|
HÜCREDEKİ MUCİZE
VİRÜSLER
Hücrelerin en büyük düşmanları, virüs denilen mikroskobik
canlılardır. Gözle görülemeyen bu iki canlı arasındaki savaşın,
insan hayatında çok büyük önemi vardır. Virüsler kimi zaman
grip gibi can sıkıcı hastalıkların sebebi oldukları gibi,
kimi zaman da AIDS, Tifo gibi öldürücü hastalıklara neden
olmaktadırlar.
Virüslerin hücreye saldırıları son derece öldürücü, çok
gelişmiş saldırı teknikleri nedeniyle de bir o kadar hayret
vericidir. Virüsün "strateji"sinin temeli, hücreyi hücrenin
kendi silahı ve imkanlarıyla vurmaktır. Kendi kopyalarını
üretmek için yaptığı bu saldırı, aslında bir anlamda da
bir intihar saldırısıdır. Soyunun devamı için hem kendisini
hem de hücreyi feda eder. Hücrelerin, yaşamlarını sürdürebilmek
için DNA'larındaki bilgiler doğrultusunda protein üretmek
zorunda olduklarını önceki sayfalarda belirtmiştik. Virüsler
işte bu protein üretiminin önünü keserek, hücreyi proteinle
birlikte, virüs üreten bir fabrikaya dönüştürürler.
Hücre zarına kenetlenmiş virüsler.
Virüsler hücre zarını eritip hücrenin içine DNA
veya RNA'larını (bir bakıma bizzat kendilerini aşılarlar.) |
CANSIZ AMA AKILLI DÜŞMANLAR
Virüsler doğadaki en ilginç özelliğe sahip organik yapılardan
biridir. Canlı bir bedene sahip değildirler ve yalnızca
bir kalıtım mekanizmasından oluşurlar. Bir virüs, proteinden
bir kabuk ve kabuğun içinde kendisine ait bilgileri içeren
genetik şifrelerden (DNA veya RNA) ibarettir. Tek başına
hayat belirtisi gösteren herhangi bir fonksiyonu veya organeli
yoktur. Bu nedenle bir virüs doğada milyonlarca yıl bozulmadan
kalabilir. Ancak bir organizmanın içine girdiğinde adeta
canlanır ve aktif hale geçer. Bir hücreyle temas ettiği
andan itibaren canlı özelliği göstermeye başlar; saldırgan
ve dahası akıllı bir canlı haline gelir.
VİRÜSÜN
HÜCREYİ ELE
GEÇİRME OPERASYONU
1- Virüs yanaştığı hücre zarının
üstüne kenetlenir. 2- Hücre zarını sahip olduğu
özel bir enzim ile delerek içindeki nükleik asidi
(DNA veya RNA) hücrenin içine aşılar 3-Virüsün DNA'sı
hücrenin DNA'sına karışarak hücrenin protein üretimini
kilitler. 4-Hücrenin üretim merkezleri, değişen
DNA'da yazılı emirler doğrultusunda yeni virüsler
üretmeye başlarlar. Bu şekilde çoğalmaya başlayan
virüsler bir süre sonra hücre zarını parçalayarak
yeni hücrelere doğru yönelirler. |
Virüs insan vücuduna karşı olabilecek en akılcı saldırı
yöntemini kullanmaktadır. Hücrelerden birisine girmeden
önce ayakları ile söz konusu hücrenin kendisine uygun olup
olmadığını saptar. Eğer yaptığı test sonucu olumlu ise kendi
DNA'sını—yani kabuğunu bir kenara bırakacak olursak
bizzat kendisini—hücrenin içine boşaltır.
Bu işlem sonrasında hücrenin içindeki mekanizmalar virüsün
oyununa gelirler. Hücreye girmiş olan bu yeni DNA'nın "yabancı"
olduğunu anlayamaz ve onu DNA'nın hücrede bulunması gereken
yere, yani doğruca çekirdeğin içine taşırlar. Çekirdeğe
ulaşan virüsün DNA'sı, burada yer alan DNA'nın arasına karışır.
Bu noktadan sonra da, hücre protein ürettiğini sanarak bu
yeni virüs DNA'sını çoğaltmaya başlar. Virüsün DNA'sı hücrenin
DNA'sının arasına o kadar uyumla gizlenir ki, hücre farkına
varamadan üretimini sürdürür.
Bunun farkına varması da gerçekten oldukça zordur: Bir
hücreye dalmış virüsün DNA'sını öteki sayısız DNA molekülünden
ayırmak, yirmi ciltlik bir ansiklopedinin herhangi bir sayfasına
yerleştirilmiş yarım satırlık bir cümleyi arayıp bulmaya
benzer. Virüs, bu "uyanık" yöntemi sayesinde, hücrenin kendine
ait programlama mekanizmalarına karışmakta ve adeta hücreye
ait bir parça haline gelmektedir.
Bir yazıda, belirli bir paragraftan sonra eklenecek bir
cümlenin bütün bir paragrafın anlamını tam tersi bir yönde
değiştirmesi mümkündür. İşte virüs de bu tür bir kritik
değişiklik yaparak hücrenin tüm üretim faaliyetini gerçek
amacından saptırır: Virüsün DNA'sı, hücrenin çekirdeğindeki
"üretim metninin" anlamını tümüyle değiştirebileceği hayati
bir yere eklenir.
Normal zamanda kendisine gerekli ve DNA'da şifreleri özel
kilitlerle işaretlenmiş proteinlerin dışında hiçbir proteinin
—diğer hücrelerle ilgili proteinlerin bile—
şifresini okumayan hücre, adeta büyülenmiş gibi kendisini
virüs DNA'sının şifrelerini okuyup bu virüsü üretmekten
alıkoyamaz. Virüsün hangi güçle hücrenin üretim mekanizmalarını,
enzimlerini etki ve kontrolüne aldığı ve kendi şifresini
kopyalatıp kendi proteinlerini ürettirdiği halen aydınlanmamış
çok esrarengiz bir durumdur.
