|
SİYONİZM
VE TARİHSEL KÖKENLERİ
Siyonizm din dışı bir ideolojidir ve zaten
onu zararlı, tehlikeli, yıkıcı hale getiren asıl neden de
budur. Ancak Siyonizmin bir de Yahudi inançları içinde yer
alan bazı kaynakları, öncülleri vardır. Bu yazımızda Tevrat'ın
nasıl tahrif edildiğini, Siyonist ideolojinini mistik boyutunu,
Siyonizmin tarihsel ve siyasi kökenlerini inceleyeceğiz.
Yahudilik İlahi bir dindir. Allah'ın insanlara yol gösterici
olarak indirdiği Tevrat'a dayanır. Ancak, Yahudi tarihi içinde
sık sık bu İlahi temelden sapmalar olmuştur. Bu sapmalar
doğrudan dinden uzaklaşma şeklinde olduğu gibi, dini dejenere
etme şeklinde de yaşanmıştır. Bu ikinci sapmanın en belirgin
şekli, Yahudilik içinde, son derece kibirli, katı ve Yahudi
olmayan insanlara karşı husumet dolu bir eğilimin gelişmesidir.
İlginçtir ki elimizdeki Yeni Ahit'in (İncil'in) içinde,
Yahudilerin bu dini görünüşlü sapmasını eleştiren önemli
pasajlar vardır.
Hz. İsa'nın ağzından aktarılan bu İncil pasajlarında,
Yahudi toplumuna önderlik eden din adamlarından bazılarının
çok kibirli, katı ve yabancılara düşman oldukları
anlatılır ve samimi dindar Yahudiler bunlara karşı
uyarılır.
SİYONİZMİN TARİH SAHNESİNE
ÇIKIŞI
İşte bugün Siyonizm dediğimiz ve gerçekte din dışı olan
ideolojinin temeli "katı kalpli", kibirli Yahudi tavrıdır.
Bu tavra sahip olan Yahudiler, dine karşı temelde gösteriş
amaçlı bir bağlılık göstermiş ve koyu bir bağnazlık geliştirmişlerdir.
Bu durum, Yahudilerin bir kısmının tarih boyunca Allah'ın
kendilerine gönderdiği peygamberlere karşı tutumlarında da
belirleyici rol oynamıştır. Batıl inançlarından kopmak istemeyen
bazı Yahudiler, peygamberlere itaat etmekten ve hak dine
uymaktan şiddetle kaçındıkları gibi, peygamberler ve iman
edenler aleyhinde de türlü tuzaklar kurmuşlardır. Allah Kuran'da
şöyle bildirmiştir:
"Andolsun, Biz İsrailoğullarından kesin söz
almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman
nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse,
bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler." (Maide
Suresi, 70)
Elçilerin kendilerine tebliğ ettikleri hak din çoğu zaman
bu kimselerin menfaatleri ile çatışmış, bu nedenle peygamberleri
öldürmeye dahi yeltenmişlerdir.
Bu artniyetli kimselerin en belirgin özelliklerinden birisi
de bir şekilde hak dini dejenere etmiş olmalarıdır. Bunun
bazı örnekleri Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat'ta görülür.
Tevrat, Allah'ın Hz. Musa'ya vahyetmiş olduğu kutsal bir
kitaptır, ancak sonradan tahrif edilmiştir. Allah Hz. Musa'ya
toplumunu doğruya yöneltmesi, onlara Kendi emirlerini bildirmesi
için Tevrat'ı indirmiştir. Allah Kuran'da "Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet
ve nur olarak indirdik..." (Maide Suresi, 44) şeklinde
buyurur. Hz. Musa ve onun ardından gelenler, insanlar arasında
Tevrat ile hükmetmiştir.
TEVRAT NASIL TAHRİF EDİLDİ?
Ne var ki, Hz. Musa'nın ölümünün ardından, inkarda direnen
bir kısım Yahudiler Tevrat'ı değiştirip bozmuşlar ve ortaya
bugün Eski Ahit olarak adlandırılan Muharref Tevrat çıkmıştır.
