|
SAVUNMA SİSTEMİ MUCİZESİ
SONSÖZ
Okuduğunuz bu kitapta sizlere içinizdeki ordunun, yani savunma
sisteminin pek bilinmeyen yönleri anlatıldı. Ancak vücuttaki
bu savunma hücrelerinin yaptıkları olağanüstü işlerin karmaşık
detaylarından çok, bunları nasıl yaptıkları üzerinde duruldu.
"Elektron mikroskobunun yardımı olmaksızın göremeyeceğimiz
kadar küçük varlıkların nasıl savunma sistemi gibi son derece
karmaşık bir yapıyı oluşturabildikleri" sorusunun cevabı arandı.
Daha da derine inerek, sistemi oluşturan hücrelerin ilk olarak
nasıl meydana geldikleri araştırıldı.
Savunma hücrelerinin hepsi başlangıçta normal birer hücre
iken, çeşitli eğitimlerden geçip, sonucunda bir nevi yeterlilik
sınavına tabi tutulurlar. Ancak düşmanı tanıyabilen, vücudun
kendi hücrelerine karşı mücadeleye girmeyen hücrelere yaşama
izni verilir. Peki ilk hücre ne zaman, nasıl oluşmuş ve onu
ilk defa kim sınava tabi tutmuştur? Yapması gerekenleri kim
öğretmiştir?
Karşılıklı konuşmak, anlaşmak, plan yapmak ve bu planlar
doğrultusunda mükemmel bir organizasyon ile hareket etmek
gibi vasıfların hücrelerden veya organlardan beklenemeyeceği
açıktır. Düşünün ki burada söz konusu olan, birçok organ ve
bir trilyon kadar hücredir. Hiç tartışmasız, bir trilyonluk
insan topluluğu, böylesine kusursuz bir biçimde organize olarak
hareket edip yapacaklarını aksatmadan, unutmadan, şaşırmadan,
karmaşa çıkarmadan savunma yapmak gibi zorlu bir görevi asla
yerine getiremez.
Burada kesin olarak kabul edilmesi gereken tek bir gerçek
vardır ki o da, tüm hücrelerin doğadaki küçük, büyük istisnasız
herşey gibi sonsuz bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah
tarafından özel olarak yaratıldıklarıdır.
... O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi
bilendir. (Enam Suresi, 101)
Zaten tüm açıklığıyla ortada olan bu gerçek, bu kitapta bir
kez daha gözler önüne serildi.
Gördük ki, anne karnındaki bebek bile, savunma sistemindeki
eksiklikleri annesinden aldığı antikorlarla tamamlar. Ama
böyle bir imkanı olmadığı ya da aynı eksiklikler yetişkin
halinde de devam ettiği takdirde hayatını devam ettirebilmesi
söz konusu olamaz. İnsan nesli ve sayısız canlı türü hala
var olduklarına göre savunma sistemi, bu kitapta sıkça vurgulandığı
gibi, tüm canlılarda en başından beri eksiksiz ve kusursuz
bir biçimde var olmuştur. Aşama aşama evrimleşerek oluşmamıştır.
Kısacası savunma sistemi gibi her parçası, her hücresi, her
ferdi birbiriyle bağlantılı, içiçe geçmiş son derece kompleks
bir sistem hiçbir şekilde milyonlarca yıllık bir süreç içinde
küçük küçük tesadüfi eklemelerle meydana gelemez.
