|
MOLEKÜL MUCİZESİ
Bu, Allah'ın yaratmasıdır.
Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.
Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler.(Lokman
Suresi, 11)
MOLEKÜLDEKİ KUSURSUZ TASARIM
linizde
tuttuğunuz kitap, televizyonun camı ve mobilyası, yanınızda
duran meyve tabağı, oturduğunuz koltuk, yerdeki parkeler,
tavandan sarkan avize, halı, eliniz, tırnaklarınız, içtiğiniz
su... Bunların her biri birbirinden tamamen farklı özelliklere
sahip maddelerdir. Peki her biri atomlardan meydana gelen
bu maddeler nasıl olur da birbirlerinden bu kadar farklı özelliklere
ve görünüme sahip olabilir? Bu sorunun cevabı moleküllerde
saklıdır. Doğada var olan yaklaşık 109 farklı atomun çeşitli
miktarlarda ve çeşitli şekillerde biraraya gelmesi yeryüzündeki
bu müthiş çeşitliliği meydana getirmiştir.
Sadece 109 atomun farklı kombinasyonlarla biraraya gelmesiyle
oluşan çeşitlilik gerçekten olağanüstüdür. Oluşan her maddenin
bir veya birkaç kullanım yeri vardır ve birçoğu canlılık için
hayati öneme sahiptir. Şimdi bir düşünelim. Siz 109 ayrı parçanın
kombinasyonu ile kaç farklı madde meydana getirebilirsiniz?
Ayrıca bu maddelerin tümünün kullanılabilir olmasını sağlayabilir
misiniz? Elbette verebileceğiniz sayı sınırlıdır. Oysa hayranlık
verici bir yaratılış ile bu 109 farklı atom, muazzam çeşitlilikte
sayısız maddenin dışında, koku, tat, renk, sertlik, yumuşaklık,
akışkanlık, uçuculuk gibi detaylar da meydana getirirler.
Bu muhteşem sanat eşsiz güzellikleri ve çeşitliliği sağlarken,
yaşamın meydana gelmesi için de gereklidir. Örneğin, sadece
suyun üç farklı halde bulunabilmesi bile yaşamın temel sebeplerinden
birini oluşturmaktadır. (Bu konuya ileride daha detaylı olarak
değinilecektir.
Peki bu 109 atom nasıl milyarlarca farklı molekül meydana
getirir? İşte elektronların önemi burada ortaya çıkar. Bir
molekülün oluşması için elektronlar bir atomdan diğerine iletilir
veya iki atom arasında ortak kullanılırlar. Böylelikle ortaya
en az iki atomdan oluşan bir molekül çıkar. Bahsettiğimiz
bu işlem elbette tek bir cümle ile açıklanamayacak kadar komplekstir.
İki atomun söz konusu elektron alışverişi "kimyasal bağ" olarak
adlandırılır. Ancak ortada aslında herhangi bir bağ yoktur.
Sadece bir elektron iki atom arasında gidip gelmektedir. Atomları
birbirlerine bağlayan unsur elektronun bir atomdan diğerine
yaptığı bu yolculuktur. Elektronların paylaşımı anlamına gelen
bu kimyasal bağların şekli, biraraya gelen atomların niteliği
ve sayıları, molekülün de niteliğini belirler. Konuyu daha
iyi anlamak için öncelikle moleküllerin oluşmasını sağlayan
söz konusu kimyasal bağları incelemek yerinde olacaktır.
MOLEKÜLLERİ OLUŞTURAN KİMYASAL BAĞLAR
Serbest halde dolaşan bir atom, çevresindeki diğer atomların
itme veya çekim kuvvetinin etkisi altındadır. Bu etkiyle iki
atom birbirine yaklaşır ve birleşir, yeniden düzenlenir ve
kararlı bir yapıya ulaşırlar. "Kararlı yapı"dan kastedilen,
bu atomların proton ve nötronlarının birbirlerine uyum sağlamaları,
kendi özelliklerini bırakarak beraber yeni bir özelliğe sahip
olmaları, yepyeni bir madde oluşturmalarıdır. Örneğin, biraraya
gelmiş olan iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomu yepyeni
bir ürün ortaya çıkarabilmek için tümüyle değişmişlerdir.
