|
PROTEİN MUCİZESİ
CANSIZ ATOMLARI PROTEİNLERE DÖNÜŞTÜREN KUSURSUZ
TASARIM
Bilindiği gibi, bütün canlılar hücrelerden oluşur. Örneğin insan
vücudunu oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Her
hücre ise, aralıksız olarak, canlının hayatı boyunca ihtiyaç
duyacağı şeyleri üretir. Canlıların hücrelerini yüksek teknoloji
ile donatılmış birer fabrika olarak kabul edersek, bu kitabın
konusu olan proteinler de bu fabrikanın makinaları, duvarları,
tavanı, merdivenleri, kapıları ve hatta vidalarıdır. Kısacası
proteinler, hücrelerin hem inşaat malzemesini hem de çok karmaşık
makinelerini oluştururlar. Birbirinden farklı birçok görevi
üstlenen proteinler bu nedenle canlılığın yapıtaşları olarak
kabul edilirler.
Örneğin saç, tırnak ve tüylerde bulunan sert yapıyı oluşturan
keratin isimli madde bir proteindir. Bazı proteinler, kasları
kemiğe bağlayan tendonlarda bulunan dayanıklı naylon benzeri
bir maddeyi oluştururlar. Derinin pürüzsüz elastikiyetini
ve kemiklerin dayanıklılığını sağlayan ise kolajen isimli
bir başka proteindir. Atardamarları çevreleyen kauçuk benzeri
elastik maddeyi oluşturan da yine başka bir proteindir. Retinaya
ışık çarptığında görme etkisini başlatan ise rodopsin isimli
proteindir. Bu arada başka proteinler de gözün lensini oluşturan
saydam maddeyi yaparlar. Hücrelerin içine moleküllerin giriş
çıkışında yine özel taşıyıcı proteinler görev yapar. Tüm canlılığın
bilgisini taşıyan DNA molekülü proteinler olmadan kopyalanamaz
ve bilgi üretemez, hücre bölünmesini sağlayamaz. Yani proteinler
canlılardaki en küçük yaşam birimi olan hücrelerin hem yapılarında
hem de sayısız işlevlerinde çok çeşitli görevler alırlar.
Diğer bazı proteinler de hücredeki kimyasal reaksiyonların
hızını milyarlarca kez artırmak için katalizör görevi görürler.
Takımlar halinde çalışarak, hücrenin tüm kimyasal parçalarını
inşa ederler. İnşa etme özelliklerinin yanısıra, parçalama
özellikleri de bulunmaktadır. Bu özelliklerini kullanarak
hücrelerde bulunan büyük molekülleri, hücrenin kullanabileceği
basit bileşiklere ayırırlar. Hücreye enerji sağlanması için
gereken reaksiyonların oluşmasını sağlarlar. Kaslardaki kasılma
hareketi için gereken unsurları oluşturanlar da yine kas hücrelerindeki
özel proteinlerdir.
Yukarıda sayılanlar, binlerce protein çeşidinden sadece birkaç
tanesine ait özelliklerdir. Siz bu satırları okurken dahi
vücudunuzdaki her protein çeşidi yaşamınızı sağlıklı bir şekilde
sürdürebilmeniz için aralıksız olarak faaliyet göstermeye
devam etmektedir. Baktığınız satırları okuyabilmenizden yemeğinizi
yiyebilmenize, vücudunuzun gelişiminden hastalıklara karşı
dirençli olmanıza kadar birçok ihtiyacınız hücrelerinizde
durmadan çalışan proteinler sayesinde giderilmektedir. Sadece
insan vücudunda değil, bitkilerden tüm hayvan türlerine, en
basit bakteriye kadar, tüm canlıların yaşamsal faaliyetlerinin
tamamı proteinler üzerine kuruludur.
 |
 |
Yanda
kemiklerin dayanıklılığını sağlayan kolajen proteininin
ve saçlarda bulunan keratin proteininin yapısı görülmektedir. |
 |
Yanda
kolajen lifinin açılımı yer almaktadır. |
Kitap boyunca da üzerinde durulacağı gibi, belirli sayıda
atomun birleşmesinden meydana gelmiş bu mucize moleküller,
birbirleriyle kusursuz bir uyum içinde, çok büyük bir akıl
ve şuur göstererek, inanılmaz sorumlulukları yerine getirirler.
Bundan sonra anlatılacak her konuda, akıl ve vicdan sahibi
her insanın kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır:
Cansız atomların birleşmesinden meydana gelen şuursuz, bilgi
ve beceriden yoksun olması beklenen protein molekülleri nasıl
olup da inanılmaz bir akıl, organizasyon yeteneği ve sorumluluk
hissi göstererek tüm bu faaliyetleri gerçekleştirebilmektedir?
Samimi düşünen her insan, cevabın, sonsuz bir güç ve ilim
sahibi olan Allah'ın kusursuz yaratışı olduğunu görecek, en
küçüğünden en büyüğüne kadar evrendeki tüm varlıkların Allah'ın
kontrolü ve emri altında olduğunu kavrayacaktır. Allah'ın
tüm varlıkların hakimi olduğu bir ayette şöyle haber verilir:
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de
Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol
üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) (Hud Suresi,
56)
ŞUURSUZ ATOMLARIN İNŞA ETTİĞİ YETENEKLİ PROTEİNLER
Arka sayfada gördüğünüz şekil, sitokrom-c isimli bir proteinin
atom yapısını göstermektedir. Milimetrenin milyonda beşi kadar
küçük olan bu protein yaklaşık 1000 atomun birleşmesinden
meydana gelmektedir. Resimde de görüldüğü gibi, bu atomların
aralarındaki organizasyon ve birbirleriyle birleşme şekilleri
son derece komplekstir.
Şimdi bu resme bakarak düşünelim. Evrimciler bu 1000 atomun tesadüfen
biraraya gelerek, bu şekilde görüldüğü gibi birbirlerine bağlandıklarını
iddia ederler. Ve bu rastgele birleşmelerin sonucunda "tesadüfen"
canlının yaşamı için son derece önemli görevlere sahip sitokrom-c
proteininin meydana geldiğini söylerler. Üstelik bu 1000 atomun
içinde, demir, karbon, nitrojen gibi birçok çeşit atom bulunmaktadır.
Yani sitokrom-c'yi oluşturabilmek için gerekli olan farklı
atomlar, belirli bir sayıda, belirli bir zamanda, belirli
bir yerde bulunmalı, sonra gerekli yerlerden birbirleriyle
ayrı ayrı, resimde görüldüğü gibi, en uygun kimyasal bağlarla
bağlanmalıdırlar. İşte evrimcilerin son derece mantıksız ve
akıl almaz iddialarına göre bunların hepsi rastgele gerçekleşmeli,
ama canlılık için son derece önemli olan bir protein buna
rağmen oluşmuş olmalıdır.
Dahası evrimciler, sadece sitokrom-c proteininin oluşması
için değil, canlılık için gereken binlerce proteinin oluşması
için aynı tesadüf masalını iddia ederler. Karbon, nitrojen,
demir, fosfor gibi şuursuz, cansız, hiçbir şeyden habersiz
atomların, farklı oranlarda ve farklı düzenlerde birleşerek
canlılık için gerekli olan tüm proteinleri meydana getirdiklerini
iddia etmek akla ve mantığa kesinlikle aykırıdır.
Milimetrenin milyonda beşi kadar yer kaplayan bu küçücük
yapıların canlı vücudunda üstlendikleri görevler görüldüğünde
ise, şuursuz atomların bu kadar önemli yapıları tesadüfen
inşa ettiklerini iddia etmenin daha da büyük bir mantıksızlık
ve akılsızlık olduğu anlaşılacaktır.
Örneğin bazı proteinler saçları, tırnakları ve hayvan tüylerini
oluşturan teflon benzeri maddeyi oluşturur. Bazıları kasları
kemiklere bağlayan tendonları oluşturur. Ayrıca hücreye gelen
mesajları getirenler de, mesajları alan ve değerlendirenler
de proteinlerdir. Hücrenin içine giriş çıkışları kontrol eden
kapılar ve pompa sistemleri de proteinlerdir. Kimyasal reaksiyonları
hızlandıranlar yine proteinlerdir. Hemoglobin adındaki protein
kandaki oksijeni dokulara taşır. Transferin isimli protein
ise kanda bulunan demiri taşır. İmmunoglobülinler bakteri
ve virüslere karşı vücudu savunan proteinlerdir. Fibrinojen
ve trombin ise kanın pıhtılaşmasını sağlar. İnsülin, vücuttaki
şeker metabolizmasını düzenleyen bir protein çeşididir.
Bazı canlılarda insan vücudunda bulunmayan, ancak o canlının
hayatı için son derece büyük önemi olan başka proteinler de
bulunur. Örneğin bazı balıkların kanında bulunan antifriz
proteini bu balıkların kanını donmaya karşı korumaktadır.
Böcek kanatlarının hareketini sağlayan rezilin proteini hemen
hemen mükemmel bir elastik özelliğe sahiptir. Sadece 20 amino
asitin, diğer bir deyişle birkaç yüz atomun birleşmesinden
meydana gelen bu moleküllerin bu kadar farklı özelliklere
sahip olmaları olağanüstü bir olaydır. Atomların biraraya
gelerek bu kadar çok önemli iş başaran, akıl gösteren, organize
olabilen, en gerekli yerde en gerekli kararı verip, bunu uygulayabilen
yapıları tesadüfen inşa etmiş olmaları kesinlikle imkansızdır.
Üzerinde düşünülmesi gereken bir konu da, aşağı yukarı benzer
atomlardan oluşan proteinlerin görev ve işlevlerinin bu kadar
çeşitlilik göstermesidir. Proteinler çoğu zaman benzer atomlardan
oluşurlar. Ancak bu atomların farklı sayılarda ve farklı dizilimlerde
olması o protein molekülüne farklı görev ve yetenekler yükler.
Bu gerçekleri tesadüflerle açıklamak kesinlikle imkansızdır.
