|
ÖRÜMCEK LERİN AVLANMA YÖNTEMLERİ
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları
bir ‘oyun ve oyalanma konusu' olsun
diye yaratmadık. Biz onları yalnızca hak ile yarattık.
Ancak onların çoğu bilmezler. (Duhan Suresi, 38-39)
Çoğu insan örümcekleri sadece, avlanmak için ağ
kuran hayvanlar olarak bilir. Bu eksik bir bilgidir
çünkü birer mimarlık ve mühendislik harikası olan
bu ağlar, örümceklerin avlanmak için kullandıkları
tek yöntem değildir. Örümcekler, ağ örmenin yanısıra
avlanmak için son derece şaşırtıcı taktikler de kullanırlar.
MERDİVEN AĞ KURARAK
AVLANMAK
Örümcek ağları pek çok canlı için
kesin bir ölümle sonuçlanan tuzaklardır.
Ancak bu ölümcül tuzağı aşabilen canlılar
da vardır. Örneğin normal bir örümcek
ağı pervane böceğine karşı etkisiz
kalır. Çünkü pervane böceğinin vücudunu
kaplayan tozlar ağın yapışkan kısmını
etkisiz hale getirir. Böcek de bu özelliği
sayesinde ağdan kolaylıkla kurtulur.
Ancak pervane böcekleri de normal ağlardan
farklı bir yapıya sahip olan bazı ağlara
karşı çaresizdirler. Tropik bölgelerde
yaşayan "scoloderus" adlı örümceğin
ağı diğerlerinden farklı olarak sinek
kağıdına benzeyen bir yapıdadır. Bu
sayede scoloderus pervane böceğini
rahatlıkla yakalar. Scoloderus türü
örümcekler bir metre uzunluğunda, 15-20
cm. genişliğinde, merdiven biçiminde
ağlar kurarlar. Pervane böcekleri yakalandıkları
bu uzun ağlardan aşağı düşerler. Bu
uzun süren düşüş sırasında yapışkan
ağa takılmalarını engelleyen pulların
hemen hemen hepsini kaybederek sonunda
scoloderusun tuzağına yakalanırlar.
Görüldüğü gibi bu örümcek türü de diğerlerinden
çok farklı bir avlanma şekline sahiptir.
Bu türün avlanmasında dikkat çeken
de örümceğin yaptığı ağın avlayacağı
böceği yakalayabileceği özelliklerde
olmasıdır. Diğerlerinden farklı bir
ağ yapısına sahip olan bu örümcek türü
de Allah'ın yaratma sanatının sınırsızlığını
gösteren delillerden biridir.
AĞ ATAN ÖRÜMCEK: DİNOPİS
Dinopis'in ağı son derece özel
bir tasarıma sahiptir. Diğerlerinin
aksine bu örümcek türü resimde
görülen ağını, avının üzerine
atmak için kullanır. |
Canavar yüzlü örümcek veya bilimsel adıyla "dinopis"in
çok farklı ve şaşırtıcı bir avlanma yeteneği
vardır. Bu örümcek sabit bir ağ kurup
avını beklemek yerine, küçük fakat son
derece üstün özelliklere sahip bir ağ
örer ve bu ağı avının üzerine atar.9 Ardından
avını bu ağ ile iyice sarar. Yakalanan
böceğin yapabileceği bir şey yoktur.
Ağ o kadar mükemmel bir tuzaktır ki böcek
çırpındıkça ağa daha çok dolanır. Daha
sonra örümcek besinini muhafaza edebilmek
için avının üzerini yeni ipliklerle kapatarak
onu bir anlamda "paketler".
Görüldüğü gibi örümceğin avını yakalaması
bir plan dahilinde gerçekleşmektedir.
Bu avlanma şekline uygun ağı tasarlamak
(büyüklük, şekil, dayanıklılık vs.),
ortaya çıkan tasarımı üretime geçirebilmek,
daha sonra gerekli olacak özellikleri
tasarlamak örneğin ağın avı saracak özelliklere
sahip olmasını sağlamak gibi işlemler
elbette ki zeka gerektiren işlemlerdir.
Bunun yanısıra örümceğin yaptığı ağın
yapısal özellikleri incelendiğinde de
son derece kusursuz bir yapı ile karşılaşılacaktır.