Meydana getirdikleri kararlı yapı ise "su" molekülüdür.
|
Çevrenizdeki yüksek binalar, eviniz,
bahçenizdeki masa, yediğiniz meyve, içtiğiniz su... Bunların
her biri farklı özelliklere sahip farklı maddelerdir.
Doğada var olan yaklaşık 109 atomun çeşitli miktarlarda
ve çeşitli şekillerde biraraya gelmesi, yeryüzündeki bu
müthiş çeşitliliği meydana getirmiştir. Bu 109 atom, birbirinden
farklı maddeler meydana getirebildikleri gibi, koku, tat,
renk, sertlik, yumuşaklık, akışkanlık, uçuculuk gibi hayati
detaylar da meydana getirebilirler. Şimdi bir düşünün:
Siz 109 ayrı parçanın kombinasyonu ile farklı özelliklere
sahip kaç farklı madde oluşturabiliriniz? Elbette verebileceğiniz
sayı sınırlıdır. Bu kadar sınırlı ham madde ile böylesine
muazzam bir çeşitlilik, kuşkusuz Allah'ın yüce sanatıdır.
|
Ortaya çıkan ürünün kararlı olması önemlidir. Çünkü kararsız
olma durumunda parçalanır. Bu kararsızlığı şuna benzetebiliriz:
Bir organ nakli sırasında vücuda giren yeni bir organ, eğer
vücuda uyum sağlayamazsa, vücudun kararlı yapısını bozar ve
tüm metabolizmayı altüst eder. Benzer şekilde, birleşen atomların
da birbirlerine uyum sağlayarak kararlı bir yapı meydana getirmeleri
gerekir.
Meydana gelen moleküllerin kararlı olmaları için elektronlarının
özel bağlanma şekilleri vardır. Her atom, kendisi için hangisi
uygunsa o bağlanma şeklini kullanır. Şimdi hayati önem taşıyan
bu bağlanma şekillerinin neler olduğunu inceleyelim.
Elektron Alışverişi Yapan Atomlar İyonik
Bağlar Kurarlar
Atomların arasındaki elektron alışverişi, yeni bir iş kurmak
için sermayelerini birleştiren ortaklara benzer. Yeni bir
tesis açabilmek için ortaklardan birinin yeterli miktarda
sermayesi olmadığında, bir başkasından gerekli olan miktarda
sermaye alarak, o kişiyi ortağı ilan eder. Böylece iki ortaklı
bir iş anlaşması gerçekleşmiş olur. Sermaye daha büyüdüğünde,
ortakların sayısı da artabilir.

Atomlar ancak en dış yörüngelerindeki
elektron sayılarını 8'e tamamladıklarında kararlı bir
yapıya ulaşırlar. Neon atomu, en dış yörüngesindeki 8
elektronu ile son derece kararlı bir atomdur. |
Atomların arasındaki alışveriş de buna benzetilebilir. Çekirdeğin
çevresinde dönen elektron yörüngelerinden daha önce bahsetmiştik.
Atomlar, en dış yörüngelerinde bulunan elektron sayısını daima
8 yapma eğilimindedirler. Ancak bu şekilde "kararlı" bir yapıya
sahip olabilirler. Atomların elektronlarını 8'e tamamlamaları
içinse yukarıda anlattığımız gibi bir ortaklık kurmaları gerekmektedir.
