Türk İslam Birliği Dünya Güvenliğine
Zemin Olacaktır
Türk-İslam
Birliği'nin oluşturulmasıyla, öncelikle kendi içinde bir bütünlük
ve uzlaşma sağlayacak olan Türk-İslam ülkeleri, uluslararası alanda
da barışa, hoşgörüye ve istikrara dayalı bir siyaset izleyeceklerdir.
Ayrıca AB ülkelerinin ve ABD'nin Türk-İslam ülkeleriyle ilgili herhangi
bir durumda bağlantıya geçebilecekleri bir merkezin olması da, yine
Batı ile olan ilişkileri güçlendirecek ve istikrar kazandıracaktır.

Türk-İslam Birliği'nin Müslüman Dünyasına Faydaları
Müslüman ülkeler arasında sağlanacak siyasi ve ekonomik iş birliği Türk-İslam
dünyasında istikrar sağlayacaktır. Bu istikrar, Batı dünyasının Müslümanlarla
daha dengeli bir ilişki kurmasına da aracı olacaktır.
Türk-İslam dünyası, sahip olduğu yer altı zenginlikleri ve coğrafyasının stratejik
önemi ile bugün oldukça büyük bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle kurulacak
olan bir Türk-İslam Birliği hem bu potansiyellerin en iyi şekilde değerlendirilmesi
hem de tüm dünya ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesi açısından büyük önem
taşımaktadır.
Gerekliliği ve aciliyeti birçok kez vurgulanan Türk-İslam Birliği'nin bir diğer
önemli sonucu ise, bu birliğin ABD ve AB ülkelerinde uyandıracağı olumlu etkidir.
Kültürel, dinsel ve ekonomik açıdan bazı farklı özellikleri olan Batı ve Türk-İslam
ülkeleri arasında gerek siyasi gerekse ekonomik açıdan kurulacak köprü ancak
Türk-İslam Birliği ile mümkün olacaktır.
Türk-İslam Birliği'nin Genel Yapısı
Günümüzde aynı coğrafya içinde yer alan pek çok ülke, devletlerarası iş birlikleri
yapmakta, bu iş birlikleri sayesinde kaynaklarını birleştirmekte ve ortak savunma
paktları kurmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kurulacak Türk-İslam Birliği için,
Avrupa Birliği (AB)'nin yapısı önemli bir örnek teşkil etmektedir. Avrupa Birliği'nin
özelliği, üye ülkelerin tümünün kendi ulusal egemenliklerini, kendi yönetim
sistemlerini, devlet mekanizmalarını korumaları, ancak bunun yanında, "Avrupa kültürü" üzerine
inşa edilmiş bir değerler sistemini kabul etmeleridir. Bu değerler sistemi
üzerinde, birbirleri ile siyasi, ekonomik, kültürel iş birliği yapmaları; bu
iş birliğini yürütecek ve tüm Avrupa adına hareket edebilecek merkezi yasama
ve yürütme organlarına sahip olmalarıdır.
Türk-İslam Birliği de, üye ülkelerin ulusal bağımsızlıklarını ve milli sınırlarını
muhafaza ettikleri, her ülkenin kendi ulusal hak ve çıkarlarını koruyabileceği
bir yapı olmalıdır. Ayrıca tüm bu egemen ülkeleri, ortak bir "İslam kültürü" içinde
birleştirecek bir vizyon, bu vizyon uyarınca ortak politikalar geliştirecek
ve uygulayacak karar ve yürütme organları oluşturulmalıdır. Amaç, devletlerin
yapısal olarak birleşmeleri değil, ortak politika ve menfaatler çevresinde
birleşilmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesinde birliğin yaptırım gücünün
olmasıdır.
Bu birlik sayesinde Türk-İslam ülkeleri birbirleri ile doğrudan ilişki içinde
olacak, birbirlerinin sorunlarını yakından tanıyacak ve dayanışma içine gireceklerdir.