Dinopis'in ağı tam anlamıyla
bir tasarım harikasıdır. Yalnızca kullandığı
ipliğin kimyasal yapısı bile başlı başına
bir mucizedir. Örümceğin yaptığı ağı
kullanma tekniği de oldukça ilginçtir.
Örümcek avını beklerken, ağın görünümü
çubuklardan oluşmuş dar bir kafese benzer.
Fakat bu zararsız görüntü gerçekte bir
aldatmacadır. Örümcek, avını yakalamak
için harekete geçtiğinde, ağı bacaklarıyla
dışa doğru gerer ve bu şekilde kurtulması
imkansız bir ölüm kapanı ortaya çıkar.
Peki gerek mekanik tasarım, gerek kimyasal
yapı olarak bu kadar mükemmel olan bir
ağı örümcek nasıl yapabilmiştir? Tasarım
gerektiren işleri -ne kadar basit olursa
olsun- yapmak kolay değildir. Her biri
için ayrı bir plan ve tecrübeye ihtiyaç
vardır. Bunu şöyle de örneklendirebiliriz.
Örümceklerin ördükleri ağlar tarif edilirken
genellikle "dantel gibi" tabiri kullanılır.
Bu nedenle örümceklerin ağlarıyla adeta
dantel ördüklerini söylemek yanlış olmayacaktır.
Herhangi bir kişinin eline dantel örmek
için kullanılan aletlerden birinin (tığ,
iğne vs.) ve dantel ipinin verildiğini
düşünelim. Hiçbir tecrübeye sahip olmayan
bu insandan, tek bir seferde dantelden
eserler ortaya çıkarması beklenebilir
mi? Ya da bir dantel örtünün tesadüfen
atılmış düğümler sonucunda ortaya çıktığı
düşünülebilir mi? Elbette hayır.
|
Resimlerde Dinopis'in avlanma
aşamaları görülmektedir.
Örümcek bir dala veya yaprağa
bağladığı ipe tutunarak kendini
boşluğa bırakır. Ve pusuda
beklemeye başlar. Altından
geçecek olan av için kurtuluş
yoktur. Örümcek bir anda
atılır ve ağını avın üzerine
dolayıverir.
|
Bu, gerçeğe ulaşmak için kullanılan
son derece basit bir mantık örgüsüdür
ve açık gerçeği yansıtmaktadır. Bir
tasarım kendi kendine ortaya çıkamaz
çünkü bir tasarımın ortaya çıkması
için akıl, yetenek ve bilgi aktarımı
gereklidir. Eğer bir canlı, akıl gerektiren
tasarımlar yapıyor üstelik de bu tasarımı
eksiksizce üretime geçiriyorsa bu canlı "akıllı" demektir.
Ancak bir böceğin akıl sahibi olduğu,
düşünebildiği, tasarımlar yaptığı gibi
bir düşüncenin kabulü mümkün değildir.
Dolayısıyla bu böceğe sahip olduğu
aklı veren, yani onu yöneten, yaptıklarını
ona öğretenbir güç vardır. Bu güç böceği
yaratan Allah'ın benzeri olmayan gücüdür.
Örümcek örneğinde de görüldüğü gibi
bütün canlıları Allah'ın yarattığı
çok açık bir gerçektir. Ancak evrimciler
bu açık gerçeği görmezlikten gelip,
ihtimaller üzerinde hareket ederler.
Teorilerine olan körü körüne bağlılıkları
onları anlamaz, görmez, duymaz hale
getirmiştir. Apaçık olan bir gerçeği
bile göremeyecek, gördükleri ve anladıkları
halde kabul edemeyecek hale gelmişlerdir.
Evrimcilerin iddia ettiğine göre, Dinopis önceki
sayfalarda özelliklerini anlattığımız
ağı tesadüfen örmüş, yine tesadüfen
bunu kullanmayı keşfetmiştir. Böyle
bir şeyin imkansız olduğunu her akıl
sahibi insan kolaylıkla fark edecektir.