En dış yörüngelerindeki elektronları, ya sermayelerini tamamlayıp
ortaklık kurmak için bir başka atoma vermeli veya bir başka
atomdan sermaye yani elektron almalıdırlar. Bu alışveriş sonrasında
elektron veren atom artı yüklü, elektron alan atom ise eksi
yüklü olacaktır. Zıt kutuplar birbirlerini çektikleri için
bu iki atom artık birbirlerinden ayrılamazlar. Bu şekilde
kurulan bağlara "iyonik bağ" denir ve bu bağlanmanın sonucunda
bir molekül oluşur.
Atomlar arası alışverişte fazla sayıda elektron transferi
için büyük miktarda enerji gerekmektedir. İşte bu nedenle
en makul ortaklık belirlenir. Örneğin klor atomu en dış yörüngesinde
yedi elektrona sahip bir atomdur. Yedi elektronunu bir başka
atoma vermektense bir başka atomdan tek bir elektron alması
onun sermayesini tamamlamasına yetecektir. Kendisine elektron
vermeye en uygun atom ise, sahip olduğu tek fazla elektron
sebebiyle sodyumdur. Sodyum, tek fazla elektronunu klora vererek
sodyumklorür molekülünün oluşmasını sağlar. İşte bu ortaklık
sonucunda günlük hayatta kullandığımız tuz ortaya çıkar. Bildiğimiz
sofra tuzu, aslında bu iki atomun elektron alışverişinden
başka bir şey değildir. Burada belirtilmesi gereken önemli
bir nokta da, tuzu oluşturan sodyumun aslında patlayıcı, klorun
ise zehirli olmasıdır. Kusursuz, planlı ve bilinçli tasarımın
sonucunda patlayıcı ve zehirli atomların karışımdan ihtiyacımızı
karşılayan bir madde ortaya çıkmaktadır.

Sodyum atomu, yedi elektrona sahip
olan klor atomunun kararlı bir yapıya ulaşması için sahip
olduğu tek elektronu klor atomuna verir. İyonik bağ ile
birleşen bu iki atomun oluşturduğu molekül sodyumklorürdür.
Bu da günlük hayatta kullandığımız sofra tuzunun formülüdür.
Dikkat çekici en önemli nokta ise, sofra tuzunu oluşturan
bu atomlardan sodyumun patlayıcı, klorun ise zehirli olmasıdır. |
Konuya başlarken verdiğimiz iş ortaklığı örneği, akıl ve
bilgi sahibi iki insan arasında, belli değerlendirmelerin
ve karşılıklı görüş alışverişinin yapılmasının ardından gerçekleştirilen,
kar-zarar hesabı yapılmış, bilinçli bir ortaklıktır. Bilinçli
olmasına rağmen, beraberinde pek çok sorun getirebilir, bugünün
değerlendirmeleri ile yarınınkiler uyuşmayabilir. Oysa bir
molekülün içinde gerçekleşen ortaklık alışverişi çok sağlam
ve kusursuzdur. Her atom, adeta dış yörüngesinde sekiz sayısına
ulaşması gerektiğini biliyor gibi davranmaktadır. Bu ortaklık
şimdiye kadar ne yedi elektronla ne de dokuz elektronla gerçekleşmiştir.
Doğru bir sonuca ulaşabilmek için atomların dış yörüngelerindeki
elektron sayısını hesaplamanın yanı sıra, bir hesap daha yapmaları
ve bir başka atoma elektron vermelerinin mi yoksa elektron
almalarının mı daha karlı olacağını tespit edebilmeleri gerekir.
Peki bu bilinç atoma mı aittir? Atom bunu planlayarak ya
da farkında olarak mı yapar? Elbette bu mümkün değildir. Söz
konusu akıl ve bilinç atomları yaratan, onlara sistemli ve
kusursuz davranmalarını ilham eden Allah'a aittir.
