MİKRODÜNYA MUCİZESİ
Algler: Oksijen Sağlayan Mucizevi
Tek Hücreliler
Bazı canlılar içlerinde halkalar bulunan pigmentlere
sahiptirler. Bu halkanın özelliği etrafındaki elektronların
serbestçe hareket edebiliyor olmasıdır. İşte bu nedenle
söz konusu halka kolaylıkla elektron kazanabilir veya
kaybedebilir. Dolayısıyla bu halka etrafındaki ışığı ve
enerjiyi hemen yakalayabilir. Yeryüzüne gelen güneş ışığı
da bu pigmentin kendisine çekebildiği enerjilerden biridir.
Güneşin enerjisini yakalayan ve kendi bünyesine alabilen
bu pigmente "klorofil" deriz. Eğer bir canlı "klorofile"
sahipse, bu canlı "fotosentez" yapabilir.
Algler, şimdiye kadar hiçbir insanın
özel koşullarda geliştiremediği mükemmel bir mekanizmaya
sahiptirler. Tek hücreli bedenlerindeki kimyasal
fabrika sayesinde fotosentez gibi karmaşık bir
işlemi gerçekleştirirler. Bu gerçek, Allah'ın
büyüklüğünü görüp anlamamız için tek başına yeterli
bir sebeptir. |
Fotosentezi ne insanlar ne de hayvanlar gerçekleştirebilirler.
Bu canlılar, klorofilden yoksundurlar. Bu işlem, laboratuvarlarda
da yapay olarak gerçekleştirilemez. Klorofilde meydana gelen
işlemler ve bu pigmentin sahip olduğu mekanizma son derece
karmaşıktır ve henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Yeryüzünde
yeşil bitkilerin dışında, sadece daha önce değindiğimiz
fotosentetik bakteri ve birazdan inceleyeceğimiz algler
fotosentez yapabilirler.
Algler, klorofil içeren yeşil ve
mavi-yeşil renkte ya da kahverengi ve kırmızı olabilmektedirler.
|
Bu mikroskobik canlılar, fotosentez işlemi ile
kendi enerjilerini karşılarken yeryüzünün de büyük bir gereksinimine
cevap verirler. %30 oranında karbondioksit gazını içlerine
çeker ve gezegenin %70'lik oksijen ihtiyacını karşılarlar.
Ayrıca canlı türlerinin %70'i için besin sağlarlar.67
Bu canlılar, sadece fotosentez yapabilecekleri bir mekanizmaya
değil, bedenlerine aldıkları güneş ışığını vücutlarının ışık
göremeyen kısımlarına taşımalarını sağlayan özel bölmelere
ve mekanizmalara da sahiptirler.68
Bu mikro canlıların insanlardaki
gibi bir beyni yoktur, insanlar gibi düşünemez ve akıl kullanamazlar.
Bedenleri ancak mikroskop altında görülebilen tek veya biraraya
gelmiş birkaç hücreden ibarettir. Ancak bünyelerinde kendileri
için yaratılmış olan mikroskobik bir fabrika ile ekolojik
sistemin en önemli gereksinimlerini karşılarlar; oksijen
ve besin. Şimdi mikro dünyanın bu kapsamlı işlevlere sahip
elemanlarından en önemlisini, yani algleri daha yakından
inceleyelim:
Algler sığ sularda yaygın olarak bulunan organizmalardır
ve sıcak su kaynaklarından buz ve kar yüzeylerine kadar güneş
ışığı gören her su yüzeyinde yaşayabilirler. Alg hücresi,
renkli ve renksiz kısım olarak iki bölümden oluşur. Renksiz
kısımda DNA ve bazı alglerde çekirdek bulunurken, bu bölümü
çevreleyen renkli kısımda RNA ve renk veren çeşitli pigmentler
bulunmaktadır. Özel alg
grupları içerdikleri pigment türü, hücre duvarları ve hareketliliklerine
göre birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Algler, klorofil içeren
yeşil veya mavi-yeşil renkte ya da kahverengi ve kırmızı
olabilmektedirler. Kahverengi ve kırmızı olanlar yalnızca
klorofil içermez, ayrıca yeşil rengi gizleyen karoten gibi
pigmentleri de içerirler.69
Algler ince ve katı bir hücre zarına sahiptirler. Bazı algler
flagella adı verilen tüycüklerle hareket ederler. Hücrenin
içinde kompleks bir çekirdek bulunmaktadır. Klorofil ise
fotosentezin ışık reaksiyonlarını gerçekleştiren özel bir
zar ile çevrilmiş, daha doğrusu korunmuş durumdadır.
Algler ince ve katı bir hücre zarına
ve kompleks bir çekirdeğe sahiptirler. Klorofil,
fotosentezin ışık reaksiyonlarını gerçekleştiren
özel bir zarla korunmuştur. |
Alglerin fotosentez dışında gerçekleştirdiği
diğer önemli işlerden bir tanesi, içinde bulundukları suyun
organik maddelerini büyük miktarda artırmalarıdır. Bu yolla
suda yaşayan organizmaların besinlerini artırmaktadırlar.
