|
MOLEKÜL MUCİZESİ
Bu, Allah'ın yaratmasıdır.
Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.
Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler.(Lokman
Suresi, 11)
MOLEKÜLER BOYUTTA DA TESADÜFE YER YOKTUR
eçtiğimiz
son birkaç yüzyıl boyunca binlerce bilim adamı, evrenin, dünyanın,
tüm canlıların ve insanın nasıl oluştuğunu araştırmış, canlılığı
meydana getiren yapılar titizlikle incelenmiş, bunun için
son dönemde milyonlarca dolarlık yatırımlar yapılmış, insanlık
bu araştırmalara önem ve öncelik vermiştir. Bilim alanında
gösterilen tüm bu çabalar gerçekte, Allah'ın üstün bir ilim
ve akıl ile yarattığı sanatı açıkça göstermektedir. Evrenin
her parçasında, en küçük bir zerresinde bile müthiş bir komplekslik
ve dolayısıyla büyük bir "akıl" vardır.
Dünyanın en saygın üniversitelerinin başında gelen MIT'de
(Massachusetts Institute of Technology) fizik ve biyoloji
dallarında çalışmış ve aynı zamanda The Science of God (Allah'ın
Bilimi) isimli ünlü kitabın yazarı olan bilim adamı olan Gerald
Schroeder'in bu konu hakkında oldukça önemli yorumları bulunmaktadır.
Schroeder, The Hidden Face of God: Science Reveals the Ultimate
Truth (Allah'ın Bilinmeyen Yüzü: Bilim Mutlak Gerçeği Ortaya
Koyuyor) isimli yeni kitabını şu cümlelerle başlatır:
"Bir bilinç, evrensel bir akıl bütün evreni kuşatmış durumdadır.
Atom altı maddelerin doğasını araştıran bilimsel buluşlar,
bizi şaşırtıcı bir kavrayışa götürmüştür: Var olan herşey,
bu aklın bir tecellisidir. Laboratuarlarda bunu önce fiziksel
olarak enerji gibi eklenen ve ardından maddeyi şekillendiren
bir bilgi olduğunu tecrübe ediyoruz. Her parça, atomdan insana
kadar her varlık, bu bilginin, bu aklın bir aşamasını temsil
ediyor."59
Yaratılmış en akıllı varlık olmasına rağmen insan, karşısındaki
bu mutlak aklın sırlarını çözmekte zorlanır. Dolayısıyla vicdan
sahibi, düşünen bir insan, kendisini her yönden sarıp kuşatan
bu akıl ve sanatın sahibi olan Allah'ın sonsuz üstünlüğünü
görebilir. Keşfedilen, takdir edilen, ödüller verilen, ayakta
alkışlanan her keşif, ezelden beri var olan ve ebede kadar
sürecek olan bu sınırsız aklın eserleridir.
Evrenin ilk yaratılışından beri her detay, kusursuzca var
edilmiş ve sürekli olarak korunmuştur. Henüz geçtiğimiz yüzyılda
keşfedilen DNA, milyonlarca yıldır tüm canlılarda aynı şekilde
hayatın kodunu saklamakta ve görevlerini yerine getirmektedir.
20. yüzyılın sonunda ancak "haritası" çıkarılabilen insan
genomu, ilk insandan bu yana insanoğlunun fiziksel özelliklerini
belirlemektedir; henüz laboratuvarda bir benzeri dahi yapılamamış
olan klorofil molekülü ilk bitki ortaya çıktığından beri kusursuzca
fotosentez yapmaktadır. Aradan geçen milyonlarca sene sonunda
insan, bunların sadece bir parçasını keşfedebildiği için sevinip
takdir edilmektedir. Bütün bunlar, insanın Allah'a karşı acizliğini
ve Allah'ın üstün güç ve ilmini sergilemektedir. Allah bu
gerçeği ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan)
muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır,
Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok
eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a göre güç değildir.
(Fatır Suresi, 15-17)
Tesadüf İddialarının Geçersizliği
Bütün bu gerçeklere rağmen, insanların bir kısmı kendi acizliklerini
kabul etmek yerine kendilerini yüceltme yarışı içine girerler.