Aslında evrimciler de bunu itiraf ederler. Örneğin ülkemizin
önde gelen evrimcilerinden Prof. Ali Demirsoy, sitokrom-c
proteininin oluşumu için şöyle der:
"Bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır
denilecek kadar azdır... Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız
doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek
bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek
gerekiyor." 3
Demirsoy kitabının başka bir bölümünde ise, sitokrom-c'nin
tesadüfen oluşması ihtimali için "bir maymunun daktiloda hiç
yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır"
der. 4
Bir maymun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini
yazamayacağına göre, sitokrom-c proteini de kesinlikle tesadüfen
oluşamaz. Ancak Demirsoy'un ilk alıntısında belirttiği gibi,
evrimciler için doğaüstü güçlerin varlığını kabul etmek "bilimsel
amaca uygun" değildir. Yani evrimci bilim adamlarının "bilimsel
amaç"ları (!) Allah'ın varlığını inkar etmek ve materyalizmi
savunmak olduğu için, sitokrom-c proteininin tesadüfen oluştuğunu
kabul etmek zorunda olduklarını öne sürmektedir. Bu o kadar
mantıksız bir iddiadır ki, üzerinde biraz düşünüldüğünde evrimcilerin
ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını görmek için
tek başına yeterlidir. Örneğin biri size gelse ve Taksim Meydanı'ndaki
bir taş yığınının şiddetli rüzgarın etkisiyle muhteşem bir
insan heykeline dönüştüğünü söylese... Veya bir kayalığa çarpan
dev dalgaların bu kayalıkta tesadüfen Ürdün-Petra'daki taş
işçiliğinin en güzel örnekleri olan yapıları oluşturduğunu
söylese, o kişinin aklı ve samimiyeti hakkında ne düşünürdünüz?
Görüldüğü gibi evrimciler, tüm bu olanaksızlıklardan daha
da olanaksızını kabul edebilecek kadar büyük bir mantık ve
akıl çöküntüsü içindedirler. Çok açık gerçeklere gözlerini
kapatıyor olmaları, büyük bir bölümünün anlayışını ve kavrayışını
kapatmıştır. Protein moleküllerinin canlılık için, üstün bir
akla, bilgiye ve güce sahip olan Allah tarafından tasarlandıkları
ve yaratıldıkları çok açık bir gerçektir.
 |
Tesadüfler
hiçbir zaman kompleks bir tasarım meydana getiremezler.
Proteinler gibi üstün bir tasarıma sahip moleküllerin
tesadüfen oluştuğunu söylemek, taş yığınlarının
rüzgarlar sayesinde bir heykele veya kayalara
vuran dalgalar sayesinde tesadüfen mimari bir
harikaya dönüştüğünü iddia etmekten çok daha
mantıksız ve akıl dışıdır. |
 |
|
PROTEİNLERİN GÖREVLERİNE UYGUN KUSURSUZ TASARIMLARI
Maddelere özelliklerini veren, atomlarındaki düzendir. Her
maddeyi meydana getiren atomlar "molekül" adı verilen özel
gruplar halinde düzenlenmiştir. Canlıların yapılarını ve sistemlerini
oluşturan moleküllerin atomları da canlılık için özel olarak
düzenlenmiştir. Bu, son derece önemli bir konudur. Çünkü elinizdeki
kitaptan oturduğunuz koltuğa, kendi bedeninizden çiçeklerinize
kadar her varlık atomlardan oluşur. Ancak atomların farklı
şekillerde gruplanmaları ve organize olmaları ile, canlı ve
cansız maddeler birbirlerinden tamamen ayrılırlar.
Proteinler, canlılığı oluşturan dört büyük ana molekül grubundan
biridir. (Diğerleri nükleik asitler, lipidler ve karbonhidratlardır.)
Her molekül grubunda atomlar farklı şekillerde dizilmişlerdir.
Bu sayede farklı özellikler kazanırlar ve bu özelliklerine
göre görevler üstlenirler.
|   
Ortadaki resim gözün yapısı
taklit edilerek tasarlanmış bir kameradır. Yukarıda
görülen, yüksek teknoloji ürünü, yüzlerce parçadan
oluşan kamera ile elde edebildiğiniz en kaliteli görüntüyü
düşünün. Bu görüntüde mutlaka bir pus, karlanma
veya kayma olur. Renkler hiçbir zaman aslı gibi canlı
ve net olmaz. Bir de sadece protein ve yağlardan oluşan
gözünüzün oluşturduğu görüntüyü düşünün. Görüntünüzde
hiçbir zaman kayma, kararma, puslanma olmaz. Netlik
ayarı hiçbir zaman bozulmaz. Renkler ise hep canlıdır.
Onlarca yıldır binlerce bilimadamının, teknik uzmanın
ve mühendisin en ileri teknoloji ile oluşturamadığı
kalitedeki görüntüyü, şuursuz atomların tesadüfen
oluşturmaya başladıklarını iddia etmek akla ve mantığa
tamamen aykırıdır. Bu, gözün tüm parçaları ile üstün
bir Yaratıcı tarafından yaratıldığının açık bir delilidir. |
Moleküllerdeki atomların düzeni o kadar hassas ve önemlidir
ki, çok kısa bir anda, tek bir protein molekülünün atomlarının
gerektiği gibi düzenlenmemesi durumunda vücutta onarılmaz
hasarlar oluşabilir. Örnek olarak görme olayını ele alabiliriz.
En gelişmiş kameradan bile çok daha üstün bir teknolojiye
sahip olan gözde, görme olayının gerçekleşmesi için birçok
protein görev yapar. Tıpkı kamerada görüntünün oluşmasından
sorumlu olan birçok parçanın görev yapması gibi. (Ancak burada
şunu da belirtmeliyiz ki, göz ve kamera sistemleri arasında
bir kıyas mümkün olmakla birlikte, kameranın parçaları hiçbir
zaman gözdeki proteinlerin oluşturduğu netlik ve mükemmellikte
bir görüntü oluşturamayacağı açıktır. Bugün en gelişmiş teknolojilerle
üretilen kameralar için de bu durum geçerlidir.) Bu parçalardan
birinin bozuk olması kamerada görüntünün oluşmasını engelleyecektir
veya bozuk olmasına neden olacaktır. Aynı şekilde görme işleminde
görev alan birçok proteinden bir tanesinin bile gerekli moleküler
yapıya sahip olmaması durumunda, görme işlemi bir anda hasara
uğrayabilir. Örneğin rodopsin, gözün ışığa tepki vermesini
sağlayan bir proteindir. Rodopsinin yapısındaki en küçük bir
bozukluk bu işlemi aksatır. Aynı şekilde retinadaki koni hücrelerde
bulunan ve renkli görmeyi sağlayan proteinlerin yapılarındaki
bozukluklar da renkli görmeyi engeller. Bir başka örnek, gözü
ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinden koruyan melanin
proteininin görevini yapamaması durumunda gözde katarakt hastalığın
oluşmasıdır.
Bu örneklerde de görüldüğü gibi, proteinlerin kendilerine
tahsis edilmiş görevleri yerine getirebilmeleri için en uygun
moleküler yapıya sahip olmaları şarttır. Bunun içinse, proteinleri
meydana getiren amino asit moleküllerinin de en uygun şekilde
düzenlenmiş olması gereklidir. Amino asitlerin yapısında da
tıpkı proteinlerde olduğu gibi ayrıntılı bir tasarım ve kusursuz
bir işleyiş hakimdir.
AMİNO ASİTLERDEKİ DÜZEN
Proteinler, amino asit isimli moleküllerden oluşurlar. Amino
asitler proteinlere göre daha küçük moleküller olmalarına
rağmen, oldukça kompleks bir yapıları vardır. Amino asitleri
oluşturan atomlar üç ayrı grup halinde bulunurlar; amino grubu,
karboksil grubu ve yan zincir grubu (ya da radikal grup).
Bütün amino asitlerde amino ve karboksil grupları aynıdır.
Bir amino asiti diğerlerinden farklı kılan tek özellik, moleküle
bir ucundan bağlanan yan zincir grubudur. Bu yan zincir gruplarının
her amino asitte farklı olması sayesinde her amino asit birbirinden
çok farklı özelliklere sahip olur.
Nasıl ki bir makinenin yapısında çeşitli malzemeler kullanılmaktaysa,
vücudumuzdaki çok karmaşık görevleri yerine getirebilmesi
için protein makinalarında da farklı özelliklere sahip malzemeler
bulunmalıdır. İşte amino asitlerin yan zincir gruplarındaki
atomların şekli, sayısı ve sıralamaları, elektrik yükleri,
hidrojen bağı kapasitelerinin farklı farklı olması, amino
asitlere çeşitlilik kazandırır ve bu çok çeşitli malzemeden
de yine çok çeşitli protein makinaları üretilir. Örneğin yan
zincir gruplarının (+) veya (-) elektrik yükünün olması veya
yüksüz olması amino asit molekülünün suda eriyip erimemesini
sağlar.
Bu şekilde farklı özelliklere sahip olan amino asitlerin
farklı dizilimlerle yanyana gelmeleri, proteinlerin vücut
içinde hayret verecek derecede çeşitli görevleri yerine getirebilmelerini
sağlar. Ancak canlıların yapılarında bulunan amino asitlerde
çok özel bir durum söz konusudur. Doğada 200'ün üzerinde amino
asit bulunmasına rağmen proteinler bu amino asitlerin sadece
20 tanesinden oluşur.
PROTEİNLERDE NEDEN DOĞADAKİ 200 AMİNO ASİTTEN SADECE 20 TANESİ
KULLANILIR?