Atomların birbirleri ile bağlar kurmalarını sağlayan, kimyasal
reaksiyonlara izin veren bu kimyasal yapı, başlı başına bir
mucizedir. Eğer atomların, yörüngelerindeki elektronları belirli
bir sayıya tamamlama gibi bir eğilimleri olmasaydı, evrende
hiçbir kimyasal bağ ve reaksiyon gerçekleşmeyecek ve dolayısıyla
yaşam da mümkün olmayacaktı. Peki neden atomlar böyle bir
eğilime sahiptirler? Bilim adamlarının bu soruya getirebildikleri
bir cevap yoktur.
Atomların yapısının, yaşam için en uygun şekilde olmasının
tek açıklaması, bilinçli bir tasarımdır. Yani atomların yapısı,
bilinçli olarak, bağların oluşmasına imkan verecek şekilde
belirlenmiştir ve Allah, yeryüzünde bu mükemmel düzene olanak
verecek doğa kanunları yaratmıştır. Bu, bizlere tüm evreni
Allah'ın yarattığı ve bu yaratılışta bir amaç ve hikmet olduğu
gerçeğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Allah bir ayetinde
şöyle buyurmaktadır:
Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun
dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler,
açıkça bir sapıklık içindedirler. (Lokman Suresi, 11)
Atomlar, Birbirlerinin Elektronlarını
Paylaşır ve Kovalent Bağlar Kurarlar

Ne klorla sodyumu birleştiren oran, ne de hidrojen ile
oksijeni birarada tutan oran rastgele belirlenmiştir.
Tüm bu oranları belirleyen, bunları birbirlerine eşsiz
bir uyum içinde yaratan Allah'tır. |
Kimi zaman atomların birbirlerine verecek kadar çok elektronları
olmayabilir. Veya atomlar birbirlerine elektron vermek dışında
farklı bir bağlanma şeklini tercih edebilirler. Böyle zamanlarda
kendileri için gerekli olan elektronları ortaklaşa kullanırlar.
Bu adeta aralarından nehir geçen ve bir köprü ile birleşen
iki kara parçası gibidir. Aradaki birleştirici köprüyü elektronlar
oluştururlar. Elektronların bu şekilde ortak kullanılmaları,
atomlar arasındaki kovalent bağ olarak adlandırılır. Yeryüzünde,
önemli pek çok molekül bu bağı kullanarak meydana gelmektedir.
Atomların bu ortaklıklarını daha iyi anlayabilmek için verilebilecek
en iyi örnek, hidrojendir. Hidrojen sadece bir elektrona sahip
olduğu için son derece basit bir atomdur ve kararlı olabilmesi
için bu tek elektronu ikiye tamamlamaya çalışır. Bunun nedeni
şudur: Daha önce atomların sahip oldukları yörüngelerde belli
sayılarda elektronların bulunması gerektiğini, en son yörüngelerinde
mutlaka sekiz elektronun dolaşması gerektiğini belirtmiştik.
Bunun tek istisnası ilk yörüngedir; bu yörüngenin ideal elektron
sayısı ikidir. Dolayısıyla tek bir yörüngede tek bir elektrona
sahip olan hidrojenin kararlı hale gelebilmesi için bir elektron
daha edinmesi yeterlidir. Bunun için hidrojen, çeşitli atomlarla
bağ kurar. Atmosferde bulunan hidrojen gazı da iki hidrojen
atomunun kovalent bağ ile birleşmiş halinden başka bir şey
değildir.
Oksijen de aynı şekilde en dış yörüngesinde altı elektrona
sahip bir atomdur. Kararlı olabilmesi için elektron sayısını
sekize çıkarması gerekmektedir. Bunun için kendisi ile kovalent
bir bağ kurabilecek iki hidrojen atomuna ihtiyacı vardır.
Çünkü hatırlanacağı gibi, tek bir hidrojen atomu tek bir elektrona
sahiptir.
