir diğer "sıradan örnek", İsraillilerin devlet
kurdukları yılda, 1948'de Deir Yassin köyündeki
Arap halka giriştikleri katliamdır. Menahem Begin'in
yönettiği Irgun ve Stern teröristleri, Kudüs yakınlarındaki
Deir Yassin köyüne düzenledikleri baskın sırasında,
hamile kadınların ve çocukların da dahil olduğu
280 kadar Arap köylüsünü önce sokaklarda dolaştırdıktan
sonra kurşuna dizmişlerdir. Ancak bir de önemli
"detaylar" vardır: Öldürülen genç kızların çoğunun
ırzına geçilmiş, erkeklerin cinsel organları koparılmıştır.
Siyonistler bazı kurbanları öldürmek için bıçak
kullanmışlardır. Raporlarda "ortadan ikiye biçilen"
küçük bir kız çocuğundan da söz edilmektedir. 2
Bu şekilde altı ay içinde Arap köylerine düzenlenen
sayısız baskınlarla 400 bine yakın Arap, yurdunu
terketmek zorunda kaldı. Deir Yassin Katliamı bu
baskınların sadece birisiydi. İsrailliler'in yıllar
içinde terör yoluyla boşalttıkları köy sayısı, İsrail'in
az sayıdaki "muhalif" seslerinden biri olan Israel
Shahak'ın tespit ettiği rakama göre, 385'tir. Bu
köylerde yaşayanların içinde korku yöntemiyle kaçırılanların
yanında, Deir Yassin'le aynı kadere uğrayanlar da
vardır.
İsrail'in terörü, ilerleyen yıllarda da kan dökmeye
devam etmiştir. Kibya ya da Sabra Şatilla katliamları,
yine buzdağının görünen kısımlarıdır. İsrailliler
çoğu kez bu açık eylemleri bile üstlenmemeye çalışmışlardır.
Örneğin İsrail'in 1982 yazındaki Lübnan'ı işgali
sırasında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında öldürülen
1.500'ün üstündeki Filistinli'ler hakkında Begin
"yahudi olmayanlar, yahudi olmayanları öldürdü,
bize ne!" demişti. Oysa kısa süre sonra katliamı
gerçekleştiren Falanjistlerin İsrail subaylarının
komutasında olduğu ve İsrail ordusunca silahlandırıldıkları
ortaya çıktı.
İsrail Tarzı İşkence
İsrail'in kutsal terörünün önemli bir
parçasını ise işkence oluşturmaktadır. 1967'den
bu yana iki milyondan fazla Filistinli'yi işgal
altında yaşamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin
muhalefetini kırmak ve onları göçe ikna etmek için
sistemli bir işkence politikası uygulamıştır.
Yahudi Devleti'nin korkunç işkence yöntemleri,
ilk kez Londra'da yayımlanan Sunday Times'ın 1977
yılında yayınladığı uzun bir araştırmada ortaya
çıktı. Belgelenen vakalar, 1967'den itibaren on
yıllık İsrail işgali sırasında işkence gören kırkdört
Filistinlinin durumlarını ortaya koyuyordu.
Buna göre, İsrail'in; Nablus, Ramalla, Hebron ve
Gazze'deki hapishanelerinde, Kudüs'teki Rus sitesi
ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözaltı
merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi
özel askeri hapishanelerde inanılmaz işkenceler
uygulanıyordu. Sistemli dayak dışında, İsraillilerin
kullandığı işkence türleri arasında; cinsel organlara
elektrik verme, tutukluyu çırılçıplak buzlu suya
sokma, gözleri bağlanmış olan tutuklunun üzerine
özel eğitilmiş köpekleri saldırtma, vücudun değişik
yerlerinde sigara söndürme, tırnakların ve sağlam
dişlerin sökülmesi gibi yöntemler vardı.