Vücudumuzda her an işleyen sayısız mucizevi sistemlerin biri
ya da birkaçı hakkında bilgi sahibi olduğu halde bir Yaratıcı
tarafından yaratıldığını inkar eden ve herşeyin rastlantılar
sonucu ortaya çıktığını iddia eden bir kimse, aslında yaklaşık
1400 yıl önce Kuran'da tanımlanmış bir kategoriye mensup olduğunun
farkında değildir. Allah bu tür insanların, algı ve kavrayışlarındaki
eksiklik nedeniyle açık ve net gerçekleri göremediklerini
Kuran'da bildirmiştir:
... Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar,
gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla
işitmezler... (Araf Suresi, 179)
Hatta bu durumdan kendilerinin de haberdar olduğunu Allah
birçok ayetinde belirtmiştir:
Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye
karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık,
bizimle senin aranda bir perde vardır..." (Fussilet Suresi,
5)
İnkar edenlerin bir kesimi de kastedilen gerçeği tüm çıplaklığıyla
görür ancak, kasıtlı olarak bunu gizlemeye çalışır. Evrimle
ilgili bu kadar çok senaryo hazırlanmasının altındaki sebep
de aslında budur. Çünkü Allah'ın varlığı ve büyüklüğü kabul
edildiği takdirde, O'na boyun eğmeleri gerekecektir ki bu,
kibirli kimseler için çok zordur. Allah'a karşı cahilce bir
büyüklenme içerisinde olan bu insanların durumu da Kuran'da
açıkça ifade edilmiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme
dolayısıyla bunları inkar ettiler... (Neml Suresi, 14)
Allah'ı inkar etme uğruna evrim gibi bir yalanı ayakta tutmaya
çalışanların ortaya attıkları teoriler bilimsel ve mantıklı
olmaktan uzaktır. Öyle ki, savunma sistemi gibi karmaşık ve
çok yönlü bir sistemin, tek bir antikordan yavaş yavaş meydana
geldiğini savunabilecek kadar gülünç izahlar ortaya atabilmektedirler.
İçine düştükleri durumun bilincine varmaya başlayan bir kısım
bilim adamı ise, bu tarz izahların kendilerini küçük düşürdüğünü
fark ederek yavaş yavaş evrimci çevrelerden uzaklaşmaya başlamışlardır.
Bir kısmı ise, teorinin doğruluğunu kabul
ettikleri için değil, fakat ortada -Allah'ın varlığını inkar
etmelerine zemin hazırlayacak- başka bir teori olmadığı için
buna inandıklarını söylemektedirler. Örneğin evrim teorisinin
günümüzdeki en ünlü savunucularından olan Prof. Richard Dawkins,
"The Blind Wacthmaker" adlı kitabının önsözünde, "benim
okuyucuyu inandırmak istediğim, Darwin'in teorisinin dünya
çapında doğru bulunduğu değil, bilinen 'olabilecek' tek teori
olduğudur"20 demektedir.
Oysa herhangi bir teorinin peşinden gitmek gibi bir zorunluluk
yoktur. Evrenin ve tüm içindekilerin nasıl var olduğu merak
edildiğinde, yalnızca açık bir biçimde görünen gerçeklerin,
hür bir akıl ve objektif bakış açısıyla değerlendirilmesi
yeterli olacaktır.
Bu kitapta üzerinde sıkça durulduğu gibi, evrim teorisinin
iddialarını ispatlayan hiçbir deney, gözlem ya da somut bulgu
yoktur. Biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, genetik, paleontoloji,
anatomi gibi bilim dalları bugün evrimin hiçbir zaman yaşanmamış
ve hiçbir zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan, hayal ürünü
bir varsayım olduğunu ortaya koymuştur. (Bkz.Evrim Aldatmacası
Bölümü)
Bugün tüm bilim dallarında yapılan çalışmalar, yerde ve gökte
var olan canlı cansız tüm varlıkların ancak sonsuz akla, bilgiye
ve kudrete sahip üstün ve güçlü bir Yaratıcı tarafından var
edildiklerini göstermiştir. Kuşkusuz bu gerçeği görmek ve
evrim gibi uydurma teorilerin gerçek dışılığını anlamak için,
bilimin ve teknolojinin bu derece gelişmiş olması da gerekmez.
İster ilk çağlarda, ister Ortaçağda, dünya tarihinin hangi
döneminde olursa olsun, temiz bir akla ve vicdana sahip olan
herkes için Allah, tüm evrende kendi varlığının ve yaratışının
delillerini sergilemiştir:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler
ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle
yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada
üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında
boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir
topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Bu ayette anlatılanların kavrayabilen akıl sahibi insanlara
düşen ise, hücrelerden dev galaksilere kadar tüm kainatta
görülen apaçık "yaratılış gerçeği"ni Kuran'da bildirilen şu
sözlerle sürekli hatırlatmaktır.:
... Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir,
onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.
(Enbiya Suresi, 56)
... Sen yücesin,
bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir
bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve hikmet
sahibi olansın.
(Bakara Suresi,
32) |