|
HÜCREDEKİ MUCİZE
HÜCREDEKİ ENERJİ ÜRETİMİ
Enerji her alanda insan için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.
Teknoloji, sanayi, ulaşım, haberleşme gibi birçok hayati
konuda kilit konumdadır. Bu kadar vazgeçilmez bir ihtiyaç
olan enerjinin bedeli de elbette yüksektir. Dev barajlar,
rafineriler, hatta nükleer santraller bu amaçla inşa edilir.
Ülke bütçelerinin büyük bir kısmı enerjiye ayrılır. Yalnızca
gündelik hayatta kullandığımız bir otomobilin yakıt ihtiyacı
için bile yüklü miktarlarda para harcarız.
Peki enerji temini bu kadar masraflı iken, sizi taşıyan,
düşünmenizden konuşmanıza, yürümenize kadar birçok işinizi
gören vücudunuz, hangi enerjiyi hangi kaynaktan sağlayıp,
nasıl üretip, ne şekilde kullanmaktadır?
HÜCRE VE ENERJİ
Hücre vücudun ihtiyacı olan enerjiyi üretmek için "mitokondri"
denilen yüzlerce küçük enerji santralinden yararlanır. Bu
santrallerde, besinlerden elde edilen kimyasal enerjiler,
hücrenin kullanabileceği enerji paketlerine dönüştürülür.
Bu paketlere ATP adı verilir. Hücre içinde hayatı sağlayan
bütün olaylar, mitokondrilerde üretilen bu kullanıma hazır
enerji paketleri sayesinde gerçekleşir.
Peki bu enerjinin bedeli nedir?
Bir karşılaştırma için, otomobilinizde yakıt olarak kullandığınız
benzini ele alalım. Bu benzin önce yerin derinliklerinden
ham petrol olarak çıkartılır. Sonra gemilerle petrol rafinerilerine
taşınır. Bu rafinerilerde, birçok karmaşık kimyasal işlemden
sonra benzin haline getirilir. Aracınızın motoru da, burada
kullanılan benzin de birbirlerine uyumlu bir şekilde üretilmiştir.
Aracınız başka herhangi bir yakıtla çalışamaz. Aynı şekilde
trenleri çalıştıran elektrik de büyük zahmetler ve masraflar
sonucunda barajlarda üretilir. Bu iş için dev hidroelektrik
santralleri kurulmuştur. Her iki örnekte de önemli bir bilgi
birikimi ve ileri bir teknoloji kullanılmaktadır.
HÜCRENİN ENERJİ SANTRALİ
Hücrede bu üstte saydıklarımızdan çok daha mükemmel bir
sistem vardır. Kullanılacak enerjinin ilk kaynağı güneştir.
Bitkiler güneş ışınlarını kullanarak besin yaparlar. Daha
doğrusu, güneş ışığının enerjisini, ürettikleri besinlerin
içine depolarlar. Vücut da bu bitkilerden ve bunlarla beslenen
hayvanlardan aldığı besinleri çok küçük parçalara ayırır.
Enerjinin hammaddesi olan bu küçük parçacıklar hücre tarafından
yakalanır ve hücrenin "enerji santrali" olan mitokondriye
getirilir. Mitokondri bu hammaddeleri en küçük moleküllerine
kadar parçalayarak içlerinde saklı bulunan enerjiyi ortaya
çıkarır. Dahası, bu enerjiyi hücrenin kullanabileceği bir
yakıt cinsi olan ATP'ye çevirir. Hücredeki bütün olaylar
da bu yakıtın sağladığı enerjiyle yürütülür. Buraya kadar
saydıklarımız, bütün olup bitenlerin çok kısa bir özetidir.
Mitokondri denilen bu santrallerdeki enerji üretimi esnasında
son derece karmaşık kimyasal olaylar meydana gelir. Bu kimyasal
mucizeler, milimetrenin 100'de biri kadar olan hücrenin
içinde, yani hayal gücünün alamayacağı küçüklükte bir yerde
meydana gelmektedir.
Hücrede enerjinin üretilmesinde başrolü oksijen oynar.
Enerji üretiminin hemen her basamağında birçok farklı enzim,
devreye girer. Bir basamakta görevini tamamlayan enzimler,
bir sonraki basamakta yerlerini başkalarına devrederler.
Böylece, onlarca ara işlem, bu işlemlerde devreye giren
yüzlerce farklı enzim ve sayısız kimyasal reaksiyon sayesinde,
besinlerde depolanan enerji hücrenin işine yarayacak hale
getirilir.
Bu haliyle, hücrenin içindeki "enerji santrali"nin, bir
petrol rafinerisinden ya da bir hidroelektrik santralinden
daha kompleks olduğunu söyleyebiliriz.
Bu durum, hücrenin diğer işlevleri gibi karşımıza son derece
olağanüstü bir tablo çıkarmaktadır. Çünkü bir petrol rafinerisi,
petrolün ne olduğunu bilen, ham petrolü laboratuar şartlarında
analiz etmiş ve bu teknik bilgiler ışığında hareket eden
mühendisler tarafından inşa edilir. Petrolün ne olduğunu
bilmeyen insanların bir petrol rafinerisi inşa edebileceklerini
düşünmek ise elbette gülünçtür. Böyle bir şey mümkün değildir.