Bazı tutukluların kızları da tutuklanmış ve bunlara
babalarının gözü önünde tecavüz edilmiş, sonra da
tutuklu kendi kızıyla cinsel ilişkiye girmesi için
zorlanmıştı. Erkek tutukluların hayalarının sıkıştırılması
da çok kullanılan yöntemlerin biriydi. Bu işkenceler
sonucunda çok sayıda Filistinli tutukluda kalıcı
sakatlıklar meydana geldi. Çoğunun cinsel fonksiyonları
sona erdi, görme ve işitme duyularını ve akli dengelerini
yitirenler oldu. Bu fiziki işkencelerin yanında
psikolojik yöntemler de vardı. Siyasi tutuklular,
kasten, İsrail ordusuna çizme, kamuflaj ağı, vb.
malzeme imal etme işlerine koşuluyorlar, reddettiklerinde
fiziki yöntemlere başvuruluyordu.3
Sunday Times'ın ortaya çıkardığı bu vakalar, 1967-1977
yılları arasındaki işkence vakalarıydı. İlerleyen
yıllarda da İsrail'in terörü ve işkencesi sürdü.
Yalnızca 1987-1993 döneminde; İsrail birlikleri
tarafından 1.283 Filistinli öldürülmüş, 130.472
tanesi hastaneye kaldırılacak derecede yaralanmış,
481 tanesi sürülmüş, 22.088 tanesi gözaltına alınmış,
2.533 ev mühürlenmiştir. 4
Gözaltı ve tutukluluk sırasında kullanılan
işkence yöntemlerinin hangi boyutlara vardığını
bilmek de mümkün değildir.
İsrail işkence geleneği ile ilgili olarak en son
1995 Ağustosunda ortaya bazı yeni bilgiler çıktı.
Emekli Albay ve tarihçi Moşe Givati, "Çöl ve Alevlerin
İçinde" adlı kitabında, 1948, 1956 ve 1967'deki
Arap-İsrail savaşlarında İsrail ordusunun savaş
esirlerine inanılmaz işkenceler yaptığını yazdı.
Buna göre, esir alınan Mısırlı askerlerin gözleri
sigara ile oyulmuş, cinsel organları kesilmişti...
İsrail'in Fanatikleri
Buraya kadar anlattıklarımız İsrail'in kirli bir
terör geleneği olduğunu göstermektedir. Ancak daha
da ilginç olan bir husus, bazı İsraillilerin bu
teröre sözde dini bir anlam vermeye çalışmalarıdır.
Muharref Tevrat'ta (Eski Ahit'te) yer alan ve şiddet
emreden bazı ayetleri, bölgedeki müslümanlara uygulamak
istiyen fanatik yahudiler vardır.
Bu Muharref Tevrat ayetlerinin bazılarına bakalım.
Örneğin Eski Ahit'in Tesniye kitabında, 7. Bap şöyle
başlar:
Allahın Rab, mülk olarak almak için gitmekte olduğun
diyara seni götüreceği ve senin önünden çok milletleri,
Hittileri ve Girgaşileri ve Amorileri ve Kenanlıları
ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden
daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacağı; ve
Allahın Rab onları senin önünde ele vereceği ve
sen onları vuracağın zaman; onları tamamen yok edeceksin;
onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acımayacaksın
ve onlarla hısımlık etmeyeceksin; kızını onun oğluna
vermeyeceksin ve onun kızını oğluna almayacaksın...
Çünkü sen Allahın Rabbe mukaddes bir kavimsin; Allahın
Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has
bir kavim olmak üzere seni seçti.
I. Samuel kitabı 15. Bap'ın başında ise şu ayet
yer alır:
Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e
yaptığını, Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı
nasıl durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amaleki vur
ve onların herşeylerini tamamen yok et ve onları
esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana,
öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.
Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler
gibi kavimler, M. Tevrat'ın yazıldığı dönemlerde
Ortadoğu'da bulunan toplumlardır. Bu nedenle bu
ayetlere (ve M. Tevrat'ın içindeki yüzlerce benzerlerine)
göz atan pek çok kişi, tarihin derinliklerinde kalmış
birer şiddet olayının hikayesini okuduğunu sanabilir.