 Soldaki resim: "a-heliks" özelliğine sahip yan zinciri olan amino
asit zinciri
Alttaki resim: "ß-tabaka" özelliğine
sahip yan zinciri olan amino asit zinciri
 |
Doğada 200'ün üzerinde amino asit bulunmaktadır. Teorik olarak
doğada bulunması beklenen amino asit sayısı ise bu sayıdan
çok daha fazladır. İnsan vücudunda dahi, proteinlerde kullanılanların
dışında birçok amino asit vücudun metabolik fonksiyonlarında
kullanılmaktadır. Peki proteinler, yanıbaşlarında başka amino
asitler bulunmasına rağmen neden özellikle bu 20 amino asiti
seçmektedirler?
Bu sorunun cevabını proteinlerin yapılarından ve fonksiyonlarından
yola çıkarak verebiliriz. Çünkü yaşam için gerekli olan proteinler
görevlerini yerine getirebilmek için belirli özelliklere sahip
olmalıdırlar ve onlara bu özelliklerini sağlayan en önemli
unsurlardan biri amino asitlerdir. Örneğin amino asitlerden
bir bölümünün hidrofobik, yani suyu iten bir özellik taşıyan
yan zincirlere sahip olması şarttır. Ve bu yan zincirler çok
büyük olmamalıdır, yoksa onları proteinin içine paket ederek
yerleştirmek imkansızlaşır.
| 
Bu şekilde kolajen proteininin
amino asit yapısı görülmektedir. Şekilde de görüldüğü
gibi, her üç amino asitten biri glisindir. (Gly) Glisin
küçük olması nedeniyle kolajenin yapısı için en uygun
amino asittir.
|
Bir kısım amino asitin yan zincirlerinin " heliks" ve " tabaka"
oluşumları olarak bilinen iki özelliğe sahip olmaları gerekir.
Çünkü bu özellikler sayesinde protein üç boyutlu şeklini alabilmektedir
ve bunlar, bu proteinin işlevini görebilmesi için gerekli
olan özelliklerdir.
Yapılan incelemeler sonucunda, proteinlerde kullanılan 20
amino asitin birçoğunun hidrofobik yan zincirleri olduğunu,
yarısının a-heliks ve yarısının da b-tabaka özelliklerine
sahip oldukları görülmüştür.
Bu 20 amino asitin özelliklerini tek tek incelediğimizde
de neden proteinler için özel olarak seçilmiş olduklarını
anlayabiliriz. Örneğin en küçük ve en basit amino asit olan
glisin bile en önemli proteinlerden biri olan kolajen proteininde
çok önemli bir göreve sahiptir. Kolajeni oluşturan her üç
amino asitten biri glisindir ve küçük boyutları kolajen molekülünün
tasarımında önemli bir rol oynar. Çünkü bu amino asit, proteini
oluşturan zincirlerin birarada sıkıca bükülmelerini sağlar.
Bu kolajen liflerinin gerilme direncini arttırır. Bilindiği
gibi, kolajen lifleri çelikten daha güçlü bir gerilme direncine
sahiptirler. Eğer bu proteinin yapımında glisin yerine daha
uzun yan zincirli başka bir amino asit kullanılsaydı, kolajen
lifleri bu kadar fazla gerilme direncine sahip olamazlardı.
Aynı zamanda, glisin olmasaydı, kolajen lifleri canlıların
hücrelerini birbirine yapıştıracak güce de sahip olamazlardı.
Yukarıda kısaca anlatıldığı gibi, proteinleri oluşturan 20
amino asitin, doğada bulunan 200 amino asitin arasından seçilmelerinde
bir bilinç ve plan vardır. Eğer bu seçim rastgele olsaydı,
hayatın devamı için gereken proteinler asla oluşamazlardı.
Tek bir amino asitin olması gerekenden farklı olması, hayati
bir fonksiyonun çökmesi anlamına geleceği için canlılıktan
sözetmek de mümkün olmazdı.
Görüldüğü gibi, canlılığın her aşamasında bilinçli bir tasarım
ve akılcı bir seçim ve düzen vardır.
CANLI YAPILARDAKİ PROTEİNLER SADECE SOL-ELLİ AMİNO ASİTLERDEN
MEYDANA GELİR
Yapılan araştırmalar, 200 amino asit çeşidinden 20 tanesinin
farklı sayı ve dizilimlerle bir araya gelmelerinin proteinlerin
oluşumu için yeterli olmadığını göstermiştir. Bütün bu amino
asitlerin aynı zamanda "sol-elli" olmaları gerekir.
Doğada bulunan her amino asit türünün sağ-elli ve sol-elli
olmak üzere iki farklı tipi vardır. Bir amino asitin diğerine
benzerliği, kendisinin aynadaki görüntüsü gibidir. Bütün özellikleri
aynı olmasına rağmen, sağ ve sol eldiven gibi birbirlerine
ters dururlar.
|  
Amino asitler doğada sağ-elli
ve sol-elli olmak üzere iki türde bulunurlar. Proteinleri
oluşturan amino asitler ise mutlaka sol-elli olmalıdır.
|
Bunun nedeni, ikiz amino asitlerin birinde amino grubunun
karbon atomuna sol taraftan, diğerinde ise sağ taraftan bağlanmasıdır.
Bu şekilde her amino asit ikizinin birine sol-elli diğerine
de sağ-elli amino asit denilmektedir. Doğada her iki amino
asit türüne de bol miktarda ve aynı oranlarda rastlanmaktadır.
Ve iki tür amino asit de, aynı kolaylıkta kimyasal reaksiyonlara
girerek çeşitli bileşikler oluşturabilmektedir. Yani iki tür
amino asiti birbirinden ayıran tek fark simetrilerindeki bu
yapı farkıdır.
Ancak canlılardaki proteinleri inceleyen bilim adamları bu
proteinlerin yalnızca sol-elli amino asitlerden oluştuklarını
farkettiler. Canlı yapılarda tek bir sağ-elli amino asit dahi
bulunmamaktadır.
Daha detaylı incelemeler sonucunda ise proteinleri oluşturan
amino asitlerin hepsinin sol-elli olmalarının çok önemli bir
nedeni olduğu keşfedildi. Sağ-elli amino asitler de aynı sol-elliler
gibi birbirleriyle birleşip amino asit zincirleri oluşturabiliyorlardı,
ama proteinin üç boyutlu şekle bürünmesini engelliyorlardı.
Oysa canlılardaki proteinlerin görevlerini yerine getirebilmeleri
için -ileride daha detaylı inceleyeceğimiz gibi- mutlaka üç
boyutlu bir yapıda olmaları gerekmektedir. Bu durumda yararlı
bir proteinin oluşabilmesi için tüm amino asitlerin sol-elli
amino asitlerden seçilmesi gerektiği, aksi takdirde araya
karışacak tek bir sağ-elli amino asitin dahi proteinin işlev
görecek şekilde oluşmasını engelleyeceği anlaşılmış oldu.
Canlılardaki proteinlerin sadece sol-elli amino asitlerden
meydana geldiğinin ortaya çıkması, evrimciler için önemli
bir sorun daha oluşturmaktadır. Çünkü görüldüğü gibi, proteinlerin
oluşabilmesi için birkaç aşamalı bir seçim söz konusudur.
İlk olarak 200'den fazla amino asit çeşidinden 20 tanesinin
doğru olarak seçilmesi gerekmektedir. Bu 20 çeşit amino asit
ise mutlaka sol-elli olmalıdır. Araya karışacak tek bir yanlış
amino asit veya doğru amino asitin sağ-elli olanı proteini
işlevsiz ve atıl hale getirecektir.
| 
Proteinleri oluşturan amino
asitlerin tamamının sol-elli olması, binlerce kez
havaya atılan bir paranın hep tura gelmesi kadar imkansızdır.
|
Britannica Ansiklopedisi'nde proteinler için sol-elli amino
asitlerin gerekliliğinin evrim açısından bir çıkmaz olduğu
şöyle ifade edilir:
... Yeryüzündeki tüm canlı organizmalardaki proteinler gibi
karmaşık polimerlerin yapı blokları olan amino asitlerin tümü,
aynı asimetri tipindedir. Adeta tamamen sol-ellidirler. Bu,
bir bakıma, milyonlarca kez havaya atılan bir paranın hep
tura gelmesine, hiç yazı gelmemesine benzer. Moleküllerin
nasıl sol-el ya da sağ-el olduğu tamamen kavranılamaz. Bu
seçim anlaşılmaz bir biçimde, yeryüzü üzerindeki yaşamın kaynağına
bağlıdır. 5
Britannica Ansiklopedisi'nin açıklamasındaki "bu seçim anlaşılmaz
bir biçimde, yeryüzü üzerindeki yaşamın kaynağına bağlıdır"
ifadesinin üzerinde durmak gerekir. Evrimciler yaşamın kaynağının
tesadüfler olduğunu iddia ettikleri için, tesadüfen gelişen
olayların bu kadar bilinçli ve isabetli seçimler yapmasının
"anlaşılmaz" olduğunu düşünmektedirler. Oysa tüm bu bilinçli
seçimler kör ve bilinçsiz tesadüflere değil, üstün bir Yaratıcı
olan Allah'a aittir. Evrimciler yaratılış gerçeğini kabul
etmemek için, akıl ve mantık dışı iddialar öne sürebilmekte,
bu seçimin "tesadüfler"in eseri olduğunu iddia edebilmektedirler.
Bu iddiaya göre proteinleri oluşturan amino asitler ve bunları
meydana getiren atomlar, tesadüfen en uygun şekilde biraraya
gelme kararı almışlar ve böylece canlılık için vazgeçilmez
olan proteinleri meydana getirmişlerdir. Kuşkusuz böyle bir
iddiada bulunabilmek bilimin ve aklın sınırlarını tamamen
çiğnemek demektir.
Nitekim bu konu üzerine yapılan olasılık hesapları ile bilim
adamları, küçük bir protein molekülünün sadece sol-elli amino
asitlerden oluşabilme ihtimalinin 10210'da 1 olduğunu hesaplamışlardır.
Matematikte 1050'de 1 ihtimal sıfır olarak kabul edilir. 1050
sayısı, 1 sayısının yanına 50 tane sıfır yazılarak elde edilir
ve böylesine büyük bir sayının içinde 1 ihtimal "yok" demektir.