Muharref Tevrat incelendiğinde içinde Allah'ın birliği, Allah
korkusu, adil olmak, tevazulu davranmak, hırsızlık yapmamak,
zinadan sakınmak, hile yapmamak, masum insanların canına
kastetmemek gibi hak dinin izlerini taşıyan pek çok hükümle
karşılaşılacaktır. Öte yandan, yine aynı kitabın içinde dejenere
olduğu açıkça anlaşılan pek çok batıl efsane ve hüküm de
yer almaktadır. Söz konusu efsaneler ve hükümler incelendiğinde
ise ortaya çarpıcı bir gerçek çıkar: Bunlar Yahudi halkının
çoğunlukla pagan kültürlerden etkilenerek kapıldıkları yanılgılardır.
Ve Yahudiler içinde paganizme bağlı kalmakta direnen bir
grup insan tarafından nesilden nesile aktarılarak neredeyse
ilk hali ile muhafaza edilmiştir.
Bu durum, Yahudiliğin ana unsurlarının nesiller boyunca
aktarılan efsaneler, mitolojik kavramlar, egzotik sembollerden
oluşan bir felsefe haline gelmesine neden olmuştur.
Gerçekten de mitolojik kavramlar ve semboller, özellikle
eski Mısır efsaneleri ve bu efsanelerde yer alan sözde kutsal
kavramlar, Yahudi felsefesinde önemli bir yer tutar. Yahudi
felsefesinin temel taşlarını ise Kabala ve Talmud oluşturur.
TALMUD'UN YAHUDİ OLMAYANLARA KARŞI KÖRÜKLEDİĞİ
NEFRET
Yahudilerin hayatında geleneklerin yeri büyüktür. Bir Yahudi
dini sorumluluklarının ne olduğunu, kimle evlenebileceğini,
kime karşı nasıl tavır takınacağını, nelerin yasak nelerin
yasak olmadığını 'Halakha' adı verilen dini kaynaktan öğrenir. "Yahudi
şeriatı"nın temel kaynağı olan Halakha, hahamların "Bir Yahudi
nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabını en ayrıntılı biçimde
vermek için hazırladıkları ve asırlar boyu yeni eklemelerle
genişlemiş yazılı bir dini kaynaktır. Klasik Yahudiliğe göre,
bir Yahudi günlük hayatını nasıl geçirmesi gerektiğini öğrenmek
için Muharref Tevrat'a ya da Eski Ahit'in öteki kitaplarına
bakmamalıdır. Bunların, sıradan insanlar tarafından anlaşılamayacakları
düşünülür. Bunların anlamını sadece hahamların kavrabildiğine
ve Yahudi toplumunun da dini onlardan öğreneceğine inanılır.
Halakha, hahamların Yahudi toplumuna verdiği bu eğitimin
toplandığı kaynaktır. Halakha'nın en önemli kaynağı ise,
'Talmud' adı verilen çok ciltli bir kitaptır.
Talmud'un pek çok pasajında, Muharref Tevrat'ta yer alan
ve hak dinin etkilerini taşıyan açıklamalar göz ardı edilir
ve başta belirttiğimiz gibi kibirli ve katı kalpli bir tutuculuk
emredilir. Allah'ın emrettiği ahlak ile hiçbir şekilde bağdaşmayan
saldırgan, bencil ve ırkçı bir modelin telkini yapılır. Tarihte
çeşitli radikal Yahudi fraksiyonların ve günümüzde de Siyonist
ideolojinin söylemlerinde göze çarpan kinin, öfkenin ve çatışmacılığın
kökeninde Talmud'un "katı kalpli" öğretilerinin etkisi vardır.
Bugün liberal görüşü benimseyen pek çok Yahudi tarihçi ve
akademisyen de İsrail'in şovenist uygulamalarının söz konusu
katı Yahudi ideolojisinden kaynak bulduğunu ifade etmektedirler.