Dolayısıyla alglerin bulunduğu sular son derece verimli
ve diğer canlıların yaşaması için oldukça elverişlidir.

Algler, kendi besinlerini sağlarken, aynı zamanda
enerji üretirler. Ürettikleri enerji, yaşamın devamı
için gerekli olan miktardadır. |
Algler aynı zamanda suların yenilenmesi açısından
da temizleyici bir rol oynarlar. Doldurucu, hatta yapıcı özelliklere
sahip olanlar, kıyı ve diplerin biçimini ve niteliğini değiştirirler.
Suda yaşayan hayvanlara besin olur, onlar için besin üretir
ve bu yönleriyle okyanus ortamında beslenme zincirinin temelini
oluştururlar.
Bazı algler temel enerji olarak ışık ve CO2
kullanırlar. Kimileri ise basit organik maddelerden karmaşık
organik maddeler üreterek bunlarla beslenirler. Alglerin kullandıkları
ve ürettikleri enerjinin miktarını anlayabilmek için şu örneği
verebiliriz. Atlantik Okyanusu'ndaki günlük enerji zincirinde,
bir yaz gününde okyanus yüzeyine güneşten ulaşan enerji miktarı
2 milyar kaloridir. Bu enerjinin %99.5 yansıtılır ve dağıtılırken
sadece %0.5'lik bir oran 1.670.000 gr. besin üretmek amacıyla
tek hücreli algler tarafından kullanılır. Algler bunun %32'sini
karbondioksit olarak alır, %8'ini ise organik madde olarak
eritir ve dışarı atarlar.70
%8'lik oran, gezegenin ihtiyacı olan organik madde miktarıdır.
Söz konusu döngü ile bu organik madde diğer canlılara iletilmiş
olur.
Algler özellikleri bakımından
da çok yönlü olarak kullanılmaktadır. Çeşitli yiyeceklerin,
ilaçların ve diğer endüstriyel ürünlerin kullanımında doğrudan
kullanıldıkları gibi, çeşitli ürünlerin yapımında da çok
önemli bir etkendirler. Bu ürünler, çeşitli yiyeceklerin,
tıbbi ve kozmetik ürünlerinin yapımında da kullanılmaktadır.71
Allah, bu küçük canlıyı, pek çok faydaya vesile kılmıştır.
Elbette bu, üstün güç sahibi yüce yaratıcımız olan Allah'ın
büyüklüğünün bir başka önemli delilidir.
Alglerin İklimi Sabit Tutma
Özellikleri Vardır
Alglerin büyük bir bölümü dimetilsülfit (DMS)
adı verilen bir gaz üretir. Bu gaz, daha önce de kısaca
belirttiğimiz gibi, denizin hemen üstündeki havada oksijenle
reaksiyona girerek katı taneciklere dönüşür. Böylelikle
bulutlar meydana gelir. Başka bir deyişle, algler kendi
bulundukları bölgelerde bulutların oluşumundan da sorumludurlar.
Bu bulutlar da güneşten gelen radyasyonu geri yansıtarak
gezegeni olması gerekenden daha soğuk, yani şimdiki ısısında
tutar. Dolayısıyla algler, gezegenin ısısını dengeleyecek
kadar etkili ve önemli bir özelliğe sahiptirler.
|
Alglerin meydana getirdikleri
DMS gazı denizin hemen üstündeki oksijenle reaksiyona
girerek bulutları meydana getirir. |
Kuşkusuz evrimci biyologların böyle bir sistemi
anlamaları ve evrim ile açıklamaları mümkün değildir. Evrenin
hiçbir safhasında meydana gelmemiş olan ve yalnızca bir
aldatmaca ve hayalden ibaret olan evrim, tek hücreli bir
canlının atmosfer şartlarını ve yeryüzünün ısısını etkilemesini
de açıklayamaz. Üstelik bu canlının söz konusu sistemi gerçekleştirirken
kullandığı mekanizma evrimcileri daha da düşündürecek türdendir.
Atmosfer ısınmaya başladığında alglerin aktivitesi
artar ve DMS, yani dimetilsülfit gazı üretmeye başlarlar.
Alglerin bu maddeyi nasıl ve neden ürettikleri henüz tam olarak
anlaşılamamıştır. Bir görüşe göre DMS hücrenin salgıladığı
bir atık maddedir. Diğer bir iddiaya göre de hücreler zarar
gördüklerinde düşmanlarına karşı korunmak için toksik, yani
zehirli bir asit salgılamaktadırlar. Virüs veya planktonların
saldırılarına uğrayan bir alg işte bu nedenle büyük miktarda
DMS salgılar. Bu hipotez doğrulansa da bir algin bu maddeyi
neden bazı zamanlarda fazla miktarda bazı zamanlarda da az
miktarda salgılandığı henüz anlaşılamamıştır. Bu canlının
söz konusu maddeyi salgılaması, daha çok ihtiyaca yönelik
olmaktadır. Algler sıcaklığa göre üretim miktarını değiştirmektedirler.
