|
İSLAM TERÖRÜN KAYNAĞI DEĞİL ÇÖZÜMÜDÜR
Özellikle son 20 yıldır Batı dünyasının gündeminde
"İslami terör" denilen bir kavram bulunmaktadır. 11 Eylül
2001 günü Amerika Birleşik Devletleri'nin iki büyük kentine
karşı düzenlenen ve onbinlerce masum insanın ölümüne neden
olan terörist saldırılar ise, bu kavramı bir kez daha dünya
gündemine oturtmuştur.
Bir Müslüman olarak bu saldırıları şiddetle
lanetliyor ve Amerikan halkına başsağlığı diliyoruz.
New
York'taki masum insanları hedef alan terör eylemini
şiddetle kınıyoruz |
Bu raporda, lanetlediğimiz bu vahşetin kaynağının
kesinlikle İslam olmadığını, İslam'da teröre yer bulunmadığını
inceleyeceğiz.
New York'taki masum insanları hedef alan terör
eylemini şiddetle kınıyoruz
Öncelikle belirtilmesi gereken bir nokta, ABD'ye
yönelik terör eylemini kimin gerçekleştirdiğinin belli olmayışıdır.
Bu canice saldırıcı, çok farklı mihrakların eseri olabilir.
Amerikan değerlerine nefretle bakan komünist bir örgüt veya
federal yönetime karşı çıkan faşizan bir örgüt olabilir.
Başka devletlerin içindeki gizli bir fraksiyonun eseri olabilir.
Uçaklıkaçıran teröristler Müslüman isimleri taşıyor olsa
bile, kimin tarafından hangi amaç için kullanıldıkları sorusu
karanlıkta kalmaya devam edecektir.
Eğer teröristler müslüman isimleri taşıyor
olsalar, kimliklerinde "Müslüman" yazıyor olsa bile, işledikleri
cinayetlere "İslam terörü" denemez. Eğer Hıristiyan olsalar,
"Hıristiyan terörü" veya Yahudi olsalar "Yahudi terörü"
denemeyeceği gibi. Çünkü ilerleyen sayfalarda da inceleyeceğimiz
gibi, din dına masum insanların öldürülmesi mümkün değildir.
Unutmamak gerekir ki, New York'ta veya Washintgon'da öldürülen
insanlar arasında, Hz. İsa'yı sevenler (Hıristiyanlar),
Hz. Musa'yı sevenler (Yahudiler) ve Müslümanlar da vardır.
Bu masum insanları öldürmek, Allah'ın dilemesi ile cehennem
azabı ile sonuçlanacak olan büyük bir günahtır. Dine inanan,
Allah korkusu taşıyan bir insan böyle bir şey yapamaz.
Böyle bir vahşetin failleri, bunu ancak dine
saldırmak amacıyla yapıyor olabilirler. Dini insanların
gözünde kötülemek, insanları dinden soğutmak, dindarlara
karşı nefret ve tepki oluşturmak için yapıyor olabilirler.
Dolayısıyla Amerikan vatandaşlarına veya başka masum insanlara
yönelik "din" görünümlü her saldırı, aslında dine karşı
da yapılmış bir saldırıdır.
Din sevgiyi, merhameti, barışı emreder. Terör
ise dinin zıttıdır; acımasızdır, kan dökmek, öldürmek, acı
çektirmek ister. Dolayısıyla bir terör eylemine fail ararken,
kaynağı dindarlıkta değil dinsizlikte aramak gerekir. Olayın
kökenini, faşist, komünist, ırkçı, materyalist düşüncedeki
insanlarda aramak gerekir. Tetikçilerin hangi ismi taşıdığı,
kimliklerinde ne yazdığı önemli değildir. Masum insanları
göz kırpmadan öldürüyorsa, dindar değil dinsizdir. Allah'tan
korkmayan, tek amacı kan dökmek ve acı çektirmek olan bir
canidir. Bu nedenle, "İslami terör" kendi içinde çelişkili
ve son derece hatalı bir kavramdır. Çünkü İslam dininde
hiç bir şekilde teröre yer yoktur. Aksine, İslam'a göre
"terör" olarak adlandırdığımız eylemler (yani masum insanlara
karşı işlenen cinayetler), büyük bir suçtur ve müslümanlar
bu eylemleri engellemek, yeryüzüne barış, huzur ve adalet
getirmekle sorumludurlar.