Ancak bu imkansızlık, hücrenin içindeki enerji santrali,
yani mitokondri, tarafından aşılmıştır. Çünkü hücre anne
karnında oluşur, çoğalır ve sonra da insan bedenini meydana
getirir. Hücrenin enerji santrali olan mitokondiri, yaşamında
bir kez bile dış dünya ile muhatap olmaz, tek bir bitki
bile görmez. Buna karşın, bitkinin içindeki enerjiyi nasıl
açığa çıkaracağını bilir ve bu karmaşık işi kusursuz bir
biçimde yürütür.
Böyle bir sistemi mitokondri nereden öğrenmiştir?
İşin doğrusu, hiçbir hücre organeli biyolojik bir işlevi,
sözcüğün gerçek anlamında "öğrenme" fırsatına sahip değildir.
Çünkü hücrenin oluşumu sırasında, böyle bir işlevi yerine
getirecek özelliklere sahip olmayıp, sonraki yaşam süreci
içerisinde bunun üstesinden gelebilecek beceriyi elde etmek
gibi bir imkanı yoktur. Bu tip olaylarda ön koşul bedende
ilgili sistemin daha yaşamın başlangıcında tamamlanmış olarak
hazır bulunmasıdır. Aksi halde enerji üretiminde başrol
oynayan "oksijen" hücreyi o anda tahrip eder. Şu halde hücrenin,
oluştuğu anda, aynı zamanda oksijene karşı kusursuz bir
sistemle de donatılmış olması lazımdır. Ancak bu sayede
kendisini yok edebilecek olan bu gazı alıp, onun sayesinde
hayatının devamı için en önemli gereksinimini, yani enerjiyi
üretecektir.
Mitokondrinin amacı, enerjiyi oksijen kullanarak üretmektir.
Bunu da, üstte bahsettiğimiz gibi, birbiri ardına çalışan
bir enzimler sistemi olmadan başarması mümkün değildir.
Bu enzimler bir canlıda ya tümüyle vardır ya da yoktur.
Bir sonraki nesile kalıtım yoluyla, yani DNA'da depolanmış
bilgi yoluyla aktarılabilirler. Hiçbir canlı kendiliğinden,
böyle yapısal bir düzenlemeyi öğrenemez. Bu sistem o kadar
gelişmiş ve ayrıntılıdır ki, insan zekası bile bugün bütün
imkanlarını kullanarak böyle bir sistemi kuramaz.
Nitekim mitokondrideki bu olağanüstü sistemin tek bir anda
var olmuş olması gerektiğini evrimci bilim adamları da kabul
etmek durumunda kalmışlardır. Bu konu ile ilgili ünlü evrimcilerden
Prof. Dr. Ali Demirsoy'un aşağıdaki itirafı son derece açıklayıcıdır:
Sorunun en can alıcı noktası, mitokondrilerin
bu özelliği (yani oksijeni enerji elde etme mekanizmasında
kullanmak) nasıl kazandığıdır. Çünkü tek bir bireyin dahi
rastlantı sonucu bu özelliği kazanması aklın alamayacağı
kadar aşırı olasılıkların biraraya toplanmasını gerektirir.
Burada evrimsel bir sorunla karşılaşıyoruz. Hücre gelecek
yeni durumu bilerek uyum mu yapmıştır? Yoksa koşullar oluşmadan,
rastlantı sonucu bu özellikleri taşıyan bir hücre başarılı
bir uyum mu yapmıştı?.. Solunumu sağlayan ve her kademede
değişik şekilde katalizör olarak ödev gören birtakım enzimler,
mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. Bu enzim dizisini bir
hücre ya tam içerir ya da bazılarını içermesi anlamsızdır.
Çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca
götürmez. Burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle
beraber, daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak
için tüm solunum enzimlerinin hücre içerisinde bir defada
ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister
istemez kabul etmek zorundayız.14
Yukarıdaki alıntı, evrimci mantığın uğradığı hezimetin
örneklerinden biridir. Tüm bu gerçeklere rağmen evrimciler
ne kadar kabul etmek istemese de, bu durumun ancak tek bir
açıklaması vardır: mitokondri, hem bitkilerin yapısını hem
de insan bedenini en ince ayrıntısına kadar bilen bir aklın
Sahibi tarafından yaratılmıştır. Bir başka deyişle, mitokondriyi
yaratan güç, "ilim bakımından herşeyi
kuşatmış" (Enam Suresi, 80) olan Allah'tır. Bir diğer
ayette de aynı gerçek şöyle vurgulanır: "Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır"
(Fussilet Suresi, 54)
Mitokondrinin amacı, enerjiyi oksijen kullanarak üretmektir.
Bunu da, üstte bahsettiğimiz gibi, birbiri ardına çalışan
bir enzimler sistemi olmadan başarması mümkün değildir.
Bu enzimler bir canlıda ya tümüyle vardır ya da yoktur.
Bir sonraki nesile kalıtım yoluyla, yani DNA’da depolanmış
bilgi yoluyla aktarılabilirler. Hiçbir canlı kendiliğinden,
böyle yapısal bir düzenlemeyi öğrenemez. Bu sistem o kadar
gelişmiş ve ayrıntılıdır ki, insan zekası bile bugün bütün
imkanlarını kullanarak böyle bir sistemi kuramaz.
| |
|
A.vinelandi
adlı bakteride glikoz sonucunda oluşan pirüvikaside
etkiyen pirüvat dehidroganaz enziminin farklı durumlarını
gösteren çizimler |
|