Şeytan
ve Gizli Yöntemleri
İnsanın
düşmanı olan şeytan, kıyamet gününe kadar tüm gücüyle insanları
kötülüğe sürüklemeye yemin etmiştir. Şeytan, insanları
bu yönde ikna edebilmek için batıla dayalı çok çeşitli
ve sinsi yöntemler geliştirmiştir. Bunların tümü bir arada
düşünüldüğünde adeta "şeytanın batıl
dini" olarak karşımıza çıkar.
Kimi insanlar şeytan hakkında gerçeğe dayalı
doğru bilgilere sahip değillerdir. Bu nedenle,
şeytanın düşmanlığından sakınabilmek için insanın
öncelikle yapması gereken onun yöntemlerini,
nasıl mağlup edilebileceğini öğrenmek ve tuzaklarına
karşı hazırlıklı olmaktır.
Bu konuda ilk bilinmesi gereken ise şeytanın
yüzyıllardır savunuculuğunu yaptığı ve insanlara
kabul ettirmeye çalıştığı bir "din anlayışı" olduğudur.
Tarihin başlangıcından itibaren, dünyanın dört
bir yanındaki tüm insanlara aynı telkinleri
vererek onlara ortak bir yaşam stilini, kendi
batıl dinini benimsetmeye çalışmaktadır. Bu
dinin temel özelliklerinden ve şeytanın bu
din anlayışını insanlara kabul ettirebilmek
için kullandığı yöntemlerden bazılarını şöyle
sıralayabiliriz:
Sinsice Yöntemler Kullanması ve İnsanları
da Sinsiliğe Teşvik Etmesi
İnsanları doğru yoldan ayırıp kendisi ile birlikte
cehenneme sürüklemek için çaba harcayan şeytanın
en önemli özelliklerinden biri sinsiliğidir.
Sinsilik aynı zamanda şeytanın insanlığa karşı
verdiği amansız mücadelede kullandığı en hayati
yöntemlerdendir. İnsanları, gerçek amacını açıklayarak
kendisine uymaya çağırsa sonuç alamayacak, başarılı
olamayacaktır. İnsanlık tarihinin başlangıcından
beri onlara karşı nasıl büyük bir kin ve düşmanlık
beslediğini, onları kendisiyle birlikte sonsuza
kadar cehennem azabına sürüklemek için kandırmaya
çalıştığını ve onlara yalnızca yalan söylediğini
anlatacak olursa, elbette ki sözlerine inanılmayacaktır.
Hatta ona karşı dikkatli ve uyanık olunacak ve
tuzağına düşmekten kurtulunacaktır. Bu nedenle
şeytan, insanları sinsilikle, yalan, hile ve
aldatmaca dolu yöntemlerle kandırmaya çalışır.
Onlara düşman olduğunu açıkça hissettirecek tavırlardan
sakınır. Ya da onlara açık açık 'gelin bana uyun',
'kötü ahlaklı olun', 'kendinize, etrafınızdaki
insanlara zarar verin', ya da 'iyi ya da kötü
arasında tercih yapmanız gerektiğinde her zaman
kötüden yana tavır alın' gibi telkinlerde bulunmayabilir.
Aslında bu sözler şeytanın nihai hedefini özetlemektedir.
Ama o her zaman için tüm bunları iyilik, güzellik,
doğruluk gibi erdemlerle süsleyerek insanlara
sunar. Onlara sinsice yanaşır; zekice ve kurnazca
ikna metodları kullanır.
Kuran'da şeytanın kendisinin de bu yönünü dile
getirdiği; insanlara açıktan açığa değil, pusu
kurarak yaklaşacağını söylediği şöyle bildirilmektedir:
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından
dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka
Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.
Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından
ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu
şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17)
İnsanlar üzerinde doğrudan etkisi olmayan şeytan
insanlara doğruyu yanlış, iyiyi kötü, gerçekleri
ise hayal gibi gösterebilmek için çeşitli sinsi
yöntemlere başvurur. Onları aldatmak için yaldızlı
sözler söyler, yapmakta oldukları yanlış işleri
süslü ve çekici gösterir. Aynı şekilde güzel
ve hayırlı olan işleri de çirkin gösterip bunlardan
vazgeçirmeye çalışır. Onlara dünya hayatına ilişkin
süslü vaatlerde bulunur. Doğrulardan yana onları
olmadık kuruntulara düşürür. En sade konuları
bile içinden çıkılmaz ve karmaşık hale getirmeye,
Allah'ın emirlerini onlara zor göstermeye çalışır.
Onları, dünya menfaatlerinin yakın ve elde edilmesi
kolay, ahiret menfaatlerinin ise uzak ve sözde
hayali vaatler olduğuna inandırmaya çabalar.
İnsanları her an gözetler. Her an açıklarını,
zayıf yönlerini kollar. Onları aciz oldukları
noktalardan yakalamaya ve tuzağa düşürmeye çalışır.
Sürekli kötülüğü öğütler. Onların da kendisi
gibi kötülüğü benimsemelerini ve böylece kendine
benzemelerini ister. Tüm bu telkinlerini onlara
beklemedikleri anlarda, beklemedikleri yönlerden
pusu kurarak yapar.
İnsanları Allah'ın Adını Kullanarak Kandırmaya
Çalışması
Öne sürdüğü her fikrin, insanların kalbine
fısıldadığı her kötü düşüncenin, vicdanın doğruyu
telkin eden sesiyle karşılık bulacağını bilen
şeytan, bu duruma karşı farklı bir düzen geliştirmiştir.
Gerçek kimliğini ve kötü niyetini gizleyebilmek
için kimi zaman insanlara verdiği telkinleri
vicdanlarının sesiymiş gibi göstermeye çalışır.
Bunun için başvurduğu yöntem ise, onlara "Allah'ın
adını kullanarak yaklaşması"dır.
Taraftarlarıyla birlikte insanları görmedikleri,
fark edemedikleri yerlerden gözleyen şeytan,
onların nelerden etkileneceklerini ve nelere
karşı tepki vereceklerini de bilmektedir. İnsanın
zayıf noktalarını, nelere karşı zaaf duyduğunu,
hangi fikirlerinin aklını karıştıracağını göz
önünde bulundurarak onları yönlendirir. Vicdanen
hassasiyet gösterilecek konuları, dini değerleri,
insani öğeleri "hayır" adı altında kullanarak
insanları kandırır. Yaptırmak istediği kötü
bir davranışı, onlara meşru ve makul gösterecek
birtakım bahaneler öne sürerek onları tam tersi
bir ahlaka yöneltmeye çalışır. Söz konusu kişiler
de şeytanın sunduğu bu bahaneleri çevrelerindeki
insanlara karşı yaptıkları kötülükleri savunabilmek
için samimiyetsizce kullanabilirler.
İman eden insanların ise kendilerini yeterli
görmelerini, yaptıkları bazı ibadetlerle yetinmelerini,
kendilerini beğenip müstağni görmelerini sağlamaya
çalışır. Onları güzel ahlaklı olduklarına, ellerinden
gelenin en fazlasını yaptıklarına, güçlerinin
bu kadarına yeteceğine inandırmaya çalışır. Kalplerinin
temiz olmasının yeterli olacağını, Allah'ın kalplerindeki
iyi niyeti yeterli görüp onlardan razı olacağını
düşündürerek, onları samimiyetsizliğe itmek ister.
Etrafa göre iyi olmalarının yeterli olacağını,
çoğunlukla kıyaslandığında çok üstün bir ahlaka
sahip olduklarını düşündürerek onları gevşekliğe
sürüklemeye çalışır. Allah, Kuran ayetleriyle
insanları şeytanın bu tuzağına karşı şöyle uyarmıştır:
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır;
öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar)
da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak)
aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşma--nınızdır,
öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu,
ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya
çağırır. (Fatır Suresi, 5-6)
Şeytanın insanı Allah'ın adıyla aldatmasının
bir başka yolu da, Allah'ın affediciliğini
öne sürerek insanı günah işlemeye teşvik etmesidir.