Öyleyse 1 sayısının yanına 210 tane sıfır yazılarak elde edilen
10210 gibi çok daha büyük bir sayının içinde 1 ihtimalin oluşması
imkansızdan da ötedir. 6
Ünlü kimyager Walter T. Brown, sol-elli amino asitlerin tesadüfen
biraraya gelerek tek bir proteini dahi oluşturmalarının imkansızlığını
şöyle özetlemektedir:
Her tip amino asit, cansız maddelerde veya laboratuvarlarda
sentezlendiği zaman kimyasal olarak birbiriyle aynı olan iki
formda oluşur. Bu amino asitlerin yarısı sağ-elli olarak tanımlanabilir,
diğer yarısı da sol-ellidir. Her yapı birbirinin aynadaki
görüntüsü gibidir. Fakat canlılardaki, bütün insanlardaki,
hayvanlardaki, bitkilerdeki ve bakterilerdeki ve hatta virüslerdeki
amino asitler hep sol- ellidir. Hiçbir doğal işlem sağ ve
sol-elliliği ayırt edemez. Bu şekilde sadece sol-elli amino
asitlerden meydana gelen tek bir proteinin dahi tesadüfen
oluşabilme ihtimali matematik olarak sıfırdır.
7
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bilinçli bir seçimin
gerçekleşiyor olmasıdır; eğer bir seçim varsa, o zaman mutlaka
"seçen", akıl, bilgi ve bilinç sahibi bir irade de olmalıdır.
Açıktır ki bu, her canlıyı en küçük yapıtaşlarına kadar bir
düzen içinde inşa eden, üstün bir akıl, bilinç, ilim ve güç
sahibi olan Allah'ın seçmesidir. Kuran'da da bildirildiği
gibi;
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar...
(Secde Suresi, 5)
AMİNO ASİTLERİN DİZİLİMİNDEKİ PLAN
Proteinlerin oluşması için buraya kadar anlatılan şartların
oluşması da yeterli değildir. Her protein için özel bir amino
asit dizilimi gerekir.
Bir zincirin halkalarının birbirlerine eklenmeleri gibi birleşen
amino asitler, birleşir birleşmez çok farklı yapılara bürünürler
ve proteinlerin üç boyutlu şekillere sahip olmalarını sağlarlar.
İleride de detaylarını inceleyeceğimiz gibi, proteinlerin
üstlendikleri görevleri yerine getirebilmeleri için bu üç
boyutlu yapıda olmaları şarttır. Ancak bunun için, amino asit
diziliminde tek bir amino asitin dahi yerinin değişmemesi,
eksik olmaması veya farklı bir amino asitle yer değiştirmemesi
gerekir.
Şekilde yan zinciri ile birlikte gösterilen
bir amino asit zinciri görülmektedir. Bu zincirde
yer alan amino asitlerden herhangi birinin yerinin değişmesi
veya yerinden çıkartılması, bu protein molekülünü işe
yaramaz hale getirir. Dolayısıyla buradaki dizilim kesinlikle
rastgele değil, bir tasarım sonucu oluşur. |
Çünkü tek bir parçanın dahi eksilmesi veya bozulması bu parçanın,
bütün içindeki uyumunu bozacak, proteinin yapısını kullanılmaz
hale getirecektir. Bu bir kelimenin içindeki tek bir harfin
değişmesiyle meydana gelecek olan anlam değişmesi veya kelimenin
anlamsızlaşması gibidir. Sözgelimi, "kamil" kelimesini yazarken,
tek bir harfin yanlış yazılması ile (m yerine t yazılması
ile) ortaya tamamen farklı bir manaya gelen "katil" kelimesi
çıkar. Veya bu kelimeden tek bir harf çıkarıldığında, örneğin
a harfi çıkarılarak kelime "kmil" olduğunda anlam tamamen
bozulur. Nasıl ki, bir kelimedeki tek bir harfin dahi yeri
değiştiğinde veya harflerden biri eksik olduğunda kelimenin
anlamı kayboluyorsa, proteinler için de durum aynıdır. Tek
bir amino asitin dahi yerinin değişmesi bütün bir protein
molekülünü görevini yapamaz hale getirir, yani anlamını bozar.
Protein bambaşka bir molekül oluverir. Çünkü her bir amino
asit tıpkı kelimeye özel bir ses katan bir harf gibi proteine
belirli bir özellik kazandırır. Her amino asit şekli, elektrik
yükü, kimyasal reaksiyonlara girme biçimi ile bambaşka sesleri
ifade eden harfler gibidir.
| 
Orak hücre anemisi olarak
bilinen hastalığın nedeni, hemoglobin proteininde
glumatik asitin yerine valin isimli amino asitin gelmesidir.
Yandaki resimde de orak hücre anemisi olan hemoglobin
proteini görülmektedir. |
Tek bir amino asitin yanlış veya eksik yazılmasının vücutta
ne tür arızalara neden olabileceğine, bir kan kanseri türü
olan Akdeniz anemisi hastalığını örnek olarak verebiliriz.
Bilindiği gibi, vücudumuzdaki tüm hücrelere oksijen, kanımızdaki
alyuvarlar aracılığıyla taşınır. Oksijen molekülünün taşınması
işlemini, alyuvarlarda bulunan ve yaklaşık 600 amino asitten
oluşan hemoglobin adlı proteinler yaparlar. Genetik bir hastalık
olan Akdeniz anemisine, hemoglobinin yapısında yer alan tek
bir amino asitin farklı olması yol açmaktadır; hemoglobinde
bulunan amino asit zincirlerinde "glutamik asit" isimli amino
asit yerine "valine" isimli amino asit geçer. Bu şekilde hemoglobindeki
tek bir amino asitin yanlış olması, proteini görevini yapamaz,
yani oksijeni taşıyamaz hale getirir. 600 amino asit içinde
tek bir amino asitin hatalı olmasının sonucu görüldüğü gibi
ölümcül bir hastalıktır.
Evrim teorisine göre ise, tüm bu amino asitler tesadüfen
biraraya gelerek dizilmişler ve bunun sonucunda binlerce işe
yarar ve son derece üstün niteliklere ve fonksiyonlara sahip
protein çeşidini oluşturmuşlardır. Dahası bu proteinlerin
her biri yerli yerinde, atıl durumda kalmadan ve birbirleriyle
koordine bir şekilde görevlerini yerine getirmektedirler.
Tesadüflerin böyle kusursuz düzenler, müthiş bir plan ve programla
işleyen sistemler kurması kesinlikle imkansızdır. Tesadüfler
ancak düzensizlik, karmaşa, kaos meydana getirirler, yüksek
bir teknolojinin ve üstün bir dehanın ürünü olan makinaları
asla oluşturamazlar. Yararlı proteinlerin oluşabilmesi için
gerekli amino asit çeşitlerinin belirli bir sayıda ve belirli
bir sırada dizilmelerinin gerekmesi dahi, evrim teorisinin
tesadüf iddiasının kesinlikle imkansız olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır. Bu kusursuz düzenin tek sahibi yeryüzündeki bütün
canlıları bütün molekülleriyle birlikte yaratan Allah'tır.
|
AMİNO ASİTLERİ BİRLEŞTİREN ÖZEL BAĞLAR
Atomları ve molekülleri birarada tutan çeşitli kimyasal bağlar
vardır. Bu bağlar iyonik, kovalent ve zayıf bağlar
olarak üçe ayrılır. Bunlardan kovalent bağlar, proteinlerin
yapı taşı olan amino asitlerdeki atomları birarada
tutarlar. Zayıf bağlar ise amino asit zincirini, katlanarak
aldığı özel üç boyutlu biçimde sabit tutarlar. Yani
eğer zayıf bağlar olmasa, amino asitlerin biraraya
gelmesiyle oluşan proteinlerin üç boyutlu fonksiyonel
biçimlerini almaları imkansızdır. Proteinlerin olmadığı
bir ortamda ise canlılıktan söz edilemez.
İşin ilginç yanı ise, hem kovalent
bağların hem de zayıf bağların ihtiyaç duydukları
ısı aralığının yeryüzünde hüküm süren ısı aralığı
oluşudur. Oysa zayıf bağlar ile kovalent bağların
yapıları ve özellikleri birbirinden tamamen farklıdır,
aynı ısıya ihtiyaç duymalarını gerektiren hiçbir doğal
sebep yoktur.
Buna rağmen her iki kimyasal bağ
da, ancak yeryüzündeki dar ısı aralığı içinde kurulabilir.
Eğer kovalent bağlar ile zayıf bağlar farklı ısı aralıklarında
işleselerdi, canlılardaki protein oluşumu yine imkansız
hale gelirdi. Çünkü proteinlerin oluşumu bu iki kimyasal
bağın da aynı anda birlikte kurulmasına bağlıdır.
Yani amino asit dizilimini sağlayan kovalent bağların
kurulabildiği ısı aralığı, zayıf bağlar için uygun
olmasa, protein üç boyutlu son şeklini alamaz, anlamsız
ve etkisiz bir zincir olarak kalırdı. Aynı şekilde,
zayıf bağların kurulabildiği bir ısıda kovalent bağlar
kurulamasa, amino asitler birleşemeyeceği için daha
ortaya bir protein zinciri bile çıkamazdı. |
AMİNO ASİTLERİ BİRBİRLERİNE BAĞLAYAN KÖPRÜ: PEPTİD BAĞI
Proteinlerin oluşması için gereken koşullardan bir diğeri
de, doğru amino asitlerin, doğru sıralamada bulunmalarının
yanısıra, doğru bağ ile birbirlerine bağlanmalarıdır. Amino
asitler arasındaki bu bağ adeta bir köprü gibidir. Bu köprüde,
amino asitlerin birbirine bağlanma açıları, yönleri, içlerindeki
atomların çeşidi ve sayısı her bir protein için özel olarak
hesaplanmıştır. Örneğin bir protein zincirindeki iki amino
asidin arasındaki birleşme açısının olması gerekenden farklı
olması bu köprünün kurulmasını, dolayısıyla proteinin oluşumunu
engelleyecektir. Sonuçta işe yaramayan farklı bir molekül
elde edilecektir. İşte amino asitlerin birleşmelerindeki bu
özel köprülere "peptid bağları" adı verilir.