Ancak biz bütün imkansızlığına rağmen
bunun mümkün olduğunu ve tesadüfen
ortaya çıkan ilk Dinopis'in
bir şekilde ağını örmeyi başardığını
düşünelim. (Dinopis'in nasıl
ortaya çıktığı, ağı örmesini sağlayan
kimyasalların vücudunda nasıl oluştuğu
gibi soruları göz ardı ederek bu varsayımla
harekete ediyoruz.) O zaman şu soruların
cevaplanması gerekir; tesadüfen örülen
ilk ağdan sonra ikinci, üçüncü ağlar
nasıl örüldü? Örümcek tesadüfen ördüğü
ağı her seferinde baştan nasıl yaptı?
Doğan her yeni örümcek dantel gibi
bir ağ örmeyi, üstelik de diğerlerinden
farklı niteliklere sahip bir ağı örmeyi,
bunu avının üzerine atması gerektiğini
nereden biliyordu?
Bu soruların tek bir cevabı vardır.
Öğrenme, ezberleme gibi yeteneklerden,
hatta bunu yapacak gelişmişlikte bir
beyinden yoksun olan örümceğe bu özellikleri,
tüm canlıları yaratan sonsuz kudret
sahibi Allah vermiştir.
ALDATMACA UZMANI
PORTIA ÖRÜMCEKLERİ
Portia
örümcekleri taklit yapıp
kendi türdeşlerini kandırarak
avlanırlar. Örneğin resimde
görülen kıvrık bir yaprağın
içinde yaşayan Portia türü
(alttaki örümcek), Euryattus
örümceğinin (üstteki örümcek)
çiftleşme hareketini taklit
ederek dişiyi kandırır. Bir
örümceğin "taklit yeteneğine" sahip
olması ve bu taktiği kendi
kendine bulması elbette ki
imkansızdır. Örümcek Allah
tarafından bu özelliğe sahip
olarak yaratılmıştır. |
Portia Fimriata örümceği diğer
pek çok örümceğin aksine hem ağ kurarak,
hem de kendi ağından uzağa giderek avlanır.
Portia'nın başka bir özelliği de böcekler
yerine kendi türdeşlerini yiyecek olarak
tercih etmesidir. Bu nedenle Portia'nın
ağ sahası genellikle diğer örümceklerin
ağlarıdır. Bunu yaparken son derece ilginç
bir taktik izler.1
Genelde rüzgar eserken ya da bir böcek
ağdan kurtulmaya çalışırken Portia
ağın üzerine yerleşir. Çünkü bu sırada
oluşan titreşimler sayesinde kendini
farkettirmeden ağa gizlice yerleşebilir.
Görünüşte rüzgarda ağa takılmış bir
bitki parçasını andırır. Avı gördüğünde
telaş içinde atlayan diğer örümceklerin
aksine Portia son derece yavaş bir
yürüyüşe sahiptir. Ağa yerleştikten
sonra tuzağa düşen bir böcek gibi bacaklarını
yavaşça sallayıp ağa takılmış böcek
taklidi yapar. Bu titreşime aldanan
ağ sahibi yaklaşırken, Portia ağın
üstünde pusuda beklemektedir.
Portia örümcekleri kendi
türdeşlerinin de taklidini yaparak
onları kandırırlar. Örneğin kıvrık
bir yaprağın içinde yaşayan Portia, Euryattus örümceğinin
çiftleşme hareketini taklit ederler.
Kıvrık bir yaprağın üstüne yerleşen Portia, Euryattus'un
erkeği gibi davranmaya başlar. Bu kandırmayaca
aldanan dişi örümcek yuvasının dışına
çıkar.2
Portia değişik örümceklerin
sinyallerini nasıl taklit edebilmektedir
ve neden böyle farklı bir avlanma şekli
seçmiştir? Bir örümceğin "taklit yeteneğine" sahip
olduğunu ve bunun için de böyle ilginç
bir avlanma şekli seçtiğini öne sürmek
akılcı olmayacaktır. Örümcek Allah
tarafından bu şekilde yaratıldığı için
taklit yaparak avlanmaktadır. Allah
bu örneklerle bize benzeri olmayan
yaratma sanatını tanıtmaktadır.
ÖRÜMCEKLERİN
BALIK AVLANMA TEKNİKLERİ
Zarif ağlarında pusuya yatıp bekleyen,
çalıların arasına gizlenen
örümcekler, gerçek birer
ölüm makinesi olarak yaratılmışlardır.