Kuran Ahlakı İyilik, Adalet Ve Barış Gerektirir
Terörün en genel anlamı, askeri olmayan hedeflere
karşı siyasi amaçlı şiddet kullanımıdır. Bir diğer ifadeyle
terörün hedefleri tamamen suçsuz olan sivil insanlardır.
Tek suçları, teröristin gözünde "öteki taraf" olmaktır.
Bu nedenle terör, suçsuz insanlara karşı şiddet uygulanması
anlamına gelir ve bunun hiç bir ahlaki mazereti yoktur.
Bu, Hitler'in veya Stalin'in cinayetleri gibi, "insanlığa
karşı işlenmiş suç"tur.
Kuran Allah'ın insanlara yol gösterici olarak
indirdiği bir kitaptır ve Allah bu kitapta insanlara güzel
ahlakı emretmektedir. Bu ahlakın temelinde ise, sevgi, şefkat,
hoşgörü ve merhamet gibi kavramlar yer alır. Allah tüm insanları,
yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği
model olarak İslam ahlakına çağırmaktadır:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve
güvenliğe girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü
o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
Kuran ahlakına göre bir Müslüman, Müslüman
olsun veya olmasın tüm diğer insanlara karşı iyi ve adaletli
davranmakla, zayıfları ve masumları korumakla ve "yeryüzünde
bozgunculuğu önlemekle" sorumludur. Bozgunculuk, yeryüzünde
insanların güvenlik, barış ve huzurunu ortadan kaldıran
her türlü anarşi ve terör halidir. Bir ayette buyrulduğu
gibi, "Allah, bozgunculuğu sevmez". (Bakara Suresi, 205)
Bir insanın suçsuz yere öldürülmesi ise, en
büyük bozgunculuk örneklerinden biridir. Allah, daha önce
Tevrat'ta Yahudiler için vermiş olduğu bir hükmü Kuran'da
da tekrar şu şekilde açıklamaktadır:
...İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi,
bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın
öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim
de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları
diriltmiş gibi olur... (Maide Suresi, 32)
Görüldüğü gibi tek bir insanı bile, "bir başka
nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın"
öldüren bir kişi, tüm insanları öldürmüş kadar büyük bir
suç işlemektedir.
Bu durumda, teröristlerin işledikleri cinayet,
katliam ve gündemdeki tabiriyle "intihar saldırıları"nın
ne kadar büyük bir suç olduğu açıktır. Allah terörizmin
bu zalim yüzünün ahiretteki karşılığını şöyle bildirir:
Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde
haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir.
İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)
Tüm bunlar göstermektedir ki, masum insanlara
karşı terör eylemi düzenlemek, İslam'a tamamen aykırı bir
eylemdir ve hiç bir müslüman böyle bir suç işleyemez. Aksine,
müslümanlar bu suçları işleyen insanları durdurmakla, "yeryüzündeki
bozgunculuğu" ortadan kaldırmak ve tüm insanlara huzur ve
güven getirmekle sorumludurlar. Müslümanlık terörle birlikte
düşünülemez, aksine terörün engelleyicisi ve çözümüdür.
Peki o halde son yıllarda sıkça karşımıza çıkan
"İslami terör" kavramı nereden çıkmıştır?
Buraya kadar incelediklerimizin gösterdiği
gibi, "İslami" bir terör olamaz. Nitekim sözkonusu terörü
uygulayan kişilerin yapısına baktığımızda, bu terörün dini
değil sosyal bir olgu olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Haçlılar: Kendi Dinlerini Çiğneyen Barbarlar
Bir dinin veya bir başka fikir sisteminin gerçek
mesajı, kimi zaman onun sözde taraftarları tarafından tamamen
çarpıtılabilir. Hıristiyanlık tarihinin karanlık bir dönemini
oluşturan Haçlılar bunun iyi bir örneğidir.

Haçlı ordusuna ait bir zırh |
Haçlılar, 11. yüzyılın sonunda kutsal toprakları
(Filistin civarını) fethetmek amacıyla Avrupa'dan yola çıkan
Avrupalı Hıristiyanlardı. Sözde dini bir amaçla yola çıkmışlar,
ama geçtikleri her yere vahşet ve korku götürmüşlerdi. Sivilleri
toplu katliamlara uğrattılar, pek çok köy ve kenti yağmaladılar.