Ünlü İsrailli akademisyen Israel Shahak bu gerçeğe dikkat
çeken önemli isimlerdendir. Shahak, kimi Yahudilerin Tevrat'ı
tamamen göz ardı edişlerini şu sözleri ile ifade etmektedir:
“En radikal Yahudiler, kutsal kitabın büyük
bir bölümüne kayıtsızdırlar ve kalan bazı bölümleri konusunda
da, anlamları çarpıtılmış tefsirler aracılığı ile fikir sahibirdirler.”
Talmud'un öngördüğü 'ideal Yahudi' modeli kısaca incelendiğinde,
kastedilen daha net anlaşılacaktır.
Talmud'un büyük bölümü, -hak dinde temel kavramlar olan
uzlaşma, anlayış, sevgi, merhamet gibi kavramların tam tersine-
Yahudi-olmayanlara karşı kin beslemeyi ve imkan buldukça
da bu kini eyleme dönüştürmeyi emretmektedir.
Öncelikle, diğer iki İlahi dine karşı son derece saldırgan
bir tutum göze çarpar. Talmud yazarlarının tüm yeryüzünde
en çok karşı oldukları insan Hz. İsa'dır. Oysa Hz. İsa, Allah'ın
seçtiği ve dini insanlara tebliğ etmesi için gönderdiği mübarek
bir insandır. İman edenler Allah'ın gönderdiği tüm elçilere
gönülden itaat ederler ve onlara derin bir saygı duyar, içli
bir sevgi ile elçileri severler. Talmud'a göre ise, Yahudiler
ellerine geçen İncil'leri, eğer şartlar uygunsa, yakmakla
yükümlüdürler.
SİYONİZMİN KÖKENİ IRKÇILIKTIR
Talmud'un Yahudi-olmayanlar hakkında verdiği diğer bazı
ilginç hükümler şöyledir:
• Bir Yahudi bir mezarlığın yanından geçerken, eğer o yer
bir Yahudi mezarlığı ise orada yatanları takdis eden kısa
bir dua okumalı, ancak mezarlık Yahudi-olmayanlara ait ise
orada yatanların annelerine lanet etmelidir. Talmud kaynaklı
bir başka geleneğe göre de, dindar bir Yahudi, bir kilise
ya da Hz. İsa tasviri gördüğünde üç kere yere tükürmekle
yükümlüdür.
• Talmud yazarlarının en bilinenlerinden olan Maimonides,
bir Yahudi-olmayanın hayatının kurtarılması konusunda da
sapkın hükümler vermiştir. Bu hükümlerin biri şöyledir:
Kendileriyle savaş halinde olmadığımız Yahudi-olmayanlara
gelince, ölümlerine doğrudan sebebiyet vermek yanlıştır,
fakat eğer ölüm anındaysalar onların hayatlarını kurtarmak
yasaklanmıştır. Örneğin bir Yahudi-olmayanın denize düştüğü
görülürse, boğulmaktan kurtarılmamalıdır.
Maimonides'e göre, bir Yahudi doktorun bir Yahudi-olmayanı
iyileştirmesi de, karşılığında para kazanılsa dahi, yasaktır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir noktaya değinir: "Eğer
Yahudi bir doktorun bir Yahudi-olmayanı iyileştirmekten kaçınması,
Yahudiler'e karşı toplumsal bir tepki gelişmesine neden olacaksa,
o halde yasak ortadan kalkar ve hastanın iyileştirilmesi
gerekir."
TALMUD'A GÖRE TÜRKLER MAYMUNA BENZİYOR
• Talmud'un en büyük yazarlarından biri olan Maimonides'in
ırkçı fikirleri de oldukça ilginçtir. Bir yerde şöyle yazar:
Türklerin bir kısmı ve kuzeydeki göçebeler ve zenciler ve
güneydeki göçebeler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara
benzeyenler; bunların tabiatı daha çok düşük sesli bazı hayvanların
tabiatına benzer. Benim düşünceme göre, bunlar insan seviyesinde
değildirler. Seviyeleri bir insan ile bir maymunun seviyeleri
arasında bir yerdedir. Çünkü görünüşleri maymundan daha çok
insana benzemektedir.