Allah sonsuz merhamet sahibidir ve tevbe edip
Kendisi'nden bağışlanma dileyen her kulunun
günahlarını affedebilir. Ama bir insanın, "nasıl olsa Allah
affeder" diyerek bile bile günah işlemesi samimi
bir davranış değildir. Böyle bir ahlakta süreklilik
gösteren kimsenin kalbi zamanla katılaşıp duyarsızlaşabilir.
Allah korkusuyla hareket etmemek, bu kişiyi daha
pek çok kötülüğün içine de sürükleyebilir. Allah
Kuran'da "yakında bağışlanacağız" diyerek bile
bile günah işleyen kimselerin örneğini vererek,
insanları şeytanın böyle bir kandırmacasına
karşı uyarmıştır:
Onların ardından yerlerine Kitaba mirasçı
olan birtakım 'kötü kimseler' geçti. (Bunlar)
Şu değersiz olan (dünya)nın geçici-yararını
alıyor ve: "Yakında bağışlanacağız" diyorlar.
Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar.
Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten
başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin kitap
sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular.
(Allah'tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha
hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek misiniz? (A'raf Suresi,
169)
İns ve Cin Şeytanları Kullanarak İnsanlara
Yaklaşması
Allah, Kuran'ın "...Gerçekten şeytanlar,
sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına
gizli-çağrılarda bulunurlar." (Enam Suresi, 121) ayetiyle,
şeytanın insanlara yaklaşmak için kendi taraftarlarını
ve dostlarını kullanacağını bildirmiştir. Bu
durum bizlere şeytanın tek başına hareket eden
bir güç olmadığını göstermektedir. Allah Kuran'ın "Böylece
her peygambere, insan ve cin şeytanlarından
bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını
aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.
Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse
onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş
başa bırak." (Enam
Suresi, 112) ayetiyle insanlara "ins ve cin şeytanların" varlığını
bildirmektedir. Şeytan, insanlardan ve cinlerden
kendisine uyanlarla birlikte hareket etmekte,
onları diğer insanları saptırmak için bir araç
olarak kullanmaktadır. Bu kişiler de şeytanın
ahlakını uygulayarak sinsiliği kendilerine
ilke edinmekte ve insanların kalplerine vesvese
ve şüphe düşürerek onları doğru yoldan uzaklaştırmaya
çalışmaktadırlar.
Şeytanın amacı bu kimseleri kullanarak kendi
adına faaliyet gösterecek sadık bir taraftar
kitlesi oluşturmaktır, idealleri doğrultusunda
onları istediği gibi yönlendirebilmektir. Bu
insanların vasıtasıyla geniş kitlelere ulaşmak,
insanlara telkin etmek istediği sözleri onların
ağzından söyletmek, kendi ahlak anlayışını bu
insanların ahlakında yaşatarak dinini hayatta
tutabilmektir. Bu yolla insanları ürkütmeden,
onlara şeytanın dininin tebliğ edildiğini sezdirmeden,
kendi yoluna çağıracak ve taraftarı haline getirecektir.
Bu kimseler de yaşadıkları kötü ahlak anlayışı
ile, çevrelerindeki insanları da şeytanın ahlakına
sürükleyeceklerdir.
Şeytanın dinini benimseyen tek bir kişi, çevresindeki
diğer insanlara da ulaşarak her birini yavaş
yavaş şeytanın ahlakına çağırır ve bu batıl dini
onlara da benimseterek her birini yine yüzlerce
insana şeytanın elçiliğini yapacak hale getirir.
Böylece şeytanın, dinini tebliğ edecek binlerce
ağzı, ahlakını ortaya koyacak binlerce vücudu
ve insanları doğru yoldan saptıracak binlerce
askeri olmuş olur. Şeytan, ordusunun her bir
askerini an an yönlendirip, an an her birini
yeni bir şeytani faaliyete önderlik etmeye sürükler.