Amaçları yalnızca Allah'ın varlığını inkar etmek ve Allah'ın
dışında ilahlar aramaktır. Bu insanların bir bölümü de yalnızca
tesadüflerin yaratıcı gücü olduğuna inanan ve bu amaçla evrim
teorisi gibi bir ideoloji ile ortaya çıkan materyalistler
ve Darwinistler'dir. Her alanda tüm iddialarının büyük birer
yanılgı olduğu ortaya çıkmasına rağmen tesadüflerin mucizeler
başardığını iddia etmeye devam ederler. Devam ederler çünkü
yanılgılarını kabul etmenin sonucu Allah'ın varlığını kabul
etmeleri anlamına gelmektedir. Bunun için bilimsel ve mantıksal
açıdan tümüyle çürütülmüş olmasına rağmen evrim teorisini
ve materyalist felsefenin diğer tezlerini savunmakta sakınca
görmezler.
Ancak
Allah'ın kanunu ve yarattıkları, inkarcıların hiç beklemedikleri
ve hiç istemedikleri şekilde ihtişamlıdır. Alemler küçüldükçe,
mikroalemin içine girildikçe, onların hiçbir şekilde tahmin
etmedikleri muazzam bir dünya ile karşılaşılmıştır.
Materyalist felsefe ve onun doğa bilimlerine uyarlanmış hali
olan evrim teorisi, daha önce belirttiğimiz gibi, tesadüfleri
ilahlaştırmıştır. Tüm canlılık ve canlılığa etki eden dengeler
ve sistemler kısacası herşey bu felsefeye göre "tesadüfen"
meydana gelmiştir. Bu batıl inanışa göre tesadüfen hücreler
biraraya gelmiş, proteinleri, hücreleri, kompleks canlıları,
kompleks organları (örneğin karaciğeri, gözü, kalbi, beyni,
sinir sistemini) ve nihayet insanı meydana getirmiştir, tesadüfler
biraraya gelmiş bitkiyi, birbirinden renkli çiçekleri, devasa
ağaçları, birbirinden çeşitli meyveleri ortaya çıkarmıştır.
Tesadüfler, materyalistlere ve evrimcilere göre o kadar usta
ve akıllıdırlar ki, büyük bir itina, ölçüm, hassas oranlama
gerektiren herşeyi "hiç hata yapmadan", "deneyip yanılmadan",
basitçe değil de büyük bir komplekslik içinde "kusursuzca"
meydana getirmektedirler. Evrimcilerin hiç çekinmeden iddia
ettikleri bu saçma mantık, yıllar boyunca çeşitli şekillerde
insanların bilinçaltına empoze edildiğinden, bu iddiayı çıkış
noktası kabul eden evrim teorisi okul kitaplarından gazetelere
kadar her yerde kabul edilmiş bir teori gibi sunulduğundan,
insanların bir bölümü bu iddiaların mantıklı bir zemine dayandığını
zanneder. Oysa teorinin temeli sadece şuursuz tesadüflerdir.
Tesadüf, plansız ve kontrolsüz olarak gelişen rastgele olaylardır.
Sözgelimi bir saat fabrikasında eğer siz bir bağlantı vidasını
dahi saatin bir yerine rastgele yerleştirirseniz, saate olumlu
bir özellik kazandırmanız imkansızdır; aksine zarar verirsiniz.
Çünkü son derece kontrollü bir sistemin içinde kontrolsüz
bir işlem meydana gelmiş ve sistemi alt üst etmiştir. Dolayısıyla
tesadüfler hiçbir zaman kompleks bir sistem geliştirmez, var
olan kompleks bir sisteme olumlu etki etmezler. Eğer tek bir
tesadüfün "faydalı" olabileceği varsayılsa bile, onu izleyecek
diğer tesadüfler başka zararlar vererek bu faydayı ortadan
kaldıracaktır. Yine günlük hayattan bir örnek verecek olursak,
bir bilgisayarın içindeki devrelerden herhangi birine yapılan
rastgele bir müdahale, o sisteme zarar verir. Bu mekanizma
muhtemelen işlerliğini yitirir. Sistem hassaslaştıkça tesadüfi
olayların getirdiği sonuçlar daha da zararlı olur. Böyle durumlarda
tek bir rastgele olay, artık geri dönüşü olmayan bir hatadır
ve o sistemin tümüyle çökmesine neden olur.