Hedef, yeryüzünün soğutulması olduğundan algler, DMS üretimini
tropik bölgelerde daha fazla, daha soğuk bölgelerde daha az
yapmaktadırlar. Bu organizmalar olmasaydı
Dünya çok daha sıcak bir yer olacaktı. Nitekim söz konusu
üretim sonucunda gezegenimizde 400C'ye varan
bir soğuma meydana gelmektedir. Bu soğuma alglerin de işine
yarar.
Eğer soğuma olmazsa, iyice ısınan okyanusun üst
katmanları soğuk olan alt katmandan ayrılacak ve böylece
yüzeyde bulunan alglerin derinlerdeki besinlere ulaşması
imkansız olacaktır. İşte bu nedenle algler antifiriz etkisi
gösteren bu maddeyi salgılarlar. İlginç olan, tropik okyanuslarda
yaşayan bu canlıların neden antifiriz üretmeye ihtiyaç duyduklarıdır.
Bu sorunun cevabı, organizmanın bu işlemden başka faydalar
da edindiğini gösterir:
Algler, tropik bölgelerde antifiriz
maddesi üreterek sıcak okyanus yüzeylerinden aşağıda
bulunan besinlere ulaşabilirler. Antifiriz üretme
özellikleri, suyun buharlaşarak havaya geçmesinin
de temel nedenidir. |
Algler antifiriz üretmeye ihtiyaç duyarlar,
çünkü ürettikleri bu madde ile suyun buharlaşmasını sağlayarak
havaya geçebilirler. Alglerin havaya geçip atmosferin üst
bölgelerine çıkabilmesi ise uzak bölgelere yayılmalarına yardımcı
olmaktadır. Hava akımları, bu küçük canlıların tüm gezegeni
dolaşabilmeleri için oldukça etkili bir yoldur. Gökyüzünün
bu canlılarla dolu olması işte bu yüzden hiç de şaşırtıcı
değildir. Yeryüzünün hemen üzerindeki hava katmanında, çeşitli
türlerden, metreküpte 10,000 kadar mikroorganizma tespit edilmiştir.
Atmosferde 50 km. yüksekliğe kadar, alglerle aynı yöntemi
kullanan canlı bakteri ve mantar çeşitleri bulunmaktadır.
Bu canlılar, yeryüzündeki alglerin fotosentez işlemlerini
hızlandırırlar. Fotosentez sonucu su yüzeyi ısınır ve bu durum
su yüzeyinde kabarcıkların oluşmasını sağlar. Algler ise,
adeta bir sonraki aşamada kabarcıkların patlayacağını ve böylelikle
havaya ulaşabileceklerini bilircesine kabarcığın üzerindeki
yerlerini alırlar. Patlayan kabarcık, alglerin planlarını
gerçekleştirir. Artık sudan ayrılmış ve rahatça hareket edebilecekleri
havanın içine geçebilmişlerdir.
DMS oluşurken çevresine ısı şeklinde
enerji yayar. Bu enerji çevredeki havayı ısıtır ve ısınan
hava yükselir. Alttaki hava, oluşan akımla yukarı çekilir
ve bulutları oluşturur. Böylelikle su yüzeyindeki algler
hava akımı ile yukarı çıkar ve yayılmak için yükselen hava
hareketlerinin meydana getirdiği rüzgarı kullanırlar. Havaya
yayılan alglerin büyük çoğunluğunun kırmızı olması başka
bir önemli noktadır. Kırmızı renk, atmosferin üst katmanlarına
çıktıklarında onları morötesi ışınlara karşı korumaktadır.72
Anlattığımız bütün bu sistem, böylesine küçük
bir canlının gezegenimiz etrafına yayılabilmek için her
türlü gereksinime ve mekanizmaya sahip olduğunu açıkça göstermektedir.
Bir canlının atmosferin ısısını etkileyebilecek güçteki
özel bir gazı üretmesi ve bununla dünyayı, tüm canlıların
yaşamasına olanak verecek ortalama bir ısıda tutabilmesi
özel bir dizayn ve planlamanın varolduğunun açık bir kanıtıdır.
Üstelik hayret verici olan, herşeyin gazın üretiminden ibaret
olmaması, bu gazın özel şekillerde üst katmanlara çıkabilmesi,
bulutun oluşumuna sebep olması ve daha da önemlisi bu işlemlerin
bir mikro canlının işine yarıyor olmasıdır. Daha önce belirttiğimiz
gibi, evrimciler meydana gelen bu olaylar karşısında şaşkındırlar.
Bu doğaldır, çünkü bir mikro canlının organize bir şekilde
tüm dünyanın ekosistemini etkisi altına alması evrimin basit
ve hayali mekanizmalarını tümüyle saf dışı bırakacak çok
önemli bir delildir.
Özel Bir Alg Türü: Diatomlar
Diatomlar, genellikle suda yaşayan ve fotosentez
yapma özelliğine sahip olan alglerdir. Bu canlılar okyanuslardaki
canlı organizmaların %90'ını meydana getirirler. Aynı zamanda
tatlı suda yaşayan diatom türleri de bulunmaktadır.