Oysa gerçek böyle değildir... İsrail'in ılımlı siyasetçilerinden
Amnon Rubinstein, şu satırları yazıyor:
(İsrailli radikallerin) kullandığı lisanda, günümüzdeki
Araplar; Yebusiler'dir, Amalekler'dir ya da Kenan
diyarının Tevrat tarafından lanetlenen yedi kavminden
herhangi birisidir... Tesniye'de, 'geride hiç bir
şey kalmayacak şekilde' Amalek'i yok etmek üzere
verilen emir, doğrudan bugünkü Araplar'a yönelik
olarak yorumlanmaktadır... İsrail'in savaşları da
bu çerçevede anlaşılmakta ve bu savaşlarda bu 'yeni
Amalekler'e karşı insancıl davranılmaması gerektiği
söylememektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967
savaşından sonra yazdığı bir yazıda, Tevrat'ın 'onları
sizin önünüzden yavaş yavaş azaltacağını ve yurtlarına
sizi yerleştireceğim' şeklindeki ifadesinin, İsrail'in
Araplar'la olan ilişkisini tarif ettiğini yazmıştır...
Bar Ilan Üniversitesi'nden Haham Israel Hess, daha
da ileri gitmiş ve 'Tanrı'nın Amaleklere karşı girişilen
savaşa bizzat katıldığını' söylemiştir. Israel Hess'in
konuyla ilgili yazısının başlığı ise, 'Tevrat'ın
katliam emirleri'dir. 5
İşte İsrail'i Ortadoğu için hala tehlikeli bir
faktör kılan unsurların başında, İsrail'deki bu
fanatik yahudiler ve onların müslümanlara olan bakış
açısı yatmaktadır. Bu ideolojiye sahip gruplar İsrail
siyasetinde oldukça etkilidirler. Mecliste bu fikre
sahip milletvekilleri vardır, hükümetlerde bu fikre
sahip bakanlar bulunmaktadır. Bu, Ortadoğu'ya barış
ve huzur gelmesine engel olacak en büyük tehlikelerden
biridir.
Temennimiz Barış ve Huzurdur
Elbette dileğimiz, Ortadoğu'da İsrail'in fanatizmi
ve saldırganlığı nedeniyle yarım asırdır akan kanın
durması, tüm işgal edilen bölgelerin (Doğu Kudüs)
dahil sahiplerine geri verilmesi ve bölgedeki farklı
din ve milletlerin barış ve huzur içinde yaşamasıdır.
Nitekim, tek Allah'a ve O'nun vahyettiği kitaplara
inanan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların
birarada yaşamaları son derece tabii ve bizim inancımızın
temeli olan Kuran-ı Kerim'e de uygun bir kavramdır.
Kuran'da Müslümanların Ehl-i Kitab'ın (Yahudi ve
Hıristiyanların) yemek davetlerine icabet edebilecekleri,
bu dinden hanımlarla evlenebilecekleri bildirilir
ki, bunlar sıcak insani ilişkiler ve huzurlu bir
ortak yaşam kurulmasını sağlayacak esaslardır. (Maide
Suresi, 5) Yine Kur'an'da havra ve kiliselerin korunması
üzerinde durulmaktadır. (Hac Suresi, 40)
Dolayısıyla, biz müslümanların yahudilere karşı
bir kin ve husumeti olamaz. Temennimiz, buraya kadar
anlatılan "İsrail vahşeti ve fanatizminin" de ortadan
kalkması ve böylece Ortadoğu'ya gerçek bir barışın
yerleşmesidir. Nitekim Devlet-i Ali Osmaniye hakimiyetinde
iken, Ortadoğuki farklı din ve milletler asırlar
boyunca huzur içinde yaşamışlardır.

Dipnotlar
1 Richard Curtiss, "The
Good Cops and Bad Cops Who Killed the Peace Process".
Washington Report on Middle East Affairs. Haziran
1995 
2 Lenni Brenner, The Iron Wall: Zionist
Revisionism from Jabotinsky to Shamir, London: Zed
Books, 1984, ss. 141-143 
3 Ralph Schoenmann, Siyonizm'in Gizli
Tarihi, Kardelen Yayıncılık. 1992. ss. 79-95 
4 Washington Report on Middle East
Affairs, Haziran 1994 
5 Amnon Rubinstein, The Zionist Dream
Revisited: From Herzl to Gush Emunim and Back, 1.b.,
New York: Schocken Books, 1984, s. 116 |