MİKRODÜNYA MUCİZESİ
Mantarlar, Küfler ve Mayalar
Mantarlar içlerinde klorofil
taşımayan canlılardır. Bünyesine girdikleri canlılarda
genellikle enfeksiyon meydana getirerek hastalık yaparlar.
Ama aynı zamanda yeryüzündeki canlıların besin ve mineral
ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü karşılamaktadırlar.
Dolayısıyla dünyada yaşamın devamı için gereklidirler.
Mikro alemin bu üyesinin yaklaşık 90.000 farklı türü tanımlanmıştır.
Bazı tahminlere göre bu canlı, bilinen ve bilinmeyenlerle
birlikte 1.5 milyon farklı türden oluşmaktadır.82
Mantarlar genellikle
karanlıkta, nemli ortamlarda ve organik maddelerin bulunduğu
her yerde ürerler. Sıcak ortamları tercih ederler. Soğukta
pek fazla üreyemeseler de onları dondurarak öldürme imkanı
yoktur. Soğukta bir çeşit kış uykusuna yatarlar ve hareketsiz
olarak sıcak havaların gelmesini beklerler.83
İnsan vücudunda bulunan 55 tür mantar içinde 30'a yakını
hastalık yapıcıdır. Diğerleri ise saprotif, yani zararsızdırlar.84
Mantar, üstlendiği göreve ve
özelliklerine göre, küf ve maya şeklini alır. Fermantasyon
işleminde kullanılan mayalar, ilaç ve yiyecek yapımında
kullanılan küfler, aslında hastalık yaparak bitki veya
hayvanların ölümüne sebep olan mantarların farklı versiyonlarından
başka bir şey değildir. Mantar, yeryüzünün oldukça geniş
bir alanına hakim olan bir canlıdır. Öyle ki Oregon Eyalet
Üniversitesinden Elaine Ingham, bir ormandan alınan bir
çay kaşığı topraktaki bütün mantar liflerinin uç uca eklendiklerinde
1,5 mil (yaklaşık 2.5 km) kadar yayılabildiklerini ve
aynı kaşıkta bulunan bakterilerden dört bin kat daha ağır
geldiklerini hesaplamıştır. Nemli, deniz seviyesinin altındaki
ormanlarda ise bir çay kaşığındaki mantar öbeği 65 hatta
650 km kadar uzayacaktır.85
Mantarın yeryüzündeki bu istilası canlılığın varlığı için
son derece önemlidir. Bu konuyu bir başka başlık altında
inceleyelim.
Mantarlar Yeryüzünde Yaşamın
Devamı İçin Gereklidirler
Mantarlar, çevrelerindeki herşeyi
rahatlıkla parçalayabilirler. Çünkü mantarların
vücutları, mycelia denilen mikroskobik dallardan
oluşmaktadır. |
Mantarların önemli bir özelliği vardır. Bu
canlılar ayrıştırıcıdırlar. Bunun anlamı şudur: Bu canlılar,
doğadaki kompleks organik maddeleri basit organik bileşiklere
ve inorganik moleküllere dönüştürürler. Yani diğer canlıların
bünyelerine alamadıkları besinleri basit bileşikler şeklinde
parçalar ve onlara sunarlar. Bunu yaparken amaçları kendi
yaşam enerjilerini sağlamaktır. Bunun için kullandıkları
yöntem ise oldukça ilginçtir. Mantarlar, diğer canlılar
gibi besinleri yedikten sonra sindirmezler. Önce sindirir,
yani eritir sonra yerler. Bunun için özel bir enzim salgılar
ve yiyecekleri maddeyi parçalara ayırırlar. Çevrelerindeki
herşeyi bu yöntemle rahatlıkla parçalayabilirler, çünkü
mantarların vücutları mycelia adı verien dallara ayrılmış
mikroskobik ince tellerden oluşmaktadır. Besin sindirimi
için bu hücreler büyük bir hızla uzarlar.
Bunu mikroskopta bile takip
edebilmek mümkündür. Uzayan bu kollar yenilebilen herşeyi,
hatta katı maddelerin %100'ünü parçalayıp sindirebilen
enzimler salgılarlar. Söz konusu ince tellerin çapı 1
inç'in (yaklaşık 2,5 cm.) 100 binde biri kadardır ve her
yarım saatte bir dal oluşur. Bu öyle hızlı bir büyümedir
ki, bu şekilde çoğalan tek bir sporun iki günlük gelişimi
sonucunda hücrelerin toplam uzunluğu yüzlerce kilometreyi
bulabilir.86
Mantarın bu kolları canlının
çok çeşitli yerlere ulaşmasını sağlamaktadır. Bu kollar
ve söz konusu enzim sayesinde meydana gelen ayrıştırma
işlemi, mantarı yaşamın en temel canlılarından birisi
haline getirmektedir. Yeryüzünde böyle bir yöntem ile
organik molekülleri basit organik maddeler haline getirebilen
mantarlar ve bakteriler dışında bir başka canlı yoktur.