Silisyum ile kaplı olan diatomlar, olağanüstü bir
simetri ve estetik sergilerler. Bir mikro canlıda
böylesine hatasız ve geometrik bir sanatın sergilenmesi,
Allah'ın sonsuz kudretini tüm ihtişamı ile gösterir.
|
Diatomlar çift kabuğa sahiptirler. Kabukları
silisyum içerdiğinden serttir. Bu nedenle muntazam ve oldukça
güzel düzenlenmiş şekilleri vardır. Vücutları ortadan geçen
bir hatla son derece simetrik bir şekilde ikiye bölünmüştür.
Simetrik bölmelerin her ikisinde de yine birbiri ile simetrik
muntazam şekiller bulunmaktadır. Sahip oldukları simetri,
kusursuz bir geometri sergiler ve üstün bir tasarım harikasıdır.
Birbirinden farklı şekilleri büyük itina ile hesaplanmış
oranlara sahiptir ve bu canlıların üstün bir tasarımcının
benzersiz bir eseri olduğunu açıkça göstermektedir. Diatomlar
bu yönleri ile mikroorganizmalar içinde en kusursuz ve en
simetrik yapıya sahip olan, birer sanat eseridirler.
10.000 yaşayan ve 15.000 kadar da soyu tükenmiş
diatom türü tanımlanmıştır. Bunlar ve diğer fotosentetik
algler tropik okyanusların besin zincirlerini oluşturmaktadır.
Her yıl 130.000 tonluk organik karbonun, yani canlıların
ihtiyacı olan temel besin maddesinin üretilmesinden sorumludurlar.
Bu üretim, dünya ekolojisi için oldukça önemlidir. Diatomlar,
yaptıkları fotosentez işlemi ile karbondioksitin de en önemli
tüketicilerindendir.
Sadece bir hücre zarı ve kloroplasttan
oluşan tek hücreli bir canlının adeta bir kimya
laboratuvarı gibi çalışması ve müthiş bir sanat
sergilemesi inananları hayran, evrimcileri ise çaresiz
bırakan çok önemli bir gerçektir. |
Dünyanın ekolojisine katkıda bulunan, fotosentez
yaparak kendi besinini üreten ve aynı zamanda oksijen üretimini
sağlayan bu canlının yaklaşık 25 mikron büyüklüğünde mikroskobik
bir canlı olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Bu mikro canlının
sağladığı diğer faydaları ise şöyle özetleyebiliriz. Diatomlar
pek çok balık ve balina gibi suda yaşayan canlılar için önemli
bir besin kaynağı oluşturmaktadır. Aynı zamanda balık yağında
bulunan D vitaminini de sağlamakla sorumludurlar. Allah bu
küçük canlıyı balığa rızık olarak yaratmış, ardından onu balığa
ve balığı besin olarak kullanan insana yararlı hale getirmiştir.
Bilindiği gibi, balık yağı insanın gelişimi için oldukça değerli
bir besindir. Bunların
yanı sıra diatomlar endüstriyel olarak da kullanılmakta
ve çeşitli maddelerin filtre edilmesini ve yalıtılmasını
sağlamaktadırlar. Bu canlılar özellikle silis, nitrat ve
fosfatın canlılar için kullanılabilir hale gelmesinde de
son derece etkilidirler. Hatta belirli şartlar altında kirli
su kaynaklarının saf hale getirilmesini de sağlayabilmektedirler.73
Bu işlemlerin pek çoğu günümüzün laboratuvar şartlarında
bile gerçekleştirilemezken, bir hücre zarı ve kloroplasttan
ibaret olan tek hücreli bir canlının adeta bir kimya laboratuvarı
gibi çalışması elbette onun kendi becerisi değildir. Onun,
dışarıdaki karbondioksitten, ürettiği oksijenden, karbonun
canlılar için öneminden, balık yağındaki D vitamininden
haberi bile yoktur. O, sadece üstün özellikleriyle kendisine
yüklenmiş görevleri yerine getirir. İşte bu nedenle ilhamla
hareket eder. Ona bu ilhamı veren, onu yaratan, onu canlılığın
varlığı için gerekli kılan üstün güç, yeri göğü ve bunların
içinde bulunan her şeyi "Ol" emri ile yaratan Allah'tır.
Onu istediğimizde herhangi bir
şey için sözümüz, ona yalnızca "Ol" demekten ibarettir;
o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)
Algler Diğer Canlılar İle Ortak Yaşam
İçindedirler
Mercanlar Algler Sayesinde Varlıklarını
Sürdürürler
Mercanlar yaşamlarını sürdürebilmek için alglerle
ortak bir yaşam sürerler. Mercanların üzerine yerleşen tek
hücreli algler mercanlara sahip oldukları güzel renkleri
verirken, aynı zamanda onların beslenmelerini de sağlarlar.
Algler, mercan kayalarının gelişimi için gerekli kireç oluşumunu
hızlandırmakta ve aynı zamanda bu canlıların üst yüzeylerini
tuzlu suyun aşındırıcı özelliğine karşı korumaktadır.