Canlıların kimyasını inceleyen bilim adamları canlıların
yapısında bulunan moleküllerdeki atomların hemen hemen hepsinin
"kovalent bağ" denilen bir tür bağ ile birleştiklerini biliyorlardı.
Fakat yapılan incelemelerde, proteinleri oluşturmak için biraraya
gelen amino asitlerin aralarında, daha önce tanımlanmamış
özel bir bağ kurdukları anlaşıldı. Bütün proteinler için bu
değişmez bir kuraldı.
Proteinlerin oluşmasında bu bağların önemi ilk kez 1902 yılında
Hofmeister ve Fisher tarafından ortaya çıkarıldı. Bu iki araştırmacı
bu özel bağın varlığını ortaya çıkarmak için "biuret" olarak
anılan bir test uyguladılar. 8
Bu testin sonucunda proteinlerde görev alan özel bir bağın
varlığını tespit ettiler.
Peptid bağını diğer bağlardan ayıran en önemli özellik, ısıtılarak
veya buna benzer yollarla çok çabuk çözülmemesidir. Peptid
bağ ancak yüksek ısıda, uzun süre kuvvetli asit ya da bazlara
maruz kaldığında çözülebilir. Proteinlerin sağlam ve dayanıklı
olmalarını da işte bu peptid bağ sağlar.
Bu özel bağın kurulabilmesi için bir amino asitteki karboksil
grubunun (yani içinde karbon, oksijen, hidrojen atomlarının
bulunduğu özel molekül) diğer amino asitteki amino grubuyla
(içinde nitrojen ve hidrojen atomları bulunan özel bir molekül)
birleşmesi gereklidir. Bu şekilde protein zinciri boyunca
bağlantı yerlerinde önemli bir denge kurulmuş olur. Protein
moleküllerinin % 80 kadarından fazlasını oluşturan bu bağın
meydana gelmesi sırasında su açığa çıkar.
Bu noktada şu soruyu sorabiliriz: Dünya üzerindeki tüm canlıların
molekülleri birbirlerine "kovalent bağ" ile bağlıyken, amino
asitlerin arasındaki bağın peptid bağ olmasını sağlayan nedir?
Yapılan araştırmalar şunu göstermektedir: Amino asitler birarada
bulunduklarında aralarında oluşturdukları bağların sadece
yaklaşık olarak %50'si peptid bağı ile olmakta, diğerlerinde
ise farklı bağlarla birbirlerine bağlanmaktadırlar. Bu farklı
bağlarla bağlandıklarında ise ortaya protein molekülü çıkmamaktadır.
9 Nasıl ki, doğru ve gerekli proteinlerin
oluşabilmesi için belirli çeşitlerdeki amino asitlerin, belirli
miktarlarda, uygun bir dizilimle ve her amino asitin mutlaka
sol-elli olması kaydıyla dizilmeleri gerekiyorsa, aynı zamanda
aralarındaki bağın da peptid bağ olması gerekir. Bu koşullardan
tek bir tanesi dahi gerçekleşmediğinde veya aksadığında, protein
oluşamaz. Bu noktada şunu da unutmamak gerekir ki, ortalama
bir protein molekülü birkaç yüz amino asit içermektedir. Bu
amino asitlerin her birinin bir diğeri ile peptid bağ kurma
ihtimali %50'dir. Dolayısıyla tek bir protein molekülünün
oluşması için, yüzlerce peptid bağı kurulması gerekmektedir
ve bunların her birinin, -ayrı ayrı- oluşma ihtimali %50'dir.
Buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak, tek bir proteinin
oluşabilmesi için, proteinleri oluşturan amino asit zincirlerinin
hangi özelliklere sahip olmaları gerektiğini kısaca özetleyelim:
1. Doğada bulunan 200'ün üzerinde
amino asit çeşidinden sadece 20 tanesi canlı organizmalarda
bulunur. Bu 200 çeşit amino asitten, yapılacak protein için
gerekli olanların seçilip ayırılmaları gerekir.
2. Seçilen amino asitlerin ayrıca
sağ-elli değil, mutlaka sol-elli olmaları gerekir.
3. Amino asitlerin doğru ve
gerekli olanları seçildikten sonra proteinin oluşabilmesi
için, dizilimlerinin de belirli bir sıralamada olması gerekir.
4. Seçilen amino asitlerin doğru
şekilde dizilmelerinden sonra, bunları birbirlerine bağlayacak
olan bağın ise mutlaka peptid bağ olması gerekir.
Tek bir protein molekülünün oluşması için yukarıda sayılan
şartlardan tek bir tanesinin bile tesadüfler sonucunda oluşması
kesinlikle imkansızdır. Dolayısıyla tesadüfen gerçekleşmesi
imkansız birkaç koşulun yine tesadüfen biraraya gelip proteinleri
oluşturmuş olmaları ise kesinlikle mümkün değildir.
| YERYÜZÜNDE
CANLILIK NASIL OLUŞTU
1.Bu
cümleyi oluşturan harflerin, bir proteini oluşturan
amino asitler olduklarını farzedelim. Bu cümlenin
içindeki harfleri rastgele yere attığınızda, bu anlamlı
cümleyi oluşturma ihtimaliniz sıfırdır. Böyle rastgele
bir harekette milyarlarca farklı sonuçla karşılaşabilirsiniz.
Bu ihtimallerden sadece üç tanesi şöyledir:
2.
Herşeyden önce harflerin bir kısmı yere ters olarak
düşecektir.
3. Veya
bazı harfler yan, bazıları ters duracaktır. Üstelik
harfler atıldıklarında yanyana da durmayabilirler.
Yanyana durduklarını farzedelim, bu kez bir kısmı
elips, bir kısmı daire şeklinde dizilebilir.
4.
Yanyana durmaları çok küçük bir ihtimaldir. Tüm imkansızlığına
rağmen yanyana durduklarını kabul etsek bile, bu sefer
de harflerin dizilimleri yanlış olacaktır. Ve böylece
ortaya hiçbir anlam ifade etmeyen bir harfler yığını
çıkacaktır.
Bu örnekte görüldüğü gibi, doğadaki
amino asitler rastgele biraraya geldiklerinde kimi
sağ-elli kimi sol-elli olacaktır. Üstelik rastgele
dizildiklerinde hiçbir anlam ifade etmeyen bir sıralama
oluşacaktır ve böylece ortaya protein çıkamayacaktır.
Anlamlı bir cümle gördüğünüzde onu yazan akıl, bilgi
ve şuur sahibi bir insanın varlığından nasıl emin
olursanız, proteinlerin milyarlarca yıldır var olması
da onları bilinç ve akıl ile yaratan üstün bir Yaratıcı'nın
varlığını göstermektedir. |
Moleküler biyologlar tarafından, proteinlerin şans eseri
meydana gelme ihtimallerinin olmadığı konusunda çok fazla
olasılık hesabı yapılmıştır. Bu bilim adamları arasında Harold
Morowitz, Fred Hoyle, Ilya Prigogine, Hubert Yockey ve Robert
Sauer gibi ünlü bilim adamları bulunmaktadır. Burada sayılanlar,
evrimci bilim adamları olmalarına rağmen, vardıkları sonuç,
protein gibi makromoleküllerin tesadüfen oluşma ihtimallerinin
kesinlikle olmadığı yönündedir.
Uzunluğu 100 amino asit olan küçük bir protein molekülünün
tesadüfler sonucunda oluşma ihtimalinin imkansızlığını şöyle
bir matematik hesabı ile görebiliriz:
100 amino asit uzunluğundaki bir proteinde, tüm amino asitlerin
şans eseri sol-elli olma ihtimali yaklaşık olarak (1/2)100
ya da 1030'da 1 ihtimaldir. Canlılardaki proteinlerde 20 amino
asit bulunduğundan, proteini oluşturan amino asit zincirinin
belli bir bölgesinde özel bir amino asit elde etme ihtimali
1/20 dir. 100 amino uzunluğundaki özel bir proteini elde etme
ihtimali (1/20)100 ya da 10130'da 1'dir. Belli bir amino asit
zincirinde peptid bağ elde etme ihtimali yaklaşık %50' dir.
İçindeki bütün bağların peptid olduğu 100 amino asitlik bir
zincir elde etme ihtimali yaklaşık (1/2)100 yada 1030'da bir
ihtimaldir. Bu da neredeyse sıfır denebilecek kadar az bir
ihtimaldir.
Şimdi tüm bu olasılık hesaplarını gözönünde bulundurarak,
bütün bağlarının peptid bağ olduğu, bütün amino asitlerinin
sol-elli olduğu ve amino asitlerin belirli bir protein için
özel bir sıralamaya göre dizildiği 100 amino asit uzunluğundaki
bir zincirin şans eseri oluşma ihtimalinin ne olduğuna bakalım.
Bu ihtimal yaklaşık 10190'da 1 olur. Böyle bir ihtimalin gerçekleşebilmesi
için dünyanın yaşı kadar uzun bir süre verilse bile, pratik
olarak bu proteinin oluşması ihtimali sıfırdır. Ayrıca matematiksel
olarak 1050'de bir ihtimalin "sıfır" olduğunu da göz önünde
bulundurursak, böyle bir durumun tesadüfen oluşması ihtimalinin
kesinlikle imkansız olduğunu açıkça görebiliriz. Hatta 10190
sayısının yaklaşık 4 tane 1050 sayısı içerdiği düşünülürse
bu imkansızlık daha da iyi anlaşılır. (1050.1050.1050.1040=10190)
Bu sonuçların ışığında dünyaca ünlü biyokimyacı Michael Behe,
100 amino asit uzunluğundaki bir proteinde uygun bir dizilim
elde etme ihtimalinin, gözleri kapalı birinin 8.600.000 kilometrekare
büyüklüğündeki Sahra çölündeki işaretlenmiş tek bir kum parçasını
bulma ihtimalinden bile çok daha az olduğunu ifade etmiştir.