Bu oranlar ne oksijen ne de hidrojen için rastgele belirlenmiş
oranlar değildir kuşkusuz. Oksijenin, altı elektrona sahip
olması ve iki hidrojen atomunun onu tamamlayabilmesi de bir
tesadüf değildir. Söz konusu karşılıklı uyum sayesinde yaşam
için en gerekli olan maddelerden biri olan su oluşur. Bu oranları
belirleyen, birbirleri ile uyum içinde atomları ve suyu yaratan
Allah'tır. Bu gerçek ayette şu şekilde bildirilir:
… Böylece gökten su indirdik de sizleri suladık.
Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz. (Hicr Suresi,
22)
Bazı Atomlar Hidrojen Bağları ile Bağlanırlar
| 
(yanda) Renkli mikrograf (STM)
ile çekilmiş DNA çift sarmalının görüntüsü
|
Eğer bir hidrojen atomu iki atom tarafından ortaklaşa kullanılırsa
bu bağa hidrojen bağları adı verilir. Bunun için söz konusu
iki atomun negatif elektrik yüküne sahip olması gerekmektedir.
Buna verilecek en iyi örnek oksijen ve azot atomlarıdır. Hidrojen,
oksijen ve azot atomuna kovalent olarak bağlanabilir. Bu atomlarda
bulunan elektronlar, oksijen ve azot atomlarına hidrojenden
daha yakın durumdadırlar. Bunun da nedeni bu atomların çekim
kuvvetlerinin daha güçlü olmasıdır. Dolayısıyla hidrojenin
ve bağlanacağı diğer atomun elektronları hidrojen atomundan
uzaklaşırlar. Eksi yüklü elektronların hidrojenden uzaklaşmaları
hidrojeni pozitif duruma getirir ve iki negatif yüklü atom
arasında hidrojeni sabit tutar. İki atom arasında dolaşan
hidrojen atomu böylelikle bir bağ haline gelir ve iki atom
arasında bir hidrojen bağı oluşmuş olur.
Hidrojen bağları zayıf bağlardır. Bir bağın "zayıf" olmasının
anlamı, bu bağın kopması için az miktarda enerjinin yeterli
olmasıdır. Zayıf bağlar organizmada bulunan büyük moleküllerin
şekillenmesinde çok önemli bir rol oynarlar. Bunun nedeni
bu bağların "esnek" olmasıdır. Meydana getirdikleri maddeye
esneklik kazandırırlar. Ancak bu esneklik sırasında bağlarda
herhangi bir kopma meydana gelmez. Hidrojen bağlarının bu
ayrıcalığı yeryüzündeki pek çok molekül için oldukça büyük
bir önem teşkil etmektedir. Buna verilebilecek en açık örnek
DNA molekülüdür. Bu molekülün vücutta meydana getirdiği birbirinden
mucizevi işlemler, büyük ölçüde sahip olduğu hidrojen bağlarının
bir sonucudur. Bu konuya ve hidrojen bağları sayesinde ayrıcalık
elde eden diğer moleküllere sonraki sayfalarda detaylı olarak
değineceğiz.
| 
DNA'yı oluşturan moleküller
hidrojen bağı ile birleşirler. Bu bağ, DNA gibi hayati
önemde bir molekül için son derece özel bir tasarımdır.
Molekülün vücutta meydana getirdiği birbirinden mucizevi
işlemler, büyük ölçüde sahip olduğu hidrojen bağlarının
esnekliğinin bir sonucudur.
Nükleotidler, polimerlere şeker
ve fosfat grupları yoluyla kovalent olarak bağlanırlar.
Bu reaksiyon sırasında bir molekül su açığa çıkar.
