|
PROTEİN MUCİZESİ
HÜCREDEKİ EŞSİZ ÜRETİM:
PROTEİN SENTEZİ
Canlıların yaşamlarını sürdürebilmelerinde hayati bir önemi
olan proteinlerin, hücre içinde üretimleri için dünya üzerindeki
hiçbir üretim sistemiyle kıyaslanamayacak komplekslikte ve
düzende, kusursuz bir sistem bulunmaktadır.
Bu kompleks üretim sisteminde hiçbir hataya yer yoktur. Herhangi
bir aşamada meydana gelen bir aksaklık, hemen güvenlikli kontrol
sistemi sayesinde düzeltilir. Böylece canlının yaşamını sürdürmesini
sağlayacak olan proteinler hiçbir aksama olmadan, tam gerektiği
zamanda tam gereken yerde ve şekilde üretilir.
Protein üretiminin bir diğer mucizevi özelliği de çok yüksek
bir hızda gerçekleşmesidir. Örneğin 100 amino asit taşıyan
bir protein molekülü, E. coli bakterisinin hücresi tarafından
5 saniyede sentezlenir. Bu öylesine büyük bir hızdır ki, böyle
bir hızda bütün üretim sürecini kusursuz biçimde tamamlayabilen
bir fabrika, yeryüzünde mevcut değildir. Bu hız canlı için
çok önemlidir, çünkü hücrelerde canlılığın sürdürülebilmesi
için her an birçok proteine ihtiyaç duyulur.
17
Protein üretimi sırasında ise birçok protein aynı anda faaliyet
gösterir. Hücrelerin içinde protein üretimi için gereken bütün
parçalar eksiksiz biçimde birarada çalışırlar. 80'in üzerinde
ribozom proteini, 20'nin üzerinde amino asit habercisi olan
moleküller, bir düzinenin üzerinde yardımcı enzim, 100'ün
üzerinde son işlemleri gerçekleştiren enzimler, 40'ın üzerinde
RNA molekülü olmak üzere yaklaşık 300 makromolekül, bir koordinasyon
halinde protein sentezinde rol alır. 18
Büyük bir mühendis kadrosunun bile zorlukla koordine edebileceği
bu kusursuz üretim, milimetrenin binde biri kadar küçük bir
alanda, bundan çok daha küçük yüzlerce molekülün yoğun faaliyetiyle
yaşamın devam edebilmesini sağlar. Bu üretimde görev alan
moleküllerden tek bir tanesinin olmaması durumunda tüm üretim
zinciri aksar. Bu da protein üretiminin canlılardaki "indirgenemez
kompleks" yapılardan biri olduğunun bir göstergesidir. Yani
böyle bir sistemin içinden tek bir parça dahi çıkarılsa tüm
yapı bozulmaya uğrar. Örneğin sadece üretimi sonlandırma ve
üretilen yeni proteini serbest bırakma elemanının (proteininin)
olmaması, protein üretiminin dengesini bozmaya yeterlidir.
Böylesine planlı ve toplu bir şuur içinde kendisini gösteren
varoluş ancak Allah'ın yaratması ile mümkündür.
Her bir aşaması büyük bir bilgi, tasarım ve akıl üzerine
inşa edilen bu yaratılış mucizesinde yer alan bazı hayranlık
uyandırıcı detayları ilerleyen satırlarda okuyabilirsiniz.
Ancak bu işlemleri okumaya başlamadan önce çok önemli bir
gerçeği hatırlatmakta yarar vardır. İlerleyen sayfalarda okuyacağınız
üretimin elemanları, hücre içindeki organeller ve moleküllerdir.
Bu moleküllerin yapısını incelediğimizde ise karşımıza çıkan
daha küçük moleküller olan amino asitler ve bunların da kökeninde
şuursuz ve cansız atomlardır. Karbon, hidrojen, oksijen, azot
gibi atomların biraraya gelmesiyle oluşan bu topluluklar,
kendilerinden asla beklenmeyecek bir akıl ve şuur ile, insanların
başaramayacağı işlemleri gerçekleştirirler.
Peki ama şuursuz atomlara şuurlu hareketler yaptıran, atomları
atom profesörlerinden daha başarılı kılan nedir? İşte ilerleyen
satırlarda açıklanacak olan bu başarının, cansız, şuursuz
atomların ve moleküllerin kendilerine ait olamayacağı, tüm
bu varlıkların "gökten yere her işi yöneten" Allah'ın kudretiyle
hareket ettikleridir.
ÜRETİM BAŞLIYOR: İLK SİNYAL
Vücutta herhangi bir proteine ihtiyaç duyulduğu zaman bu
ihtiyacı ifade eden bir mesaj, üretimi gerçekleştirecek olan
hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA molekülüne ulaştırılır.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta bulunmaktadır;
vücutta herhangi bir protein ihtiyacı olduğunda yine protein
olan bazı haberciler, nereye başvurmaları gerektiğini bilerek,
tüm vücutta ilgili yeri bulabilmekte, ihtiyaç mesajını doğru
yere doğru şekilde iletebilmektedirler. Bu iletişimi sağlayan
protein kendisine göre karanlık bir dehliz olan vücudun içinde
kaybolmadan yolunu bularak, taşıdığı mesajı kaybetmeden ya
da herhangi bir parçasına zarar vermeden oraya ulaştırmaktadır.
Yani her bir parçada çok büyük bir görev bilinci bulunmaktadır.
Hücre çekirdeğine gelen mesaj, bir dizi kompleks ve son derece
organize işlemden sonra proteine dönüşür. Protein talebinin,
vücuttaki 100 trilyon hücreden doğru hücrelere ulaşması, mesajı
alan hücrenin kendisinden ne istendiğini anlayarak hemen işe
koyulması ve kusursuz bir sonuç elde etmesi insanda hayranlık
uyandıran olaylardır. Çünkü burada söz edilen bilinç, akıl,
bilgi ve irade sahibi insanların oluşturduğu bir topluluk
değil, fosfor, karbon, yağ gibi maddelerden oluşmuş şuursuz
ve gözle dahi görülemeyecek kadar küçük varlıklardır. Bu moleküllerin
tek başlarına haber verme, anlama ve tespit etme gibi güçleri
ve iradeleri yoktur. Bütün moleküller gibi, Allah'ın onlara
verdiği özel şekil ve ilham ile hareket ederek böyle şuurlu
davranışlar gösterirler.
Talimatın alınmasından sonra ilk işlem, üretilmesi istenen
proteinle ilgili bilgilerin DNA'dan alınmasıdır.