10
| 
Prof. Michael Behe, 100 amino
asit uzunluğundaki bir proteinde uygun bir dizilim
elde etme ihtimalinin, gözleri kapalı birinin Sahra
Çölü'nde, işaretlenmiş tek bir kum tanesini bulma
ihtimalinden bile çok daha az olduğunu söylemiştir.
Bu örnek dahi, proteinlerin üstün bir aklın ve bilincin
sahibi olan Allah tarafından yaratıldıklarının bir
göstergesidir.
|
Tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşması imkansızlığın bu
kadar ötesinde iken, canlıların yapılarında görev yapan binlerce
çeşit proteinin tesadüfen oluşup, biraraya gelerek hücreleri
oluşturduğunu iddia etmenin ne kadar mantık dışı olduğu ortadadır.
Kaldı ki, hücre bünyesinde görev yapanlar sadece proteinler
değildir. Hücre üstün bir şuurla yaratılmış olan proteinlerin
ve diğer moleküllerin aynı şuur ile ve eşsiz bir planla organize
edilmelerinden oluşur. Hücrenin planı içinde hiçbir molekül
boş yere üretilmez, her birinin kendi özelliklerine uygun
bir görevi vardır.
Proteinin oluşumunun her aşamasında bir bilinç, bilgi, irade,
akıl, güç ve tasarımın varlığı açıkça görülmektedir. Bunlar
ise, üstün bir Yaratıcı olan Rabbimize ait olan özelliklerdir.
Allah'ın dışında, aciz ve hiçbir şeye gücü yetmeyen tesadüf
gibi kavramları veya varlıkları yaratıcı kabul edenler, büyük
bir yanılgı ve sapkınlık içindedirler. Allah bir ayetinde
şöyle buyurmaktadır:
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir.
O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen
vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. O'nun dışında,
hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan,
kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye,
yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen birtakım
ilahlar edindiler. (Furkan Suresi, 2- 3)
PROTEİNLERİN DÖRT FARKLI YAPISI
Proteinlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini
ve bu özellikler sayesinde yerine getirecekleri görevlerini,
yapılarında yer alan amino asitlerin türü, sıralanışı ve bu
amino asitlerin yan zincirindeki düzenlemeler belirler. Proteinler,
1. primer,
2. sekonder,
3. tersiyer ve
4. kuaterner olmak üzere dört
farklı yapıda olabilirler.
|

1) PRİMER YAPI: Belirli
sayı, şekil ve düzendeki amino asitler bir zincir
oluştururlar.
2) SEKONDER YAPI: Amino
asit zinciri bir sarmal şeklinde kıvrılır. Bunun nedeni
her amino asitin yanındaki ile oluşturduğu hidrojen
bağıdır.
3) TERSİYER YAPI:
Amino asit zinciri yün yumağını andırır şekilde katlanır,
bükülür ve çeşitli bağlarla bağlanır
4) KUATERNER YAPI: Katlı
protein zincirleri
birkaç alt parçanın biraraya gelmesiyle tek bir protein
oluşturur. Proteinlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik
özelliklerini ve bu özellikler sayesinde yerine getirecekleri
görevlerini, onları oluşturan amino asitlerin bu şemada
gösterilen yapıları belirler.
|
Primer (birincil) yapı, düz amino asit zincirlerinden meydana
gelir. Protein primer yapısındayken fonksiyonel değildir.
Ancak sekonder, tersiyer veya kuaterner yapılardan birine
katılınca birtakım işlemlerde rol alabilir.
Sekonder (ikincil) yapı, uzun amino asit zincirinin bir sarmal
şeklinde kıvrılması ile oluşur. Aktin, miyozin, fibrinojen,
keratin ve b-karoten gibi proteinler sekonder yapıdadır.
Tersiyer (üçüncül) yapıdaki proteinler, amino asit zincirinin
yün yumağını andırır şekilde katlanma, bükülme ve çeşitli
bağlanmalarıyla meydana gelir.
Kuaterner (dördüncül) yapı ise, eşit veya farklı boylardaki
iki veya daha fazla amino asit zincirinden meydana gelir.
Bu farklı yapıların özelliklerini ve proteinlere sağladıkları
işlevleri detaylandırmak bu moleküllerin ne kadar üstün bir
yaratılışla yaratıldığını görmemize yardımcı olacaktır.
Unutmamak gerekir ki, proteinlerin yapıları hakkında bütün
biyoloji veya biyokimya kitaplarında benzer bilgileri bulabilirsiniz.
Ancak bu konuların bu kitapta anlatılmalarının nedeni, proteinleri
meydana getiren yapıların, etkilerin, sistemlerin ne kadar
kompleks ve içiçe geçmiş olduğunu göstermektir. Bazı evrimciler
proteinlerin tesadüfen oluştuklarını iddia ederlerken, proteinlerin
oluşumunu son derece basit ve tesadüfen oluşması imkan dahilindeymiş
gibi anlatma yolunu seçerler. Çünkü ancak proteinlerdeki son
derece kompleks yapıyı gizledikleri takdirde insanları tesadüf
masalına inandırabileceklerini düşünürler. Bu nedenle proteinlerin
yapısını anlatırken, amino asitlerin tesbih taneleri gibi,
basit bir şekilde birbirlerine bağlanmaları ile proteinlerin
oluşabileceği gibi bir üslup kullanırlar. Oysa buraya gelene
kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi, proteinlerin oluşması
için amino asitlerin rastgele birbirlerine eklenmeleri yeterli
olmamakta, birçok koşulun aynı anda bir arada bulunması gerekmektedir.
Ve bunların eksikliği durumunda da işe yarar proteinler oluşturmak
mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla aşağıdaki bilgileri okurken,
tesadüflerin bu kadar ince planlar, hesaplar yapamayacaklarını,
amino asitleri özel şekil ve yöntemlerle birbirlerine bağlayamayacaklarını
göz önünde bulundurarak düşünmek gerekir.
PROTEİNLERİN PRİMER YAPISI: AMİNO ASİT DİZİLİMİ
Proteinlerin canlılık için son derece önemli olan şekillerinin
en önemli belirleyicisi proteinleri oluşturan amino asitlerin
sıralamasıdır. Amino asit diziliminin anormal olması, birçok
genetik hastalığın da nedenidir. Bu yüzden proteinlerin birincil
yapısı yani amino asitlerin doğru dizilimi son derece önemlidir.
Amino asit dizilimi protein için "omurga" görevi görür. Her
çeşit proteinin omurgası kendisi için özel olarak var edilmiştir.
Tıpkı omurgalı canlılarda omurganın vücudun şeklini belirlemesi
gibi, proteinlerin omurgaları da proteinlerin şekillerini
belirler. Her bir amino asit ise omurgadaki bir omur gibidir.
Nasıl ki vücudun faaliyetlerinin gerçekleşebilmesi için her
bir omurun omurgada belirli bir yerde bulunması gerekiyorsa,
aynı şekilde her bir amino asit de proteindeki bazı özelliklerin
oluşması için belirli biryerde bulunmalıdır.
Proteinlerdeki omurgayı vücudumuzdaki omurga ile karşılaştırdığımızda
yaptığı işlemler çok benzer olmasına rağmen arada bir fark
vardır. Proteinlerin omurgaları milimetrenin milyonda biri
kadar bir alanda faaliyet gösterirler. Böylesine küçük bir
alanda bu kadar önemli bir mekanizmayı şekillendirebilen bir
omurga, kuşkusuz çok sağlam ve mucizevi bir çatıdır.

Amino asitlerin tesbih taneleri gibi belli bir sırada
yanyana dizilmeleri ile proteinlerin primer yapıları
oluşur |
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta daha
vardır. Tıpkı vücudumuzdaki omurgada olduğu gibi protein omurgasının
omurları, yani amino asitler de birbirleriyle en uygun biçimde
birleşmek için özel olarak yaratılmışlardır. Omurların birbirlerine
kusursuzca bağlanmaları omurganın işlevi açısından nasıl önemliyse,
proteinler için de benzer bir durum söz konusudur. Tek bir
amino asit bir sonraki amino asite uygun bir sıralamada birleşmezse
protein tüm işlevini yitirir. Buradaki hassas ve bilinçli
yaratılışı görmek için biraz düşünelim.
Milimetrenin binde biri boyutundaki hücrelerimizin içinde,
yani gözle görülemeyecek kadar küçük bir mekanda son derece
mucizevi olaylar gerçekleşmektedir. Hücreyi oluşturan binlerce
protein ve bu proteinleri meydana getiren yüzlerce amino asit
tek bir hata olmaksızın bulunmaları gereken yerlerdedir. Ve
bu her insanda bulunan trilyonlarca hücre için bu şekildedir
ve dünyadaki milyarlarca insanın her biri için geçerlidir.
Böyle olağanüstü bir olay evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerin
eseri değildir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, amino asit dediğimiz
varlıklar gözü, kulağı, düşünme yeteneği olan şuurlu canlılar
değildir. Bu varlıklar, belirli sayıda atomun birarada bulunduğu
küçük moleküllerdir. Yani amino asitler temelinde şuursuz
atom topluluklarıdır. O halde canlılık için gerekli bir proteinin
nasıl oluşacağına, hangi amino asitin nereye yerleşeceğine
karar veren kimdir? Amino asitlerin içindeki atomlar bir gün
toplanıp karar almış ve biz şöyle bir sıralama ile biraraya
gelip "bir amino asit oluşturalım, sonra da bizim gibi başka
amino asitler oluşturan atomlarla anlaşıp belirli bir sırayla
dizilelim ve böylece bir protein oluşturalım" demiş olabilirler
mi? Elbette böyle bir iddia son derece mantıksızdır.