Bilim ve teknoloji ilerledikçe ve en başta hücre olmak üzere,
canlılığı meydana getiren yapıların detayları daha da anlaşılır
hale geldikçe, Darwinistler'in yaşadıkları endişenin nedeni
de budur. Onlar için başlangıçta sadece bir "leke"den ibaret
olan canlı hücresinin, canlılığın başlangıcında "kendi kendine"
ve "tesadüfi olaylarla" oluşmuş olması gerekmektedir. Oysa
hücre öylesine komplekstir ki, bunu fark etmeleri tüm evrimcileri
yeni hayali açıklamalar peşine düşürmüştür. Hücrenin içindeki
mekanizmaların bir tanesinde gerçekleşebilecek rastgele bir
olay hücrenin tümüyle ölüp yok olması anlamına gelir.
Gitgide hassaslaşan mekanizmalar materyalistleri ve Darwinistler'i
endişelendiren konuların başında gelir. Tek bir hücrenin oluşumunu
bile bilimsel olarak açıklayamayan teorinin, onun daha alt
birimlerini açıklayabilmesi kuşkusuz ki mümkün değildir. Bu
nedenle maddenin en küçük parçalarının, yapı taşlarının kökenine
materyalist bir açıklama getirmeleri imkansızdır. İşte bu
nedenle molekül seviyesinde böyle büyük ve benzersiz bir ihtişamın
var olması Darwinistler'i daima tedirgin etmiştir.
Darwinizm Temelden Çöküyor
Gelgelelim bu yasaların, yani evreni düzenleyen kuralların
temelinde hangi etmenlerin yattığı, bunların kendi dışlarında
hangi nedenlere dayandıkları ya da herhangi bir nedene dayanıp
dayanmadıkları, neden böyle olup da başka türlü olmadıkları
ve görünürde son derece basit bir yapısı bulunan hidrojen
atomunun nasıl olup da bütün bir evreni potansiyel olarak
içerip onu doğurma olanağını taşıdığı sorusuna bilimlerin
verebileceği herhangi bir yanıt bulunmamaktadır. Tıpkı doğumdan
önce hangi duyuları taşıdığımız sorusuna verecek bir yanıtımız
olmaması gibi.60
| 
Moleküler seviyede meydana gelecek
en ufak bir farklılık, tüm maddeyi ortadan kaldırmaya
yetecek, evreni sadece uçuşan atomlardan ibaret bir
toz kütlesi haline getirecek, elektronu atom çekirdeğine
yapıştıracak veya ondan tamamen uzaklaştıracak ve evren
dediğimiz şey sadece atom altı parçaçıklardan oluşacaktır.
Dengedeki tek bir bozulma kainatı içine alan tüm sistemi
etkileyecektir. Tüm bunlar şu anlama gelir; Allah'ın
yarattığı bu kusursuz düzen içinde müthiş bir denge,
hassas bir oran ve kusursuzluk hakimdir.
|
Yukarıdaki satırlar ünlü evrimci yazar Hoimar Von Ditfurth'a
aittir. Ve buradaki ifadeler bir materyalist ve evrimci olarak
evreni düzenleyen kanunlara bir açıklama getirmenin imkansız
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Materyalistler ve evrimciler her ne kadar evrendeki düzenin
ve canlılığın kökenini tesadüflere bağlasalar da, bu iddialarını
bilim, akıl ve mantıkla asla açıklayamazlar. Örneğin moleküler
seviyede gördüğümüz muhteşem özelliklerin tesadüfler sonucunda
oluştuğunu iddia etmeleri son derece mantıksızdır. Moleküler
seviyede tesadüfi bir olay, tüm maddeyi ortadan kaldırmaya
yetecek, evreni sadece etrafta uçuşan atomlardan oluşan bir
toz kütlesi haline getirebilecektir. Moleküler seviyede tesadüfi
bir olay elektronu atom çekirdeğine yapıştıracak veya ondan
tamamen uzaklaştıracak ve evren dediğimiz şey sadece atom
altı parçacıklardan oluşacaktır. Çünkü atomların dünyasında
var olan herşey; bu dünyayı oluşturan elementler, bunlara
etki eden kuvvetler, bunları meydana getiren şekiller, kısacası
herşey "hassastır". Bütün bunlar son derece küçük ve ince
oranlarla dengeye oturtulmuştur. Eğer dört temel kuvvetin
herhangi birisi çok az bile farklı olsaydı, bugün evren sadece
radyasyondan ibaret olabilirdi.