Mercanların yaşayabilmelerini sağlayan ana unsur,
yeşil alglerdir. Mercanın üzerinde barınak bulan
algler, yaptıkları fotosentez sayesinde mercanlara
kolay bir besin sağlamaktadırlar. |
Mercanla alglerin meydana getirdiği bu ortak
yaşamın en belirgin şekli Kızıldeniz'de görülmektedir. Kızıldeniz'e
rengini veren güzel mercanların tüm fonksiyon ve faaliyetleri
bu ortak yaşamın bir sonucu olarak meydana gelir. İki çöl
arasında bulunan Kızıldeniz son derece verimsiz bir bölgedir.
İklimi kuru olduğu gibi bu denizi besleyen hiçbir nehir veya
tatlı su kaynağı yoktur. Dolayısıyla bu deniz, bir oksijen
veya nitrojen kaynağına sahip değildir. Normal şartlarda Kızıldeniz'in
verimsiz ve içinde fazla canlı barındırmayan bir deniz olması
beklenmektedir. Oysa mercanlar bu verimsiz ortamda rahatlıkla
yaşarlar. Mercanların bu denizde başlattıkları yaşam, başka
canlıların da yaşamalarına olanak vermektedir.
Hiçbir yerden hayat kaynağı olmayan bu suyun
içinde mercanların yaşamalarını sağlayan tek unsur yeşil
alglerdir. Mercan kendi bedeni içinde alge barınacak bir
yer verir ve alg de yaptığı fotosentez sayesinde mercana
besin ve enerji sağlar. Mercanlar alglerin enerji kaynakları
olan güneş ışığına ulaşabilmeleri için her türlü yöntemi
denerler. Bunun için mercanlar genellikle gündüz içlerine
kapanırlar ve dışarıda sadece iskeletlerinin kalmasını sağlarlar.
Bu şekilde algin rahatlıkla ulaşabildiği güneş ışığı, fotosentez
işlemini gerçekleştirmesini sağlayacaktır. Böylelikle mercan
da, ihtiyacı olan besine ulaşmış olacaktır.
Mercan, tüm besin gereksinimini
kendine özgü bir sistem ile alır. Bu canlılar kendi hücrelerinden
alglerin derilerini zayıflatan hazmettirici bir çözelti
salgılarlar. Bu yöntem ile algler tarafından fotosentezlenmiş
tüm besinlerin %80'i dışarı çıkar ve mercanın kendi hücrelerine
girer.74
Mercanın izlediği bu yöntem aslında son derece şuurludur.
Mercan, algin kendisi için son derece değerli bir besin
kaynağı olduğunu bilmektedir. İşte bu nedenle kendi ihtiyacı
olan besini elde etmek için eritici madde salgılarken, algin
tümüyle ölmesine izin vermez. Salgılanan miktar sadece istenen
enerjinin açığa çıkmasına yardımcı olacak kadardır.
Alglerin meydana getirdiği fotosentez işlemi
aynı zamanda suyu oksijen bakımından da zenginleştirir. Oksijen
ile zenginleşen su, canlılık zincirini de genişletir. Hayvanların
artıkları ve bakteriler sayesinde nitrojen seviyesi de artar.
Bu da verimliliğin ve canlılığın artışı demektir. İşte Kızıldeniz
içinde bir yaşamın var olmasının nedeni budur.
Bu ilişkiden elbette alglerin de faydalandıkları
yönler vardır. Mercanlar normal şartlarda CO2 ve
amonyak salgılarlar. Bu maddeler algler için mükemmel bir
besin ve gübre kaynağıdır. Aynı zamanda alg, yaşamak için
nitrat ve fosfata da ihtiyaç duymaktadır. Bu maddeler de mercanların
atıklarında bulunan maddelerdir.75
Mercanların atıkları vardır, çünkü bilindiği gibi mercan bir
bitki değil, bir hayvandır. Dolayısıyla mercanın dokularında
alglerin yaşayabilmesi için gerekli olan tüm hammaddeler bulunmaktadır.
Yani alg, içinde yaşadığı bu canlı sayesinde besinini hiç
çaba harcamadan elde eder. Ayrıca artık düşmanlarından korunacağı
bir sığınağa da sahiptir.
Mercanlar, üzerlerinde barındırdıkları
alglerin güneşten yararlanabilmeleri için gündüz
içlerine kapanarak algleri dışarıda bırakırlar.
Böylelikle fotosentez işlemi kolaylaşır. |
Mercanın, alge güneş ışığı sağlamak için geliştirdiği
yöntemler ise benzersiz bir aklı sergilemektedir. Mercanlar
genellikle deniz içinde güneş ışığının yoğun olduğu yerlerde
ve özellikle de sığ sularda biraraya gelirler. Güneş ışığının
daha az olduğu derin sularda ise yatay olarak serilir ve bulundukları
ortamdan en fazla ışık elde edebilecekleri şekle girerler.
Böylelikle mercanlar için hayat kaynağı olan algler, en önemli
enerji kaynağına ulaşmış olur. Bütün bunlara bakarak mercanın
algi çok iyi tanıdığı ve nelere ihtiyacı olduğunu bildiği
izlenimi ediniriz. Oysa bahsettiğimiz canlılar, herhangi bir
deniz hayvanı olan mercan, diğeri de tek hücreli bir mikroorganizma
olan algdir. Eğer birbirlerini tanıdıklarını iddia edersek,
bu canlıların şuurlu davrandıklarını iddia ediyoruz demektir.