Şuursuz atomların böyle bir yeteneği olamayacağı gibi, onların
biraraya gelerek oluşturdukları amino asitlerin ve onların
biraraya gelerek oluşturduğu proteinlerin de böyle bir karar
mekanizması mevcut değildir. Tüm bu varlıkları en uygun yerlere
yerleştiren, bu yolla canlı hücrelerin yapı taşı olan proteinleri
meydana getiren ve bu hücrelerle yeryüzünde kusursuz ve sayısız
çeşitlilikte bir yaşam oluşturan Allah'tır. Allah atomlardan
dev galaksilere kadar tüm alemlerin Rabbi'dir.
PROTEİNLERİN SEKONDER YAPISI: SARMAL VE TABAKALI YAPI
| 
Amino asitler birbirleriyle
peptid bağ dışında bir de hidrojen bağları ile bağlandıklarında,
protein zinciri sarmal veya tabakalı bir yapıya sahip
olur. Bu, proteinin sekonder yapısı olarak adlandırılır.
|
Bir protein için gerekli olan amino asitler yan yana geldikten
sonra başka mucizevi olaylar da gerçekleşir ve her bir amino
asit bir yanındaki amino asit ile oluşturduğu peptid bağın
dışında hidrojen bağları da oluşturur. Bu bağların oluşma
şekli amino asitlerin dizilimleri boyunca alacağı şekli ve
pozisyonu belirler. Örneğin bazı durumlarda amino asit, içinde
bulunduğu zincirde hidrojen bağları yaptığında sarmal bir
yapı oluşturur. Amino asitler, içinde bulundukları zincirin
dışından bir amino asit ile zayıf bağlar kurduklarında ise
merdiven basamaklarını andıran tabakalı yapılar meydana gelir.
Zincirleri sarmal şeklinde olan proteinler telefon kordonuna
benzerler. Aynı bir telefon kordonu gibi bir eksen etrafında
bir hat boyunca kıvrılırlar. Saçtaki proteinler ve bir kas
proteini olan miyosin bu sarmal yapıdadır ve bunun sonucu
olarak elastiktirler. Çünkü hidrojen bağları kırılabilir ve
kolaylıkla tekrar oluşabilir.
Günlük hayatta hidrojen bağlarının vücut proteinleri üzerinde
etkisinin öğrenilmesi sayesinde çeşitli imkanlar doğmuştur.
Örneğin kıvırcık saçları düzleştirmek ya da düz saçları kıvırcıklaştırmak
için saç proteinlerindeki amino asitler arasındaki hidrojen
bağları bozulur ve yeni bağlar kurulur.
11
Sekonder yapısı merdiven şeklinde tabaka halinde olan proteinler
ise sarmal yapıya sahip olanlar gibi esnek olmazlar. Ancak
birçok canlının çok önemli ihtiyaçlarından biri olan bükülme
hareketine imkan veren yapıların oluşmasını sağlarlar. Örneğin
koza ipeğinin lifleri ve örümcek ağı gibi diğer proteinler
paralel olarak sıralanmış ve birbirlerine hidrojen bağları
ile bağlanmış zincirlerden oluşurlar. Bu proteinlerin omurgası
bir örgü modeli gibi aşağı yukarı kıvrılır. Bunun nedeni peptid
atomlarının protein zincirine dik olarak bağlanmasıdır.
12 Bu sayede bu modele sahip olan proteinler
elastik olmak yerine düz ve bükülgendirler.
 |
 |
Yandaki
resimde bir kas proteini olan miyosinin yapısı görülmektedir.
Sekonder yapıya sahip olan miyosin, sarmal yapıdadır
ve bu nedenle elastiktir. Bunun nedeni amino asitler
arasında oluşan hidrojen bağlarının kırılabilir olmasıdır. |
Proteinlerdeki bükülmeler canlıların vücutlarında, hep olmaları
gereken yerlerde bulunurlar. Örümcek ağı proteinleri olan
fibroinler bükülme özelliğine sahip olmasalardı, örümceğin
ördüğü ağlar işe yaramayacaktı. Çünkü bu proteinin yapısı,
örümcek ağlarına avının kaçmasını engeleyecek bir dayanıklılık
katar. Bu sayede örümcek ağı kendi kalınlığındaki (çapı 1mm'nin
binde biri) bir çelikten 5 kat daha sağlam hale gelir.
13
 |
 |
Yanda
ipek fibroinlerinin üç boyutlu yapısı görülmektedir.
Koza ipeğinin lifleri ve örümcek ağı gibi proteinler
paralel olarak sıralanmış ve birbirlerine hidrojen
bağı ile bağlanmış zincirlerden oluşurlar. Bu sayede
düz ve bükülgen olurlar. Örümceklerin yaşamı ise ördükleri
ağların bu özelliğine bağlıdır. |
Görüldüğü gibi, proteinlerin yapıları, canlıların yaşamlarını
devam ettirebilmeleri için, en ince detayına kadar, kusursuz
ve benzersiz olarak tasarlanmıştır. Hiçbir kör tesadüf, evrendeki
atomların tamamı emrine verilse de, bu kadar ince düşünceli,
ileri görüşlü davranıp, kusursuz hesaplar ve planlar yapamaz.
Hiçbir atom veya tesadüfen meydana gelen hiçbir olaylar zinciri,
örümcek ağının en kullanışlı hale gelmesi için, tüm atomları
organize etme yetenek, bilgi ve aklına sahip değildir. Bunun
aksini iddia etmek ise ciddi bir akılsızlıktır.
PROTEİNLERİN TERSİYER YAPISI

Proteinler sekonder yapılarında aldıkları şekilden
sonra bükülmeye, katlanmaya ve ani dönüşlerle yeni
şekiller oluşturmaya başlarlar. Bu şekilde proteinlerin
tersiyer yapısı oluşur. |
Proteinler sekonder yapılarında aldıkları şekilden sonra
birbirlerine yaklaşan veya uzaklaşan amino asitlerin etkisiyle
bükülmeye, katlanmaya ve bazen de ani dönüşler yaparak yepyeni
şekiller almaya başlarlar. Ve bu şekilde, proteinin işlevi
için son derece önemli olan üç boyutlu şekli meydana getirirler.
Bu bükülme ve katlanmanın nedeni amino asitlerin yan zincirlerinin
arasındaki etkileşimlerdir. Peki bu etkileşimler sonucu bütün
canlı sistemlerin çalışabilmesi için bu kadar önemli olan
bükülme işlemi nasıl gerçekleşir?
Proteinlerdeki amino asitlerin yan zincirleri bazı etkiler
sonucu birbirlerini çekerler veya iterler. Bu çekme ve itme
hareketinin oluşumunda beş önemli etken rol oynar. Bu beş
etki, hidrojen bağları, disülfit bağlar, iyonik bağlar, Vander
Walls Kuvvetleri ve yan zincirlerin diğer etkileşimleri kutupsal
ve kutupsal olmayan etkiler olarak özetlenebilir.
Bu özel bağlar sayesinde, amino asitlerin bazı bölümleri
birbirlerine yaklaşır, amino asit zinciri kendi üzerine katlanır,
proteinlerin belirli zamanlama ve açılarla bükülmeleri sağlanır,
protein molekülünün üç boyutlu yapısı kararlı kalır ve hücre
dışındaki ortamda çözülmesi engellenir.
Yapılan deneyler bu bağların çok kritik öneme sahip olduklarını
göstermiştir. Çünkü bu bağların her biri protein molekülü
boyunca farklı bölgelerde ön plana çıkarak proteinin tam istenilen
şekle bürünmesini sağlarlar. Örneğin bir proteinin sadece
belirli bölgelerinde oluşan disülfit bağları o bölgelerde
özel bir bükülme sağlayacaktır; hem de tam o bölgede ihtiyaç
duyulduğu kadar... Aynı şekilde diğer kuvvetler de proteinin
belirli amino asit bölgelerinde belirli zamanlamalarla faaliyet
göstererek zincirin bazı kısımlarının birbirinden uzaklaşmasına,
bazı kısımlarının da yaklaşmasına neden olacaktır. Bir proteinin
olması gereken şeklindeki bükülmeler ve kıvrılmalardan herhangi
birinin olmaması, bu proteini işe yaramaz hale getirecektir.
BAĞLARIN KUVVETİ EN UYGUN ŞEKİLDE OLMALIDIR
 |
Miyoglobin proteininin üç boyutlu yapısı, kompeksliği
çok iyi vurgulayacak şekilde görülmektedir. Kuşkusuz
böyle önemli fonksiyonları yerine getirebilen kusursuz
bir yapının tesadüflerle oluşması kesinlikle imkansızdır.
|
 |
Proteinlerin oluşması için gerekli olan bağlar, bilinen
diğer güçlü bağlardan daha farklıdırlar. Diğer kuvvetli kimyasal
bağlarla proteinlerin üç boyutlu kıvrımlı şekillerinin meydana
gelmesi mümkün değildir. Çünkü kurulacak bağın kuvveti, moleküllerin
gereğinden fazla birbirine yaklaşmasına, böylece proteinin
özelliğini yitirmesine neden olur. Bu yüzden bütün özellikleri
ve şiddetleri özel olarak tespit edilen bu bağlar proteinlerin
kıvrılmaları için en idealleridir.
| 
Yandaki resimde
miyoglobin proteininin üç boyutlu yapısı ve atomları
arasındaki peptit grupları görülmektedir. |
Ayrıca proteinlerin işlem hızları da, bu bağlar sayesinde
sağlanmaktadır. Ünlü biyolog J. Watson bu konuda şöyle bir
açıklamada bulunur:
Bir protein olan enzim kompleksleri herhangi bir ısısal dalgalanmada
çok hızlı bir şekilde birleşebilir ve ayrılabilirler. Bu gerçek
enzimlerin neden bu kadar kuvvetli işlediklerini açıklamaktadır.
Bazen o kadar hızlıdır ki, saniyede 106 kez bu işlemleri gerçekleştirebilir.