Peki bu dönüşüm neden önemlidir? Bu dönüşüm önemlidir,
çünkü bazı canlılar kompleks organik maddeleri bünyelerine
alabilme özelliğine sahip değildirler. Bunların basit
parçalara ayrılması gerekmektedir. Mantar bu kompleks
maddeleri basit organik maddeler şekline getirerek diğer
canlılara sunar.
Mantarlar, diğer mikroorganizmalarla
birlikte toprak altında besinleri, hücre materyalleri
haline getirmek için faaliyet halindedirler. |
Bunun yöntemi ise şudur: Mantarın,
besin kaynağına salgıladığı enzim, bu maddeyi küçük moleküller
haline getirir. Ve daha sonra mantar kendi besinini içine
çeker. Ancak geriye enzim sayesinde ayrıştırılmış organik
maddeler kalır. Mantarlar, bu maddelerin ayrıştırılması
ile karbon, nitrojen, fosfor gibi önemli kimyasalların
açığa çıkmasını sağlar ve bunları yaşayan organizmaların
kullanımına hazır hale getirirler. Bu ayrıştırma meydana
gelirken aynı zamanda atmosfere fotosentez yapan canlılar
için gerekli olan karbondioksit salgılanır ve yaşam için
son derece önemli besin maddeleri olan mineraller toprağa
geri döner. Bu ayrıştırma işlemi oldukça kapsamlıdır.
Mantarlar, ölü bitkileri, ölü hayvanları, boyaları, ayakkabıları,
plastikleri, kağıtları, kıyafetleri ve hatta benzini bile
ayrıştırabilme gücüne sahiptirler.87
Böyle bir ayrıştırma
olmasaydı ne olurdu? Böyle bir ayrıştırma olmasaydı, canlılığın
devamı ve yaşamın oluşabilmesi için gerekli olan temel
besinlerin tümü ölü hayvan ve bitkilerin içinde saklı
olarak kalacaktı. Bu besinlerin açığa çıkarak yeryüzüne
tekrar dönmesi hiçbir şekilde mümkün olmayacaktı. Yaşam
için gerekli döngülerden bir tanesi gerçekleşmediği için
de, yeryüzünde hayat bir süre sonra sona erecekti.
88
Bu durumda mantarların yeryüzü için vazgeçilmez mikroorganizmalar
olduğu ortadadır. Belki sadece kendi besinlerini sağlama
peşindedirler, salgılamakta oldukları enzimin gücünden
muhtemelen haberleri bile yoktur. Ancak sırf kendi besinlerini
elde edebilmek için tüm canlılara hayat kaynağı olurlar.
Mantarlar kimi zaman da gübrelerin
içine yerleşir ve burada da ayrıştırma işlemini yaparlar.
Bu işlem oldukça önemlidir. Mantarlar, gübre içinde parçalama
işlemine başlar ve selülozu tüketirler. Selülozun çoğu
tüketilir tüketilmez, bakteriler de işe koyulur ve ayrıştırma
işlemi bu defa bakteriler tarafından devralınmış olur.89
Gübrenin, topraktaki bitkiye fayda sağlamasının sırrı
budur.
Mantar, aynı zamanda besinleri yeni hücre materyalleri
haline getirme konusunda da adeta bir uzmandır. Eğer bulunduğu
yerde sindirmesi gereken aşırı miktarda besin bulunuyorsa,
bu besinleri kendi bedeninde pek çok hücreden oluşan bir
kitle içinde saklar. Böylece sahip olduğu besini kendisi
için depolamakla kalmaz, kendi bedenini genişleterek yeni
depolar da meydana getirir. Besin ihtiyacı olmasa bile,
besin kaynaklarını, Allah'ın kendisine ilham ettiği bir
yöntemle saklaması gerektiğinini bilincindedir.
Mantarlar Bitkilerle Simbiyotik
İlişki İçindedirler
Mantarla bitkiler arasında karşılıklı yardımlaşmaya
dayanan bir ilişki vardır ve bu birlikteliği sağlayan
mantara Mycorrhizae adı verilmektedir. Yeryüzündeki bitkilerin
%90'ından fazlası mantarlarla böyle bir ilişki içindedir.
Kimi bitkiler mantarların yardımı ile daha da güçlenip
canlanırken, kimisinin hayatta kalması tamamen bu mantarlara
bağlıdır.
Bitkilerle simbiyotik ilişki içine
giren mycorrhizea mantarının yapısı. |
Mantarın toprakta gerçekleştirdiği
ayrıştırma bitki için mineral, yani besin sağlamaktadır.
Bu şekilde hazır mineralleri ve organik bileşikleri elde
eden bitki kısa bir süre içinde gelişir ve eskisinden
çok daha sağlıklı olur. Bitki, aynı zamanda kendisi için
besin üreten bu konuğunu şeker, amino asit ve diğer bazı
organik maddelerl e besler. Bu ilişki, tüm bitkiler için
son derece büyük bir öneme sahiptir. Örneğin bu mantarlarla
ortak bir yaşam içine girmeyen orkideler ölmekte, pek
çok orman ağacı zamanla kuruma aşamasına gelmektedir.