Kovalent olarak bağlanmış olan şeker ve fosfat grupları
DNA'nın belkemiğini oluşturur. Nitrojen bazları içeriye
doğru yönelirler. Burada pek çok zayıf hidrojen bağı
sarmalın iki parçasını birleştirirler.
|
Molekül konusunu işlerken sık sık hatırlamamız gereken bir
gerçek vardır. Sizi ve sizin yaşamınızı oluşturabilmek için
meydana gelen atom kombinasyonları insanın tahmin edebileceğinden
çok daha fazladır. Düşünün ki, görünebilir tek bir noktada
bile galaksimizde mevcut olan yıldız sayısından çok daha fazla
atom bulunmaktadır.9
Elinizdeki elma, içinde yaşadığınız ev, üzerinde yaşadığınız
gezegen ve hatta kendi bedeniniz atomlardan meydana gelmektedir.
Yukarıda anlattığımız bağlar ise, son derece küçük boyuttaki
elektronların boşluk içinde yaptıkları gezintilerden başka
bir şey değildir. Bu gezinti; soluduğumuz havayı, yaşadığımız
evi, köpeğimizi, çiçeğin kokusunu, elmanın tadını, içtiğimiz
suyu, vücudumuzdaki enzimleri, gezegenleri, kısacası var olan
herşeyi meydana getirir.
Tek bir noktada milyonlarca sayıda bulunan bu atomlar arasında
gezinti yapan elektronların sayısını tahmin edebilir misiniz?
Bu kadar küçük bir dünyanın içinden bu kadar kapsamlı ve geniş
bir alem çıkması, güçlü elektron mikroskoplarıyla bakıldığında
bile belli belirsiz bir toz bulutundan ibaret olan elektronların
böyle büyük bir mucize meydana getirmeleri olağanüstü bir
durumdur. Yokluktan varlığın oluşması, boşluktan ağırlığın
ve maddenin meydana gelmesi, renksizlikten rengin, kokusuzluktan
kokunun ortaya çıkması, Allah'ın yaratışındaki üstünlüğün
delillerindendir. Tek bir elektrondan dağlara, yıldızlara
ve insanlara kadar herşeyi kusursuzca yaratan, sonsuz ilim,
kudret ve akıl sahibi, yerlerin ve göklerin hakimi olan Allah'tır.
Bir ayette şu şekilde bildirilir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir,
kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne
varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte
bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir.
(Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir
şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve
yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez.
O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Moleküllerin Hiç Dinmeyen Hareketi
Odanızda sakin oturuyorsunuz. Etrafınızda hiç ses yok. Çevrenizde
hiçbir hareketin olmadığını düşünüyorsunuz. Oysa etrafınızdaki
herşey, sizi çevreleyen hava bile hiç durmadan hareket ediyor.
Nasıl mı?
| 
Havada bulunan milyarlarca molekül, her saniye milyarlarca
kere dönerek birbirlerine çarparlar. Siz, sakin ve tek
başınıza bir odada oturduğunuzu zannederken aslında
bir molekül bombardımanının tam ortasında bulunursunuz.
Hareket eden yalnızca havadaki moleküller değildir.
Derinizdeki, masanızdaki, elinizde tuttuunuz kalemdeki
moleküllerde sürekli titreşim halindedirler. Bu yoğun
harekete rağmen, çevremizde her zaman sağlam ve dengeli
bir görüntü vadır.
|
Siz odanızda oturduğunuz koltukta, sakince elinizdeki kitabı
okurken sizi sarıp kuşatmış olan moleküllerin en küçük parçası
olan elektronlar saniyede 1000 km. gibi muazzam bir hızda
sürekli olarak dönmeye devam ediyorlar. Bunun dışında sizi
çevreleyen, hatta sizi oluşturan moleküllerin kendileri de
hiç durmadan hareket ediyorlar. Boşlukta dolaşan moleküllerin
hızları da neredeyse bir tabancadan atılan merminin hızına
eşit: Saniyede 1000 metreyi aşıyor.10
Havada bulunan milyarlarca molekül, her saniye milyarlarca
kere birbirlerine çarpar ve birbirleriyle tekrar çarpışıncaya
kadar dönmeye devam ederler. Dolayısıyla siz, sakin ve tek
başınıza bir odada oturduğunuzu zannederken aslında bir molekül
bombardımanının tam ortasında bulunursunuz. Bazen şiddetli
bir rüzgar haline gelen bu molekül bombardımanı, ağaçları
düşürecek ve binaları yıkacak kadar güçlü olabilmektedir.