Ayrımcı, hizipçi, kavmiyetçi tüm anlayışlar bir kenara bırakılarak, "tüm Müslümanlar
kardeştirler" ilkesi temel alınacaktır. Günümüzde Türk-İslam dünyasına hakim
olan birbirinden farklı görüşler, yorumlar ve modeller arasında mutabakat sağlanamamış
olması, Müslümanların birlikte hareket etmelerine engel olmaktadır. Bu birliğin
beraberlik çağrısı, etnik kökene, ekonomik koşullara ya da coğrafi duruma göre
yapılmayacak; ırk, dil ve kültürel özelliklerden kaynaklanabilecek her türlü
husumet, bu birliğin çatısı altında ortadan kaldırılacaktır. Söz konusu örgütün
beraberlik anlayışı, bir toplumun diğerine, bir kültürün ötekine, bir grubun
başkasına üstün gelmesine dayalı değil, hepsinin bir diğeri ile eşit olduğu
hoşgörü, sevgi ve dostluğa dayalı dayanışma ruhu olacaktır.
Batı Dünyası İçin Türk-İslam Birliği Ne Anlama Gelmektedir?
Türk-İslam dünyasında kurulacak bir birlik, bu ülkelerin sahip olduğu tüm avantajları
birleştirmek ve en iyi şekilde değerlendirmek açısından büyük bir öneme sahiptir.
Aynı derecede önem taşıyan bir diğer nokta ise, bu birlik sayesinde Türk-İslam
ülkeleriyle Batılı ülkelerin gerek ekonomik gerekse siyasi ilişkilerinde sağlanacak
olan uyumdur.
Türk-İslam Birliği sayesinde öncelikle Türk-İslam devletlerinin Batı ülkeleriyle
ilişkilerine istikrar ve düzen hakim olacak ve bu ilişkilerin hızla güçlendirilmesine
önemli bir katkı sağlanacaktır. Söz konusu ülkelerin uluslararası sahada daha
etkin bir pozisyon kazanması da yine bu birlik ile mümkün olacaktır.
Türk-İslam Birliği sayesinde öncelikle Türk-İslam devletlerinin Batı ülkeleriyle
ilişkilerine istikrar ve düzen hakim olacak ve bu ilişkilerin hızla güçlendirilmesine
önemli bir katkı sağlanacaktır.
Kuran ayetlerinde ve Peygamber Efendimiz (sav)'in bazı hadislerinde yer alan
bilgiler, önümüzdeki dönemin, Allah'ın izniyle Müslüman dünyası için çok aydınlık
olacağını müjdelemektedir.
1- Ekonomik Açıdan:
Pek çok Türk-İslam ülkesinin acil ihtiyacı, ekonomilerinin istikrara kavuşması
ve sağlam temeller üzerine oturtulmasıdır. Türk-İslam dünyasında endüstrinin
gelişimine önem verilmesi, gerekli yatırımların yapılması zaruridir. Bütün olarak
bir kalkınma projesi geliştirmek gerektiği de açıkça görülmektedir.
Ancak öncelikle belirtilmelidir ki; Müslüman ülkeler gerek jeo-stratejik açıdan,
gerekse doğal gaz ve petrol başta olmak üzere değerli enerji kaynakları ve doğal
zenginlikler açısından çok büyük üstünlüklere sahiptir. Fakat bu gerçeğin aksine,
sahip olunan kaynaklar ve stratejik imkanlar gereği gibi değerlendirilememekte
ve Batı dünyası ile ekonomik ilişkiler sağlanamamaktadır.
Örneğin Kazakistan'da şu ana kadar tespit edilmiş petrol miktarının 10-17.6 milyar
varil olduğu bildirilmektedir. Doğal gaz kapasitesinin ise 53 ila 83 trilyon
küp arasında olduğu tahmin edilmektedir. Türkmenistan'ın doğal gaz yataklarındaki
miktar ise 98-155 trilyon küp olarak hesaplanmaktadır ve Türkmenistan dünyanın
dördüncü en büyük doğal gaz üreticisidir. İslam ülkelerinin bazıları da çok değerli
maden yataklarına sahiptir. Örneğin Özbekistan ve Kırgızistan altın üretiminde
dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Türkiye, önemi son yıllarda daha da iyi
anlaşılmış olan bor madeni açısından dünyanın en zengin rezervlerinden birine
sahiptir. Tacikistan dünyanın en büyük alüminyum işleme tesislerine sahiptir.