Bu elbette mümkün değildir. Bir algin tüm enerjisini güneşten
alarak beslendiğini bilmesi bir mercan için kuşkusuz imkansızdır.
Dahası mercanın, bu özelliği kendi yararına kullanmayı düşünmesi
elbette ki mümkün değildir. Bütün bunlar bir yana mercanın,
daha çok fayda elde edebilmek için algin zarını eritmeyi
akletmesi, algin güneşten daha fazla faydalanabilmesi için
su içinde özel bir yer belirlemesi normal şartlarda olanaksızdır.
Oysa bu iki canlı söz konusu ortaklığı yaşar ve birbirlerini
gayet iyi tanırlar. Bu durumda imkansızın gerçekleştiğini
ve ikisinin de şuurlu davrandığını iddia etmemiz gerekir.
Kuşkusuz kimse böyle bir iddia ile ortaya çıkamayacaktır.
Bu durumda tekrar Allah'ın sonsuz aklının tecellilerini gördüğümüzü
ve tekrar, tesadüfen oluşumun ne kadar büyük bir aldatmaca
olduğunu da anlarız.
Alglerin mercanlara sağladığı
faydalar bunlarla da sınırlı değildir. Algler, yöntemi henüz
belirlenememiş olmakla birlikte mercanların iskeletini oluşturmakta
ve bu iskeletin büyümesini sağlamaktadırlar. Bu önemli bir
yardımdır, çünkü mercanlar, ancak kendi iskeletlerini oluşturmak
ve büyütebilmek şartıyla yaşayabilirler. Algler bununla
da kalmaz hem kendilerini hem de içinde yaşadıkları bu canlıları
zararlı olan ultraviyole ışınlardan korumak amacıyla yüksek
faktörlü güneş kremi etkisi gösteren kimyasal bir madde
üretirler. Özellikle gelen ışınların çok güçlü olduğu tropikal
bölgelerde salgılandığı için bu madde büyük bir önem taşımaktadır.76
Küçücük bir alg hücresi, sıcağın zararlı etkilerini adeta
tahmin edercesine bir tedbir almaya karar vermektedir. Üstelik
bunu yapabilmek için kimyasal yöntemler kullanır. Bütün
bu yönleriyle baktığımızda detaylarını anlattığımız bu ortak
yaşam, dünyadaki en iyi ve en gelişmiş simbiyozdur.
Maksimum 29 derecelik sıcaklıkta
yaşayabilen mercanlar, suyun sıcaklığının 34 dereceye çıkmasından
rahatsız olduklarında bir reaksiyon gösterir ve algleri
üzerlerinden atarlar. Bu tepkileri mercanları ölüme götüren
ilk adımdır. Bundan sonra boşalan mercan katmanlarına süngerler
ve yabancı algler yerleşirler. Ortak bir yaşam sürdükleri
mercanlardan ayrılan algler, mercanların sahip olduğu güzel
renkleri de alır götürürler. Sonuçta mercanların rengi yeşil
ve kahverengiye dönüşür. Yabancı maddelerle kaplanmış, gözalıcı
rengini kaybetmiş olan mercanlar, alglerin koruyucu özelliklerinden
de mahrum kalmışlardır. Tuzlu suyun aşındırıcı etkilerine
artık açıktırlar. Mercanlardan geriye sadece kireç ve inorganik
albuminler kalır. Geçen yıllar ve suyun hareketi ile bunlar
da erozyona uğrayarak kuma dönüşür. Isı artışı 4 hafta sürerse,
mercanların yaşamaları için gerekli algleri bulmaları ve
dolayısıyla yaşayabilmeleri imkansız hale gelir.77
Algler Denizanalarına Yaşam
Sağlar
Bazı bölgelerde denizler veya denizin bir bölümünün
meydana getirdiği su birikintileri, besin yönünden oldukça
fakirdir. Tıpkı mercanlar gibi böyle bölgelerde yaşayan
denizanaları da ihtiyaç duydukları besini adeta nereden
bulacaklarını bilircesine, hemen bünyelerine alacakları
bir alg ararlar. Denizanaları normal şartlarda bulundukları
sularda dokungaçları sayesinde küçük balıkları ve diğer
hayvanları yakalayarak beslenen canlılardır. Ancak verimsiz
denizlerde bu olanaklar yoktur, bu nedenle alglerle ortak
bir yaşam içine girerler. Dokungaçları sayesinde algleri
fark eder ve bunları sindirmeden bedenlerinin içine alırlar.
Denizanaları normal
şartlarda küçük balıklarla beslenirler. Ancak verimsiz
denizlerde besin kaynaklarını sadece algler sağlar.