Söz konusu ağaçların bulunduğu alana uygun mantarlar ve
mantar sporları yerleştirildiğinde ise ağaçlar normal
bir büyüme evresine girmektedir.90
Başka bir deyişle mantarlar, canlılığın en önemli üyelerinden
bitkilerin yaşamı için mutlaka gereklidirler.
Bitki köklerini sarmış
olan ve bitkilere besin sağlayan mantarlar. |
Ağaçların köklerine yerleşerek onlara besin
sağlayan Mycorrhizae, aynı zamanda ağaçların kayalıklarda
tutunacak yer edinmeleri için de gereklidir. Ayrıca bu
mantar, köklerine yerleştiği çamları çeşitli kök hastalıklarından
da korumaktadır. Ağacı bulunduğu yerde yerleşik kılan,
onu çeşitli hastalıklardan koruyan ve onunla paylaşmak
için fosforu, topraktaki diğer besinleri ve suyu çekip
çıkaran bu akıllı ve üstün yetenekli mantarın karşılığında
aldığı yegane şey ise bir miktar şekerdir.
91

Resimlerde görülen bitkilerden canlı
ve sağlıklı olanlar, mantarlarla ortak yaşam
içinde olanlardır. Köklerinde mycorrhizae bulunmayanlar
ise, büyüyememiş ve güçsüzleşmişlerdir. |
Evrimin sahte mekanizmalarının mantıksızlığı
ve imkansızlığı bu ve bunun gibi çeşitli ortak yaşam örneklerinde
açıkça ortaya çıkmaktadır. Evrime göre tek başına bir
yaşam mücadelesi içinde olması gereken bu canlılar, evrim
mantığının tam tersine birbirlerinin hayatta kalabilmeleri
için çabalamaktadırlar. Üstelik; fotosentez özelliği,
üstün bir bilgi bankası olan tohumu, oksijen ve su döngüsünün
en önemli kaynağı olan yaprakları ile kusursuz bir canlı
olan bitkinin yaşayabilmek için gözle görülmeyen mantar
hücrelerine ihtiyaç duyması yine Darwinistlere göre büyük
bir soru işaretidir. Çarpık evrim mantığına göre düşünüldüğünde,
her yönüyle mükemmelliğe işaret eden değişimler geçirmiş
olmasına rağmen bitkiler, en önemli ihtiyaçları için başka
canlılara bağımlı kalmışlardır. Son derece özel ve kompleks
sistemlere sahip olmalarına rağmen, topraktan kendi kendilerine
besinlerini alamamaktadırlar. Bu üstün nitelikli canlılarda
gelişemeyen bu özellik, nasıl olup da bir mikroorganizmada
gelişebilmektedir?
Darwinistler kendilerine sorulan yüzbinlerce
benzer soruda olduğu gibi bu sorunun cevabında da büyük
bir tutarsızlık ve tereddüt içindedirler. Darwinistler
hiçbir şekilde yaşanmamış bir evrim sürecini savunmaktadırlar.
Yaşanmayan böyle bir süreç için hikayeler üretmek elbette
bilimselliğe sığmamaktadır. Dev ağaçların ve birbirinden
çeşitli bitkilerin yapamadıklarını, gözle görülemeyen
mikroorganizmaların yapmaları ise, ancak onları yaratan
Allah'ın benzersiz ve üstün aklını sergilemektedir. Allah
Kuran'da şöyle buyurmuştur:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır,
O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde
olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi
düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru
dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.
(En'am Suresi, 59)
Mantarlar Çeşitli Hastalıkların
Sebebidir
Mantarlar, bitkilerin büyüme
ve gelişmelerine yardımcı oldukları gibi kimi zaman da
öldürücü etkilere sahip birer istilacıdırlar. Av olarak
belirlediği canlıya yavaşça yaklaşan bir mantar, son derece
dostane bir şekilde canlının bedenindeki yerini alır ve
sakince onu istila etmeye başlar. Eğer istila ettiği canlı
bir bitki ise, artık söz konusu bitkinin tüm hücreleri
mantarın besini haline gelmiştir.
Rutubetli bir çam iğnesi üzerine
yerleşen mantar filizlenir ve gözeneklerden içeriye
mikrop tüpünü bırakır. Kısa bir süre sonra bütün
dal, mantarın besini haline gelerek ölür. |
Mantar, bir yaprağın üzerine
ulaştığında bulunduğu yere cutinase adı verilen bir enzim
salgılar. Bu madde, bitkilerin yapraklarının ve gövdesinin
üzerinde bulunan mumlu tabakayı eritir. Bu bölgenin erimesinin
ardından mantar için varolan en önemli engel aşılmış olur
ve bu canlı artık kolaylıkla bitkiyi istila edebilir.92Mantarın
söz konusu engeli aşabilmesi için bedeninde özel olarak
ürettiği enzim konusunda biraz durup düşünmeliyiz. Mantarın
bitkiye ulaşmasını önleyen söz konusu sınırı ortadan kaldırmak
normal şartlarda bir mikroskobik organizma için imkansızdır.