Hareket edenler yalnızca havadaki moleküller değildir. Derinizdeki,
masanızdaki, elinizde tuttuğunuz kitaptaki moleküller de sürekli
olarak hareket halindedir. En güçlü vinçlerin bile zorlukla
yıktıkları taştan bir duvarın nasıl olup da sürekli olarak
hareket halinde olduğunu merak edebilirsiniz. Bir duvar gerçekten
de hareket halindedir, ancak duvarı oluşturan moleküller birbirlerine
çok daha yakın dizilmiş oldukları için sadece titreşirler.
Sürekli titreşim halindeki parçacıklardan oluşmuş olmalarına
rağmen, bizler etrafımızda hep katı ve sağlam cisimler görürüz.
Hareket halinde olmalarına rağmen hiçbir şey aniden kopup
parçalanmaz.
Moleküller arasında meydana gelen bu tip bir hareketin dengeli
de olması gerekmektedir. Bahsettiğimiz "titreme", katı cisimlerde
dengeyi sağlayan bir hareket biçimidir. Ayrıca, moleküllerin
kararlı bir şekilde tek bir yöne doğru hareketleri de söz
konusu değildir. Eğer böyle bir ihtimal gerçekleşseydi, ortaya
çıkacak olan sonuç oldukça şaşırtıcı olacaktı. Moleküllerin
tek bir yöne doğru topluca hareket etmeleri sonucunda bizler
üzerinde yemek yediğimiz masanın kendi kendine yana doğru
belirli bir mesafe yol aldığına şahit olurduk.11
Katı bir cismin
bu beklenmedik hareketi elbette şaşkınlık ve aynı zamanda
da kullanışsızlık meydana getirirdi. Ama biz hiçbir zaman
böyle bir durumla karşılaşmayız. Çünkü katı cismi oluşturan
moleküller de Allah'tan bir nimet olarak dengeli bir titreşme
hareketine sahiptirler. Bu nedenle hiçbir zaman tek yöne doğru
sabit hareketleri söz konusu değildir ve bir düzensizlik meydana
getirmezler.
Moleküllerin
ısıdan etkilenerek çeşitli hallere geçebilmeleri de bu hareketliliklerinin
ve enerjilerinin bir sonucudur. Örneğin su, moleküllerinin
birbirine en yakın olduğu zaman katı halini almaktadır. Isınıp
sıvı hale geçtiğinde moleküller, sürekli hareket halinde olmalarının
bir sonucu olarak, birbirlerinin üzerinden kayarlar. Sıvının
akışkan bir halde olmasının, yani bizim sıvıyı "karıştırabilmemizin"
nedeni budur. Suyun, daha da ısınıp moleküllerinin iyice birbirlerinden
ayrılmasını sağlayan aşaması ise gaz halidir. Buhara dönüşen
su, birbirinden gitgide uzaklaşan moleküllerden oluşmaktadır.
Birbirinden uzaklaşan bu moleküller, sürekli hareket halinde
olduklarından etrafa kolaylıkla yayılabilirler. Mutfakta pişen
bir yemeğin kokusunu işte bu nedenle arka odadan duyabilirsiniz.
Ellerinizi birbirine sürttüğünüzde ellerinizin aşırı ısınmasının,
bir tahta parçası üzerinde döndürdüğünüz tahta çubuğun ateş
almasının nedeni de moleküllerin hareketidir. Ellerinizi birbirine
sürttüğünüzde sürtünmeden etkilenen moleküller daha hızlı
hareket etmeye başlarlar. Ellerinizdeki sıcaklık hissi bu
hareketten doğan enerjinin bir sonucudur.