Denizanalarının, bu canlıları bir besin deposu olarak
tanıyıp bünyelerinde barındırmaları, adeta şuurlu
bir davranıştır. |
Gerekli enerjiyi alabilmek için denizanaları,
sabah erkenden güneş enerjisini en fazla alan bölgede suyun
yüzeyine çarpan ışığa doğru yönelirler. Güneş gökyüzünde doğudan
batıya doğru hareket ettikçe denizanaları bu hareketi izlerler
ve güneşin yöneldiği yöne doğru dizilirler. Bu büyük topluluk
suyun altında 700 cm. kadar derinliğe uzanan dikey bir duvar
meydana getirir. Bu dikey duvar, güneş ışığının suya vurduğu
alanda oluşur. Eğer karanlık sular içinde ağaçların arasından
sızan bir güneş ışığı çizgisi meydana gelirse, denizanaları
bu fırsatı da kaçırmazlar ve güneş ışığının oluşturduğu bu
hat boyunca "her biri güneş ışığını görecek şekilde" sıralanırlar.
Kısacası güneş ne tarafta ise, denizanaları o bölgededir.
Amaç sadece kendilerini besleyen fotosentetik canlılara gerekli
olan enerjiyi sağlayabilmektir. Aynı bölgede güneş almayan
karanlık sularda ise denizanalarından eser yoktur. Güneş iyice
battığında denizanaları bulundukları su kütlesinin merkezine
gelirler. Karanlık bastığında ise algleri, kendi ürettikleri
veya suyun içinde bulunan nitratlarla beslerler.
Bu olağanüstü ve tümüyle akılcı
olan işlemleri yapabilmek için denizanaları özel bir tasarıma
da sahiptirler. Bu canlılar, yüksek ve alçak yoğunluktaki
ışığı ayırt edici duyu organları ile donatılmışlardır.78
Bu, onların su içinde "daha parlak ışığa" olan günlük göçlerini
sağlayan en önemli unsurdur. Bir denizanasının "ışığa duyarlı"
hassas bir sisteme sahip olması ve bunun "muhtemel" gerçekleştireceği
simbiyotik bir ilişki için fayda sağlaması, kuşkusuz ki
öylesine okuyup geçilecek bir konu değildir. Denizanaları
öncelikle kendilerine besin sağlayacak canlıyı tanımaktadırlar.
Bu son derece önemlidir, çünkü denizanası hiçbir zaman yanlışlıkla
suyun içinde bulunan bir başka organizmayı veya farklı türde
bir algi bünyesine almaz. Kendisine hangi canlının fayda
getireceğini bilir. Danizanasının gözleri yoktur, beyni
de yoktur. Oldukça büyük bir bölümü sudan oluşmaktadır.
Dokungaçlarıyla hissettiği ise sadece tek bir hücredir.
Hissettiği bu canlıda bir kloroplastın varlığını fark etmesi
gerekmektedir. Onu etraftaki artıklar veya kimyasallarla
beslemek yerine onu doğruca güneşe götürmesi, içine aldığı
hücrenin neyle beslendiğini biliyor olduğunu gösterir. İnsanların
bile henüz 19. yüzyılda keşfedebildiği alglerin özelliklerini,
denizanalarının milyonlarca yıldır biliyor ve kendi faydalarına
kullanıyor olmaları olağanüstü ve akıllı bir dizaynın varlığını
Allah'ın üstün sanatı göstermektedir.
Algler Sümüklüböcekler İçin
Koruma Sağlarlar
Mercanlarla beslenen sümüklüböcekler,
mercanı sindirirken, üzerindeki algi ayırarak onu
canlı tutar. Alg sayesinde rengi değişir ve avcılar
tarafından tanınması zorlaşır. |
Denizde yaşayan kabuksuz sümüklüböcekler, mercanların
ve benzer diğer organizmaların üzerlerinde yaşarlar. Bu canlılar
kabuklarının olmaması sebebi ile balıklara karşı çok az bir
korunmaya sahiptirler. Ancak bu savunmasız görünümlerine karşın
düşmanlarından çok özel bir yöntemle korunurlar. Sümüklüböcekler,
üzerinde yaşadıkları mercanların rengini aldıklarından fark
edilemezler. Bu canlıların mercanlarla aynı renkte olmalarının
tek sebebi alglerdir. Mercanlarla beslenen bu canlılar,
mercanı sindirirken onun dokusunda bulunan algi ayırır ve
onu canlı tutarlar. Sümüklüböcek bunu yapabilecek özel bir
mekanizmaya sahiptir. Bedenine aldığı algi karnından dış
yüzeyinde bulunan dokungaçlarının içine doğru hareket ettirir
ve orada canlı olarak kalmasını sağlar. Bu yöntemle savunmasız
olan deniz sümüklüböceği mükemmel bir kamuflaj sağlamış
olur.79
Sümüklüböceğin, bünyesine aldığı alg sayesinde artık rengi
değişmiş ve çevredeki avcılar tarafından tanınması güçleşmiştir.
Acaba bir sümüklüböcek "renk" görebilir mi? Mercanın
renginden haberdar mıdır ve onun rengini aldığında düşmanları
tarafından fark edilemeyeceğini düşünebilir mi? Mercanlara
renklerini veren canlıların algler olduğunu nasıl bilebilir
ve yediği besin içinden algi ayrıştırması gerektiğini nasıl
anlar? Bu canlıyı vücudunda nasıl canlı tutabilir ve dokungaçlarına
kadar nasıl hareket ettirir?