Oysa bu mikroskobik organizma, bu sorunun üstesinden gelecek
önemli birtakım özelliklerle birlikte yaratılmıştır. Tek
bir hücrenin içinde yine kimyasal işlemler gerçekleşmekte,
oluşan kimyasal bileşiklerle bir enzim meydana gelmekte,
oluşan bu enzim tam da bu mumlu tabakayı eritecek nitelikte
olmaktadır. Salgılanan bu enzim, mumlu tabakayı eritemeyecek
kadar güçsüz veya yaprağı tamamen ortadan kaldıracak kadar
kuvvetli olabilirdi. Ancak mikroskobik canlının ürettiği
mikroskobik salgı görevini tam olarak yerine getirir.
Bu işlemden sonra, mantar da kendisine ilham edilen şekilde
hareket edecek ve bitkiyi besin olarak kullanmak üzere
kollarıyla sarmaya başlayacaktır.
Bir başka
örnek de çam ağacının dallarından birini ele geçiren mantar
türüdür. Bir mantar sporu, rutubetli bir çam iğnesi üzerine
yerleştikten sonra filizlenir ve kolları ile bir lif yumağı
şeklini alır. Üzerinde bulunduğu iğne yapraklardan birinin
gözeneklerinden içeri sızar ve içeriye mikrop tüpünü bırakır.
Mantarın öldürücü kısmı yaprağın içine sızdıktan sonra
yaprağın damar dokusunu ele geçirir ve dala doğru ilerlemeye
başlar. Dalda mantar uzantıları dört bir yana dağılır
ve ulaştığı yerleri ele geçirir. Sonuçta bu mantar öbeği
içinde bulunduğu dalı çevreleyerek adeta bir kemer gibi
kuşatır ve besin akışını keser.93
Besin alamayan dal, kısa bir süre sonra ölür
ve tümüyle mantarın besini haline gelir.

Mantarlar yerleştikleri ağaç dallarını kısa bir
süre sonra tümüyle istila ederler. Kimileri de
ölmeye başlayan ağaçları yiyen fırsatçılardır.
|
Bir ormanda bitkileri ve ağaçları çevrelemiş
olan yüz ile iki yüz mantar türü bulunmaktadır. Bu mantarların
bir kısmı yerleştiği ağaç gövdesi veya ağaç dalında faaliyet
halindedir. Büyük bir çoğunluğu ise ağaç bir rahatsızlık
yaşadığında ya da ağaç çeşitli sebeplerle ölmeye başladığında
ağacı "yemek" için hazır bekleyen fırsatçılardır. Toprak
altında yemek için fırsat kollayan mantarlar da vardır.
Örneğin gölgelik mantarı, ağacın dalının çürüyerek yere
düşmesini sabırla beklemektedir.
Ancak bazı mantarlar
ağaç henüz canlı iken faaliyetlerine başlarlar. Genellikle
ağaçlar 15 ayrı hastalığa sebep olan mantar türüne sahiptir.
Ancak bu mantarların yaptıkları hastalıklar ağaçları öldürücü
türden değildirler. Genellikle ağaçlarda gözle görünür
hastalıklar meydana getirir, ama sonra bir grip hastalığı
gibi geçip giderler. Ancak elbette bunların da çeşitli
kalıcı etkileri olabilmektedir. Örneğin bu mantarlar yaydıkları
hastalıklar nedeni ile bir bölgede yetişen ağaç türlerinin
üremesini engelleyebilir ve yayıldıkları alanı sınırlayabilirler.
94
Kimi zaman mantarlar sebze
ve meyvelerin oluşumunda da sorun yaratabilirler. Oomycota
Phytophthora adı verilen mantar türü genellikle domatesleri
ve patatesleri istila etmektedir. Bu istilanın çapı çok
büyüktür ve son derece önemli etkileri vardır. 1845-1860
yılları arasında yaşanan büyük patates kıtlığı bu mantarların
faaliyetlerinin bir sonucudur.95
Üzeri mantar tarafından
sarılmış olan nematod. |
Mantarların bazı hayvanları da istila edebilme
yetenekleri vardır. Çoğunda hastalık meydana getirirken,
bazılarının ölümüne de sebep olabilirler. Bazılarını ise
besin olarak kullanmak üzere şuurlu bir biçimde öldürürler.