Avlanmak için su üstünde
bile yürüyebilirler.Gerektiğinde
bir çan oluşturarak suyun
altında bile yaşayibilrler.(üstte) |
Bazı örümcekler en akla gelmedik ortamlarda
bile avlanabilirler. Örneğin "Dolmedes" adıyla
bilinen su örümceği için av sahası
su yüzeyidir. Bu örümceğe daha çok
bataklıklarda ya da su hendeklerinin
sığ yerlerinde rastlanır.3
Gözleri pek keskin olmayan su örümceği,
zamanının büyük bir bölümünü su kenarında
ipek iplikler üretip çevreye yaymakla
geçirir. Bu iplikler iki işe birden
yarar; hem diğer örümceklere karşı
kendi avlanma sınırlarını belirten
bir tür uyarı, hem de beklenmedik bir
tehlike karşısında örümceğin hemen
kullanabileceği bir kaçış yoludur.
Bu
örümcek türü ayaklarında
bulunan su geçirmez sıvı
sayesinde su üzerinde rahatlıkla
hareket eder. Resimde bir
balığı yakalamış olan su
örümceği görülmektedir. |
Avlanırken örümceğin en çok uyguladığı
yöntem, dört bacağını suya sokup, diğer
dört bacağıyla da kuru toprağa tutunmaktır.
Bunu yaparken batmadan suyun üzerinde
kalmak için çok bilinçli bir yöntem uygular.
Örümcek, suya sokacağı bacaklarını dişlerinin
arasından geçirerek su geçirmez bir sıvıyla
kaplar. Daha sonra örümcek avlanmak için
su kenarına yaklaşır. Bütün vücudunu
dikkatle aşağı doğru iterek suyun yüzüne
kendini bırakır. Su yüzeyini dalgalandırmadan
dişlerini ve dokungaçlarını suya batırır.
Gözleri ile çevreyi, bacakları ile sudaki
titreşimleri izleyerek bir canlının yaklaşmasını
bekler. Örümceğin doyabilmesi için avının
en az resimde görülen Golyan balığının
boyutunda olması gerekir.
Örümcek Golyan balığını avlarken,
balık, dişlerinin 1,5 cm. yakınına
gelene kadar suda hiç hareket etmeden
bekler. Daha sonra birden vücudu ile
suya girer ve balığı bacakları ile
yakalayarak zehirli dişlerine doğru
çeker. Bundan sonra, kendisinden çok
ağır olan balığın kendisini suyun içine
sürüklememesi için hemen arka üstü
döner. Zehir kısa sürede etkisini gösterir.
Bu zehir avı öldürmekle kalmayıp, aynı
zamanda da kurbanın vücut dokularını
eriterek kolayca hazmedilebilir bir
çorba haline dönüştürür. Avı öldüğünde,
örümcek onu kıyıya çeker ve beslenir.4
Burada akla hemen bazı sorular gelmektedir. "Batmayı
engelleyen bu salgıya örümcek nasıl
sahip olmuştur?" "Suda batma tehlikesine
karşı ağzındaki sıvıyla ayaklarını
yağlaması gerektiğini nereden bilmektedir?" "Suda
batmamasını sağlayacak sıvının formülünü
örümcek nasıl bulmuştur ve bunu nasıl
üretmiştir?" Avlanmasının her aşamasında
bir akıl alameti olan bu örümcek kuşkusuz
tüm bunları kendi iradesiyle gerçekleşmemiştir.
Diğer tüm canlılar gibi bu örümcek
türü de Allah'ın kendisine ilhamı sayesinde
bu kadar akılcı hareket etmekte, böyle
bir plan yapabilmekte ve bunu uygulayabilmektedir.
Allah her canlının rızkını veren olduğunu
bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Yeryüzünde hiçbir canlı
yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın.
Onun karar (yerleşik) yerini de ve
geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların)
tümü apaçık bir kitap (yazılı)dır.
(Hud Suresi, 6)
ÇAN ÖRÜMCEKLERİNİN
DALMA TEKNİĞİ
Asya ve Avrupa'nın ılık bölgelerinde
yaşayan su örümcekleri, hayatlarının
büyük bir kısmını su altında geçirirler.
