|
SAVUNMA SİSTEMİ MUCİZESİ
SAVUNMA SİSTEMİ EVRİMLE
OLUŞAMAZ
Savunma sistemi, bilim adamlarının deyimiyle "indirgenemez
bir karmaşıklık"a sahiptir. Burada kastedilen, ortak çalışan
ve herhangi bir parçasının yokluğunun, tümünün işleyişinin
durmasına neden olduğu bir sistemdir. Bu sistemin, tek bir
parçasının dahi eksik olması sistemi fonksiyonsuz kılar. Örneğin,
bir yere faks çekebilmek için gerekli olan materyalleri kabaca
düşünelim:
- Faks makinası,
- Telefon hattı,
- Kablo,
- Kağıt.
Bunlardan biri bile eksik olsa faks gönderemezsiniz. Hepsinin
tam olması ve gerekli materyallerden hiçbirinde aksaklık bulunmaması
gerekir. Örneğin; kablo yeterince uzun olmasa, istenilen yere
kadar uzanmasa, eldeki mataryellerin hiçbiri işe yaramayacaktır.
Aynı şekilde savunma sisteminin bütün kısımları görevini
eksiksizce yerine getirse bile, küçük bir bölümünün görevini
yapamaması, vücudun savaşı kaybetmesine neden olacaktır. Mesela,
T hücrelerinin içindeki küçücük noktacıklar (granüller) işlevlerini
yitirseler, zehir depolanamaz, düşmana aktarılamaz ve savaş
kaybedilir. Dolayısıyla düşmanı öldüremeyen bir sistemde ne
savaşçı hücrelerin oluşumu ve eğitimi, ne sinyalci hücrelerin
zamanında ve doğru yere sinyal göndermesi, ne genlerimizin
antikor üretebilmek için binlerce kombinasyona girmesi, ne
de bellek hücrelerinin yıllarca bilgileri hafızalarında tutmaları
vs. hiçbir şey ifade etmez. Sistem işlemez. Aynı şekilde,
indirgenemez karmaşıklıktaki bir sistem olan insan vücudunun
da, savunma sistemi oluşmadan diğer yüzlerce fonksiyonunun
var olması bir anlam taşımaz. Çünkü savunma sisteminin olmaması
ya da görevini tam yapamaması durumunda bir insanın yaşaması
imkansızdır.
Peki evrimciler böylesine hayati ve kompleks bir sistemin
oluşumunu nasıl açıklamaktadırlar? Aslında bu konuda hiçbir
açıklama getiremezler. İddiaları, savunma sisteminin zaman
içinde küçük küçük gelişmelerle ortaya çıktığıdır. Böyle bir
gelişimi sağlayacak mekanizmaların da "doğal seleksiyon" ve
"mutasyonlar" olduğunu öne sürerler.
Oysa öncelikle belirtmek gerekir ki, böylesine kompleks bir
sistemin, evrim teorisinin iddia ettiği gibi kademe kademe,
küçük rastlantıların birbirine eklenmesiyle oluşmuş olması
mümkün değildir. Çünkü en baştan beri üzerinde durduğumuz
gibi savunma sistemi tüm elemanlarıyla bir anda, eksiksiz
var olmadığı sürece işlev göremez. Ve baştan beri belirtildiği
gibi, savunma sisteminin işlev görememesi de insanın kısa
süre içinde ölmesi anlamına gelir.
İkinci olarak evrimcilerin "doğal seleksiyon" iddiası üzerinde
durmak gerekir. Doğal seleksiyon -"Evrim Aldatmacası" bölümünde
daha detaylı inceleyeceğimiz gibi- doğal seçme demektir; ve
canlılardaki faydalı değişikliklerin seçilip sonraki nesillere
aktarılmasını öngörür.
Ancak böyle bir mekanizmanın, kompleks sistemleri izah etmekte
son derece yetersiz kaldığı konusunda bilim adamları da hemfikirdir.
Örneğin Amerikalı ünlü biyokimya uzmanı Michael J. Behe, Darwin's
Black Box (Darwin'in Kara Kutusu) adlı kitabında, doğal seleksiyon
ile ilgili şunları söylemiştir:
Eksiltilemez bir biçimde karmaşık olan
bir biyolojik sistemin varlığı, Darwin'in evrimine çok güçlü
bir tehdit oluşturacaktır. Çünkü biliyorduk ki, doğal seleksiyon
sadece zaten önceden de çalışan sistemleri geçebilir. O halde,
eğer bir biyolojik sistem aşama aşama oluşmamışsa, geriye
tek bir alternatif kalıyor demektir. Tek seferde tam ve eksiksiz
bir şekilde ortaya çıkmıştır ki, doğal seleksiyonun bunda
hiçbir rolü yoktur.13
Gerek teorinin kurucusu Darwin, gerekse günümüzün pek çok
bilim adamı doğal seleksiyon mekanizmasının evrimleştirici
bir gücü olmadığını bizzat kendileri de itiraf etmişlerdir:
Charles Darwin:
Teorimle ilgili güçlükler ve itirazlar
şöyle sınıflanabilir:... Doğal Seçmenin bir yandan zürafanın
kuyruğu gibi sinek kovmaya yarayan pek az önemli bir organ,
ve öte yanda, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine
inanabilir miyiz?14
Jeoloji ve paleoantropoloji profesörü Stephen Jay Gould:
Eğer evrimin her biri doğal seleksiyon
tarafından desteklenen uzun bir ara aşamalar dizisi içinde
ilerlemesi gerekiyorsa, nasıl yoktan böyle ayrıntılı bir şey
elde ediyorsunuz? Bir kanadın %2'si ile uçamazsınız. Başka
bir ifadeyle, sadece (şu an onları gözlemleyemediğimiz için)
çok daha ayrıntılı formlarda kullanılabilen yapıların bu başlangıç
aşamalarını doğal seleksiyon nasıl açıklayabiliyor? Bu aşamada
bir nokta diğerlerinden önde geliyor: başlangıç evrelerinin
çıkmazı. Mivart bu problemi en önemli problem olarak saptadı
ve bu bugün hala devam ediyor.15
Peki böyle bir sistemin oluşumu neo-Darwinizm'in iddia ettiği
gibi, "mutasyonlar" ile açıklanabilir mi? Acaba peşpeşe oluşan
mutasyonlar sonucunda böylesine mükemmel bir sistem meydana
gelmiş olabilir mi?