Bu birkaç örnekte de görüldüğü üzere bugün sahip olunan potansiyele rağmen, Türk-İslam
ülkelerinin ortak bir merkezde toplanmaması sonucu Batı dünyası ile sağlam ilişkiler
kurulamamakta ve bu potansiyel kazanca çevrilememektedir. Ancak kurulacak olan
Türk-İslam birliği ile daimi bir merkezin bulunması, birbirleri ile koordineli
olarak çalışacak karar ve yürütme merkezlerinin oluşturulmasıyla Türk-İslam ülkelerinde
ekonomik canlanma mümkün olacaktır. Ayrıca kurulacak merkezlerin çalışmaları
sonucu Batılı ülkelerin Türk-İslam ülkeleri ile yapacakları ithalat ve ihracat
faaliyetlerinde ve ülke sınırlarında hiçbir problem yaşamamaları sağlanarak,
gerek ABD gerekse AB ülkelerine aynı zamanda güven de verilmiş olunacaktır. Bu
sayede Batılı ülkelerin Türk-İslam ülkeleriyle yaptıkları ticaret hacmi artacak
ve bu ülkelerin daha önce kullanma imkanı bulamadıkları tüm potansiyeller değerlendirilmiş
olacaktır.
2- Siyasi Açıdan:
Kuşkusuz Türk-İslam birliğinin kurulmasıyla AB ve ABD'yle olan ilişkilerde yaşanacak
en önemli gelişmelerden biri siyasi anlamda olacaktır. Öncelikli olarak, merkezi
bir idareye sahip olacak olan Türk-İslam dünyası, AB ülkeleri ve ABD ile son
derece barışcıl ve uyumlu ilişkilere kavuşacaktır. Kitle imha silahlarının kontrolü,
terörizm, uluslararası suç ve çevre gibi konularda alınacak olan ortak kararlar
ve yapılacak olan iş birlikleri tüm dünyayı olumlu etkileyecek gelişmelere vesile
olacaktır.
Türk-İslam birliği sayesinde İslam dünyasındaki azınlıkların (örneğin Yahudi
ve Hıristiyanların) ve İslam ülkelerine gelen yabancıların haklarının korunması,
kendilerine güvenlik sağlanması ve saygı gösterilmesi Batılı ülkelerle olan ilişkileri
daha da güçlendirecek ve Türk-İslam ülkelerine duyulan güveni daha da artıracaktır.
Türk-İslam dünyasının insan haklarının ve demokrasinin hakim olduğu, akılcı,
sağduyulu ve adil bir liderliğe kavuşması, dünya siyasetinde değişen koşullara
kolaylıkla uyum sağlayan bir esnekliğe ve gerekli stratejileri geliştirebilecek
bir ileri görüşlülüğe zemin hazırlayacaktır. Bu gelişmeler sonucunda Türk-İslam
Birliği dünyadaki gelişmeler karşısında yalnızca etkin olmayan tepkiler veren,
kınamak ya da kanaat belirtmekle yetinen bir organizasyon değil, inisiyatif kullanabilen
aktif bir merkeze dönüşecektir. Bu da kuşkusuz, gelecekte Batı dünyası ile olan
ilişkilerde yaşanabilecek muhtemel sorunların daha kolay ve çok daha kısa sürede
giderilmesini sağlayacaktır.
Ayrıca AB ülkelerinin ve ABD'nin Türk-İslam ülkeleriyle ilgili herhangi bir durumda
bağlantıya geçebilecekleri bir merkezin olması da yine Batı ile olan ilişkileri
güçlendirecek ve ilişkilere istikrar kazandıracaktır.
3- Kültürel Açıdan:
Türk-İslam Birliği'nin kurulması halinde, Batılı ülkelerden gelen yabancıların
Türk-İslam ülkelerine giriş ve çıkışları kolaylaşacak ve çok daha güvenli hale
gelecektir. Yaşanacak bu gelişmeler sonucunda ise, aynı zamanda kültürel ve turistik
geziler mümkün hale gelecektir. Birliğin yaptığı çalışmalar sayesinde Türk-İslam
ülkelerinde uzun yıllardır gün ışığına çıkmamış bölgeler ve doğal güzelliklerin
tanıtılması imkanı doğacaktır.
Türk-İslam Birliği'nin güvencesinde olan Batılı misafirler, tüm Türk-İslam ülkelerinde
Kuran ahlakının gereği olan misafirperverlik ve dostlukla karşılaşacaktır. Bu
gelişmiş ve medeni tablo, 21. yüzyılda daha da önem kazanan medeniyetler arası
kültür alış-verişini de mümkün kılacaktır. Yaşanacak kültür alış-verişi sayesinde
hem Türk-İslam ülkelerinin kültürlerinde bir canlanma yaşanacak hem de Batılı
ülkelerin Türk-İslam dünyasına ve İslam ahlakına olan ilgileri ve hayranlıkları
artacaktır.