Müslüman, Yahudi ve Ortodoks Hıristiyanların İslam idaresi
altında huzur içinde yaşamakta olduğu Kudüs'ü fethettiklerinde
ise, az önce belirttiğimiz gibi, büyük bir katliam gerçekleştirdiler.
Tüm Müslüman ve Yahudileri boyunlarını vurmak suretiyle
vahşice öldürdüler. Haçlıların barbarlığı o kadar taşkındı
ki, 4. Haçlı Seferi sırasında, kendi dindaşlarının şehri
olan İstanbul'u yağmaladılar, kiliselerdeki altınları söküp
parçalamaktan bile çekinmediler.
Haçlılar Hıristiyan dininin temel prensiplerini
çiğneyerek büyük bir vahşet uyguladılar.
Elbette ki tüm bu barbarlık Hıristiyanlığın
siyaset doktrinine aykırıydı. Çünkü Hıristiyanlık, İncil'deki
ifadeyle gerçekte bir "sevgi mesajı"dır. Matta İncili'nde
Hz. İsa'nın öğrencilerine "düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler
için dua edin" dediği yazılıdır. (Matta, 5/44) Luka İncili'nde
ise Hz. İsa'nın "bir yanağına tokat atana diğer yanağını
çevir" dediği bildirilir. (Luka, 6/29) Yeni Ahit'in hiç
bir yerinde şiddeti meşrulaştıran bir hüküm yoktur, masum
insanların katledilmesi ise tahayyül bile edilemez. "Masumların
katliamı" kavramı İncil'de geçer, ama zalim Yahudi kralı
Hirodes'in bebek yaştaki Hz. İsa'yı yok etme girişimi olarak.
Peki Hıristiyanlık şiddete hiç yer vermeyen
bir sevgi dini iken, Hıristiyan Haçlılar nasıl olmuş da
tarihin en büyük vahşetlerini gerçekleştirmiştir? Bunun
en büyük nedeni, Haçlıların cahil insanlardan, "ayak takımı"
denebilecek kimselerden oluşan bir güruh olmasıdır. Kendi
dinleri hakkında hemen hiç bir şey bilmeyen, İncil'i hayatlarında
okumamış, hatta belki görmemiş, Hıristiyanlığın ahlaki kıstaslarından
habersiz olan kitleler, "Allah bunu istiyor" şeklindeki
Haçlı sloganının etkisiyle barbarlığa sürüklenmiştir. O
dönemde kültürel yönden çok daha ileri seviyede olan Doğu
Hıristiyanlarının, örneğin Bizanslıların Haçlılar'dan çok
daha insancıl olduklarına dikkat etmek gerekir. Haçlılar
gelmeden önce de, onlar gittikten sonra da Ortodoks Hıristiyanlar,
Müslümanlarla huzur içinde ortak bir yaşam sürmüşlerdir.
BBC televizyonu yorumcusu Terry Johns'a göre, Haçlıların
Ortadoğu'dan çıkmasıyla "medeni yaşam tekrar başlamış ve
üç dinin mensupları yine Kudüs'te birarada yaşama geri dönmüşlerdir."
Haçlılar Hıristiyan dininin temel
prensiplerini çiğneyerek büyük bir vahşet uyguladılar. |
Haçlılar örneği genel bir olguyu göstermektedir:
Bir fikrin takipçileri eğer medeniyetten uzak, fikri yönden
az gelişmiş, "cahil" insanlarsa, o zaman şiddete eğilimleri
çok yüksek olur. Bu, din dışı ideolojiler için de geçerlidir.
Dünyadaki tüm komünist hareketler şiddet yanlısıdır, ama
tüm komünistlerin en vahşi ve kana susamış olanları, Kamboçya'da
ortaya çıkan Kızıl Khmerler olmuştur. Çünkü onlar komünistlerin
en cahilleridir.
Cahil insanlar şiddet yanlısı bir fikri cinnet
noktasına götürdükleri gibi, şiddete karşı bir fikre (veya
dine) de, şiddet karıştırabilirler. İslam dünyasında da
bunun örnekleri yaşanmıştır.
