|
MOLEKÜL MUCİZESİ
Bu, Allah'ın yaratmasıdır.
Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.
Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler.(Lokman
Suresi, 11)
ATOMDAKİ MUCİZE

irkapının kolunu tuttuğunuzda, arkadaşınızla el sıkıştığınızda
ya da köpeğinizi okşadığınızda elinizde oluşan his, elinizi
oluşturan atomlarda bulunan elektronlarla kapının kolundaki,
arkadaşınızın elindeki veya köpeğinizin tüylerindeki atomlarda
yer alan elektronların birbirlerinden etkileşiminden başka
bir şey değildir. Soğuk bir havada dışarı çıktığınızda esen
ve yürümenizi zorlaştıran şiddetli rüzgar, havada büyük bir
hızla uçuşan atomların size yaklaşıp, sizi oluşturan atomlara
çarpmasıdır. Bir sıvının kaynaması ise, içindeki atomların
sıcağın etkisi ile hızlı hareket etmesidir. Kısacası, evrende
var olan küçük büyük herşey atomlardan ve atomların hareketlerinden
oluşmuştur.
Atomu mucizevi kılan, olağanüstü küçüklükteki boyutu ve sahip
olduğu özelliklerdir. Bir atomun çapı milimetrenin milyonda
biri kadardır. Bu büyüklüğü daha iyi anlayabilmek için şu
örneği verebiliriz: 100 milyon atomu yan yana koyduğunuzda
elde edeceğiniz uzunluk sadece bir santimetredir. Elinizde
tuttuğunuz kitabın ise tek bir sayfası yaklaşık 1 milyon atom
"kalınlığındadır."1 Bu
olağanüstü küçük boyuttaki mucizenin, evrendeki istisnasız
"herşeyi", devasa yıldızları, gezegenleri, dağları, denizleri
meydana getirdiğini bilmek ise buradaki mucizeyi ve olağanüstülüğü
daha açık bir şekilde sergilemektedir.
Boyutları böylesine küçük olan atom hakkında bir başka şaşırtıcı
gerçek ise, sahip olduğu bu küçük hacmin oldukça büyük bir
kısmının boşluktan meydana gelmesidir. Atomun %99,9999999'u
boşluktur. Geri kalan %0,1'den daha az kısmını ise atom altı
parçacıklar olarak nitelendirdiğimiz proton, nötron ve elektronlar
oluşturur. Nötron ve proton atomun içinde kenetlenmiş durumdadırlar
ve çekirdeği oluştururlar. Çekirdeğin hacmi, atomun hacminin
10 milyarda biri kadardır. Elektronlar ise bu çekirdeğin etrafında
hiç durmaksızın dönerler. Elektronlar öylesine küçüktürler
ki, varlıkları elektron mikroskobu altında bir toz bulutundan
başka bir şey değildir. Kütleleri, protonun kütlesinin 1/1840'i
kadardır. Bu sayıyı daha iyi anlamak için küçücük bir noktayı
1840 parçaya böldüğünüzü düşünün. İşte elektron bu parçaların
herhangi birinden çok daha küçüktür, çünkü proton görebildiğimiz
tek bir noktadan milyonlarca kat daha az bir kütleye sahiptir.
Bu durumda bahsettiğimiz alemin ne kadar küçük olduğu daha
iyi anlaşılabilmektedir.2

Atomun dolu olduğu belirtilen kısmı işte bu kadar küçük parçacıklardan
oluşmaktadır. Dünyanın en yüksek binalarından biri olarak
kabul edilen New York'taki ünlü Empire State binasındaki atomların
içindeki boşlukları kaldırmak mümkün olsaydı, geriye bir kutu
şekerden daha küçük bir madde kalırdı. Buna karşın kütlesi
değişmezdi ve bu küçük kutuyu en güçlü vinçler bile kaldıramazdı.3
Atomun içindeki boşluğu kaldırdığımızda atomun kütlesinin
değişmemesinin nedeni, atomu oluşturan tüm yoğunluğun çekirdekte
ve elektronda toplanmış olmasıdır. Bu nedenle çekirdek ve
elektron her ne kadar atomun yalnızca %0,1'lik bölümünden
daha küçük bir alanı kaplıyor olsa da, müthiş bir güce sahiptir.