Moleküller hiç bitmeyen bir harekete sahip olmalarına
rağmen, bizler bunu çoğu zaman hissetmeyiz. Masa örtünüzdeki
milimetrik desenlerde bulunan moleküller de hareket halindedir,
ama söz konusu desenlerin bozulduğuna veya birbirine karıştığına
hiç şahit olmazsınız. Yüzünüzü de moleküller oluşturur ve
bu moleküller de hareket halindedirler. Ama yüzünüzde asla
bu sebepten kaynaklanan bir şekil bozukluğu meydana gelmez.
Yeryüzündeki herşey, en ince milimetrik oranlara sahip olanlar
bile böyle bir hareketliliğe sahiptir. Fakat çevrenizde buna
dair en ufak bir delil yoktur.
| 
Bir maddeyi oluşturan moleküller
hiçbir zaman sebebsiz yere birbirlerinden ayrılmazlar.
Molekülleri birbirinden ayırmak için belli bir sıcaklık
gerekmektedir. Suyun buharlaşması için belirlenmiş olan
sıcaklık dünyada varolan su miktarnın daima sabit kalmasını
sağlayan su döngüsünün başlıca sebebidir. Suyun bu özelliği
dünyada yaşamın var olması için Allah'ın yarattığı benzersiz
bir tasarımdır.
|
Moleküllerin hareketleri gelişigüzel değildir. Sıvılarda
birbirlerinin üzerinden kayan, gazlarda birbirlerinden uzaklaşan,
katılarda ise birbirlerine sıkıca yaklaşan moleküller bu düzeni
asla bozmazlar. Bir bardağı oluşturan moleküller hiçbir zaman
sebepsiz yere dağılıp birbirlerinden ayrılmazlar. Bardağı
moleküllerinden ayırmak için belirli bir ısı gerekmektedir.
Bu oran da yeryüzünde mükemmel bir ölçü ile belirlenmiştir.
Örneğin suyun, moleküllerine ayrışmasını sağlayan ısı oranı
bellidir. Ama aynı ısı, suyun içinde bulunduğu tencereyi moleküllerine
ayrıştırmaz. İşte bu nedenle tencere içinde rahatlıkla su
kaynatabiliriz. Tencere moleküllerinin birbirlerinden uzaklaşabilmeleri
için daha yüksek bir ısı gerekmektedir.
Böyle hassas ve sınırlı bir denge, bunu sağlayan ve bilim
adamlarının adına "doğa kanunu" dedikleri değişmeyen standartlar
var olmasıydı ne olurdu? Böyle bir denge olmasaydı o zaman
yeryüzündeki herşey belirli bir sıcaklıkta eriyebilirdi. Örneğin
evrendeki herşey ısıdan, suyun etkilendiği oranda etkilenseydi,
kendi vücudumuzdaki proteinleri ve hücreleri oluşturan moleküller
de dahil olmak üzere evrende hiçbir şey sabit kalmazdı. Ama
hiçbir zaman böyle bir tehlike ile karşı karşıya gelmeyiz.
Çünkü evrendeki herşey için belirlenmiş bir denge ve oran
vardır. Suyun belirli bir ısıya geldiğinde buharlaşması, hayati
önem taşıyan bu molekül için çok önemli bir ayrıntı ve özel
tasarlanmış bir dengedir. Yeryüzündeki su döngüsü, bu buharlaşma
sisteminin bir sonucudur. Her molekül, yeryüzünün şu anki
düzenini sağlayacak bir özelliğe sahiptir. Bu da elbette herşey
için belirli bir ölçü belirleyen ve her ölçüyü birbiri ile
kusursuz bir uyum içinde yaratan Allah'ın kudretinin bir göstergesidir.
Allah bir ayetinde şöyle belirtir:
… Şüphesiz, Allah herşeyin hesabını tam olarak
yapandır. (Nisa Suresi, 86) |