Kuran'a Göre Bedevi Karakteri
Peygamberimiz döneminde Arabistan'da iki temel
sosyal yapı vardı. Şehir insanları ve Bedeviler. Arabistan'ın
şehirlerinde o dönemin şartlarına göre oldukça sofistike
bir kültür gelişmişti. Ticari ilişkiler bu kentleri dış
dünyaya bağlıyor ve bu, şehir Araplarının "görgü"lerini
artırıyordu. Giyim kültürüne sahiptiler, edebiyattan ve
özellikle de şiirlerden hoşlanıyorlardı. Bedeviler ise çölde
yaşayan göçebe kabilelerdi ve çok geri bir kültüre sahiptiler.
Sanat ve edebiyattan tümüyle habersizdiler. Çölün sert şartları
içinde sert ve kaba bir karakter edinmişlerdi.
İslam, yarımadanın en önemli şehri olan Mekke'nin
sakinleri arasında doğdu ve gelişti. Ama İslam yayıldıkça
Arabistan'ın tüm kabileleri onu aşama aşama kabul ettiler.
Bunlar arasında Bedeviler de yer alıyordu. Ama bedevilerle
ilgili bir problem vardı: Entellektüel ve kültürel altyapıları,
İslam'ın derinliğini kavramak için çok yetersizdi. Bir Kuran
ayetinde durumları şöyle açıklanıyordu:
Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir.
Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar
daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve
hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 97)
Bedeviler, yani " inkâr ve nifak bakımından
daha şiddetli" olup sınır tanımamaya müsait olan sosyal
gruplar, Peygamberimiz döneminde İslam dünyasına dahil oldular.
Ancak sonraki dönemlerde İslam dünyası içinde sorun oluşturmaya
başladılar. Bedeviler arasında gelişen "Hariciler" adlı
mezhep bunun bir örneğiydi. Sünni inancının dışına çıktıkları
için "hariciler" (isyan edenler) olarak bilinen bu sapkın
mezhebin en temel özelliği, son derece katı, vahşi ve fanatik
olmalarıydı. İslam'ın özü, Kuran ahlakının meziyetleri konusunda
hiç bir kavrayışa sahip olmayan Hariciler, bir kaç Kuran
ayetini gerçek anlamından tamamen çarpıtarak, kendilerinden
olmayan tüm müslümanlara karşı savaş açtılar. Dahası "terör"
eylemleri düzenlediler. Peygamberimizin en yakın sahabelerinden
biri olan ve onun tarafından "ilim şehrinin kapısı" olarak
tarif edilen Hz. Ali, bir harici tarafından düzenlenen bıçaklı
suikast sonucunda şehit edildi.
İslam dünyasında daha sonraki dönemde de "Haşhaşiler"
olarak bilinen bir başka şiddet örgütü daha gelişti; bunlar,
basit sloganlarla ve vaadlerle kolayca kandırılabilen, dinin
özü ve derinliği hakkında hiç bir kavrayışa sahip olmayan,
cehaletleri nedeniyle de büyük bir fanatizm sergileyen militanlardan
oluşmuş bir "terör örgütü"ydü.
Bir başka deyişle, Haçlılar nasıl Hıristiyanlığı
gerçek anlamından tamamen çarpıtarak bir vahşet öğretisi
gibi yorumladılarsa, İslam dünyasında ortaya çıkan bir takım
sapkın gruplar da İslam'ı yanlış yorumlayarak şiddet uyguladılar.
Her ikisinin de ortak yönü, Kuran'daki ifadeyle "bedevi",
yani cahil, kültürsüz, kendi içine kapalı, sert ve kaba
tabiatlı insanlar olmalarıydı. Uyguladıkları vahşet, bu
sosyal yapının bir sonucuydu, mensup olduklarını iddia ettikleri
dinin değil.
Terörizmin Asıl Kaynağı: Üçüncü Dünya Fanatizmi
Buraya kadar belirttiğimiz tarihsel örnekler,
sözde "İslami terör" olarak adlandırılan ve son dönemde
dünya gündemine oturan olguyu anlamak açısından oldukça
aydınlatıcıdır. Çünkü bugün de İslam adına ortaya çıkarak
terör uygulayanlar veya bunu destekleyenler-ki bunlar İslam
dünyasındaki küçük bir azınlığı temsil etmektedir-İslam'dan
değil "bedevi karakteri"nden yola çıkmaktadırlar. İslam'ın
özünü hiç bir şekilde anlamamakta, bir barış, huzur ve adalet
dini olan İslam'ı, kendi sosyal ve kültürel yapılarından
kaynaklanan barbarlığa alet etmeye çalışmaktadırlar. Bu
barbarlığın kaynağı ise, "Üçüncü Dünya Fanatizmi" olarak
adlandırabileceğimiz, insan sevgisinden nasibini almayan
kişilerin akılsızlıklarıdır.