Dünyanın en yüksek binalarından
olan Empire State, atomlarının içindeki boşluğu kaldırdığımızda
bir şeker kutusuna sığacak hacme ulaşacaktır. Ancak kütlesinden
bir şey kaybetmeyecek ve bu küçük kutuyu en güçlü vinçler
bile hareket ettiremeyecektir. |
Bir atom küçük olabilir. Bir santimetrenin sadece milyarda
biri kadar bir çapa sahip olabilir, ama atom altı parçacıklar
atomdan yüzbinlerce kez daha küçüktür. Atomun tamamına yakını
da "boş"tur. Bir atom çekirdeğinin bir pirinç tanesi ile aynı
boyutta olacak şekilde büyütüldüğünü düşünün. Bu durumda atomun
büyüklüğü bir futbol stadyumu ile eş değerde olacaktır ve
elektronlar ise tribünlerin etrafında uçuşan minik toz zerreleri
olacaktır. 20. yüzyılın başlarında İngiliz fizikçi Sir Arthur
Eddington bu gerçeği şu şekilde ifade etmiştir:
Bir masada oturuyorum ve bu yazıyı yazıyorum. Ancak bu "gerçek"
masayı tarif ettiğimde, bilim dilinde benim anladığım, bunun
bir "hayalet" olduğudur. Bu masa aslında, büyük bir kısmı
boşluktan oluşan atomlardan meydana gelmiştir.4
Fizikçi ve psikolog Peter Russell söz konusu %0.0000001 maddenin
ise bildiğimiz anlamda madde olmadığını şöyle açıklamaktadır:
Kuantum teorisinin gelişmesiyle fizikçiler atom altı parçacıkların
dahi katı madde olmaktan uzak olduklarını keşfettiler. Aslında
madde bile sayılamazlar, en azından bildiğimiz madde değiller.
Tam olarak ayrıştırılamazlar ve ölçülemezler. Genellikle parçacıktan
daha çok radyo dalgalarını andırırlar. Kesin bir yere sahip
olmayan, ama var olma potansiyeli olan belirsiz bulutlar gibidirler.
Madde dediğimiz şey her ne ise, eğer varsa da çok az bir maddeye
sahiptir.5
Fizik profesörü ve Max-Planck Fizik Enstitüsü Başkanı Hans-Peter
Dürr ise "madde maddeden yapılmamıştır"6
sözleriyle bu gerçeği açıkça ifade etmektedir.
Özetlemek gerekirse, biz her ne kadar dokunduğumuz maddeyi
sert olarak algılasak da, maddenin temelinde bu sertliği,
katılığı sağlayacak bir malzeme bulunmamaktadır. Maddeyi oluşturan
atomlar boşluklardan ve enerji dalgalarından meydana gelmektedir.
ATOMU BİRARADA TUTAN PARÇALAR
Gözle görülmeyecek kadar küçük parçacıkların nasıl olup da
bir boşlukta düzenlenerek atomu oluşturabildikleri önemli
bir sorudur. Bu parçacıklar, atomu çok özel bir tasarım ile
meydana getirmektedirler. Bu tasarımın en önemli özelliklerinden
biri, parçaların birbirlerini itmelerini ve çekmelerini sağlayan
temel kuvvetlerin varlığıdır. Bu temel kuvvetler, atmosfer
basıncından dünyanın yörüngesine kadar evrendeki tüm hassas
dengeleri kontrol altına aldıkları gibi, atomu oluşturan parçacıklar
üzerinde de etkilidirler. Bu dört temel kuvvet; Güçlü Nükleer
Kuvvet, Zayıf Nükleer Kuvvet, Yerçekimi Kuvveti ve Elektromanyetik
Kuvvet'tir.

Evrendeki tüm dengeleri kontrol altına alan dört temel
kuvvet, öylesine hassas bir orana sahiptir ki, bu orandaki
küçük bir değişiklik, canlılığın yok olmasına sebep olabilir.
Hassas orandaki küçük bir bozulma, gezegenlerin birbirleriyle
çarpışıp birer toz bulutu haline gelmesine ve dolayısıyla
evrenin silinip gitmesine neden olabilir. |
Bu kuvvetler öylesine hassas bir orana sahiptirler ki, bu
orandaki en küçük bir değişiklik, canlılığın yok olmasına,
gezegenlerin birbirleriyle çarpışıp birer toz bulutu haline
gelmesine ve dolayısıyla evrenin silinip gitmesine neden olabilir.