Çünkü bu örümcekler yuvalarını suyun
içine yaparlar.
Resimde
görülen su örümceğinin oluşturduğu
kabarcık suyun altında yaşamak
için en ideal şekilde tasarlanmıştır.
Bir örümceğin tesadüfen suda
yaşayacak bir yöntem bulması
imkansızdır. Örümcekleri
bu özellikleri ile birlikte
yaratan Allah'tır. |
Yuvanın inşası için örümcek ilk olarak
su bitkilerinin saplarının veya yapraklarının
arasına ağlarla bir platform yapar. Bu
platformu, ipek iplikçiklerle etraftaki
bitki saplarına tutturur. Bu iplikçikler,
örümceğe hem evinin yolunu gösteren bir
işaret, hem platformu sabitleyen bir
bağ, hem de avın yaklaştığını bildiren
bir radar görevi görür.
Platform oluşturulduktan sonra örümcek,
platformun altına ayaklarını ve gövdesini
kullanarak hava kabarcıkları taşır.
Böylece ağ yukarıya doğru şişer ve
hava ilave edildikçe bir çan biçimini
alır. İşte bu çan, örümceğin içinde
barınacağı yuvasıdır.
Örümcek gündüzleri yuvasının içinde
bekler. Yakınından herhangi küçük bir
hayvan, özellikle bir böcek ya da larva
geçtiğinde, dışarı fırlayarak onu yakalar
ve yemek için yuvasına götürür. Suyun
yüzeyine düşen bir böcek, titreşimlere
neden olur. Bu titreşimleri alan örümcek
yukarı çıkar ve böceği kaptıktan sonra
suyun altına taşır. Örümcek su yüzeyini
adeta bir ağ gibi kullanmaktadır. Suya
düşen böcek, ağa takılan diğer kurbanlardan
farksızdır.
Kış yaklaştığında ise örümcek donmamak
için kendisini koruyacak önlemler almak
zorundadır. Bu nedenle kışın yaklaşmasıyla
birlikte su örümceği, gölcükte daha
aşağılara iner. Bu sefer de bir kış
çanı örerek içini havayla doldurur.
Bazı örümceklerse dipte duran boş bir
su salyangozu kabuğuna yerleşir. Çanın
içinde hiç kıpırdamaz ve kış boyunca
hemen hemen hiç enerji harcamazlar.
Bunun nedeni fazla enerji kaybetmemek
ve oksijen ihtiyacını ortadan kaldırmaktır.
Bu önlem sayesinde yuvaya taşınan hava
kabarcığı örümceğe kışı geçireceği
4-5 ay boyunca yeter.
Görüldüğü gibi su örümceğinin oluşturduğu
kabarcık ve avlanma şekli bir örümceğin
suda yaşayabilmesi için en ideal şekilde
tasarlanmıştır. Tesadüflerle bir canlının
suda yaşayacak bir yöntem bulması imkansızdır.
Bu canlı eğer suda yaşayacak özelliklere
sahip değilse suya ilk girdiği anda
ölecektir, tesadüf ya da başka bir
şey bekleyecek kadar zamanı olmayacaktır.
Dolayısıyla kara canlısı olmasına ve
bu özellikleri taşımasına rağmen rahatlıkla
suda yaşayabilen bir canlı, bunu o
şekilde ortaya çıkmış olmasına borçludur.
Bu da bize su örümceğinin tüm özellikleri
ve yetenekleriyle birlikte Allah tarafından
kusursuz bir şekilde yaratılmış olduğunu
göstermektedir.
Ben gerçekten, benim
de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a
tevekkül ettim. O'nun alnından yakalayıp
denetlemediği hiçbir canlı yoktur.
Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir
yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı
korumaktadır.) (Hud Suresi, 56)
TEKERLEK GİBİ
ÖRÜMCEKLER
Güneybatı Afrika'da Namibia çölünde
yaşayan bazı örümcek türleri, tehlikeyle
karşılaştıkları anda bacaklarını gövdelerine
doğru çekerek vücutlarını adeta bir
tekerlek haline getirirler. Tekerlek
şeklini almış olan gövdeleriyle seri
taklalar atarak süratle yuvarlanan
örümcekler böylelikle tehlikeden süratle
uzaklaşırlar.