VE SİPARİŞ VERİLİYOR
Vücudumuzda görev yapan bütün proteinlere ait bilgiler hücre
çekirdeğinde yer alan DNA molekülünde depolanır. Yani bir
protein üretileceği zaman, bu proteinle ilgili bilgiler DNA'dan
alınır. Ancak bunun için DNA'nın, ihtiyaç olan protein hakkındaki
bilgiyi tam ve doğru olarak anlaması ve doğru bilgiyi vermesi
gerekir. Tıpkı üretim yapacak olan bir kimyagerin, bu üretim
sırasında kendisine gerekli olacak hammaddeleri ve üretimi
yapmak için ihtiyaç duyduğu tüm teknik bilgileri yetkili bir
yere başvurarak talep etmesi gibi… Bir kimyager bunu karşısındaki
kişi veya kurumdan yazılı veya sözlü olarak talep eder; işte
DNA'dan da bir proteinin formülünü talep etmek için özel bir
lisan kullanılır. Bu lisan 4 harften oluşan bir alfabeye sahiptir.

Yandaki şekilde vücudumuzun
bilgi bankası olan DNA'nın yapısı görülmektedir.
DNA molekülü 4 farklı nükleotidin farklı sıralamalarla
ardarda gelerek dizilmesinden oluşur. Bu moleküllerin
sıralamaları canlıların kullanacağı tüm proteinlerin
yapısıyla ilgili bilgileri oluşturur.
|
DNA molekülü 4 farklı nükleotidin farklı sıralamalarla ardarda
gelerek dizilmesinden oluşur. Bu dört faklı nükleotid sahip
oldukları baz moleküllerinin adlarıyla anılırlar; A (Adenin),
G (Guanin), C (Citosin) ve T (Timin). Bu moleküllerin sıralamaları
canlının kullanacağı bütün proteinlerin yapısının nasıl olması
gerektiğine dair bilgiyi oluşturur. Yani her insanın hücrelerindeki
DNA'da kendisine ait her özelliği meydana getiren proteinlerin
bilgisi, 4 harfli özel bir alfabe ile yazılmıştır ve bu bilgiler
bir kütüphane dolusu ansiklopediye sığacak kadar çoktur.
Milimetrenin binde birinden daha küçük bir alanda böyle ciltlerce
ansiklopediye sığacak bilginin şifrelenmesi olağanüstü bir
durumdur. Bu bilgi, yazılı hale getirildiğinde, 500'er sayfalık
1000 ansiklopedi uzunluğunda olacaktır, ki bu büyüklükte bir
eser henüz yazılmamıştır. Bu kodlama dünyaca ünlü Britannica
Ansiklopedisi'nin 20 katı kadar uzunluktadır.
19 Günümüzde bilgi saklanması için çok yüksek
kapasiteli bilgisayar çipleri tasarlanmıştır. Halen farklı
şifreleme sistemleriyle bu kapasiteyi artırmak için çok yüksek
maliyetli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak DNA molekülünde
protein bilgilerinin şifrelenmesi yeryüzünde üretilmiş hiçbir
teknoloji ile kıyaslanmayacak kadar üstün bir kapasite ile
yapılmıştır. Öyle ki, kapladığı alanda maksimum bilgiyi şifreleme
kapasitesine sahiptir. 20
Böyle kusursuz bir bilgi depolama sisteminin tesadüfen
oluştuğunu söylemek ise büyük bir mantık hezimetidir.
Hücre içindeki işlerin aksamaması, ihtiyacın doğru karşılanması,
kısacası hücre yaşamının devam edebilmesi için doğru proteinin
üretilmesi çok önemlidir. Bu yüzden hangi proteinin üretilmesi
gerektiği ile ilgili mesaj alındıktan sonra DNA'dan doğru
bilginin seçilerek alınması gereklidir. Peki bu seçimi kim
yapacaktır?
| Bir protein üretileceği zaman, RNA
polimeraz isimli enzim, DNA'dan, üretilecek protein
için gerekli olan bilgileri seçer ve kopyalar. Enzim
dediğimiz bir atom topluluğunun, böyle bir bilinç göstermesi
kuşkusuz büyük bir mucizedir. |
 |
|
Hayati bir öneme sahip bu üretimi yapmak için gereken hammadde,
yıllar süren eğitim hayatından sonra, yıllar süren bir bilimsel
geçmişe sahip, deneyimli, akıllı, tecrübeli, görebilen, duyabilen
bir bilim adamı değil, şuursuz atomların birleşiminden oluşmuş
bir moleküldür. Bu hayati önem taşıyan seçme işlemini yapan,
yine mükemmel bir yapıya sahip bir protein olan RNA polimeraz
enzimidir. Bu enzimin yaptığı iş son derece zordur. Herşeyden
önce, 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün içinden, üretilecek
proteinle ilgili gerekli harfleri seçip alması gerekmektedir.
Polimeraz enziminin 3 milyar harften oluşan DNA molekülünün
içinden, birkaç satırlık bir bilgiyi bulup çıkarması, 1000
ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına saklanmış,
birkaç satırlık özel bir yazıyı hiçbir tarif olmadan o anda
bulmaya benzer.
 |
DNA'nın sahip olduğu bilgi olağanüstü
bir bilgidir. Bu, 1 nanometrelik yani metrenin milyarda
birinden daha az bir alana, 20 ciltlik bir ansiklopedinin
sığdırılması anlamına gelir. İnsanın ise, böyle bir
bilgi depolama sistemini üretebilmesi bir yana, tam
olarak kavrayabilmesi dahi mümkün olmamıştır. DNA'daki
bu bilgi depolanması ile aynı prensibi kullanmaya çalışan
bilgisayar teknolojisi sayesinde, bilgileri depolayan
mikroçipler üretilmiştir. Ancak bu mikroçiplerin, DNA'daki
kapasiteye yaklaşmaları söz konusu dahi değildir. |
Bu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur. Bilindiği
gibi, insan DNA'sında yer alan bilgilerin okunması için dünya
çapında yürütülen İnsan Genomu Projesi (Human Genom Project)
dahilinde, dünyanın önde gelen yüzlerce bilim adamı, en gelişmiş
ve en yüksek teknoloji ile donatılmış laboratuvarlarda, 10
yıldır geceli gündüzlü çalışarak DNA'daki bilginin bir kısmını
okuyabilmiştir.
İnsanoğlu yıllardır en ileri teknolojiyi kullandığı
halde DNA'yı okumayı 2000 yılında başarabilmiştir. Oysa
gözle görülemeyecek kadar küçük, gözü, beyni, eli olmayan
proteinler milyarlarca yıldır bu işlemi her an kusursuzca
yapmaktadırlar. |
Üstelik büyük kısmını sadece okuyabilmişler, hangi harflerin
hangi protein veya gen için kullanıldığını henüz belirleyememişlerdir.
Buna karşın, vücudumuzda 100 trilyon hücrenin içinde, her
an trilyonlarca RNA polimeraz enzimi, DNA'daki bilgiyi baştan
sona okumakta ve üstelik kendisinden istenen bilgiyi eksiksiz,
hatasız ve kusursuz bir şekilde çıkartıp verebilmektedir.