Şeytanın adeta bir hipnoz etkisiyle, kumandası
altına aldığı bu taraftar kitlesi, şeytandan
başka hiçkimseden, hatta kendi vicdanlarından
dahi emir almayacak kadar sadık ve itaatli bir
disiplin içerisine girer ve nasıl acı bir sona
doğru sürüklendiklerinin farkına varmadan hayatları
boyunca şeytanı ve onun dinini savunurlar. Şeytanın
adeta oyuncağı haline gelen bu insanlar akıllarını,
vicdanlarını, düşünce ve muhakeme yeteneklerini,
iradelerini, tüm akli ve fiziksel fonksiyonlarını
şeytana teslim ederler. Sonrasında ise şeytanın
iradesiyle hareket edip, onun düşünceleri doğrultusunda
yaşamaya başlarlar.
Allah'tan gereği gibi korkup sakınmadıkları için
şeytanın, nefisleri yoluyla an an kendilerine
fısıldadıklarını, şeytandan geldiğini düşünmeden,
tüm bunların kendi düşünceleri olduğuna inanarak
hiç tereddütsüz uygularlar. Ancak zaten bir süre
sonra onlar da tüm bu fikirleri şeytanın kendisi
kadar benimsedikleri için, şeytanın telkinlerine
ihtiyaç duymadan aynı şeytan gibi bu dini savunacak
ve şeytanın sessiz dilini konuşacak hale gelirler.
Dünya hayatında herkesin aynı imtihan ortamına
tabi olması nedeniyle, şeytan sadece inkar eden
insanlarda değil, iman eden insanlar üzerinde
de etkili olmaya çalışır. İman ettiklerini söyledikleri
halde aslında imanı gereği gibi yaşamayan kimi
insanlar, Allah'a tam bir teslimiyetle teslim
olmamaları, yaşadıkları her olayı Kuran ile değerlendirmemeleri
ve güzel ahlakı Allah korkusuyla yaşamamaları
nedeniyle şeytanın fısıltılarına kulak verirler.
Şeytana nasıl karşı koyacaklarını ve onun hileli
oyunlarını nasıl etkisiz hale getirebileceklerini
bildikleri halde, şeytanın sözlerine itibar ederler.
Kuran'ı çok iyi bildikleri ve şeytanın kendilerine
nasıl büyük zararlar verebileceği konusunda şuurları
çok açık olduğu halde, ondan gereken itinayla
sakınmazlar. Bunun sonucunda ise, bir yandan
ibadetlerini yerine getirirken bir yandan da
gösterdikleri pek çok tavır ile şeytanın tebliğini
yapmış olurlar. Ancak bu noktada bilinmesi gereken
önemli bir konu ise, genellikle bu kimselerin,
yaptıkları tavrın yanlışlığına kendileri de şahitken
şeytandan ve kötülükten şiddetle sakınan güzel
ahlaklı ihlaslı kimseler olduklarını iddia etmeleridir.
Şeytan, bu kimselerin yaptıkları iyi davranışları
ve kötülükten açıkça sakınmalarının yeterli olduğunu
düşündürterek gizlice yaşadıkları kötülüklere
dikkat vermemelerini ve böylece bunlardan sakınmaya
da gerek duymamalarını sağlar. Onları din ahlakından
uzaklaştırmaya çalışır.
Şeytanın bu oyunu sonucunda ise, ortaya gerçek
Müslüman karakterinden uzaklaşmış farklı karakterler
çıkar. Oysa Allah'ın Kuran'da bildirdiği tek
bir Müslüman karakteri vardır. Bu, Allah'ın razı
olacağı, kişiye cenneti kazandıracak, onu cehennemden
uzaklaştıracak olan yoldur. Bunun dışında din
ahlakının sadece bir kısmını uygulamak ve mümin
karakterinden farklı bir karakter geliştirmek,
insanı fark etmeden cehenneme sürükleyebilir.
Ancak elbette ki bu kimseler Kuran'ı kendilerine
rehber edinerek Allah'ın bildirdiği ayetler doğrultusunda
düşünecek olurlarsa, içerisinde bulundukları
durumun çok açık bir şekilde farkına varabilir
ve bu durumdan kolaylıkla kurtulabilirler.
"Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından
bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını
aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.
Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse
onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş
başa bırak." (Enam
Suresi, 112)
|