Eğer enzimler birbirlerine daha kuvvetli bağlarla bağlansalardı
çok daha yavaş hareket ederlerdi. 14
PROTEİNİN ÜÇ BOYUTLU YAPISI KUSURSUZ BİR TASARIMIN ESERİDİR:
Protein zincirindeki bu bükülmelerin şekli, zamanlaması,
yeri, yönü, açısının önemini gözümüzde canlandırmak için bir
örnek verelim. Bu hassas şekillenmeyi ünlü bir Japon oyununa
(origami) benzetebiliriz. Bu oyunda üç boyutlu bir şekli elde
etmek için iki boyutlu bir kağıt belirli sıralarla katlama
işlemlerinden geçirilir.
Protein zincirindeki bükülmeler
bilinçli bir tasarımın eseridir. Bunu bir kağıdın
özel katlama talimatlarını izleyerek bir gemi veya
bir kuş maketine dönüştürülmesine benzetebiliriz.
Tek bir yanlış katlanma dahi sonuçta bir kuş maketi
elde edilmesini engelleyecektir. Elbette bir proteinin
oluşumu için gereken katlanmalar, bundan çok daha
komplekstir ve tesadüflerle oluşması kesinlikle imkansızdır.
|
Önceden özel olarak hazırlanmış bir katlama talimatı izleyerek
bir gemi maketi ya da bir kuş maketi elde edebilirsiniz. İşte
bir proteinin üç boyutlu bir şekilde bükülmesi için de amino
asit zincirinin belirli zamanlamalarla ve yerlerde belirli
miktarla, belirli açılarda ve yönlerde bükülmesi gereklidir.
Proteinler de bu oyundaki üç boyutlu şekiller gibidir. Bu
oyunun sonunda elde edilmek istenen şekillerin rastgele katlamalarla
elde edilmesi imkansızdır. Çünkü bu oyunda kağıdın hangi parçasının,
hangi sırayla ne kadar ve ne şekilde katlanacağı, sonuçta
elde edilecek her bir şekil için önceden, bu konunun uzmanları
tarafından tasarlanır. Tek bir katlamanın dahi yanlış bir
sıralamada, yanlış bir yönde veya yanlış miktarda yapılması
istenilen şeklin elde edilmesini engeller, ortaya bozuk ve
anlamsız bir şekil çıkar. Örneğin uçak şeklini elde etmek
için gerekli olan sıralamadaki katlamalardan birini eksik
yaptığınızda ya da farklı bir yöne doğru katladığınızda, uçağın
kanadı oluşmaz. Araba şekli oluşturmak isterken yanlış bir
bükme işlemi yüzünden arabanın tekerlekleri meydana gelmez.
Proteinler için ise durum çok daha detaylıdır. Bir protein
molekülündeki tek bir amino asitin dahi yanlış bir sıralamayla
veya yanlış bir yönde birleşmesi, proteinin yanlış bir şekil
almasına ve dolayısıyla işlevini yitirmesine neden olur. Örneğin
kaslarda oksijen taşınmasından sorumlu olan miyoglobin proteininin
küresel yapısı bozulduğunda boyu eninden 20 kat daha uzun
olur ve işini yapamaz hale gelir. 15
Tek başlarına veya biraraya konduklarında bir anlam ifade
etmeyen amino asitler, bu bükülmeler ve kıvrılmalar ile önemli
bir anlam kazanarak, vücut içinde hayati görevlere sahip olmaktadırlar.
Aynı düz bir kağıdın, bilinçli, planlı ve bir tasarıma götüren
kıvırma ve katlamalarla bir gemi veya uçak şekli alarak anlam
kazanması gibi... Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki,
proteinin yapısı, planlı bir şekilde katlanarak elde edilen
kağıttan bir şekilden çok daha kompleks ve organizedir. Dahası,
protein molekülü, gözle dahi görülemeyecek, hatta elektron
mikroskobunda dahi tespit edilemeyecek kadar küçüktür. Bu
kadar küçük bir alana sığdırılan atomlar, önce bir plan ve
tasarıma uygun olarak dizilmekte, sonra yine bu plan ve tasarıma
uygun olarak bükülüp kıvrılmaktadır. Bunların hepsi, bilip
gördüğümüz hiçbir tasarımla karşılaştırılamayacak kadar olağanüstü
ve hayranlık uyandıran özelliklerdir.
Böylesine kusursuz, kompleks, birkaç aşamalı ve çok parçalı
bir düzenin tesadüfen oluşması açıkça görüldüğü gibi imkansızdır.
Üstelik burada anlatılanlar proteinin yapısı ile ilgili sayısız
detayın en basitleştirilmiş bir özetidir. Proteinler üzerinde
yapılan daha detaylı incelemeler, bu moleküllerin çok daha
kompleks özelliklerini ortaya çıkarmaktadır ve henüz gün ışığına
çıkarılmamış birçok konu bulunmaktadır. Bu gerçek ise, canlılığın
en küçük yapıtaşlarında dahi, tesadüfen oluşum iddiasına asla
yer olmadığını kesin olarak göstermektedir.
PROTEİNLERİN KUATERNER YAPISI: BİRLEŞİK
PROTEİNLER
Üzerinde birçok telefonun bulunduğu bir ofis masası düşünün.
Masadaki bütün telefonların kordonları birbirine girip karışır.
Bu kordonları çözüp hangi kordonun hangi aletten çıktığını
anlamak ilk bakışta mümkün olmaz. Proteinler de bazı durumlarda
içiçe girmiş bu telefon kordonları gibi oldukça karmaşık biçimde
bükülmeler yaparak birbirleriyle birle
Proteinlerin içiçe girmiş
telefon kordonları gibi oldukça kompleks bükülmeler
yaparak birleşmeleri proteinlerin kuaterner yapılarını
meydana getirir. |
Birçok protein ancak bu birleşmeyi gerçekleştirdikten sonra
görevini yerine getirebilecek hale gelir. Fakat proteinlerin
birbirleriyle birleşerek dev moleküller meydana getirebilmeleri
için de çok hassas dengelerin sağlanması gereklidir. Eğer
iki protein birleşecekse, ikisinin de şekli birbirine el ve
eldiven kadar uyumlu olmalıdır. Böyle olmadığında biraraya
gelip bağlanmaları mümkün olmaz. Proteinlerin birleşmeleri
için gerekli olan bu uyuma büyük yap-boz oyunlarını örnek
olarak verebiliriz. Tek bir parçanın dahi girinti ve çıkıntıları
yerine uygun olmazsa, resmi tamamlamak mümkün olmaz. Proteinler
için de benzer bir durum söz konusudur. Birleşecek proteinlerden
bir tanesinin bile bağlantı şekli uygun olmazsa, dev molekül
hiçbir işe yaramaz. 16
Birleşik proteinlerin vücuttaki görevlerini yerine getirebilmeleri
için ayrıca, tam gerekli sayıda birleşmeleri şarttır. Örnek
olarak "insülin" hormonunu düşünebiliriz. Bu protein birden
fazla amino asit zincirinin birleşmesiyle vücuttaki şeker
fazlasını depolama emrinin verilmesini organize eder. İnsülinin
yapısındaki bir bozukluk bu molekülü işe yaramaz hale getirecek
ve kişinin şeker hastası olmasına neden olacaktır. Çünkü insülin
görevini yapmadığı zaman vücuda giren şekerler tam olarak
kullanılmadan ve ihtiyaç için depolanamadan vücuttan atılır.
Bunun sonucunda ise vücudun işleyişi sırasında gerektiğinde
kanda ve depoda şeker bulunamaz. Dolayısıyla hücrelerin ihtiyacı
olan enerji karşılanamamış olur. Bu durumda da ölüm kaçınılmazdır.

Proteinlerin birbirleriyle birleşerek dev moleküller
meydana getirebilmeleri için proteinlerin bir yap-boz
oyunundaki parçalar kadar birbirlerine uyumlu olmaları
gerekmektedir. |
Aynı bu şekilde vücudumuzda bulunan yaklaşık ikiyüz çeşit
hücrenin hiçbirinde tek bir proteinin yapısında ve şeklinde
dahi bir hata oluşmamalıdır. Böyle bir oluşum ancak çok üstün
bir yaratılışla inşa edilebilir. Çünkü bu oluşumun her aşamasında
en son aşamanın, yani amacın bilgisine göre plan yapılır ve
hareket edilir. Bir protein olan ve böbrek üstü bezi hücreleri
tarafından salgılanan adrenalin hormonu ancak olması gereken
yapıya sahip olduğunda kas, kalp ve kan hücreleri tarafından
tanınabilir ve bu hücredeki faaliyetleri uyarabilir. Bunun
sonucunda da vücudun fiziki ve maddi baskılara karşı korunmasını
sağlayabilir. Aynı şekilde vücudumuzda görev yapan bütün enzim
proteinleri de ancak sahip oldukları şekil sayesinde hücre
bölünmesinde, enerji üretilmesinde, molekül taşınmasında ve
daha birçok görevde eksiksizce çalışabilirler.
Günümüz teknolojisinin sağladığı imkanlarla canlılığın moleküllerini
araştıran biyokimyacıları hayretler içerisinde bırakan bu
moleküller hakkında elde edilen her yeni bilgi, bu benzersiz
yaratılışı daha da gözler önüne sermiş ve böyle bir sistem
karşısında tesadüflerin mantıksızlığını ortaya koymuştur.
Evrimcilerin bu kadar kompleks ve üstün tasarıma sahip yapıların
tesadüfler sonucunda oluştuklarını iddia etmeleri ve tesadüflere
yaratıcı bir ilaha inanır gibi inanmaları, çok önemli bir
mantık bozukluğunun göstergesidir. Ancak akıl, vicdan sahibi
samimi insanlar gerçekleri görebilenlerdir. Bu gerçek Kuran'da
şöyle bildirilir:
Sizin ilahınız tek bir İlahtır; O'ndan başka
İlah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayandır ve esirgeyendir).
(Bakara Suresi, 163) |