Şu bir gerçektir ki, son bir kaç asırdır İslam
dünyası'nın dört bir yanındaki Müslümanlar Batılı güçler
veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır.
Sömürgeci Avrupa devletleri, Batı tarafından desteklenen
yerel sömürgeciler (örneğin İsrail) veya Batı tarafından
desteklenen yerel baskıcı rejimler, müslüman kitlelere büyük
acılar yaşatmıştır. Ama bu, Müslümanların Kuran'a göre anlaması,
yorumlaması ve tepki vermesi gereken bir durumdur. Kuran'da
hiç bir zaman "zulme karşı zulüm" uygulanmasına izin verilmez.
Aksine, Allah ayetlerinde müslümanlara "kötülüğe karşı iyilikle
cevap vermelerini" emreder:
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel
olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün
ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki
sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)
Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan
zulme karşı elbette tepki duymaları, bunu uygulayanlara
buğz etmeleri meşru bir haktır. Ama bu hiç bir zaman gözü
kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete neden olmamalıdır.
Allah, bu konuda Müslümanları "... bir topluluğa olan kininiz,
sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının" diyerek uyarmaktadır. (Maide Suresi, 2)
Dolayısıyla, "dünyadaki mazlum milletlerin
temsilciliği" iddiasıyla ortaya çıkarak diğer milletlerin
suçsuz insanlarına karşı terör uygulamanın İslam'la hiç
bir ilgisi olamaz.
Burada belirtilmesi gereken bir diğer husus,
Batılı güçlerin Müslümanlara karşı yukarıda sözünü ettiğimiz
zulüm ve baskılarının, Batı'nın tümünün değil, bu medeniyete
19. yüzyılda hakim olan materyalist, din-dışı felsefe ve
ideolojilerin suçu olduğudur. Avrupa sömürgeciliği, Hıristiyan
ahlakından doğmamıştır, aksine bu ahlaka karşı çıkan din-dışı
akımdan doğmuş ve en büyük vahşetlerini 19. yüzyıldaki Sosyal
Darwinist ideolojinin desteğiyle gerçekleştirmiştir. Bugün
de Batı dünyasının içinde hala zalim, bozguncu, çatışmacı
unsurlar olduğu gibi, özellikle Hıristiyanlıktan kaynak
bulan barışçı, iyiliksever ve adalet yanlısı bir kültür
de vardır. Aslında dünya üzerindeki temel fikir ayrılığı
Batı ve İslam dünyası arasında değil, hem Batı'da hem de
İslam dünyasında dindarlar ile din aleyhtarları (materyalistler,
ateistler, Darwinistler vs.) arasındadır.
1970'li yıllarda komünist ideoloji adına ortaya
çıkan Üçüncü Dünyacı terörizm, günümüzde de dini kavramları
kullanmaya çalışmaktadır.
1970'li yıllarda komünist ideoloji
adına ortaya çıkan Üçüncü Dünyacı terörizm, günümüzde
de dini kavramları kullanmaya çalışmaktadır. |
Üçüncü Dünya fanatizminin İslam'la hiç bir
ilgisi bulunmadığının diğer bir göstergesi, bu fanatizmin
yakın zamana kadar komünist ideoloji ile özdeşleşmiş oluşudur.
Bilindiği gibi günümüzdeki Batı karşıtı terör eylemlerinin
benzerleri 1960'lı ve 70'li yıllarda da Sovyetler Birliği'nden
destek alan komünist örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Komünist ideolojinin etkisini yitirmesiyle birlikte, sözkonusu
örgütleri doğuran sosyal yapıların bir kısmı İslam'ı kullanmaya
çalışmaktadır. Eski komünist söylemlerine İslami bazı kavramlar
ve semboller katarak oluşturmak istedikleri bu "din kisvesine
bürünmüş vahşet", gerçekte İslam'ın özünü oluşturan ahlaki
değerlere tamamen aykırıdır.