• Haham Sofer, Responsum adlı Talmudik çalışmasında,
Osmanlı İmparatorluğu içindeki Müslümanlar ve Hıristiyanlar
hakkında ilginç yorumlar yapar. Bu sapkın yorumlara göre,
bu insanlar, "başka ilahlara tapan putperestlerdir ve dolayısıyla
dolaylı yoldan öldürülmeleri doğrudur". Dahası, Sofer bu
iki grubu, Eski Ahit'te adı geçen Amalek kabilesine benzetir.
Eski Ahit'te Amalekler hakkında verilen hüküm ise şöyledir:
Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek'in İsrail'e yaptığını,
Mısır'dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl durduğunu arayacağım.
Şimdi git, Amaleki vur ve onların herşeylerini tamamen yok
et ve onları esirgeme ve erkekten kadına, çocuktan emzikte
olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.
Günümüzde de pek çok radikal İsraillinin Filistin halkını
Amalek kabilesi olarak değerlendiriyor olmaları kuşkusuz
dikkat çekici bir durumdur.
• Talmud'un cinsel suçlar (zina) hakkında verdiği hükümler
de ilginçtir. Eğer bir Yahudi erkek bir Yahudi kadınla evlilik
dışı bir cinsel ilişkiye girerse, her ikisinin de öldürülmesi
gerekir. Oysa eğer kadın bir Yahudi-olmayan ise, bu kez erkek
sadece dayak yer; kadın ise yine ölüm cezasına çarptırılır.
Aynı hüküm, Yahudi bir erkeğin Yahudi-olmayan bir kadına
tecavüz etmesi durumunda da geçerlidir. Bunun arkasında yatan
mantık ise, Yahudi-olmayan kadının her durumda "baştan çıkarıcı" sayılmasıdır.
Kadın, "bir Yahudiyi günaha sokmuş" olduğu için ne olursa
olsun birinci dereceden suçlu sayılmaktadır.10 Nitekim Maimonides,
Yahudi-olmayan tüm kadınlar için "N.Sh.G.Z." kısaltmasını
kullanır. Bunlar, İbranice'deki "niddah, shifhah, goyah,
zonah" kelimelerinin baş harfleridir. Kelimelerin anlamı
ise şudur: "Kirli, köle, Yahudi-olmayan, fahişe".
• Yahudiler ile Yahudi-olmayanlar arasındaki mal-mülk ilişkileri
hakkında da Talmud'un ilginç hükümleri vardır. Eğer bir Yahudi
kayıp bir eşya bulur da onun sahibinin bir Yahudi olduğunu
fark ederse bunu sahibine geri vermekle yükümlüdür. Fakat
eğer malı yitiren kişi bir Yahudi-olmayan ise, malın ona
geri verilmemesi emredilir. Bir Yahudi-olmayana hediye vermek
ise kesin biçimde yasaklanmıştır. (Ancak hahamlar, bir sonraki
aşamada Yahudilere maddi kar getirebilecek hediyelere -bir
başka deyişle rüşvetlere- izin verirler.) Alış veriş sırasında
Yahudi-olmayanlara hile yapmak ise, eğer "dolaylı" yoldan
olursa, meşru sayılır. Örneğin bir Yahudi, karşısındaki müşterinin
kendisine yanlışlıkla fazla para verdiğini fark ederse, "senin
yaptığın hesaba güvendim, benim saymama gerek yok" demelidir.
Böylece eğer karşı taraf durumu sonradan fark ederse, suçlu
duruma düşmez.
Bu saydıklarımız, Talmud'un Yahudi-olmayanlara yönelik düşmanca
hükümlerine yalnızca bir kaç örnektir. Yahudi geleneğinin
bu geleneksel "şeriat kitabı" araştırıldığında, buna benzer
daha pek çok hükme rastlamak mümkündür. Ancak bu bir kaç
örnek bile, Yahudi ideolojisinin içeriği hakkında fikir sahibi
olmak için yeterlidir.