Örneğin Yerçekimi Kuvveti biraz farklı olsa, yıldızların sabit
konumu etkilenecek, yıldızlar ya birbirlerinden uzaklaşarak
uzay boşluğunda başıboş dolaşacaklar ya da birbirlerine gitgide
yakınlaşarak çarpışacaklardır. Dört temel kuvvet, devasa boyutlar
için olduğu kadar en güçlü mikroskoplar altında bile zorlukla
görülebilen mikro alemler için de denge sağlayacak kusursuz
oranlarla yaratılmışlardır. Her bir kuvvet, evrende üstlendiği
görevi yerine getirebilmek için planlanmış özel bir tasarımın
ürünüdür. Bu tasarım ise, en küçükten en büyüğe kadar her
varlığı kusursuzca yaratan Allah'a aittir. Allah, yerde ve
gökte en küçükten en büyüğe kadar herşeyin bilgisine sahip
olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:
...
Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak
(saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı
da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Sebe
Suresi, 3)
Bu kuvvetlerden Güçlü Nükleer Kuvvet, atomun içinde son derece
büyük ve önemli bir denge sağlar. Normal şartlarda atomun
içinde protonların birbirlerini itmeleri ve mümkün olduğunca
birbirlerinden uzaklaşmaları gerekmektedir. Çünkü protonlar
artı yüklüdürler ve aynı yükler birbirlerini daima iterler.
Ancak evrende var olan Güçlü Nükleer Kuvvet sayesinde protonlar,
yüksüz olan nötronlarla birlikte çekirdekte birbirlerine kenetlenmiş
haldedir. Bir başka deyişle Güçlü Nükleer Kuvvet, protonları
birarada tutarak atomun merkezindeki çekirdeği oluşturur.
Bu gücün şiddetini anlayabilmek için atom bombasının meydana
getirdiği etkiyi düşünmek yeterlidir. Bu bomba, atom çekirdeğine
bir parçacık -genellikle nötron-, fırlatılması ile çekirdeğin
parçalanması sonucunda oluşmaktadır. Çekirdek parçalandığında,
çekirdekteki proton ve nötronları birarada tutan kuvvet açığa
çıkmakta, karşısına çıkan her canlıyı "kül" haline getiren
ve radyoaktif etkisi yıllarca devam eden benzersiz bir güç
oluşmaktadır. Bu, sadece, gözle görülmeyen bir atomun içine
gizlenmiş olan ve karşısındaki insanları aciz ve savunmasız
bırakan bir kuvvettir. Çekirdeğe etki eden söz konusu Güçlü
Nükleer Kuvvet öylesine dengelidir ki, evrenin oluşumundan
beri maddenin var olması ve aynı zamanda bir denge içinde
varlığını sürdürmesi için en uygun değere sahiptir. Eğer söz
konusu kuvvet biraz daha güçlü olsaydı proton ve nötronlar
birbirlerinin içine geçerlerdi. Eğer biraz daha az olsaydı,
bu parçacıklar birbirlerinden ayrılıp uzaklaşırlardı. Bu durumda
canlı veya cansız varlıklardan, Dünya, Güneş veya evrenden
kuşkusuz söz edilemezdi.

Nötron bir uranyum veya bir plütonyum tarafından yakalandığında
reaksiyon zinciri başlar. Ortaya çıkan dengesizlik çekirdeği
bölünmeye, enerji ortaya çıkarmaya ve açığa çıkan iki
nötronu daha fazla çekirdek bölünmesi için serbest bırakmaya
zorlar. Tek bir atomun parçalanmasıyla ortaya çıkan kuvvet
devasadır. |
Atomları kararlı ve dengeli bir yapıda tutmaya yarayan bir
diğer güç ise Zayıf Nükleer Kuvvet'tir. Özellikle içinde fazla
sayıda nötron ve proton olan atomlar için önemli olan bu kuvvet,
atomun içinde bir nötronun protona dönüşmesi gibi bir durumda
atomun parçalanmasını engellemektedir. Bu son derece önemli
bir önlemdir, çünkü hatırlanacağı gibi atomun parçalanmasının
anlamı bir atom bombasının oluşmasına neden olan gücün açığa
çıkmasıdır. Bazı atomlarda kontrolsüzce meydana gelebilecek
bu durum büyük bir tehlikedir ve Zayıf Nükleer Kuvvet'in etkisi
sonucunda ortadan kalkmaktadır.