Bu büyük bir hız, beceri, akıl, bilgi, araştırma, şuur isteyen
görevi yerine getiren ise, şuursuz atomların biraraya gelmeleri
ile oluşan bir moleküldür. Evrimcilerin böyle bir sistemin
yıldırımların, sarsıntıların etkisiyle tesadüfler sonucunda
meydana geldiğini iddia edebilmeleri ise son derece şaşırtıcı
bir olaydır.
Polimeraz enziminin üretilecek olan proteinle ilgili bilgiyi
DNA molekülü üzerinde bulduktan sonra çok önemli bir görevi
daha vardır. Şimdi önemli bir şuur alameti ve beceri daha
göstermeli, bu bilgiyi üretim yerine gidecek şekilde kopyalamalıdır.
SİPARİŞ FİŞİ KOPYALANIYOR
Sipariş fişinin, yani DNA'dan alınan bilginin doğru olarak
kopyalanması çok önemlidir. Çünkü üretim boyunca kullanılacak
bütün bilgiler bu sipariş fişi üzerinden okunur. Bu fişin
kopyalanması sırasında meydana gelebilecek tek bir hata dahi
canlı için ölümcül olabilir. Örneğin kanda dokulara oksijen
taşımakla görevli olan hemoglobin proteininin amino asit diziliminde
bulunan 600 amino asit içinden tek bir tanesinin yerinin değişmesi,
hemoglobinin apayrı bir yapıya sahip olmasına ve görevini
yapamamasına neden olur. Bu şekildeki bozuk hemoglobinler
oksijen taşıyamadıkları için Akdeniz anemisi olarak bildiğimiz
ölümcül hastalık ortaya çıkar.
YANLIŞ KOPYALAMA KANSER SEBEBİ
Son zamanlarda kanser araştırmacıları
kanser oluşumunda hücre içinde yanlış üretilen proteinlerin
önemli rol oynadığını ortaya çıkardılar. DNA'nın kopyalanması
sırasında yanlış kopyalanan genler yanlış proteinlerin
üretilmesine neden olurlar. Bu buluş ilk defa mesane
kanseri araştırmalarında ortaya çıktı. Bu bölgedeki
hücrelerde DNA'da bulunan 5000 basamaklı özel bir genin
tek bir basamağında yanlış kodlanmasının hücreyi bozduğu
anlaşıldı. (Robert A. Weinberg, One Renegade Cell, How
Cancer Begins, s. 42, 1998 Basic Books,1st Ed.New York)
Bu hatalı genlerin üreteceği proteinler yanlış bilgilerle
üretildikleri için, hücreye yarar sağlayacağına zarar
vermektedirler. |
Kopyalama işleminin başlaması için çok önemli bir engel aşılmalıdır.
DNA molekülünün merdiven gibi birbirine dolanmış kollarının
kopyalama işlemi için ayrılmaları gerekir. Bu ayrılma işleminde
yine RNA polimeraz enzimi iş başındadır. RNA polimeraz, kodlanacak
genin başlangıcından 35 harf öncesine bağlanarak, sarılmış
merdiven gibi olan DNA'nın basamaklarını bir fermuarı açar
gibi açar. Bu açılma çok hızlı yapılır. Öyle ki, bu hızdan
dolayı DNA'nın ısınıp yanma tehlikesi oluşur. Ama sistem öylesine
mükemmel düzenlenmiştir ki, bu tehlike de düşünülmüştür. Önceden
alınan bir dizi tedbir sayesinde yanma tehlikesi ortadan kaldırılır;
özel bir enzim sanki oluşabilecek tehlikenin farkındaymış
gibi, gidip DNA'nın açılmış olan sarmalının iki ucunu tutarak
bu sürtünmeye izin vermez. Ve yine özel enzimler DNA'nın açılması
sırasında birbirine dolaşmasını önlerler. Bu enzimler olmasa
"mesajcı RNA" olarak adlandırılan sipariş fişinin kopyalanması
mümkün olmaz. Çünkü fermuar gibi açılan DNA sarmalının kolları
kopyalama işlemi başlamadan tekrar birbirine dolanır ve sürtünmeden
dolayı DNA'nın yapısı bozulur. Görüldüğü gibi, her aşamada
onlarca enzim ve protein yer almakta ve hepsi birbiri ile
büyük bir uyum içinde görevlerini eksiksizce yerine getirmektedirler.
Burada bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır: Bu bilgileri
okurken, bunları yapanların belirli sayıda atomun birleşmesinden
meydana gelmiş olan şuursuz moleküller olduğunu unutmamak
gerekir. Enzim de protein de bu moleküllerdir. Bu moleküllerin
her biri üstün bir ilimle ve görev bilinci ile donatılmış
olarak görevlerini yerine getirmektedirler.
Alınan bu özel tedbirlerden sonra aşılması gereken birkaç
engel daha vardır. Örneğin istenilen proteinin amino asit
dizilimini içeren bilgi büyük DNA molekülünün herhangi bir
bölgesinde bulunabilir. Bu durumda farklı yerlerde bulunan
bilgileri, yani amino asit dizilimini işaret eden şifreleri
kopyalamak için polimeraz enzimi ne yapacaktır? DNA'yı koparamaz,
istemediği şifrelerin üzerinden atlayamaz. Doğrudan aynı hat
üzerinde devam ettiğinde gereksiz bilgileri de kopyalayacak
ve istenilen protein oluşmayacaktır.
Bu sorunun çözümü için olağanüstü şuurlu bir olay daha gerçekleşir
ve DNA kopyalama işlemine yardım etmesi gerektiğini düşünmüş
gibi, bükülerek, istenmeyen şifre dizisinin olduğu bölümü
dışarı doğru kıvırır. Böylece ardı ardına okunması gereken,
ama arada başka şifreler de olduğu için birbirlerinden uzak
kalan şifre dizilerinin uçları birbirleri ile birleşir. Böylece
kopyalanması gereken şifreler tek bir hat üzerine gelmiş olur.
Bu şekilde polimeraz enzimi sipariş fişini üretilecek protein
için kolayca kopyalayabilir.
Kimi zaman istenmeyen şifrelerin elenmesi için bir başka
yöntem daha kullanılır. Bu yöntemde ise, RNA polimeraz enzimi,
gereksiz şifreler de olmak üzere geni baştan sona kopyalar.
Daha sonra, olay yerine gelen "spliceosome" enzimleri, gereksiz
şifreleri bir halka şeklinde "büker ve atarlar". Bunun gerçekleşmesi
için bu enzimlerin, ellerindeki reçete ile DNA'dan kopyalanan
bilgileri kıyaslayıp, gerekmeyenleri tespit etmeleri gerekir.