Bilindiği gibi mutasyonlar, canlıların genetik şifrelerinde,
çeşitli dış etkenler sonucu meydana gelen bozulma ve tahribatlardır.
Mutasyonların tamamı canlının DNA'sında programlı olan genetik
bilgiye zarar verir ve hiçbir yeni genetik bilgi eklemezler.
Dolayısıyla, mutasyonların hiçbir geliştirici ve evrimleştirici
özellikleri yoktur. Bu gerçek de günümüzde pek çok evrimci
tarafından istenmeden de olsa dile getirilmektedir
California Üniversitesi'nden evrimci genetikçi John Endler:
Mutasyonlarla ilgili çok fazla şey biliyor
olsak da, evrim gibi o da hala bir "kara kutu" görünümündedir.
Evrimde yeni biyolojik fonksiyonların oluşmasına pek rastlanmaz
ve bunların kökeni de zaten bilinmemektedir.16
Ünlü evrimci Fransız biyolog Pierre P.
Grassé: "Ne kadar çok sayıda olursa olsunlar, mutasyonlar
herhangi bir çeşit evrim üretemezler."17
Açıkça görülüyor ki, küçücük hücrelerin sahip oldukları
olağanüstü özelliklerin, sergiledikleri akıl almaz başarıların
tesadüflerle, mutasyonlarla, evrimci safsatalarla açıklanması
gerek bilime gerekse akıl ve mantığa bütünüyle aykırıdır.
Bugün insan zekasının ulaştığı en son nokta dahi, hücrelerde
sergilenen akıl karşısında çok sönük kalmaktadır.
Canlılarda, evrimle hiçbir biçimde açıklanamayan bu tür binlerce
üstün akıl gösterisi karşısında, pek çok bilim adamı, zaten
tereddüt içinde savundukları evrime olan güvenlerini günden
güne yitirmektedir. Ne ilginçtir ki, bu güvensizliklerini
de her fırsatta dile getirmekten kendilerini alamamışlardır.
Kendileri de bu gerçeklerin farkında olan araştırmacıların
çoğu, evrimci açıklamaların avuntu ve göz boyamadan başka
bir şey olmadığının farkındadır. Moleküler biyoloji alanında
tanınmış bir araştırmacı olan Klaus Dose şöyle demektedir:
Hayatın kökleri üzerindeki 30 yıllık
kimya ve moleküler evrim araştırmaları problemin çözümünden
çok, durumun ciddiyetini anlamamıza yol açtı. Şu andaki teoriler
ve deneylerin hepsi ya başarısızlıkla sonuçlanıyor ya da görmek
istemediklerimizi ortaya çıkarıyor.18
Hatta aynı güvensizliği, yaklaşık 150 yıldır süregelen evrim
teorisinin kurucusu olan Darwin bile yaşamıştır:
Bazen bir konuyu yıllarca inceledikten
sonra gayet delice bir doktrine varan, sonra da bu doktrin
doğrultusunda hem kendilerini hem de başkalarını inandırmaya
çalışan bazı insanları düşünüyorum da kendimin de bu manyaklardan
birisi olduğumdan biraz korkuyorum.19
Açıkça ortadadır ki, evrendeki herşey gibi sistemin bu yönü
de yine üstün güç ve akıl sahibi olan Allah'ın kontrolü altındadır.
İnsanoğlunun aklının henüz bunu çözememiş olması da konunun,
insanın kavrayabileceğinden çok daha üstün bir aklın yani
Allah'ın ürünü olduğunun kanıtıdır.
İnsanların yüzyıllardır tartışarak bir sonuca varamadıkları,
mantıklı izahını yapamadıkları konuların cevabı aslında çok
basittir. Cevap ne tesadüfler, ne doğal seleksiyon ne de mutasyonlardadır.
Hiçbiri ne bir hayat ne de hayatın devamlılığını sağlayacak
bir sistem meydana getiremezler.
Kuran'da bu ve bunun gibi tüm soruların cevabı 1400 sene
önce verilmiştir. Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah, evrendeki
herşeye olduğu gibi, hücrelerimize de boyun eğdirmiştir;
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri
ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü,
durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya
ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun,
yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi
olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi, 54) |