Örneğin toprak solucanlarından çok daha küçük boyutlarda
olan bir solucan cinsi, nematodlar, mantarların olağanüstü
tuzaklarına yakalanarak bu canlılara yem olurlar. Mantarlar,
nematodların yakınlarda bir yerlerde olduğunu "sezinlediklerinde"
solucanların yapışıp kalmalarını sağlayan yapışkan tuzaklar
kurarlar. Bu tuzakların en basit olanı bile avını saniyenin
onda birinde hisseden üç hassas mantar hücresine sahiptir.
Bu hücreler merkezde bir basınç hissettiklerinde daralır
ve kapanırlar. Böylelikle av bu tuzağın içinde kalmış
olur. Mantar hücrelerinin oluşturduğu bu tuzak, kurbanın
üzerinde birkaç saat içinde büyüyen ve onu hızla sindiren
bir ağ meydana getirir.
Tuzağa düşen solucanlar,
bu ilmikten kurtulsalar bile ve mantarın filizleri az
miktarda da olsa artık onların üzerindedir ve bu filizler
bulundukları yerde eninde sonunda büyüyecektir. Sonuçta
solucan bir saat içinde ölür.96
Etobur bir mantarın varlığı kuşkusuz şaşırtıcıdır,
ama asıl şaşırtıcı olan mantarın, avını yakalayabilmek
için sahip olduğu tuzak kurabilme yeteneğidir. Ne kadar
şaşırtıcı olsa da bir hayvanın, hatta bir bitkinin başka
bir canlı için tuzak hazırlaması, görülebilen ve belirli
bir hacme sahip olan canlılar olmaları nedeni ile mantığa
daha uygun gelebilir. Ancak görülemeyen, nasıl varolduğunu
ve nasıl yaşadığını anlayabilmek için mutlaka teknolojiye
ihtiyaç duyduğumuz mantarların, bir hayvana tuzak kurabilecek
bir bilinci nasıl edindikleri son derece önemli bir sorudur.
Bu sorunun cevabı, çevresindeki gerçekleri görmek isteyen
ve aklını kullanabilen bir insanı Allah'ın varlığını tasdik
etmeye götürür. "Hiçbir ihtiyaç olmamasına rağmen" bir
mikroskobik canlının yöntemler geliştirerek akıl kullanması,
Allah'ın evreni kusursuz bir uyum içinde yaratmış olduğunu
ortaya koymaktadır.
Mantarların Korunma
Yolları
Mantarlar, ısı donma noktasına ulaştığında
vücutlarının çevresinde buz kristalleri oluşturarak
atmosferin üst kısımlarına sığınırlar. Hava akımlarıyla
sıcak bir yere taşınana kadar burada adeta bir
kış uykusundadırlar. |
Bakteriler ve diğer mikro canlılar gibi, mantarların
da kendi varlıklarını devam ettirmek için aldıkları tedbirler
ve gerçekleştirdikleri "akıllı" işlemler vardır. Bu organizmalar,
ısı donma noktasına ulaşırken çeşitli kimyasallar sayesinde
vücutlarının çevresinde buz kristalleri oluştururlar.
Daha önce bakteri ve alg gibi mikroorganizmalarda gördüğümüz
gibi, bu canlılar da şartların kendileri için zorlaştığını
anladıklarında hemen atmosferin üst bölümlerine sığınmaya
ve hava akımları ile daha sıcak yerlere taşınmaya karar
verirler. Yaptıkları şey ise, bir buz kristali haline
geldikten sonra rüzgar ile bulutlara geçmektir. Kendileri
için uygun bir zaman ve uygun bir yer bulduklarında ise
canlı bir çekirdek halinde yeryüzüne geri dönerler. Bu
akılcı yöntem sayesinde mantarlar kendilerini koruma altına
aldıkları gibi rahatça etrafa yayılabilme özelliği de
elde etmiş olurlar.
Bir mikroorganizmanın
havanın donma noktasına eriştiğini sezinleyerek etraftaki
kimyasalları kullanma yeteneğine sahip olması, kuşkusuz
üstün bir özelliktir. Kullanılan yöntem son derece şuurludur.
Bu canlının bulutlarda bir buz kristalinin içinde korunabileceğini
"biliyor" olması gerekmektedir. Bunu, zamanla veya deneme-yanılma
yaparak öğrenmesi elbette mümkün değildir. Karşımızda
bunu deneyerek öğrenecek şuurlu bir canlı değil, birkaç
hücreden oluşan bir mikroorganizma vardır. Bu özellik
de, diğerleri gibi evrim teorisinin temelindeki mantıksızlığı
ve Darwinistlerin yaşadıkları çaresizliği açıkça ortaya
koymaktadır. Evrimin hiçbir mekanizması mikroskobik bir
canlının kendisini koruma ihtiyacı duyarak böylesine zor
bir yöntemi tercih etmesini ve bunu kolaylıkla başarabilmesini
açıklayamamaktadır.
Kuşkusuz evrimciler bu gerçeği hiçbir zaman
açıklayamayacaklardır. Çünkü her canlıyı, sahip olduğu
her ince detay, her kusursuz özellik ile Allah yaratmıştır.