Sizin elinize harflerle dolu upuzun iki tane liste verilse
ve bunların arasında gereksizleri tespit edip atmanız istense,
bunun için ikisini dikkatlice inceleyip, satır satır kontrol
etmeniz gerekir. Bunun için hem harfleri tanımanız, hem istenen
bilginin ne olduğunu bilmeniz, hem de neyi ne için yaptığınızın
bilincinde olmanız gerekir. O nedenle herhangi bir biyoloji
kitabında ya da belgeselde "seçer, büker ve atar" şeklinde
bir cümle görmek insanları aldatmamalıdır. Çünkü burada kıyas
yapan, tespit eden, inceleyen, ayıran, seçen, büken ve atan
karbon, asit ve fosfat gibi cansız ve şuursuz maddelerin biraraya
gelmesiyle oluşan beyni olmayan, görmeyen, duymayan maddelerdir.
| |
Orijinal
DNA parçası |
| |
RNA
transkripti |
| |
Ayrılacak
parça belirleniyor |
| |
Ayrılma |
| |
Birleşme |
| Bazen
bir proteine ait bilgi DNA'nın farklı yerlerinde olabilir.
Böyle bir durumda RNA polimeraz enzimi geni baştan
sona kopyalar. Ve daha sonra "spliceosome" isimli
enzimler gelerek istenmeyen bölgenin iki ucunu birbirine
değdirecek şekilde kopyalanan zinciri bükerler. Bu
işlemin sonucunda istenmeyen ve bükülen bölge zincirden
kopartılıp atılır. Bu işlemlerin yerine getirilmesi
için enzimlerin büyük bir şuur ve akıl göstermeleri
gerekir. Ellerindeki reçetedeki milyonlarca harf içinden
gerekli olanları hatasızca tespit edip ayıklayabilecek
kadar dikkatli olmalıdılar. Şuursuz atomlardan oluşan
küçük bir molekülün böyle olağanüstü bir akıl göstermesi
sonsuz kudret sahibi olan Allah'ın varlığını ve yaratışındaki
mükemmelliği gösterir. |
DNA'dan sipariş fişininin kopyalanması sırasında gerçekleşen
şaşırtıcı ve olağanüstü olaylar bunlarla da bitmez. Kopyalamayı
birilerinin durdurması gerekmektedir, aksi takdirde polimeraz
enzimi, geni baştan sona kopyalar. Proteini kodlayan genin
sonunda, o genin bittiğini gösteren bir kodon vardır. (DNA'daki
şifreyi oluşturan nükleotitlerin her üçlü grubuna kodon denir.)
RNA polimeraz durdurucu kodona geldiğinde, kopyalama işlemini
durdurması gerektiğini anlar ve üzerinde protein için gerekli
mesajı taşıyan mesajcı RNA ile DNA'dan ayrılır. Ancak bu noktada
yine çok dikkatli davranılır. Çünkü mesajcı RNA hücre çekirdeğinden
çıkıp, üretimin yapılacağı ribozoma gidene kadar bir hayli
yol katedecektir. Bu esnada üzerindeki mesajın hiçbir zarar
görmemesi gerekir. Bu nedenle, hücre çekirdeğinden bazı özel
enzimlerin koruması altında çıkar.
KOPYALANAN BİLGİNİN ÜRETİM MERKEZİNE ULAŞTIRILMASI
Hücrede protein üretimi için gerekli olan bilginin DNA'da
bulunmasından ve kopyalanmasından sonra şimdi de bu bilginin
proteinin üretileceği fabrika olan ribozomlara ulaştırılması
gereklidir. Her hücrede bulunan bu organeller çekirdekteki
DNA'dan oldukça uzakta ve hücrenin bütün sitoplazmasına (hücre
içi sıvısına) dağılmış haldedirler. Bu fabrikalara üretim
siparişleri eksiksiz bir biçimde süratle ulaştırılmalıdır.
Mesajcı RNA (mRNA), yolunu şaşırmadan ve hücrenin içinde bulunan
birçok organel ve molekül arasında hiç tereddüt etmeden ribozomu
bulur. mRNA ribozomu bulduğunda onun dış kısmına bir hat şeklinde
yerleşir. Bu şekilde artık üretilmek istenilen proteinin amino
asit dizilimine ait bilgi üretim merkezine doğru biçimde ulaşmıştır.
Bir proteinin üretilmesi için kopyalanan mRNA ne yapmaları
gerektiği, ne zaman başlayıp ne zaman bitmesi gerektiği bilgilerini
de taşır. Dolayısıyla bu talimat ribozoma ulaştığında, üretilecek
protein için gerekli olan amino asitlerin ribozoma getirilmesi
için hücrenin diğer bölgelerine mesajlar gönderilmeye başlanır.
21
HAMMADDELER ÜRETİM MERKEZİNE DOĞRU YOLA ÇIKIYOR
İşte protein üretimindeki mükemmel organizasyon mucizelerinden
biri de bu noktada gerçekleşir.
Proteinin bilgilerini taşıyan mesajcı RNA ribozoma yerleştikten
sonra başka bir RNA türü olan "taşıyıcı RNA" (tRNA) devreye
girer. Bu RNA molekülü de DNA'daki bilgilere göre özel olarak
üretilir. Bu RNA'lar sadece protein üretiminde hammadde olarak
kullanılacak amino asitleri ribozoma taşımak üzere görevlendirildikleri
için taşıyıcı olarak adlandırılırlar. Bu RNA'lar, bir fabrikadaki
üretime hammadde taşıyan özel nakliye araçları gibidir. Ama
bu özel taşıyıcı RNA'ların nakliye sisteminde çok farklı bir
özellik vardır.
| 
Protein sentezi sırasında DNA'yı
oluşturan alfabenin, proteini oluşturan alfabeye tercüme
edilmesi gerekir. Örneğin oldaki yazı sağdaki
protein diline çevrilmelidir. |
Daha önce de bahsedildiği gibi, her canlı hücresinde 20 çeşit
amino asit vardır. İşte bu 20 çeşit amino asitin, yani hammaddenin
her biri kendisine özel bir nakliye aracı tarafından taşınır.
22 Amino asitlerin kendilerini taşıyacak
olan tRNA'ya bağlanmaları da bir seri karmaşık işlem sonucunda
gerçekleşir. Her amino asit çeşidini aktive eden özel bir
enzim vardır. Aynı enzim hem amino asiti aktifleştirir hem
de amino asitin tRNA'ya bağlanmasını sağlar. Buna göre enzimin
(amino asit sentetaz) hem amino asite, hem de tRNA'ya bağlanabilecek
yapılarının olması gerekir. Görüldüğü gibi, her aşamada içiçe
geçmiş birçok işlem ve görevi olan birçok parça bulunmaktadır.
Bunlardan tek bir tanesi dahi olmadığında, canlının yaşamı
devam edemeyecek kadar hasar görebilmektedir. Örneğin amino
asitleri aktive eden ve tRNA'ya bağlayan bu özel enzimler
olmadığı takdirde protein sentezi için gerekli olan amino
asitler ribozomlara ulaştırılamayacaktır. Dolayısıyla, tüm
bu sistemin önceden tasarlanması ve ihtiyaç duyulan malzemenin
de belirlenerek, bu sistemle birlikte yaratılması gerekir.
Ribozoma tRNA tarafından getirilen her amino asit, mRNA'nın
belirlediği üretim hattında belirli yerlerde işlenmelidir.