Bu konuda belirtilmesi gereken son bir husus
da, İslam'ın herhangi bir millete veya coğrafyaya ait olmadığır.
İslam, kimilerinin sandığı gibi "Doğu kültürü" değildir.
Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği son dindir
ve tüm insanlığa hitap etmektedir. Müslümanlar, inandıkları
hak dini her kültürden her millete anlatmak, tanıtmak ve
onların kalplerini İslam'a ısındırmakla yükümlüdürler.
Dolayısıyla, İslam adına ortaya çıkarak terör
uygulayan, baskıcı rejimler oluşturan, dünyayı güzelleştirmek
yerine çirkinleştiren kişi ve gruplara karşı tek bir çözüm
vardır: Gerçek İslam'ın ortaya konması, anlatılması, kitleler
tarafından anlaşılması ve yaşanması.
Sonuç: Batı Dünyası İçin Öneriler
Bugün Batı dünyası İslam adı altında ortaya
çıkarak teröre başvuran örgütlerden yana endişelidir ve
bu endişe yersiz değildir. Terörü gerçekleştiren ve buna
destek olan tüm faillerin uluslararası hukuk ve adalet ölçülerinde
cezalandırılması gerektiği de açıktır. Ama bundan daha önemli
olan, bu sorunun çözümü için hangi uzun vadeli stratejilerin
izlenmesi gerektiğidir.
Buraya kadar yaptığımız değerlendirme, terörün
İslam'da hiç bir yeri bulunmayan bir insanlık suçu olduğunu
göstermekte, "İslami terör" kavramının çarpıklığını ortaya
koymaktadır. Bu ise bize önemli bakış açıları sağlar:
1) Batı dünyası, özellikle ABD, elbette teröre
karşı en caydırıcı tedbirleri alacaktır ve bunda haklıdır.
Ama bunun İslam'a ve Müslümanlar'a karşı bir savaş olmadığını,
aksine İslam'ın faydasına bir önlem olduğunu, çok açık bir
şekilde ortaya koymalıdır. "Medeniyetler Çatışması" ismiyle
90'lı yıllarda ortaya atılan tehlikeli senaryo, her ne pahasına
olursa olsun engellenmelidir.
2) Sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik dini
olan "Gerçek İslam"ın gelişmesi ve İslam toplumları tarafından
anlaşılması desteklenmelidir. İslam ülkelerindeki radikal
fraksiyonlara karşı kullanılacak çözüm "zoraki sekülerleştirme"
değildir, aksine böyle bir politika kitleleri daha fazla
tepkiye yöneltecektir. Çözüm, gerçek İslam'ın anlaşılması;
insan hakları, demokrasi, özgürlük, güzel ahlak, bilim,
sanat, estetik gibi Kurani kavramları özümsemiş, insanlığa
mutluluk ve yaşama sevinci sunan bir Müslüman modelinin
yaygınlaşmasıdır.
3) Terörün kaynağı cehalet ve bağnazlıktır
ve bunun çözümü de eğitimdir. Teröre sempati duyan çevrelere,
bunun İslam'a tamamen aykırı olduğu, aksine bu şekilde İslam'a,
Müslümanlara ve tüm insanlığa zarar vermiş olacakları anlatılmalı,
bu insanlık dışı barbarlıktan arındırılmaları için eğitilmelidirler.
Amerika Birleşik Devletleri'nin bu yöndeki bir eğitim politikasını
desteklemesi çok olumlu sonuçlar verecektir.
Umulur ki bu gibi önlemler, dünyanın terörizmden
ve tüm diğer bağnaz, katı, vahşi yapılanmalardan kurtulmasına
yardımcı olacaktır. Kendini "Allah'ın inayeti altında bir
ulus" olarak tanımlayan Amerika, temsil ettiği Hıristiyan
kültürüyle gerçekte müslümanların dostudur. Allah Kuran'da
bu gerçeğe dikkat çekerek Hıristiyanların "insanlar içinde
iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanlar" olduğunu
haber vermektedir. (Maide Suresi, 82)
Tarihte bir takım cahiller (örneğin Haçlılar)
bu gerçeği anlamayarak iki dinin arasında çatışmalara neden
olmuşlardır. Aynı senaryonun tekrarlanmaması için gerçek
Hıristiyanların ve Müslümanların işbirliği yapması gerekmektedir. |