Dikkat edilirse, bu hükümlerin bir kısmı Muharref Tevrat
ve Eski Ahit'in belli bölümleriyle dahi çelişkilidir. Bunun
nedeni, Yahudi ideolojisinin, Muharref Tevrat'ın ve Eski
Ahit'in diğer kitaplarının hükümlerini de kendi düşüncesine
göre yorumlayıp çarpıtmakta bir sakınca görmemesidir. Örneğin
Hz. Musa'ya verilen "On Emir"den sekizincisi olan "Çalmayacaksın" (Çıkış,
20:15) hükmü, "bir Yahudiyi çalmamak" (yani kaçırmamak ya
da rehin almamak) konusunda konulmuş bir yasak olarak açıklanır.
Hükmün mal değil de insan "çalmak" şeklinde yorumlanmasının
nedeni, "On Emir"in yalnızca ölümcül suçları içerdiğine dair
Talmud yazarlarınca yapılmış bir kabuldür. Öte yandan, Yahudi-olmayanların
rehin alınması zaten Talmud tarafından izin verilen bir eylemdir.
"Kardeşini kendin gibi seveceksin" (Levililer, 19:11) hükmünün
yorumlanması da aynı şekildedir; "kardeşler" yalnızca Yahudilerdir.
Nitekim bir Yahudi genel olarak Talmud tarafından bir Yahudi-olmayanın
hayatını kurtarmaktan alıkonur, açıklaması da şöyle yapılır; "çünkü
o senin kardeşin değildir".
SİYONİST İDEOLOJİNİN MİSTİK BOYUTU:
KABALA
Yahudilikte meydana getirilen dejenerasyonun "yasa" yönünü
Talmud'da görmek mümkünken, mistik yöndeki dejenerasyonu
da Kabala'da görmek mümkündür.
Kabala İbranice'de 'gelenek' anlamına gelir. Yahudi ruhbanlarının
asırlardır birbirlerine aktardıkları ve Eski Ahit'in gizli
anlamları ile ilgilenen bir tür okültizm ve mistisizm yöntemidir.
Kara büyü ile yakından ilişkili olan Kabala, Yahudi felsefesinden
derinden etkilenen masonluk gibi pek çok örgüt ve tarikat
tarafından da benimsenmiştir.
Kabala, özellikle Ortaçağ'dan başlayarak 17. yüzyılın sonuna
kadar devam eden süreç içinde çok gündemdeydi ve dönemin
toplumları üzerinde büyük etkisi vardı. Bu dönemde, Hıristiyan
toplumu içinde de bazı gruplar Kabala ile yakından ilgilenmişlerdir.
Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Kabala'nın içinde saklı
olduğuna inanılan sırlar ve mistik öğretilerdir.
Yahudiler, Kabala'da saklı olan ilmin ancak çok az insan
tarafından kavranabileceğine inanırlar. Eski Ahit'te pek
çok insanın farkına varamayacağı veya anlayamayacağı sırların,
Kabala'ya vakıf olan kişi tarafından çözüleceği düşünülür.
Kabala metinleri, bilinen kitaplardan farklı olarak, çok
az kimsenin anlayabileceği şekilde yazılmıştır. Kitapta anlamsız
gibi görünen çok sayıda sembol vardır. Bazı metinlerde yazı
kimsenin anlayamaması için şifrelenmiştir. Bu yüzden Kabala'yı
tamamen anlamak mümkün değildir. Gerçek manasını Yahudi olmayanın
(ve Yahudilerin büyük bir kısmının da) tam bilmediği Kabala,
ancak hakkında yazılmış olan kitaplar ile tanınabilir.
Bu konudaki sorun ise şudur: Aslında Kabala, Yahudilik dışı
bir kaynaktan, Eski Mısır'ın ve Mezopotamya'nın bazı putperest
toplumlarının pagan öğretilerinden kaynak bulmaktadır. Bu
öğretilerin temel bir unsuru olan "büyü", bu nedenle Kabala'nın
da önemli bir parçasıdır.