Üretim boyunca tek bir amino asitin bile yanlış bir birimde
işlenmesi proteini işe yaramaz bir molekül haline getirmeye
yeterlidir. Oysa bu işlem bütün canlı hücrelerde kusursuz
bir biçimde işler. Nakliye görevini yapan her tRNA, getirdiği
her amino asiti üretim talimatında belirtilen yere götürür
ve üretimdeki işleyişin bozulmamasını sağlar. Üretim talimatı
ise bilindiği gibi mRNA'da kayıtlıdır. Bu şuursuz moleküllerde
görülen kusursuz disiplin anlayışı, bilinçli ve sorumluluk
sahibi olduklarını gösteren tavırlar, her birinin üstün bir
akıl ve güç sahibi olan Allah'a boyun eğdiklerinin ve O'nun
kontrolü ile hareket ettiklerinin çarpıcı bir göstergesidir.
ÜRETİMDEN ÖNCE YAPILMASI GEREKEN TERCÜME
Artık sipariş, yani üretilecek proteine ait bilgi ve gerekli
hammaddeler hazırdır. Sipariş fişi üretimde bir hat boyunca
yer alacak bütün makinelere iletilmiştir. Ortada aşılması
gereken bir problem daha vardır. Üretim bilgisi, yani sipariş,
daha önce bahsettiğimiz şekilde DNA'da özel bir dilde yazılmıştır.
Ve üretim özel bir dilde yazılan bu bilgiye göre yapılmalıdır.
Fakat hammadde olarak kullanılan amino asitlerin dizilimleri
başka bir dildedir. Karşılaşılan bu problemi şöyle ifade edebilriz.
Sipariş fişindeki yazılı emir, DNA'yı oluşturan şifrenin dilidir,
yani 4 harfli bir alfabeden oluşan özel bir dilde yazılmıştır.
Üretilecek olan proteinlerin dili de 20 harfli bir alfabeden
oluşan bir başka dildir. (proteinleri oluşturan amino asitler
20 çeşit olduğu için) İşte bu lisanın farklılığı gibi, DNA'dan
gelen üretim bilgisi amino asitlerin anlayacağı dilden değildir.
Sonuç olarak, DNA'dan gelen bilgiye hangi amino asitin denk
geldiğini anlayabilmek için, DNA'daki dilin diğerine tercüme
edilmesi gerekir.
Ribozom fabrikası yaşamın sağlıklı biçimde devam etmesi için
bu problemi en mükemmel şekilde çözen bir mekanizmayla donatılmıştır.
Çözüm olarak üretim sırasında fabrikada yani ribozomda farklı
iki dil arasındaki tercümeyi yapan bir tercüme sistemi yaratılmıştır.
Kodon-antikodon metodu olarak adlandırılan bu tercüme sistemi
şu andaki en gelişmiş bilgisayar merkezlerinden çok daha üstün
bir şekilde, adeta bu iki dilde uzmanlaşmış bir tercüman gibi
çalışır. DNA'nın özel lisanı ile yazılmış olan dört harfli
protein bilgilerini 20 harften oluşan protein diline çevirir.
Böylece hangi amino asitlerin yan yana dizileceğini ifade
etmiş olur. Sonuçta da istenilen proteinin doğru bir şekilde
üretilmesini sağlar. İlerleyen satırlarda detaylarına yer
vereceğimiz bu çeviri işlemindeki hatasızlık kuşkusuz çok
dikkate değerdir. Bir hücrenin, dolayısıyla canlıların yaşaması
için gerekli binlerce proteinin üretilmesinde ancak bir veya
iki yanlışlığa yer olabilir. İnsanların yaptığı hiçbir teknolojik
ürün veya konusunda en uzman ve en dikkatli bir insan, protein
gibi yaklaşık 200 romana eşdeğer bir yazıyı bu kadar hatasız
ve kusursuz çevirip yazamaz. 23
"KODON-ANTİKODON" YANİ "ANAHTAR-KİLİT"
METODU
Bu metod sayesinde tercüme sistemi amino asitleri birleştiren
üretim merkezinin hiç hata yapmamasını sağlar. Ribozomdaki
birleştirme merkezine önceden yerleşip sipariş bilgisini taşıyan
mRNA ile bir ucunda amino asit taşıyan tRNA anahtar-kilit
gibi karşı karşıya gelirler. mRNA'daki her üç harf bir "kodon"
yani bir kilit sayılır. tRNA'nın üç boyutlu şekli artı işaretine
benzer. Bu artı şeklindeki yapının üst ucuna taşıdığı amino
asit bağlıdır. Taşıyıcı RNA'nın bu kilidini açabilecek özellikte
olan alt ucu da bir antikodon yani bir anahtar olarak tam
karşısına geçer. Ribozomun üretim için kullandığı bu özel
tercüme sistemi sayesinde proteinler kusursuz biçimde bir
zincir gibi üretilir. Tercüme sisteminin bu metodla beraber
en iyi şekilde çalışabilmesi için ribozom, her biri beraberce
uyum içinde çalışan yüzün üzerinde yardımcı molekül kullanır.
Bu moleküller üretim yerine gönderilen özel RNA'lardır ve
bunların çoğu özelleşmiş proteinlerdir.
24 Bu RNA'lardan en önemlileri mesajcı RNA'nın
ribozoma getirdiği üretim bilgisinin taşıyıcı RNA tarafından
anlaşılmasını ve diğer bir dilde okunmasını sağlayan "ribozomal
RNA"dır. Hazırlanan bu mekanizmaların her biri tercüme işleminin
hatasız yapılması ve sonucunda doğru proteinin üretilmesi
için kusursuz bir biçimde çalışırlar.
| DNA dilinin
protein bilgilerine dönüşmesi için, mRNA ile tRNA,
anahtar ve kilit gibi karşı karşıya gelirler. mRNA'daki
her üç harf bir kilit sayılır. tRNA'nın bu kilidi
açabilecek özellikte olan alt ucu da bir anahtar olarak
tam karşısına geçer. |
 |
FABRİKADA ADIM ADIM
Üretimin en önemli işlemi şüphesiz amino asitlerin hatasız
bir şekilde birleşmelerinin sağlanmasıdır. Bu birleştirme
işlemini meydana getiren olayları şöyle özetleyebiliriz:
Protein sentezi sırasında gerçekleşen bu olayların belirli
zaman aralıklarıyla olması gerekmez. Aynı zamanda bütün işlemler
eksiksizce büyük bir süratle yerine getirilebilir. Örneğin
genellikle mRNA iplikçiğinin diğer ucu hala DNA'ya bağlı olarak
siparişi kopyalamaya devam ederken, bir yandan da tercüme
işlemi devam eder. 27
Hatta tek bir mRNA iplikçiği, farklı noktalarda üretimin başlaması
için birçok farklı ribozoma, yani fabrikaya bağlanabilir ve
sipariş vermeye devam edebilir. Ve her bir ribozom aynı mRNA
iplikçiğinde siparişi farklı bir amino asit zinciri üretebilir.