Türk-İslam Birliği Aşırı Savunma Giderlerini Engelleyecektir
Dünya ülkelerinin bütçeleri incelendiğinde, pek çok ülkede en büyük payın savunma
giderlerine ve askeri yatırımlara ayrıldığı görülecektir. 20. yüzyıl boyunca
küçük ve büyük yaklaşık 250 savaş yaşanmış ve bu savaşlarda yaklaşık 110 milyon
kişi hayatını kaybetmiştir. Tarihin en büyük savaşı olan II. Dünya Savaşı'na
110 milyon asker katılmış, bunların 27 milyonu cephede ölmüş, sivil nüfustan
ise 25 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Savaş nedeniyle, Almanya'da 1.5 milyon
ev yıkılmış, 7.5 milyon insan evsiz kalmıştır; Rusya'da ise 6 milyon ev yıkılmış,
1700 kadar şehir ve kasaba ile 70 bin köy yakılıp yıkılmıştır. Yalnız 1990-2000
yılları arasında ise, dünyanın 44 farklı bölgesinde büyük çaplı 56 silahlı çatışma
ve savaş yaşanmıştır.
Bu rakamlar, dünyada ülkeler ve medeniyetler arası barışın egemen kılınması ve
böylece savunma giderlerinin azaltılmasının ne derece önemli olduğunu bir kez
daha göstermektedir. Türk-İslam Birliği, İslam dünyasıyla ilgili tüm çatışma
ve gerilimleri ortadan kaldırarak küresel bir barış ve huzur ortamı sağlayacak,
sadece Müslüman ülkelerde değil dünyanın diğer pek çok ülkesinde de savunma giderlerinin
azaltılmasını sağlayacaktır. Böylece silah teknolojisine yapılan yatırım, silahların
gelişti- rilmesine harcanan para, rahatlıkla eğitim, tıp, bilim, kültür gibi
alanlara kaydırılabilecektir. Askeri bütçeden yapılacak kısıtlamalar ile açlık,
fakirlik, ekolojik bozulma, salgın hastalıklar gibi dünyanın geleceğini tehdit
eden sorunlarla mücadeleye daha çok kaynak ayırma imkanı olacaktır. Güvenlik
endişesinin büyük ölçüde ortadan kalkmasıyla, toplumların refah seviyesini yükseltecek,
yaşam kalitesini artıracak uygulamalar hayata geçirilecektir. Kültür ve eğitim
projelerine ayrılan bütçe daha da artırılabilecek, ruhen sağlıklı, fiziken güçlü,
sevgi ve merhamet anlayışı gelişmiş, hoşgörülü nesiller yetişecektir.
Ayrıca Türk-İslam Birliği sayesinde İslam coğrafyasında yaşayan Hıristiyanların
ve Yahudilerin hakları en iyi şekilde korunacak, dolayısıyla bu korumanın sağlanabilmesi
için Batı dünyasının ayrı stratejiler geliştirmesine, özel bütçeler ayırmasına
gerek kalmayacaktır.
Dünyayı Bekleyen Aydınlık Gelecek
Son dönemler içerisinde gerek İslam dünyasında gerekse Batı dünyasında yaşanan
gelişmeler, tüm dünyayı özellikle de İslam dünyasını çok büyük ve önemli değişimlerin
beklediğini açıkça göstermektedir. Kuran ayetlerinde, Peygamber Efendimiz (sav)'in
bazı hadislerinde yer alan bilgiler önümüzdeki dönemin, Allah'ın izniyle Müslüman
dünyası için çok aydınlık olacağını müjdelemektedir. Türk-İslam Birliği'nin kurulması
da, bu müjdeli dönemin başlangıcını hızlandıracak, yalnızca Müslümanların değil
Allah'ın izniyle tüm toplumların bolluk ve refah içinde yaşayacakları yepyeni
bir dönemin başlangıcı olacaktır.