Bu olay hücrenin kaçınılmaz sonunu hazırlar. Ölmekte olan
hücre, çekirdekte yer alan hatalı kodlanmış programı üretmek
için, tüm enerjisini sonuna kadar kullanır. Sonunda ölür
ve parçalanır. Parçalanma ile birlikte, hücrenin adeta kanını
emerek çoğalmış olan virüsler, öteki hücrelere sıçrar ve
kendilerine yeni kurbanlar bulurlar. Virüslerin bu istilası,
büyük bir hızla ilerler.
Bu istila, eğer vücudun savunma mekanizması olmasa, normal
bir insanı bir kaç gün içinde öldürecek kadar hızlı bir
biçimde ilerler. Ancak sözkonusu savunma mekanizması, virüsün
vücuda girdiğini çok kısa bir süre içinde farkeder ve hemen
büyük bir karşı saldırı başlatır. Bu sayede, en basit bir
nezle virüsü ile kolayca ölebilecek olan insan, yaşamını
sürdürür.
Virüsün bu ilginç macerası, şaşırtıcı olduğu kadar düşündürücüdür
de.
Öncelikle şu sorunun sorulması gerekir: Nasıl olur da doğadaki
virüs, insan bedenine girip, onu istila edecek bir bilgiye
sahip olabilir? Virüsün böyle bir beceriye sahip olabilmesi
için, insan hücresini çok iyi tanıması, kendi DNA'sını insan
DNA'sının arasına sızabilecek bir biçimde formüle etmesi
gerekmektedir.
Oysa bunu düşünmek bile mantıksızlıktır. Üstteki cümlede
"virüsün kendi DNA'sı" ifadesini kullandık. Ancak virüs
zaten bir DNA ve onu kaplayan bir kılıftan ibarettir. İnsan
vücudunu tanımak, ona göre kendisini şekillendirmek gibi
bir "beceri"ye sahip olamaz.
Ortada çok açık bir gerçek vardır: Virüs, insan vücuduna
girip, onun DNA'sına sızması için özel olarak yaratılmıştır.
Bunu bir örnekle açıklayabiliriz: Boş bir arazide ilerlerken
önce çok gelişmiş bir kapı kilidi, bir süre sonra da tek
bir anahtar bulduğunuzu düşünelim. Anahtarı kilide sokar
ve onu açtığını görürseniz, ne sonuca varırsınız? Acaba,
"ne tesadüf, bu demir parçası tesadüfen şu kilidi açıverdi"
mi dersiniz, yoksa elinizdeki anahtarın zaten o kilit için
yapıldığı, ancak ayrı ayrı yerlere kondukları sonucuna mı
varırsınız? Elbette akıl, ikinci seçeneği kabul etmeyi gerektirir.
Virüs saldırısına uğramış
bir kan hücresi. Virüsler hücreyi parçalayarak dışarı
çıktıktan sonra yeni kurbanlarına yöneliyorlar. |
Virüsle insan hücresi arasında da bu "anahtar-kilit" ilişkisi
sözkonusudur. İnsan hücresiyle hiçbir ilişkisi olmayan ve
bu şekilde onbinlerce yıl doğada ölü olarak duran virüs,
insan vücudunun içine bir şekilde girer ve hemen gidip hücrenin
"kilidini" açar. İlk olarak hücrenin duvarını deler; çünkü
bu duvarı delebilecek şekilde dizayn edilmiştir. Sonra gidip
hücrenin DNA'sının arasına karışır; çünkü o DNA'ya uyum
gösterecek şekilde tasarlanmıştır.
Bir başka deyişle, virüs, insan vücuduna girip hastalık
nedeni olsun diye yaratılmıştır. Allah, insanın hastalanmaya
elverişli olmasını dilemiştir. Çünkü kibirlenmeye çok eğilimli
olan insan, ancak bu tür sıkıntılar sayesinde Allah'a muhtaç
ve aciz bir varlık olduğunu fark edebilmektedir.
Ancak Allah, hastalığı yaratırken, beraberinde şifayı da
yaratır. İşte bu nedenle, virüsü yaratırken, ona karşı muhteşem
bir savaş veren savunma sistemini de yaratmıştır. İnsan
bu sayede her gün farklı türleriyle karşılaştığı virüslere
karşı direnç gösterir.
Bunun yanısıra, Allah, kimi zaman virüsleri bir "ölüm vesilesi"
olarak da kullanır. Allah dilediği kimseye dilediği kadar
ömür verir ve bu belirlenmiş süre, Allah'ın dilemesi ile
sona erer. Allah'ın ölüm için kullandığı "sebep"lerden biridir
virüs. Tarih boyu milyonlarca insan sahip oldukları bütün
değerlerden, mallarından, eşlerinden, çocuklarından kısaca
hayatlarından, hiçbir zaman göremedikleri virüsler yüzünden
ayrılmışlardır. Bugün modern tıp mevcut virüslerin çoğuna
çözümler üretirken, yeni ve karşı konamaz virüslerin yaratılıyor
oluşu da oldukça anlamlıdır. AIDS ya da Ebola gibi yeni
virüsler, "her nerede olsanız, ölüm sizi bulur" (Nisa
Suresi, 78) ayetinin hükmüyle, Allah'ın haklarında
ölüm kararı verdiği bedenlerin ölüm sebepleri olmayı sürdürmektedirler. |