Aynı şekilde proteinlere ait siparişler mRNA tarafından, aynı
anda DNA molekülünün birden fazla bölgesinde kopyalanabilir.
28 Son derece kompleks ve çok aşamalı bir
işlemi aynı anda birkaç yerde sürdürebilmek büyük bir dikkat
ve beceri gerektirir. Üstelik tek bir hata dahi yapılmaması
şarttır. Akıl ve bilinç sahibi bir insanın aynı anda kaç işe
dikkatini verebileceği, aynı anda kaç ürünün üretilmesi ile
ilgilenebileceği düşünüldüğünde, bir molekülün sahip olduğu
üstün nitelikler daha da iyi anlaşılmaktadır.
DNA'dan kopyalanan protein
bilgisi mesajcı RNA (mRNA) |
1. Amino
asitlerin birleştirileceği bölgeye, yani ribozoma
önce üretim bilgisini taşıyan mesajcı RNA gelir. Ardından
amino asit hammaddelerini taşıyan taşıyıcı RNA'lar
da bu bölgeye gelir. |
2. "Kodon-antikodon"
metodu sayesinde, tercüme sistemi birleştirme işlemi
sırasında hata yapılmamasını sağlar. Bu metoda göre
mesajcı RNA ile bir ucunda amino asit taşıyan taşıyıcı
RNA anahtar-kilit gibi karşı karşıya gelirler. Mesajcı
RNA'daki her üç harf bir "kodon" yani kilit sayılır.
Taşıyıcı RNA'nın bu kilidini açabilecek özellikte
olan ucu da anti-kodon yani anahtar olarak tam karşısına
geçer. |
| 
3. Mesajcı
RNA ile taşıyıcı RNA'nın karşı karşıya geldiği yerde
ribozomal RNA devreye girer. Ribozomal RNA'nın iki
özel bölümü vardır. Ribozomal RNA'nın küçük bölümüne
mesajcı RNA, büyük olana da taşıyıcı RNA yerleşir.
tRNA ve mRNA'nın bağlanacakları bölümde uyuşmalarını
sağlayacak özel mekanizmalar vardır, bu nedenle yerlerine
kolaylıkla yerleşirler. Bu, çok önemli bir konudur.
Herşeyden önce ribozom daha ilk yaratılırken, tRNA
ve mRNA'nın varlığından haberdar olan, onların özelliklerini
ve ribozomu bir amaç için kullanacaklarını bilen bir
güç, ribozomda uygun yerleri de yaratmıştır. Bunların
aşama aşama meydana gelen tesadüfi değişikliklerle
bu kadar kusursuz bir uyum göstermeleri kesinlikle
mümkün değildir. Ayrıca bu detaylı tasarım ve ince
hesaplar bu kadarla da kalmaz. Taşıyıcı RNA'ların
bağlandığı bölüm için de iki özel kısım bulunur.
25 Bu iki kısmın birincisini
ribozoma yeni gelen tRNA kullanırken diğerini işi
bittiği için ribozomdan ayrılacak olan tRNA kullanır. |
| 
4. Tercüme
işleminin başlaması için siparişin üzerinde bulunan
"başlatma kodonu" adı verilen özel bir kodonun karşısına,
taşıyıcı RNA tarafından üretilmek istenilen proteinin
ilk amino asiti getirilir. Ribozom, üretilecek proteine
ait bu ilk kodonun bilgisini almadan üretime başlamaz.
Bütün proteinlerin başlatma kodonu aynıdır; metiyonin.
26 |
| 5. Birleştirme
merkezinin bu başlatma kodonunu tanımasından sonra
her protein için özel belirlenmiş olan "kodonlar"
yani "sipariş bilgileri" birbiri ardınca okunmaya,
yani tercüme edilmeye başlar.
6.
İlk olarak başlatma kodonu tercüme birimi olan ribozomal
RNA'daki küçük bölüme bağlanır. Sonra ribozomal RNA
sipariş bilgisini taşıyan mRNA üzerinde bu kodonu
geçerek hareket eder.
7.
Aynı anda tRNA, üzerinde yazılı antikodon şifresi
ve taşıdığı amino asitle beraber ribozomdaki yerini
alır. İşi biten amino asit ile ribozoma yeni gelen
amino asit birbirlerine peptid bağı ile bağlanırlar.
|
8.Sonra
ilk gelen tRNA ribozomu terk eder ve ikinci tRNA kendisine
bağlı olan iki amino asitle beraber birinci kısımdan
ikinci kısma geçer. |
9. Ribozoma gelen bir
sonraki tRNA, yine tRNA'ların bağlandığı büyük bölümün
birinci kısmına bağlanır. Birinci ve ikinci tRNA'nın
amino asitleri, bu yeni gelen üçüncü tRNA'nın amino
asidine bağlanır. |
10-Bu
bağlanma işlemi olduktan sonra ikinci tRNA da ribozomdan
ayrılır. |
|
11- Aynı
anda birinci kısımda bulunan üçüncü tRNA da kendisine
bağlı olan üç amino asitle beraber ikinci kısma hareket
eder. Ribozomal RNA bu işlemlere mRNA iplikçiğindeki
sipariş boyunca devam eder. |
12. Bu işlem ribozomal
RNA'nın mRNA'daki durdurma kodonunu tanıyınca sonra
erer.
|
Şimdi biraz durup düşünelim; yukarıda kısaca özetlenen bu
sistem, tesadüfen oluşmuş olabilir mi? Yani şuursuz milyonlarca
atom biraraya gelerek, böylesine üstün şuur gerektiren bir
sistemi tasarlayıp, bunun için de doğa olaylarının tesadüfen
kendilerine isabet edip, bu sistemin oluşmasını beklemiş olabilirler
mi? Tüm evrendeki bütün atomlar biraraya getirilse ve bu atom
yığınına fiziksel ve kimyasal ne türlü işlem yapılırsa yapılsın,
şuursuz, bilgisiz, iradeden yoksun atomların bu kadar kusursuz
bir organizasyon oluşturmaları kesinlikle imkansızdır.
Dahası, bu organizasyon bu kadarla da bitmez. Çünkü henüz
son kontroller yapılmamıştır. Üretim bittikten sonra yapılacak
son işlem, oluşan amino asit zincirinin sıralamasının ve diğer
özelliklerinin üretilmek istenilen proteinin dizilimi olup
olmadığının kontrol edilmesidir.
KALİTE KONTROL
Daha önce de belirttiğimiz gibi, hücrelerin ihtiyaç duyduğu
proteinlerde en ufak bir hata olduğunda hücre içindeki birçok
mekanizma çalışamaz hale gelir. Bu şekilde de hücre yaşamını
devam ettiremez ve hatta birçok durumda canlının kendisinde
ciddi hastalıklar meydana gelir. Bugün birçok hastalığın kalıtımsal
nedenlerden kaynaklandığı bilinmektedir ve bunun nedeni bu
aşamalardan birinde meydana gelen hatalardır. Hücre ve proteinler
ise, sanki bu işlemlerin canlı için önemini biliyorlarmış
gibi, son derece titiz davranırlar ve sentez sırasında belirli
aşamalarda onları tekrar tekrar kontrol ederler.