Eğer bir insan "tesadüfen oluşuma inanıyorum" diye ortaya
çıkabiliyorsa, bu durumda şu sorulara cevap verebilmelidir:
Tesadüfler atomu nasıl meydana getirmiş, bunun parçalarını
son derece özel bir denge ve hızda sabit tutmayı nasıl başarmıştır?
Eğer dört temel kuvvet tesadüfen belirlenmişse, o zaman nasıl
olmuştur da atomu oluşturabilecek en ideal değerleri bulmuşlardır?
Neden atomlar "yörüngeler" edinmişler, bu yörüngelerin 2,
8, 16 diye devam eden elektron sayılarına sahip olması zorunluluğu
ortaya çıkmıştır? Neden bu sayılar, yaşam için gerekli moleküler
bağlara imkan verecek elementlerin (örneğin karbonun) ortaya
çıkışı için en idealdir? Neden atomlar, yörüngelerindeki atomlara
belirli sayıları "tamamlatma" ihtiyacı duymakta ve böylece
"kimya"yı mümkün kılmaktadırlar? Tesadüflerin "karar verme"
gibi bir yetenekleri olabilir mi? Tesadüfler elektronları
nasıl olup da atomun etrafında farklı yörüngelerde tutmayı
başarabilmiş, neden her atom 8 elektron edinmek istemiştir?
Tesadüfler birkaç parçacığın birleşmesi ile nasıl kainatı,
yıldızları, havayı, maddeyi ve bizleri meydana getirebilmişlerdir?
Biri patlayıcı biri zehirli olan iki madde hangi tesadüfle
biraraya gelip son derece lezzetli ve gerekli bir besin haline
gelmiştir? Bu sayılan fiziksel ve kimyasal sabitlerin ötesinde,
bu gibi "doğa kanunları" ile açıklanamayan büyük mucizeye,
yani yaşamın kökenine evrimciler ne gibi bir açıklama getirmektedirler?
Kimyasal ve fiziksel reaksiyonlar canlı organizmalar oluşturamadıklarına
göre, bu organizmalar hangi tesadüflerin devreye girmesiyle
oluşmuş olabilirler? Bu tesadüflerin gerçekleşme ihtimalinin
tek bir protein için bile pratikte sıfır olduğu gerçeği karşısında
evrimcilerin yanıtı nedir?
DNA'nın kökeni nedir? Hangi tesadüf hücrenin canlı, sandalyenin
cansız olmasına karar vermiştir? Hangi tesadüf hücre içinde
bir molekül inşa edip ona "bilgi" verebilmiştir? Hangi tesadüf,
en gerekli olan yerlerde esnek bağların en gerekli olan yerlerde
de sağlam bağların meydana gelmesine karar vermiş ve hangi
tesadüf tek bir istisnada bile yanılmamıştır? Bu nasıl bir
tesadüfi olaydır ki, hücre içindeki moleküllerin her birine
ayrı ayrı kusursuz bir dizilim verebilmiştir? Bu tesadüfler
nasıl olup da insandan, bilim adamlarından, profesörlerden
daha akıllı olurlar? Nasıl her türlü detayı düşünür, hiç hata
yapmaz ve estetiği, sanatı, ihtiyacı ve ihtişamı birarada
meydana getirebilirler? Her atomun protonu, nötronu, elektronu
aynı olmasına rağmen nasıl hidrojeni farklı, demiri farklı
bir madde haline getirebilir, karbonun canlılığın temeli olmasını
sağlayabilirler? Bir molekülün zehirli, birinin yenilebilir,
diğerinin içilebilir olmasına karar veren hangi tesadüftür?
Tesadüfler bilinçli ve akıllı olabilirler mi, önceden plan
yapıp, geleceği tasarlayıp, karar verebilir, ince hesaplar
yapabilirler mi?
Moleküllerin özelliklerini ele alarak genel hatları ile sorduğumuz
bu sorular her zaman materyalistleri ve Darwinistler'i büyük
bir sıkıntı içine sokmuştur. Çünkü tüm bu soruların cevapları
materyalist çevreler ve evrim taraftarları tarafından çok
iyi bilinir ama hiçbir zaman dile getirilmez. Nihayet onlar
da kendi iddialarının asılsız olduğunu kimi zaman itiraf etmek,
kimi zaman da içten içe kabul etmek zorunda kalırlar. Hoimar
von Ditfurth, çok koyu bir evrimci olmasına rağmen, bu itirafı
yapan kişilerden biridir:
Bilimadamlarımızın
yüzyıllarca süregelmiş çabaları ve katlandıkları onca zahmetten
sonra varlıklarından ancak haberdar olabildiğimiz onca karşılıklı
ilişki ve sayısı neredeyse belirsiz doğa olayı, hayret ve
şaşkınlığın, gerçek bir hayranlığın kaynağı olmaz da ne olur?