Bu canlıların, hayatta kalmak için gerekli olan tedbirleri
önceden bilmeleri, deneme yanılma metodu ile keşfetmeleri
gerekli değildir. Çünkü onlar, kendilerini yaratmış lan,
kendilerini koruyup kollayan ve rızıklandıran Allah'ın
bilgisi ve idaresi altındadırlar. Yalnızca Allah'ın dediğini
yapar, yalnızca O'na itaat ederler.
Bir Başka Mantar Çeşidi:
Küfler
Küfler bir tane çekirdeğe sahip olan tek hücreli
mantarlardır. Bölünerek çoğalan bu canlıda, bölünen her
parça yine küfün kendi içinde gelişir ve gruplaşarak bir
koloni haline gelir. Genellikle küf hücreleri bakterilerden
büyüktür ve yumurta biçimindedirler. Bir hayvan hücresinde
bulunan organellerin çoğuna sahiptirler.
Küfler, tıpkı bakteriler gibi uygun koşullarda
hızla gelişerek insan sağlığını tehdit edici bir duruma
gelirler. Bu organizmaların bazıları da gıdalarda toksin
adı verilen ve insan ve hayvanlarda zehirlenmelere yol
açan zehirli maddeler üretirler. Hatta bu maddelerin bazıları
kanser yapıcı etkiye sahiptir. Küfler bakterilere kıyasla
daha az besin öğesine ihtiyaç duyan ve gelişebildikleri
koşullar açısından da düşünüldüğünde daha kötü şartlarda
gelişebilen mikroorganizmalar oldukları için çoğu ortamda
üreme olanakları bakterilere kıyasla daha fazladır.
Küfler etrafta buldukları organik
artıklarla beslendikleri gibi, yine etraflarında bulunan
canlı mikroorganizmaları da besin olarak kullanabilirler.
Örneğin bir beyaz küf olan Entomophtorales, toprağın altındaki
sularda yaşayan amiplerle beslenir. Çevresinde dolaşan
bir amip gördüğü zaman, dokunaçlarıyla onu yakalayarak
tüm hücre içini emer, geriye sadece zarını bırakır.97
Küfler bu yönleriyle etobur özellik de göstermektedirler.
Ancak küfler, elbette sadece zarar verici organizmalar
değildirler. Bu canlılar çok geniş alanlarda kullanılabilmekte
ve besinlerin üretilmesinden ilaçların yapımına kadar
çok yönlü olarak insanlara hizmet vermektedirler. Küfler,
birtakım organik asitlerin, bağışıklık sistemini bastırıcı
ilaçlar da dahil olmak üzere bazı ilaçların ve penisilin
gibi çeşitli antibiyotiklerin yapımında kullanılmaktadırlar.
Küflerin bu alandaki faydaları oldukça büyük önem taşımaktadır.
Küfler Çeşitli İlaçların
Yapımında Kullanılırlar
Sitafilokok bakterisi ve Alexander
Fleming. |
Mikro canlıların yaşama etkileri oldukça çeşitli
şekillerde olabilmektedir. Bizim kimi zaman bir ekmek
parçasının üzerinde fark edebildiğimiz bir küf kitlesi,
aslında son derece önemli olabilmekte ve hayatımızın çok
büyük bir bölümüne etki etmektedir. Küflerin tıpta kullanımı,
onların bu etkilerini görmek açısından kuşkusuz son derece
önemlidir. Oldukça büyük öneme sahip, hatta ölüme sebep
olabilecek bazı hastalıklar, bu mikroorganizmalar sayesinde
geliştirilen ilaçlarla ortadan kaldırılmaktadır.
1928 yılında Alexander Fleming, bakteriler
üzerine bir deney yaptı. Çeşitli deney tabakları içine
farklı türlerde bakteriler yerleştirdi. Bir süre sonra
sitafilokok bakterisi içeren tabaklardan birinde küflerin
geliştiğini gördü. Küflerin geliştiği bu ortamda, tabak
içinde üremesi beklenen bakteriden eser yoktu. Bunun anlamı
şuydu; küf bakteri için zehirli olan bir madde salgılamış
ve bakteriyi ortadan kaldırmıştı. Bakteriyi ortadan kaldıran
bu mikroorganizma Penicillium notatum adında bir mantar
türü idi ve bu canlının saflaştırılması ile "penisilin"
maddesi üretildi.
Şu an başlıca bakteri enfeksiyonlarının en
güçlü tedavi edicisi olarak bilinen penisilin, söz konusu
küf mantarının bakteriyi öldürme becerisinin keşfinden
başka bir şey değildir. Bu olağanüstü yeteneğe sahip olan
küf mantarı, yaklaşık bir yüzyıldır insanların çeşitli
ölümcül hastalıklardan korunmalarını sağlamakta ve daha
pek çok ilacın üretiminde kullanılmaktadır. Organ nakilleri
yapılan hastalarda bağışıklık sistemini baskılamak için
kullanılan bir ilaç olan Cyclosporine de yine iki mantar
türünden üretilmektedir. Bazı mantarlar ise kanamaları
kontrol altına alan, tansiyon kontrolü sağlayan ve migren
ağrısını hafifleten ilaçlarda kullanılmaktadır.