29
Tek bir proteinin üretimi sırasında yapılması gereken kontrol
işlemi için birçok enzim çalışır. Bu enzimler bir fabrikanın
kalite kontrol departmanı gibidir. Çünkü her enzim, ürün hakkında
çok detaylı bilgiye sahip olmalı ve üretimin her aşamasından
haberdar olmalıdır. Aksi takdirde ortaya çıkan ürünü gereği
gibi kontrol edemez. İlginç olan ise, üretilen proteinin kalitesini
kontrol edenlerin yine proteinler olmasıdır. Kendi başına
bir iradesi olmayan atomlardan oluşan bu moleküllerin kendilerinin
özelliklerini dahi bilme ve tanıma imkanları yoktur. Zaten
onlar da ancak bu sistem düzenli bir şekilde işlediği takdirde
devamlı olarak ortamda bulunabilirler. Öyleyse şuursuz atomlardan
oluşan proteinler bu kontrolü nasıl yapabilirler? Sahip oldukları
akıl, bilinç, bilgi ve organizasyonun gerçek sahibi kimdir?
Elbette ki bu soruların cevabı çok açıktır. Her bir atom,
Allah'ın kendisini yarattığı yapıya ve şekle uygun olarak
hareket etmektedir.
SİPARİŞ YERİNE TESLİM EDİLİYOR
Bütün bu kontroller tamamlandıktan sonra artık protein kullanıma
hazırdır. Proteinler kullanılacağı yere doğru yola çıkacaktır.
Üretimin bu aşamasına kadar olan tasarım mühendisliği protein
kullanım yerine ulaşana kadar devam eder. Üretilen çok kıymetli
protein molekülleri hiç zarar görmeden kullanım yerine kadar
götürülmelidir. Ama nasıl?
Bu sorunun cevabı hala tam olarak anlaşılmamıştır. Fakat
bilindiği kadarıyla bu süreç insanı hayrete düşürecek derecede
komplekstir. 30
 |
Protein üretildikten
sonra da hücre içindeki yoğun faaliyet devam eder.
Protein ya özel taşıyıcılarla hücre dışına çıkarılır
ve vücutta kullanılacağı yere götürülür ya da ihtiyaç
duyulana kadar depolanmak ve paketlenmek üzere golgi
cisimciğine bırakılır. |
Hücre içinde üretilen proteinler, üretilip oldukları yerde
bırakılmazlar. Aksi takdirde sürekli üretim yapan, ancak ürettikleri
atıl kalan bir sistem oluşurdu. Ancak canlılıktaki tüm diğer
sistemlerde olduğu gibi protein üretiminde de eksiksizlik
ve kusursuzluk vardır. Sonuç olarak üretilen her protein,
kullanılacağı veya kullanılacağı zamana kadar depolanacağı
ilgili yere yine çok özel yöntemlerle taşınır. Örneğin hücre
dışına gönderilecek proteinler, enerji üretmekten sorumlu
organel olan mitokondride kullanılacak proteinler, çekirdekte
kullanılacak proteinler hep farklı mekanizmalar kullanılarak
yerlerine gönderilirler. Proteinlerin kullanım yerlerine taşınmalarında
devreye giren bu özel mekanizmalar ve yollar proteinlerin
"hedeflenme sistemleri" olarak anılır. 31
Hangi proteinin nereye gideceğini bilmesi başlı başına bir
mucize iken, gideceği yere göre ulaşım aracı belirlenmesi,
paketlenmesi, ulaşım sırasında zarar görmemesi için enzimlerle
desteklenmesi daha da şaşkınlık yaratan bir mucizedir.
Bu konu üzerinde uzun yıllar çalışan ve bu çalışmaları ile
1999 Nobel ödülünü alan David Sabatini ve Günter Blobel yeni
üretilen proteinlerin hedeflerine ulaşabilmeleri için özel
bir amino asit diziliminden oluşan bir "sinyal dizilimi" taşıdıklarını
ve yerlerine ulaştıklarında ise bu sinyalden ayrıldıklarını
büyük bir hayretle keşfettiler. 32
Bu sinyal sayesinde hedefe doğru yola çıkan proteinin yolculuk
sırasında daha fazla yardıma ihtiyacı vardır. Yeni üretilmiş
birçok protein hücre içinde birçok moleküler makina ile karşılaşır.
Bu makinelerden bazıları proteini tutar ve ulaşması gereken
yere kadar götürür. Örneğin endoplazmik retikulum ve golgi
cisimciği proteinleri gideceği yere kadar yönlendiren önemli
organellerdir. Örneğin garbagease proteini üretildikten sonra
0.00025 santimetrelik bir yolculuk yapar. Sitoplazmadan lizozoma
doğru olan bu yolculukta, güvenliğinin sağlanması için düzinelerce
farklı proteinin çalışması gereklidir. 33
Yerinizde otururken bütün hücrelerinizin aynı anda bütün
bu işleri yaparak ne kadar meşgul olduğunu bir düşünün. Tek
bir hücrenin yüzlerce makine kullanarak yaptığı bu üretimi
trilyonlarca hücreniz aynı anda yaptığı halde vücudunuzda
hiçbir hareket hissetmez ve hiçbir ses duymazsınız. Dahası,
genel hatlarıyla anlatıldığında dahi sayfalarca süren, sözlü
olarak anlatıldığında saatlerinizi alacak olan bu üretim,
sadece 10 saniye veya en fazla bir iki dakika sürer. Dikkat
edilmesi gereken bir diğer nokta ise bu sistemin, gözle görülemeyecek
kadar küçük bir yerde sürdürülüyor olmasıdır. Canlılığın tesadüfen
oluşan proteinlerden meydana geldiği iddiasını bütün yaratılış
gerçeklerine rağmen sürdürmeye çalışan evrimci bilim adamları
gerçekte bu kadar kompleks bir yaratılış karşısında tesadüfün
hiçbir anlamı olmadığını bilirler. Evrimci biyolog Prof. Muammer
Bilge, tek bir tesadüfe dahi izin veremeyecek kadar mükemmel
çalışan bu sistem karşısındaki evrimci çaresizliği şöyle ifade
etmiştir:
Bütün bu sonuçları lazım geldiği gibi sağlayabilen, kendisi
için tehlike ve kayıp yaratmayan, çıkmaz sokaklara girmeyen
hücrede, protein sentezi endüstrisi, diyebiliriz ki, çok mükemmel
bir organizasyonla ve kusursuz bir önceden görüşle yürütülmektedir...