Kabalist öğreti, evrendeki metafizik dengeler, şeytani güçler
ve bilinçaltı dünyasıyla yakından ilgilenir ve bunları büyü
yöntemleri ile etkilemeyi amaçlar. Ünlü Yahudi araştırmacı
Shimon Halevi, Kabala, Tradition of Hidden Knowledge (Kabala
ve Gizli Sırlar Geleneği) adlı kitabında Kabala'yı şöyle
tanımlamaktadır:
“Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin
yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın
tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir formudur.”
Kabala'nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgili
olmasıdır. Kabala'yı tanıtan en tanınmış kitaplardan biri Die
Kabala (Von Papus)'da, Kabala-büyü ilişkisi şöyle vurgulanır:
“Kabala'nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlanır.”
Kabala çalışmalarına özellikle Ortaçağ'da kimi Yahudiler
tarafından öncelik verilmiştir. Ortaçağ Avrupası'nın skolastik
yapısı, Yahudiler üzerinde çeşitli kısıtlamalara ve baskılara
neden olmuş, bu dönemde, Kabala'da yer alan gizli öğretilerin
hayata geçirilmesi ile Yahudi toplumunun kurtuluşa ereceği
düşüncesi yaygınlaşmıştır. Kabala'da belirtilen çeşitli egzotik
ritüellerle, tüm Yahudileri içinde bulundukları durumdan
kurtarıp, onları 'dünyanın efendileri' yapacağına inanılan
Mesih'in yeryüzüne gelişinin hızlandırılacağına inanılmıştır.
Kabalist hahamlar bunun için kişisel yoğunlaşma, derin konsatrasyon
ve çile egzersizleri ile garip ritüeller yapmışlar, birtakım
ayin ve trans yöntemleri kullanmışlardır.
Bu batıl inanış ve uygulamalar, 13. yüzyılda Granadalı haham
Moses de Leon tarafından yazılan Zohar kitabı ile doruğa
ulaşmıştır.
KABALA'NIN SIRLARI; ZOHER VE SEFİROT
Zohar her ne kadar 13. yüzyılın sonunda yazılmış olsa da
içerdiği bilgilerin geçmişinin 2. yüzyıla kadar dayandığı
kabul edilir. İçinde antik dünyanın farklı ilimlerinin bulunduğuna
inanılan Zohar'da en çok üzerinde durulması gereken, 'Sefirot'
kavramıdır.
Sefirot aslında bir tür şemadır. Kabalacılar, Sefirot'un
Allah'ın evreni yaratışının bir tür temsili ve yansıma şekli
olduğunu iddia ederler. Bu mistik doktrine göre, evrendeki
tüm olaylar Sefirot'a göre şekillenmektedir. İnsanın ruhundan
evrenin yapısına kadar herşey Sefirot şeması ile uyumludur.
Tüm varlıklar Sefirot'a göre konumlanır, yaşam Sefirot'a
göre şekillenir. Dolayısıyla çeşitli ritüeller ile Sefirot
üzerinde yapılacak oynamaların, olayların gidişatını kişinin
istediği yönde değiştirebileceğine inanılır. Bu sapkın inanışa
göre, bunu herkes yapamaz, bunun için Kabala başta olmak
üzere tüm mistik bilgilere sahip olmak gerekir.
Kısaca, Kabalacıların Sefirot'a önem vermelerinin temelinde
bu yolla 'tarihe yön verebileceklerine' inanıyor olmaları
vardır.
"Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile
yarattık" (Kamer Suresi, 49) ayetinde de buyurulduğu
gibi, Allah tüm evreni ve insanlığı belirlenmiş bir kader
ile yaratmıştır ve hiçbir varlığın, Allah'ın dilemesi dışında,
bu kaderin dışına çıkması mümkün değildir.