Fermantasyonla Besin Üreten
Mayalar
Üstte resimleri görülen
ekmek mayası, oksijensiz ortamda fermentasyon
yapar. Bu faaliyetinin sonucu ise birbirinden
lezzetli besinlerdir. |
Mayalar küre, oval ve silindir biçiminde olan
tek hücreli mantarlardır. Büyüklükleri 7-17 mikrondur.
Dolayısıyla bir gram mayada yaklaşık olarak 15 milyon
bağımsız hücre bulunmaktadır. Yaklaşık 600 bilinen maya
türü vardır.Mayalar şekerle beslenirler ve oksijensiz
ortamda şekerden etil alkol ve karbon dioksit üretebilirler.
Bu işleme mayalanma adını veririz. Onların bu yetenekleri
oldukça büyük ekonomik öneme sahiptir. Bu canlılar çeşitli
besinlerin meydana getirilmesinde kullanılırlar. Ekmeğin
üretimi için temel unsur olan maya, ürettiği karbondioksiti
ekmek hamurunun içinde baloncuklar şeklinde tutarak ekmeğin
şu anki şeklini ve tadını almasını sağlar. Aynı zamanda
soya fasulyesinin fermente edilmesinde de kullanılan maya,
soya sosunun üretimini sağlar. Normal şartlarda düşük
kalorili bir besin olan soya sosu ile beslenen kişiler
fazla kalori alamasalar da maya ve soya fasulyesi ikilisinin
beraber sağladıkları yaşamsal amino asitlere sahip olacaklardır.
Dolayısıyla mayalar, bize son derece besleyici aynı zamanda
da faydalı besinler sunmak için faaliyet halindedirler.
Mantarlar ve Alglerin
Ortak Yaşam Ürünleri: Likenler
Bazı mantarlar alglerle ortak yaşarlar. Bu
birleşimden meydana gelen yeni canlıya ise 'Liken' adı
verilir. Likeni meydana getiren iki canlı da karşılıklı
olarak birbirlerinden fayda elde etmektedirler. Mantar,
algin gerçekleştirdiği fotosentez işlemi sonucunda besin
elde ederken, alg de mantarın kendisine sağladığı su ve
mineral sayesinde kurumaktan korunmakta ve kendisi için
emin olan bir yerde yaşamını sürdürmektedir.
İki mikroorganizmanın birleşerek meydana getirdiği
bu yeni canlı, mineralleri genellikle havadan ve yağmur
sularından alır. Canlı, havanın toksik etkisine karşı
güçlü değildir, bu nedenle sadece hava kirliliğinin olmadığı
yerlerde yaşayabilir. Ancak bir likenin yaşaması için
sıcaklık çok büyük bir fark teşkil etmez. Likenler, tropik
bölgelerde yaşayabildikleri gibi soğuk kutup bölgelerinde
de yaşayabilirler.
Ağaç gövdeleri, dağ tepeleri
ve çıplak kayalıklar, likenlerin genel olarak yaşadıkları
yerlerdir. Bu canlılar, kayalıkları istila eden son derece
önemli organizmalardır. Likenler toprağın meydana gelişinde
oldukça önemli bir rol oynarlar. Burada mantarlara özgü
ayrıştırıcı özellik son derece önemlidir.
Mantar ve alglerin ortak yaşam ürünü
olan likenler. |
Liken, mantarın bu özelliğini kullanarak kayanın
üzerini yavaş yavaş ayrıştırır ve kayanın rüzgar ve yağmur
ile parçalara ayrılmasına neden olur. Likenlerin bazıları
oldukça sert kayaları bile çözebilecek bir güce sahiptir.98
Bu güç sayesinde parçalara ayrılan kayanın ufalanması
ile toprak meydana gelir. Böylesine ince bir ayrıştırmayı
doğada gerçekleştirebilecek başka bir canlı daha yoktur.
Siz tonlarca ağırlıktaki son derece sert bir
kayayı en küçük parçalarına, hatta minerallerine ayrıştırmayı
denemek için kuşkusuz oldukça büyük bir çaba harcamak
zorundasınız. Kayayı parçalayabilmek için elinizde güçlü
birtakım kırıcı aletlerin olması gerekmektedir. Oldukça
yorucu bir güç harcamalı ve kayayı mümkün olan en küçük
parçalara ayırdıktan sonra mineralleri elde edebilmek
için ona özel şartlarda birtakım kimyasal işlemlere tabi
tutmanız gerekir. Ancak bu şekilde belki amacınızın bir
bölümüne ulaşabilirsiniz. Oysa sizin bu kadar çaba ve
güç harcadığınız bu işlemi, mikroskobik organizmalar bulundukları
yerde kazma-kürek ihtiyacı duymadan, özel laboratuvar
şartlarına gerek olmadan sakince halletmektedirler. Ortada
önemli bir kıyas vardır: Bir yanda akıllı, şuurlu, planlar
yapabilen ve gerektiğinde her türlü imkanı seferber edebilen
insan, bir yanda da kendi varlığından habersiz, beslenme
ve üremeden başka bir amacı olmayan mikroskobik bir canlı.