Dünyaya ışık tutacak, hem Türk-İslam dünyasına hem de Batı dünyasına güzellik
sunacak, yeryüzüne adalet ve barış getirecek büyük İslam medeniyetinin yeniden
yeşermesi tüm Müslümanların duasıdır. Allah'ın izni ile, Türk-İslam Birliği'nin
kurulması, tüm bu güzelliklere vesile olacaktır. Bu da ancak Yüce Rabbimiz'in
kullarına indirdiği Hak kitabı olan Kuran'da bildirilen akılcılık, samimiyet
ve açıkgörüşlülük gerektiren ahlakın yaşanması ile mümkündür. Unutulmamalıdır
ki Kuran, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran en büyük yol göstericidir.
Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:
Elif, Lam, Ra. Bu bir Kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan
nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik. (İbrahim
Suresi, 1)
TÜRK İSLAM DÜNYASI'NDA BİRLİK ARAYIŞLARI
Kültür ve tarih birlikteliği yaşamış ülkelerin birlik
oluşturmaları çok doğal bir sosyolojik olgudur. Tarihte defalarca
yaşanmış bu olgu, günümüzde de kendini gösteren bir ihtiyaçtır. Avrupa
Birliği'nin kurulması da bunun tipik bir örneğidir. Böyle bir birlik
kurma sırası Türk-İslam Dünyası'na gelmiştir. Kazakistan ve Cezayir
Cumhurbaşkanları bu birlik arayışlarını son günlerde yüksek sesle
dile getirmişlerdir.
Kazakistan'dan Gelen Birlik Çağrısı
Dünya siyasetinin gidişatı, ülkelerin uluslararası
birliktelikler içinde yer almasını zaruri hale getirmiştir. Bu yapılanmalar
coğrafi, ekonomik, sosyal, kültürel yahut ticari ortak paydaların
üzerine kurulabilmektedirler. NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret
Birliği), Avrupa Birliği, OPEC ( Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği
) bu birliklerden yalnızca birkaçıdır. İşte Türk-İslam Dünyası da
ortak menfaatler doğrultusunda biraraya gelerek uluslararası hukuk
çerçevesinde yardımlaşmalı ve birbirlerinin haklarını korumalıdırlar.
Türk Cumhuriyetleri'nin bulunduğu coğrafi bölge bu ortaklığı gerekli
kılan faktörlerden biridir. Türk Cumhuriyetleri'nin bulunduğu coğrafya,
yani Orta Asya, bazı devletlerin nüfuz mücadelesi yaptıkları bir
alan haline gelmiştir. Bu mücadele, zaman zaman bazı bölge ülkelerinde
istikrarı zedelerken, siyasi kaos ve kargaşaya da neden olabilmektedir.
Dünyanın birçok devleti için, Orta Asya'nın, gerek jeo-politik, gerek
stratejik, gerekse yer altı kaynakları açısından son derece kritik
bir değere sahip olduğu bilinmektedir. Birçok ülke, uzun vadedeki
menfaatlerinin bu coğrafyadaki gelişmelerle yakından ilgili olduğunun
farkındadır. Bölgede meydana gelebilecek kalıcı bir istikrarsızlık
ya da boşluk bu coğrafyada siyasi, ekonomik ve hatta dünya barışını
tehdit edebilecek önemli sorunlar yaşatabilir. Bu nedenle, olası
boşlukların önlenmesi için Türk Cumhuriyetleri'nin şimdiden sağlam
bir fikir, kültür ve güç birliği yapmaları son derece mühimdir. Nitekim Kazakistan
Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbayev, Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bölgede oluşabilecek
muhtemel istikrarsızlıkların önlenmesi açısından, bölge ülkeleri
arasında işbirliğine gidilmesine öncülük etmiştir. “Orta Asya Devletler
Birliği” projesi bu işbirliği arzusunun dışavurumu olmuştur. Bu nedenle "Orta
Asya Devletler Birliği" projesini, yani Kazakistan, Özbekistan ve
Kırgızistan arasında ekonomik işbirliğini geliştirme anlaşmasının
Türk-İslam Birliği çerçevesinde değerlendirilmesi gereklidir. Bu
birliğin amacı ve çerçevesi daha da genişletilerek tüm Türk Cumhuriyetleri'ni
kucaklayan bir ortaklığa gidilmesi mümkündür. Bölgede oluşturulan
küçük birliklerin ya da kısmi çözüm önerilerinin etkili olabilmesi
için büyük Türk-İslam Birliği projesine ihtiyaç vardır. Bölgenin
dünya platformunda ekonomik yönden hak ettiği yere gelmesi, ABD,
Rusya ve Çin gibi büyük devletlerle ilişkilerin sağlam politikalar
üzerine oturtulması, hassas siyasi dengelerin -Türk coğrafyasının
durumu göz önünde bulundurularak- yeni stratejilerle güçlendirilmesi
Türk Cumhuriyetleri'nin menfaatlerini gözetecek olan Türk-İslam Birliği
ile mümkündür. Bu nedenle Türk Dünyası'nın devlet başkanlarının ve
hükümet yöneticilerinin bu yönde attıkları adımlar çok önemlidir.