Atomun içinde Güçlü ve Zayıf Nükleer Kuvvetler'in, proton
veya nötron kadar etki etmediği bir parçacık vardır: Elektron.
Elektronun diğer parçacıklar kadar etkilenmemesinin nedeni
diğerlerine göre çok daha küçük olmasıdır. Elektronların,
çekirdeğin çevresindeki yörüngelerinden ayrılmadan dönmelerinin
nedeni, onlara etki eden Elektromanyetik Kuvvet'tir. Elektron,
sahip olduğu eksi elektrik yükü nedeni ile, artı yüklü çekirdeğin
çevresinde hiç durmadan döner. Dönüşü sırasında ortaya çıkan
merkez kaç kuvveti, Elektromanyetik Kuvvet ile dengelenir
ve böylece elektron yörüngede kalır. Elektromanyetik Kuvvet'in
hassas değeri ise elektronların çekirdeğe yapışmalarını veya
çekirdekten tamamen uzaklaşmalarını engellemektedir. İşte
"atom"un yapısı bu şekilde oluşur.
Molekülleri tanıyabilmek için büyük bir öneme sahip olan
elektronlara geçmeden önce, atomun şimdiye kadar kısaca anlattığımız
yapısı hakkındaki detaylar üzerinde biraz düşünelim. Şu ana
kadar okuduğunuz bilgiler, herhangi bir fizik kitabında bulabileceğiniz
bilgilerden farklı değildir. Ancak o tip kitaplarda atomun
yapısındaki mükemmelliğin, insanı düşündüren mucizevi yönünün
vurgulandığına pek şahit olmamışsınızdır. Milimetrenin milyonda
biri büyüklüğündeki cansız parçacıkların, büyük bir ustalıkla
ve eksiksiz bir tasarımla biraraya gelerek nasıl canlılığı
ve cansız maddeleri oluşturdukları, milyarlarca yıldızı, ırmakları,
gökyüzünü, dağları, çiçekleri, insanı, denizleri nasıl meydana
getirdikleri ve bunlara nasıl olup da bir düzen verebildikleri
genellikle üzerinde durulmayan konulardır.
Yine çoğu kez sözü edilmeyen çok önemli bir gerçek vardır:
Evrendeki dört temel kuvvetin şiddetleri birbirinden çok farklıdır
ve bu fark çok ince bir dengeye dayanmaktadır. Örneğin Güçlü
Nükleer Kuvvet, Yerçekimi Kuvveti'nin değerinden yaklaşık
"milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyar" kadar
daha büyüktür. Güçlü Nükleer Kuvvet ile Elektromanyetik Kuvvet
arasında ise "milyon kere milyon"dan daha büyük bir fark bulunmaktadır.

Atomdaki Mucize Sıradan
bir madde, molekülleri meydana getirmek için elektromanyetizma
ile biraraya gelen ve böylece katı, sıvı ve gazları oluşturan
atomlardan oluşur.
Atomlar, bir elektron bulutu ile sarılmış olan yoğun bir
çekirdekten oluşurlar. Elektromanyetik Kuvvet, çekirdeği
ve elektronları birarada tutar.
Çekirdek, proton ve nötronlardan meydana gelir.
Bunlar birbirlerine Güçlü Nükleer Kuvvet ile bağlanmışlardır.
Proton ve nötronların her biri üç kuarktan oluşur. Bunlar
da Güçlü Nükleer Kuvvet ile biraraya gelirler.
|
Eğer bu değerler biraz farklı olsalardı ne olurdu?
Protonlar çekirdekte birarada durmaz, elektronlar etrafa
dağılır ve evrende tek bir tane bile atom olmazdı. Tüm evren,
radyasyondan ibaret olurdu. Yıldızlar, gezegenler ve insanlar
var olamazdı.
Örneğin şu anda eğer bedeninizi oluşturan atomların Güçlü
Nükleer Kuvvet'i birazcık olsun zayıflasa, vücudunuz bir anda
tuzla buz olur. Bunun için sadece "binde birlik" bir oynama
bile fazlasıyla yeterlidir.