Yahudi yazar Eli Barnavi, Kabala'yı ve Sefirot'un Kabalacılar
için taşıdığı önemi şöyle anlatır:
“Kabala, Ortaçağ'daki ilk ortaya çıkışını
12. yüzyılda Güney Fransa'daki Provins'de yaptı. Bununla
birlikte asıl doruk noktasına 13. yüzyılda Sefer ha-Zohar'ın
yazılımıyla birlikte İspanya'da ulaştı... Burada geliştirilen
Kabala teorisine göre kutsallık, kendisini, Allah ve yaratılış
arasındaki ilişkiyi açıklayan on Sefirot ile açıklıyordu.
Bu Sefirotlar, Tanrısal aklı temsil ettiklerine göre, bütün
varlıklar da bunlara göre konumlanabilirdi. Bu durumda insan,
bazı ritüelleri uygulayarak, bu Sefirotları etkileyebilir
ve dolayısıyla dünyanın gelişimine yön verebilirdi. Bu Sefirot
teorisi, İspanya'daki Kabalacı öğretinin temel noktası haline
geldi.”
Hatta Zohar kitabında insanın davranışlarının İlahi dünya
üzerinde etkileri olacağı gibi bir sapkınlığa da kapsamlı
olarak yer verilmektedir. Ancak tüm bunlar, hak din ile çelişen
çok batıl inanışlardır. Zaten gerek Kabala'da, gerek Sefirot
şemasında gerekse bu ritüellerde kullanılan semboller ve
tanımlar da bu inanışın hak din öncesi putperest dönemden
geldiğini göstermektedir. Eski Mısır yazıtları üzerindeki
semboller dikkatli bir gözle incelendiğinde Kabalistik semboller
ile benzerlikleri dikkati çekmektedir.
Unutmamak gerekir ki, egzotik ve mistik inanç ve uygulamalarla
dünya üzerinde etki oluşturabileceğine inanmak çok büyük
bir sapkınlıktır. Dünya üzerinde gelişen her olay Allah'ın
bilgisi ve izni ile gerçekleşir. Allah ayetlerde şu şekilde
bildirmiştir:
“Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda
(yazılı)dır. Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır.”
(Kamer Suresi, 52-53)
Dolayısıyla, Kabalistler en gizemli ritüelleri yaptıklarını
sandıkları ve tarihe yön verdikleri yanılgısına kapıldıkları
anda da aslında Allah'ın kendileri için dilemiş olduğu kaderi
yaşamaktadırlar. "Gökte ve yerde gizli
olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i
Mahfuz'da) olmasın" (Neml Suresi, 75) ayetinde de
bildirildiği gibi, yeryüzünde olan ve biten herşey Allah
Katındaki kitapta bellidir. Kimsenin bunun dışında bir yaşam
sürebilmesi ya da buna müdahalede bulunabilmesi kesin olarak
mümkün değildir. Böyle batıl inançlara kapılanlar, ciddi
bir aldanış içindedirler.
Kabala'nın günümüz Yahudiliğine ve Siyonizme olan en büyük
(ve negatif) mirası ise, söz konusu "tarihin değiştirilebileceği" yanılgısı
olmuştur. Bu nedenledir ki, din dışı bir hareket olan Siyonizm
ortaya çıktığında ve Yahudiler için dini bir umut olan "Kudüs'e
dönüş" ülküsünü din dışı ve siyasi bir hedef haline getirdiğinde,
Kabalacı hahamlar bu projeye destek vermişlerdir. Siyonizme
destek veren az sayıdaki dini liderden biri olan Haham Avraham
Yitzhak Hacohen Kook, ünlü bir Kalabacı'dır ve Siyonizmi
Mesih'in gelişinin insan eliyle hızlandırılması olarak tanımlamıştır.
(Buna karşılık pek çok Yahudi ise bunu bir "sekülerleşme" olarak
görmüşlerdir ve bunda haklıdırlar. Bu gün de Siyonizme karşı
çıkan dindar Yahudiler, söz konusu "sekülerleşmeyi" reddedenlerdir.)
|