Bu çalışmalar çok yakından takip edilmeli ve desteklenmelidir.
Cezayir'den Yükselen Birlik Oluşturma Temennisi
Sayın Nazarbayev'in birlik arayışından kısa bir süre
sonra, geçtiğimiz günlerde Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdelaziz
Bouteflika da aynı yönde bir birlik oluşturulması temennisini
açıkladı. Birçok basın-yayın kuruluşunda yer alan Bouteflika'nın
bu sözleri Türk-İslam Aleminin büyük bir kısmının duygularına da
tercüman oldu. Sayın Bouteflika, Osmanlı'yı çok aradıklarını dile
getirirken, eski Osmanlı coğrafyasındaki memleketlerin bir çatı altında
toplanmasının gerekliliğine inandığını da belirtti. Hatta, bu türden
bir birlikteliğe örnek olarak da İngiliz Devletler Topluluğu'nu gösterdi.
Kuşkusuz onun bu cümleleri, hem Osmanlı'nın yönetim anlayışına karşı
Cezayir'de duyulan sevgiyi, hem de Türk-İslam Aleminde böyle bir
birliğin varlığına duyulan ihtiyacı dile getirmektedir. Cezayir,
Osmanlı himayesinden çıktığı günden beri istikrarlı bir düzene kavuşamamıştır.
Üç asırdan fazla bir süre Osmanlı toprakları içinde yer almış olan
bu ülke halkı, bu süre zarfınca huzurlu ve güvenli bir yaşantı sürmüştür.
Osmanlı Devleti, koruması altındaki her insanın rahatını ve mutluluğunu
düşündüğü gibi Cezayirli vatandaşlarınınkini de düşünmüştür. Osmanlı
yönetiminin şefkati ve merhameti, aradan yıllar geçmesine rağmen
Cezayir Halkı tarafından hala unutulamamıştır. Osmanlı'yı minnetle
anan Cezayirliler, Osmanlı idaresinde yaşadıkları yılları gerçek
anlamda bir bağımsızlık dönemi olarak adlandırmaktadırlar. Devlet
Başkanları'nın böyle bir açıklama yapması da, Cezayirliler'in çektiği
Osmanlı özleminin en yetkili ve en resmi ağızdan dile getirilmesi
olmuştur. Sayın Abdelaziz Bouteflika'nın sözleri, eski bir Osmanlı
memleketinin devlet başkanının görüşleri olması itibariyle de çok
önemlidir. Kendisinin bahsettiği bir Osmanlı Uluslar Topluluğu oluşturulması
fikri, bir Türk-İslam Birliği kurulması temennisidir. Yani Türk-İslam
Birliği ideali bir zamanların Osmanlı memleketlerinin ortak ülküsü
haline gelmiştir. Görülmektedir ki, böyle bir Birliğin oluşturulması
gerektiği fikri yalnızca Türk Milleti'nde bulunmamaktadır. Sayın
Cezayir Cumhurbaşkanı'nınkine benzer açıklamalar, diğer birçok Türk-İslam
Devleti'nin çeşitli yüksek makamlarından da gelmiştir. Ortak bir
tarihi paylaşmış bu memleketlerin gayesi, yeniden bir birliktelik
meydana getirmektir. Çünkü onlar böyle bir birlikteliğin manevi gücüne
tüm Türk-İslam Aleminin gerçekten ihtiyacı olduğunun bilincine varmışlardır.
Türk-İslam Birliği; önce ülkelerdeki birliği sonra bölgede bütünlüğü
daha sonra da dünya birlikteliğini öngören bir birlikteliktir. Türk-İslam
Dünyası'nda ve yeryüzünde kalıcı istikrarın sağlanması için atılacak
en önemli adım, Türk-İslam Birliği altında birleşmekle olacaktır.
Asırlardır dünyada barışın ve istikrarın sembolü olan Türk Milleti,
bir kez daha dünya çapında huzurun ve güvenin teminatı olacaktır.
|