Hücrede bütün bunlar böyle olur. Fakat nasıl becerilir, nasıl
başa çıkılır? Henüz bunu tam olarak anlayamıyoruz. Sadece
sonuçları görüyoruz ve sonuçları sağlayan mükemmel organizasyonun
ancak bazı noktalarını fark edebilmiş bulunuyoruz.
34
Evrimci bilim adamları, yaptıkları gözlem ve araştırmalar
sırasında karşılaştıkları olağanüstü tasarım karşısında hep
yukarıdakine benzer şekilde "çok mükemmel bir organizasyon",
"kusursuz bir önceden görüş" gibi ifadeler kullanırlar. Ancak
bu mükemmelliğin, kusursuzluğun nasıl meydana geldiğini kendi
teorileri ile açıklayamazlar. Nitekim bunun kendileri de farkındadırlar
ve bu yüzden bu olağanüstü olayların nasıl meydana geldiğini
"henüz bunu anlayamıyoruz" diyerek çaresizliklerini dile getirirler.
Oysa şuursuz atomların bu kadar mükemmel bir üretim organizasyonunu
oluşturup yürütemeyecekleri açıkça ortadadır. Her atomun Allah'ın
aklı, ilhamı ve gücü ile hareket ettiği kesin bir gerçektir.
PROTEİN SENTEZİNİN GÖSTERDİĞİ ÖNEMLİ
BİR GERÇEK
Protein sentezinin aşamalarına baktığımızda dikkatimizi çeken
konulardan biri, tek bir protein molekülünün üretilmesi için
yüzlerce farklı protein ve enzime ihtiyaç olduğudur. Bunların
yanısıra yine birçok molekül ve iyon da hazır bulunmalıdır.
Peki öyle ise, ilk protein nasıl oluşmuştur?
| 
Bir proteinin üç boyutlu görünümü
|
İşte bu, evrimcilerin en önemli çıkmazlarından biridir. Evrimci
biyolog Carly P. Haskings American Scientist dergisinde yayınlanan
bir makalesinde evrimin bu çıkmazını şöyle ifade etmiştir:
... Fakat biyokimyevi genetik sayesinde evrimle ilgili birçok
önemli soru hala cevaplanamamıştır... Bütün canlılarda, hem
DNA eşleşmesi, hem de üzerlerindeki şifrelerin proteinlere
çevrilmesi oldukça spesifik ve uygun enzimler sayesinde olmaktadır.
Aynı zamanda bu enzim moleküllerinin yapıları da tam olarak
bizzat DNA tarafından belirlenmektedir. İşte bu gerçek, evrimde
çok esrarlı bir problemi ortaya çıkarmaktadır. Acaba evrim
olayında, şifrenin kendisi ve bu şifrenin içinden de proteinlerin
sentezinde gerekli olan diğer enzimler beraberce mi ortaya
çıkmıştır? Bu bileşiklerin olağanüstü karmaşıklığı ve sentezlenmeleri
için aralarında hiç aksamayan bir koordinasyonun olma zorunluluğu
göz önüne alındığında, söz konusu zaman çakışmasından bahsetmek
çok saçma olmaktadır. Bu soruya Darwin'in görüşleri dışında
cevap aramalıyız. Çünkü söz konusu durum özel yaratılışı öngören
çok güçlü bir delil oluşturmaktadır. 35
Bu bilim adamının da belirttiği gibi, protein sentezinin
oluşabilmesi için, hücre içindeki tüm sistemin birlikte var
olması gerekir. Bu sistemin parçalarından biri dahi eksik
olduğunda protein üretilemez ve dolayısıyla yaşam sürdürülemez.
Evrimciler ise, önce proteinlerin sonra da proteinlerin tesadüfi
birleşimleri ile hücrelerin oluştuğunu iddia ederler. Ancak
çok açıktır ki, bu parçalardan biri olmadan diğeri kesinlikle
oluşamamaktadır. Bu ise, Haskings'in de itiraf ettiği gibi,
Allah'ın tüm canlıları, tüm sistemleri ile birlikte yarattığının
açık bir delilidir. Allah'ın kusursuz yaratışı Kuran'da şöyle
bildirilir:
O Allah ki, yaratandır,(en güzel biçimde)
kusursuzca varedendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler
O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir.
O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24) |
17- Albert Lehninger L.,
Late University Professor of Medical Sciences, The Johns Hopkıns
University David L. Nelson, Professor of Bıocemistry Unıverstiy
of Wısconsın Madıson, Mıchael M. Cox Professor of Bochemıstry
Universty of Wısconsın Madıoson, Principles of Biochemistry,
Second Edıtıon, Worth Publshers New York, s.892
18- Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L. Nelson,
Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael
M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson,
Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers
New York, s.892
19- Aaldert Mennega, "Reflections on The
Scientific Method" in Creation Research Society Quarterly,
Haziran 1972, s. 36; 
20- Werner Gitt, In The Beginning Was Information,
Christliche Literatur- Verbreitung e.V., CLV Bielefeld Germany,
1997, s. 95-96 
21- "Cells Energy Use High for Protein
Synthesis" in Chemical & Engineering News, Ağustos,
20, 1979, s. 6
22- Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L. Nelson,
Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael
M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson,
Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers
New York, s. 905
23- Mahlon B.Hoagland, Hayatın Kökleri, Tübitak
Popüler Bilim Kitapları 12. Basım, Mayıs 1998, s.31
24-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L. Nelson,
Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael
M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson,
Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers
New York, s. 892
25- Curtis Barnes, Invitation to Biology, Worth
publishers, Inc, New York 1985, s .191
26- Prof. Dr. Engin Gözükara, İnönü Üniversitesi
Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başk., Biyokimya, Nobel
Tıp Kitabevleri 1997, Üçüncü Baskı, Cilt1., s. 621, 
27- Curtis Barnes, Invitation to Biology, Worth
publishers, Inc, New York 1985, s. 191 
28- Curtis Barnes, Invitation to Biology, Worth
publishers, Inc, New York 1985, s .191
29- "Cells Energy Use High for Protein
Synthesis" in Chemical & Engineering News, Ağustos,
20, 1979, s. 6 
30-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L. Nelson,
Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael
M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson,
Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers
New York, s. 929
31-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L. Nelson,
Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael
M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson,
Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers
New York, s. 929
32-Albert Lehninger L., Late University Professor
of Medical Sciences, The Johns Hopkıns University David L. Nelson,
Professor of Bıocemistry Unıverstiy of Wısconsın Madıson, Mıchael
M. Cox Professor of Bochemıstry Universty of Wısconsın Madıoson,
Principles of Biochemistry, Second Edıtıon, Worth Publshers
New York, s.929
33- Michael Behe, Darwin'in Kara Kutusu, Aksoy
Yayıncılık, İstanbul, Haziran 1998, s. 113
34- Prof. Dr. Muammer Bilge, Hücre Bilimi,
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fizyoloji ve Biyofizik Kürsüleri, 3.
Baskı, s. 131-132
35- Carly P. Haskings, "Advances and Challenges
in Science", American Scientist, 59 (1971), s. 298 
|