Neredeyse tamamı mercan dokusu ile
kaplanmış olan sümüklüböcek kabuğu. |
Bu korunmayı sağlamak için öncelikle tehlikeden
nasıl bir yöntemle kaçabileceğini hesap etmesi, daha sonra
mercanın içindeki renkli maddenin kaynağını araştırması, bunun
kendi içinde sindirilmesini engelleyecek enzimler üretmesi
ve bunu dokungaçlarına kadar taşıyacak bir mekanizma meydana
getirmesi gerekmektedir. Bu saydıklarımız son derece detaylı
ve bilimsel işlemlerdir. İnsanın uzun araştırmalar yapmasını
ve çalışmasını gerektiren bu işlemler, kendinden ve çevresindeki
diğer yaşamdan habersiz bir sümüklüböcek tarafından kolaylıkla,
yaşadığı "her an" ve türünün tüm bireyleri tarafından gerçekleştirilmektedir.
İnsanın başaramadığı bütün bu mucizevi işlemleri bu
küçük canlı keşfetmiştir ve yaptığı işleri kusursuzca başarır.
Başarır, çünkü varlığı ile Allah'ın mutlak varlığının delillerinden
biridir. Allah'ı tanıyıp takdir eden insanların Allah'a olan
yakınlıklarını artırmaktadır. Allah'ın varlığını insanlardan
gizlemeye çalışarak tesadüfleri ilahlaştıran Darwinizm için
ise büyük bir darbedir.
Alglerin Fayda Sağladığı
Diğer Canlılar
Pembe renkleri ile görmeye alıştığımız
flamingolar da aslında renklerini özel bir kaynaktan alırlar.
Bunlar alglerdir. Flamingoların yedikleri algler onların
kendine has renklere sahip olmalarını sağlamaktadır. Kuşun
vücuduna giren algler, hayvanın her yanına yayılarak tüylerini
de renklendirirler.80
Bunun dışında algler, büyük deniz
taraklarının da beslenmesine yardımcı olmaktadırlar. Küçük
bir alg türü olan zooxanthellae yalnızca diğer hayvanların
bedenlerinde yaşayabilen bir mikroorganizmadır. Deniz taraklarının
bedenini de kendisine en emin yer olarak kabul eder. Büyük
deniz tarakları bu canlılara barınacakları rahat bir ortam
sağlar, bu küçük yeşil canlıları düşmanlara karşı korur.
Bunun yanı sıra ortak yaşadığı bu canlı için karbondioksit,
nitrojen ve fosfor gibi besinleri sağlar. Elbette bütün
bunların karşılığında zooxanthellae tarafından hazırlanan
maddeler de deniz taraklarının başlıca besin maddesini oluşturmaktadır.81
Zooxanthellae |
Evrim teorisini savunanlar algler hakkında çeşitli
senaryolar üretmişlerdir. Bunların içinde en çok kabul gören
hikayeye göre, alg ilkel bir yaşam formudur ve evrimleşerek
bitkilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. "Eski ve küçük olan
ilkeldir" şeklinde özetleyebileceğimiz evrimci saplantı burada
da kendini göstermiştir. Daha önceki bölümlerde de gördüğümüz
gibi evrimcilerin ilkel olarak nitelendirdikleri bakteriler
ve virüsler, hayret verici özelliklere ve kompleks mekanizmalara
sahiptirler. Bu durum, dünyada yaşamın devam etmesi için hayati
ödevler yüklenmiş olan alg için de geçerlidir. Bu aşamada,
evrimci senaryolarda nedense üstü kapalı geçilen veya hiç
değinilmeyen sorular gündeme gelmektedir. Evrim
teorisini savunanların somut olarak açıklamaları gereken
temel sorular vardır. Bilimsel araştırmalara göre, algler
bundan yaklaşık 3,5 milyar yıl önce GüneyAfrika'daki kayalarda,
günümüzde sahip olduğu şekilde, aniden ortaya çıkmaktadırlar.
Aynı dönemde aniden ortaya çıkan bakteriler gibi algler
de, günümüzde sahip oldukları özellikleri taşımaktadırlar.
Bu canlıların atası olarak öne sürülebilecek ilkel bir varlık
asla var olmamıştır. İncelediğimiz bu canlıların milyarlarca
yıl geçtiği halde aynı şekilde ve özelliklerde günümüze
kadar gelmiş olmaları, bütün bu zaman boyunca da hiç evrim
geçirmediklerinin delilidir.
Yeryüzünün oksijen ve aynı zamanda besin kaynağı
olan algler, denizdeki en küçük canlıdan kara üzerinde yaşayan
en büyük hayvana, hatta insana kadar tüm varlıklara çeşitli
şekillerde fayda getiren üstün bir yaratılış harikasıdır.
Sadece kendi hayatını devam ettirmekle kalmaz, başka canlıların
bedenlerine girip onlara da fayda sağlar. İşte bütün bunlar,
Allah'ın mutlak varlığını görmek isteyenler için büyük ve
benzersiz delillerdir. Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır."
De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da,
zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar)
edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret
sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir
mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar
buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti?
De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici
olandır." (Ra'd Suresi, 16) |