Yuvasını özellikle kum tepelerinin
üst tarafına kuran bu örümcek,
yaban arısı yuvasını kazmaya
başlar başlamaz dışarı fırlar.
(solda) Örümcek hız kazanmak
amacıyla önce birkaç adım
atar, sonra beş eklemli bacaklarını
kıvırarak yokuş aşağı yuvarlanan
bir tekerlek gibi hızla kaçar.
(sağda) |
Boyları 2.5-3 cm kadar olan bu örümcekler,
saniyede 2 metre gibi oldukça büyük bir
hıza erişebilirler. Bu hızın tam olarak
anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz.
Örümceklerin tekerlek şekline getirdikleri
gövdelerinin devir sayısı, saatte 40
kilometre hızla giden bir arabanın tekerleklerinin
dönüş sayısı kadardır.
Bazı örümcek türleri -özellikle altın
tekerlekli örümcek olarak adlandırılan
örümcekler- bu yöntemi düşmanlarından
kaçmak için kullanır. Çoğu zaman düşman,
yağmacı dişi yaban arılarıdır. Yuvasını
özellikle kum tepelerinin üst tarafına
kuran örümcek, yaban arısı yuvasını
kazmaya başlayınca dışarı fırlar. Önce
hız kazanmak amacıyla birkaç adım atar,
sonra beş eklemli bacaklarını kıvırarak
yokuş aşağı yuvarlanan bir tekerlek
gibi hızla yol alarak kaçar. Örümcek
yuvasını kum tepesinin aşağısına kuracak
olsa kaçış için gerekli hıza ulaşamayacak
ve yakalanacaktır. Bu nedenle örümcek
yuva yapımı için hep tepelerin üst
kısmını tercih etmektedir. Örümceğin
daha düşmanıyla hiç karşılaşmadan yuvasını
tepeye kurmak gibi bir önlem alması
son derece bilinçli bir davranıştır.
Kuşkusuz ona bunu ilham eden Allah'tır.
Allah benzersiz yaratan, her türlü
yaratmayı bilendir.
PÜSKÜRTÜCÜ ÖRÜMCEK
Değişik
avlanma taktikleri kullanan,
formülü hala çözülememiş
iplikler üreten örümcekler
yaratılış mucizelerindendir. |
"Scytodes" adı verilen örümcek
cinsi, kurbanlarını, üzerlerine zehir
ve yapışkan karışımı bir sıvı püskürterek
öldürür. Bu sıvılar, örümceğin gözlerinin
arkasında bulunan iki bez içerisinde
ayrı ayrı üretilir ve birlikte püskürtülürler. Scytodes yakaladığı
avını bacak kaslarıyla sıkı sıkı sarar.
Bu sırada yapışkanlı zehiri dişlerinin
arasından avının üzerine, havada zigzaglar
oluşturacak şekilde püskürtür.5 Bu
sayede kurbanını bir dal veya yaprağa
yapıştırarak sabitledikten sonra avını
astığı yerde yer.
PASİLOBUS'UN TUZAĞI
Yeni Gine'ye özgü bir tür olan "Pasilobus",
çok usta bir tuzak hazırlayıcısıdır.
Kurduğu ağ çok yapışkan ipliklerden
oluşmuştur. Ağ bir bütün olarak iki
ucundan sabit noktalara tutturulmuştur.
Uçlardan birindeki düğüm çok sıkıdır
ama öbür uçtaki düğüm oldukça gevşek
bırakılmıştır. Bu bir hata değildir,
örümceğin dalgınlığından da kaynaklanmamaktadır.
Bunun bir avlanma taktiği olduğu ağa
doğru bir canlı yaklaştığında anlaşılmaktadır.
Örneğin ağa bir pervane çarptığında
gevşek ilmek serbestçe çözülür. Bu
durumda sağlam düğüm kopmadığı için
böcek bir bohça gibi havada asılı kalır.
Daha sonra örümcek kurbanının yanına
gider ve hemen yapışkan bir madde ile
baştan sona sıvar. Bu taktik sayesinde
örümcek avını kıskıvrak yakalamış olur.
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan
bir kavim için ayetler vardır. (Casiye
Suresi, 4)
|