Evrenin boyutlarından ve yıldızların gelişme yasalarından
atomların yapısına ve madde ile enerji arasındaki sır dolu
ilişkiye; içinde canlı bir organizmanın inşa planının depolanmış
olduğu hücre çekirdeğinin içindeki olaylardan beynimizdeki
elektrik akımlarının keşfedilmesine kadar, sadece ve sadece
bilimsel araştırmaların sonuçları olarak öğrendiğimiz hayranlık
uyandırıcı doğa olayları saymakla bitmez. (…) Gerçekten de
biyolojik işlevler yerine getiren tek bir protein molekülünün
kuruluşunun o olağanüstü özgünlüklerine bakınca, bunu, hepsi
doğru ve gerekli bir sıra içinde, doğru anda, doğru yerde
ve doğru elektriksel ve mekanik özelliklerle birbirine rastlamış
olmaları gereken birçok atomun, tek tek rastlantı sonucunda
buluşmalarıyla açıklamak mümkün değil gibi görünmektedir.61
Şu bir gerçektir ki, materyalizm elinizdeki kalemin ucunda
bulunan milyonlarca atomdan "sadece bir tanesinin" kökenini
ve nasıl denge bulduğunu açıklamaktan bile acizdir.
Bu kuşkusuz beklenen bir sonuçtur. Çünkü Allah'a iman etmeyen
herkes bu kaçınılmaz yenilgiyle er geç karşılaşacaktır. Hak
olan, her zaman üstündür, galiptir. Bu, Allah'ın kanunudur.
Bütün dünya biraraya gelip uğraşsa, hak olanı değiştiremeyecek,
ortadan kaldıramayacaktır. Bu gerçeği fark edemeyen materyalistler
ve Darwinistler aslında son derece boş ve sonuçları ancak
kendilerine zarar getirecek olan bir çaba içerisindedirler.
Hakka karşı batılı kullanarak mücadeleye girişmişlerdir. Bu
mücadelenin hiçbir aşamasında amaçlarını gerçekleştirememişlerdir.
Çabalarını sonuçlandırmaları ise mümkün değildir. Bu gerçek,
aklını kullanabilen insanlara Kuran ayetleri ile haber verilmiştir.
De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz
batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)
Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız,
o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o,
yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden
dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)
… Batıla inanan ve Allah'ı inkar edenler
ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır." (Ankebut Suresi, 52)
De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey)
ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir." (Sebe Suresi, 49)
… Allah, batılı yok edip-ortadan kaldırır
ve Kendi kelimeleriyle hakkı hak olarak pekiştirir (gerçekleştirir).
Çünkü O, sinelerin özünde olanı bilendir. (Şura Suresi, 24)
Hak olan, zaten açıkça kendisini göstermekte, üstünlüğünü
sergilemektedir. Bunu görmemek, üstelik bilim dünyasının içinde
olup görmemek, ancak görmeyi istememekle mümkün olabilir.
Zaten dünya hayatı da bu ikisi arasındaki ayrımın ortaya çıktığı,
ahirette adil hesaplaşma için insanların imtihan edildiği
bir deneme yeridir. Dünya hayatı, Allah'ın varlığını gören
ve O'nu takdir edenlerle, Allah'ın varlığını görmek istemeyen
ve inkar yoluna sapanların kendilerini tanıtmaları için yaratılmıştır.
Batılın haksız olduğunun görülmesi ve hakkın hak olarak pekişmesi
için dünya hayatında böyle bir kıyasın varlığı gereklidir.
Unutulmamalıdır ki, batıl olanı savunanlar, mutlaka yenilgiye
uğrayacak, Allah'ın ihtişamlı yaratışını ve mutlak varlığını
görmezden geldikleri için varlığından şüphe ettikleri ahirette
hiç beklemedikleri bir karşılık alacaklardır.
Sen yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve hikmet sahibi olansın.(Bakara Suresi, 32) |