Bu kıyas evrimcileri oldukça endişelendirir. Böylesine
küçük ve şuursuz canlıların bilinçli özellik göstermeleri,
evrimcilerin teorilerine son derece ters düşmekte, iddialarına
büyük bir darbe vurmaktadır. Daha önce hiç de önem vermedikleri
bir mikroskobik canlı, hiç ummadıkları şekilde tüm teoriyi
çürütebilmektedir.
Bu organizmalar kendilerinden tonlarca kat ağır ve aynı
zamanda son derece sert olan kayaları parçalara ayırmanın
dışında başka özelliklere de sahiptirler. Bazı likenler
sahip oldukları algler sayesinde renkli pigmentler içerirler.
Bu pigmentlerden bir tanesi, yani orchil, yünlere renk
vermek için, diğeri yani litmus ise kimya laboratuvarlarında
asit-baz (PH) inhibitörü (PH düzenleyicisi) olarak kullanılmaktadır.
Likenler genellikle temiz havada,
ağaç gövdeleri, dağ tepeleri ve çıplak kayalıklarda
yaşarlar. Mantar, algin fotosentez özelliği
sayesinde besin elde ederken, algler de mantarın
ayrıştırıcı özelliği sayesinde mineraller elde
ederler. Bunun yanı sıra, emin bir yerde barınak
da bulmuş olurlar. |
Karşımızda her iki üyesi de son derece şuurlu
işlemler gerçekleştiren ve oldukça detaylı özelliklere
sahip olan bir canlı vardır. Bu canlı, kendi besinini
üretebilmekte, aynı zamanda canlıların faydalanacağı basit
organik bileşikler meydana getirmek için ayrıştırma işlemine
devam etmektedir. Bu canlının üremesi veya yayılması da
aynı şuurlu yeteneği sergiler. Zor koşullarda veya üremeye
karar verdiklerinde likenler, mikro bedenlerinden soredia
adlı bir parçayı koparırlar.
Likenlerde, algler sayesinde çeşitli
pigmentler bulunur. Bunlardan orchil, yünlere
renk vermek için, litmus ise laboratuvarlarda
asit-baz inhibitörü olarak kullanılmaktadır.
|
Bu parça, her iki canlının
da parçalarını ve özelliklerini taşımaktadır. Bu parça
üremek için uygun bir yere yerleşir ve burada yeni likenler
meydana gelir. Eğer liken algsiz kalırsa veya likenin
mantar üyesi herhangi bir sebepten ötürü ortağını değiştirmek
isterse, bu durumda mantar sporlar meydana getirir. Bu
sporlar rüzgar ile taşınırlar ve uçsuz bucaksız bölgelerde
hiç bilmedikleri ve tanımadıkları koşullarda kendilerine
yeni bir alg bulurlar.99
Bu canlıların hangi kararla ve hangi sebeple
biraraya gelerek yepyeni bir canlı meydana getirdikleri,
neden birarada yaşamayı tercih ettikleri gerçekten de
anlaşılması güç sorulardır. Kendi başlarına varlıklarını
sürdürebilen ve ihtiyaçlarını karşılayabilen bu iki mikroorganizma,
bir sebeple ortak yaşamaya karar vermişlerdir. Eğer yeryüzündeki
canlıların tümü evrim sürecine göre bir gelişme ve değişim
geçiriyor olsalardı, bu ortak yaşamın da son derece büyük
bir ihtiyaç sonucunda ortaya çıkmış olması gerekirdi.
Oysa ortada böyle bir ihtiyaç yoktur. İki canlının da
birbirlerine zorunlu bir bağlılıkları söz konusu değildir.
İki mikroorganizmanın biraraya gelme kararı ile oluşan
likenler, aslında tümüyle özel birer tasarımdırlar. Kayaların
parçalanması ve toprağın oluşumu için, hiçbir fayda elde
etmemelerine rağmen biraraya gelmeye karar verirler. Çünkü
bu canlılar, Allah'a boyun eğmiş, O'nun ilhamı ile hareket
eden canlılardır. Allah Kuran'da aklını kullanan insanlar
için canlılarda önemli hikmetler olduğunu şöyle haber
vermektedir:
Yaratmayı başlatan, sonra onu
iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde
ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. Size kendi nefislerinizden
bir örnek verdi: "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde,
sağ ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle eşit olup
kendi kendinizden korktuğunuz gibi kendilerinden de korktuğunuz
(veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var mıdır? "İşte
Biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle
birer birer açıklarız. (Rum Suresi, 27-28)