Ama bedeninizi ve diğer maddeleri oluşturan atomlar, dört
temel kuvvetin hassas dengesi sayesinde hep istikrarlı olarak
dururlar. Dört temel kuvvetin değerlerindeki bu hassasiyet,
bilim adamlarını son derece şaşırtmıştır. Bu bilim adamlarından
biri olan ünlü astrofizikçi Paul Davies, şu yorumu yapar:
Eğer biraz daha farklı sayısal değerler seçilmiş olsaydı,
evren çok daha farklı bir yer olacaktı. Ve büyük olasılıkla
onu görmek için biz burada olamayacaktık... İnsan kozmolojiyi
araştırdıkça, inanılmazlık giderek daha belirgin hale gelir.
Evrenin başlangıcı hakkındaki bu bulgular, evrenin, hayranlık
uyandırıcı bir hassasiyetle düzenlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.7
Evrenin, hayranlık uyandırıcı bir hassasiyetle düzenlenmiş
olması, yaratılmış olması demektir.
Bu gerçeğin bir diğer ilginç yönü ise, kullanılan kavramları
biraz incelediğimizde ortaya çıkar. Bilim adamlarının evrendeki
fiziksel güçleri "Dört Temel Kuvvet" olarak tanımladıklarını
belirtmiştik. Ama tanımlama, neden böyle kuvvetlerin var olduğu
ve eden çok dengeli oldukları sorusunu açıklamaz. Eğer bu
tanımların daha ötesine gidersek, evreni, gerçekte tek bir
Kudret Sahibi'nin her an düzen içinde tuttuğu gerçeği ile
karşılaşırız.
Modern fiziğin ulaştığı bu gerçek, aslında Allah'ın Kuran'da
1400 yıl önce bildirdiği bir sırrın keşfinden başka bir şey
değildir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar
diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval
bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz.
Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Biraz düşünen, aklını ve vicdanını kullanan her
insan için, %99.9999999'dan fazlası boşluktan oluşan bir atomun
bu kadar önemli özelliklere sahip olması, Allah'ın yaratışının
mucizelerinden biridir. Allah'ın yarattıklarında inananlar
için deliller olduğunu Rabbimiz şöyle bildirmektedir:
Gerçekten, gece ile gündüzün ardarda gelişinde
ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan
bir topluluk için elbette ayetler vardır. (Yunus Suresi, 6)
Atomun bu kusursuz yapısı, içinde daha pek çok
özelliği barındırmaktadır. Bunlardan en önemlisi atomların
biraraya gelerek molekülleri oluşturmalarıdır. Bu konuya geçmeden
önce moleküllerin meydana gelişinde en önemli role sahip olan
elektronları inceleyelim.
Atomun En Dış Sınırı: Elektronlar

Elektronlar, sahip oldukları yoğun
enerjinin ve kendilerine etki eden kuvvetlerin tesiriyle,
hem kendi çevrelerinde hem de çekirdeğin çevresinde belirli
bir yörüngede durmaksızın dönerler. Elektronların, sahip
oldukları enerji sayesinde gerçekleştirdikleri bu dönüş,
evrendeki dengenin en önemli sebeplerinden biridir. |
Atomun içinde, -son dönemlerde keşfedilmiş daha küçük parçacıkları
dikkate almazsak- temel parçacıkların en küçüğü elektronlardır.
Elektronlar, proton ve nötronların neredeyse ikibinde biri
kadardır. Elektronların enerjileri oldukça yoğundur. Elektronların,
çekirdek çevresinde belirli yörüngeleri vardır. Sahip oldukları
yoğun enerjinin ve kendilerine etki eden kuvvetlerin tesiri
ile bu yörüngelerde hem kendi çevrelerinde hem de çekirdeğin
çevresinde durmaksızın dönerler.
Elektronların sahip oldukları enerji ile son derece kusursuz
bir denge meydana gelir. Bu dengeyi şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:
Uzun bir çubuğun ucunda geniş bir tabağı sabit tutmanız normal
şartlarda imkansızdır. Ama eğer tabağı belli bir hızda döndürürseniz,
tabak çubuğun ucunda durur. Tabak, hızını kaybettiğinde ise
kaçınılmaz olarak düşüp kırılacaktır. Dolayısıyla böyle bir
denge için gerekli olan tek şey uygun düzeyde enerjidir. İşte
evrendeki başlıca dengelerin temelindeki sır budur. Gezegenleri
Güneş'in, elektronları ise atom çekirdeğinin çevresinde tutan
gücün kaynağı bu enerjidir. Elektronlar büyük bir hassaslıkla
ayarlanmış bu enerji sayesinde çekirdeğin çevresinde hiç durmadan
dönerler. Yüksek enerjileri nedeniyle yaptıkları bu dönüş
hareketi onların çekirdeğin etrafından savrulup uzaklaşmalarını
engellemektedir.
Elektronların dönüş hızı ise gerçekten hayret vericidir.
Elektronlar, çekirdeğin çevresinde saniyede 1.000 km. gibi
olağanüstü bir hızla dönerler.8 Bu
yüksek hıza rağmen birbirleriyle asla çarpışmazlar. Bunun
nedeninin elektronların eksi yüklü olması ve dolayısıyla birbirilerini
itmeleri olduğu kabul edilir. Ancak bu cevap, ortada çok büyük
bir mucize olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Neden elektronlar
eksi yüklüdür? Neden aynı yükler birbirini iter? Birbirini
iten bu parçaçıklar nasıl yörüngeye oturmuşlardır? Tüm bu
sorular, bize bir kez daha atomdaki hassas denge ve tasarımı
gösterir. Kimi atomlarda ise çekirdeğin çevresinde 100'den
fazla elektron dönmektedir. Toplam 7 yörüngeye dağılmış olan
elektronların hiçbir karışıklık çıkarmadan, birbirleri ile
çarpışmadan, müthiş bir düzen içinde hızla dönmeleri, kusursuz
bir tasarımın eseridir.
Çekirdeğin etrafında yedi farklı enerji düzeyi, yani yedi
farklı yörünge vardır. Elektronlar sahip oldukları enerji
seviyelerine göre bu yörüngelerden birine tutunurlar. Kütleleri
ve hızları daima birbirinin aynı olan elektronların neden
farklı enerji seviyelerine sahip oldukları ise dikkat edilmesi
gereken bir noktadır. Evrende var olan sistemde, birbirinden
farklı yörüngeleri, birbirlerinden farklı boyut ve hızdaki
maddeler meydana getirirler. Buna verilebilecek en iyi örnek
Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerdir. Her biri birbirinden farklı
kütlelere ve farklı hızlara sahip olan gezegenler, bunun doğal
bir sonucu olarak birbirlerinden farklı yörüngelerde dönerler.
Ancak elektronlar için bu kural geçerli değildir. Birbirlerinden
herhangi bir farkları bulunmayan, kütleleri ve hızları daima
aynı olan bu parçacıkların farklı enerji seviyelerine sahip
olmaları için aslında hiçbir sebep yoktur. Bu, Allah'ın yarattığı
son derece özel bir tasarımdır. Çünkü moleküllerin oluşabilmeleri
için birbirinden farklı olan bu yörüngelerin varlığı şarttır.
Atomun içinde birbirinden farklı yörüngeler bulunması, bizleri
ve tüm evreni oluşturan molekülleri meydana getirmektedir.
Aynı zamanda renkleri de oluşturmaktadır çünkü çeşitli renklerin
varlığının nedenlerinden biri, farklı yörüngelerdeki elektronların
birbirlerinin yörüngelerine atlamalarıdır.
 |
Gözle görülmeyen atomun içinde, sadece bir bulut kümesi
gibi bulunan elektronların sahip oldukları özellikler, molekülleri
oluşturmak için kurulmuş olan kusursuz düzen ve gözle görülmeyen
bu alemin canlı ve cansız tüm varlıkların temelini oluşturması,
oldukça önemli bir konudur. İleride daha da detaylı olarak
görüleceği gibi, bu düzenin tek bir aşaması veya parçası dahi
tesadüfen oluşamayacak kadar mükemmel bir tasarıma sahiptir.
Bu kusursuz ve üstün sanatın sahibi ise Allah'tır. Allah bir
ayetinde şöyle bildirir:
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir.
O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen
vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi,
2) |