MADDENİN ARDINDAKİ BİLGİ VE LEVH-İ MAHFUZ

Bilgi... Bu kavram günümüzde bundan yarım yüzyıl öncesine göre çok daha fazla şey ifade ediyor. Bilim adamları "bilgi"nin ne olduğunu tanımlamak için teoriler geliştiriyorlar. Sosyal bilimciler "bilgi toplumu"ndan söz ediyorlar. Bilgi, giderek insanlığın en önemli kavramlarından biri haline geliyor.

Bilgi kavramını bu denli önemli hale getiren en önemli bilimsel bulgu ise, evrenin ve yaşamın kökeninde bilgi olduğunun tespit edilmesi. Tüm evreni "madde ve enerji"den ibaret sayan 19. yüzyıl materyalist felsefesinin yerine, bilim adamları artık evrenin "madde, enerji ve bilgi"den oluştuğunu söylüyorlar.

Peki bu ne anlama geliyor?

Bunu bir örnekle açıklamak mümkün: DNA. Bilindiği gibi tüm canlı hücreleri, DNA adı verilen sarmal bir yapıdaki genetik bilgiye göre işliyorlar. Bizim de bedenimizdeki trilyonlarca hücrenin her birinin çekirdeğinde DNA var ve vücudumuzun tüm fonksiyonları DNA'da kayıtlı. Hücrelerimiz yeni proteinler üretmek için DNA'da yazılı olan protein şifrelerini kullanıyorlar. DNA'da yazılı olan bu bilgi o kadar büyük ki, insan vücudunun genetik bilgisini kağıda dökmek için, yaklaşık 900 ciltlik bir ansiklopedi yazmak gerekiyor!

Peki "DNA neden oluşuyor?" Bu soru 50 yıl önce-DNA'nın yeni keşfedildiği sıralarda-sorulsa, bilim adamları buna muhtemelen "DNA, nükleotid adı verilen nükleik asitlerden ve bunları birbirine bağlayan kimyasal bağlardan oluşur" cevabını verirlerdi.Yani DNA'nın sadece maddesel parçalarını sayarlardı. Ama artık bilim adamları farklı bir cevap veriyorlar: "DNA, sözkonusu atomlar, moleküller ve kimyasal bağlardan ve bir de (en önemlisi) bilgiden oluşur."

Aynen bir kitap gibi: "Bir kitap neden oluşur" sorusuna, "kağıt, mürekkep ve ciltten oluşur" demek çok yanlış bir cevap. Çünkü bu maddesel malzemenin yanısıra (ve ondan çok daha önemli olarak) kitabı oluşturan çok büyük bir bilgi var. Her satırında "ABEÖJZKİSBASİİA" gibi rastlantısal harfler yazan bir kitap ile Britannica ansiklopedisinin bir cildini birbirinden farklı kılan şey de bu bilgi. Her ikisinde de kağıt, mürekkep ve cilt var, ama birisi bilgiden yoksun, diğerinde ise muazzam bir bilgi var. Bu muazzam bilginin kaynağı ise, elbette, matbaa makinası, mürekkep veya kağıt değil. Bilginin kaynağı, o kitabı yazan kişi. Yani bilinçli bir zihin.

Ve bu durumda DNA'daki bilginin de yine bilinçli bir varlık tarafından meydana getirildiğini kabul etmek gerekiyor.


Evrim Teorisinin ve Materyalizmin Bilgi Çıkmazı

Bu gerçeğin farkedilmesi, materyalist felsefeyi ve onun doğa bilimlerine uyarlaması olan Darwinizm'i büyük bir çıkmaza sokmuş durumda. Çünkü bu felsefe ve teori, tüm canlıların sadece maddesel etkenlerin bir araya gelmesiyle oluştuğunu savunuyor. Canlıların genetik bilgisinin ise, bu maddesel etkenler biraraya gelirken "tesadüfen" ortaya çıktığını iddia ediyor. Bu, bir kitabın, kağıt ve mürekkebin rastgele birleşmesi sonucunda yazılmış olduğunu iddia etmek gibi bir şey.

Materyalizmin sözkonusu iddiası "indirgemecilik" olarak bilinmekte. Bir başka deyişle bu felsefe, bilginin maddeye indirgenebileceğini, madde dışında bir bilgi kaynağı aramak gerekmediğini savunuyor. Ama bunun büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıkmış durumda ve artık materyalistler de bunu itiraf etmeye başladılar.

Evrim teorisinin yaşayan en önde gelen savunucularından biri olan George C. Williams, 1995 tarihli bir yazısında, her şeyin madde olduğunu varsayan materyalist (indirgemeci) yaklaşımın yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:

Evrimci biyologlar, iki farklı alan üzerinde çalışmakta olduklarını şimdiye kadar fark edemediler; bu iki alan madde ve bilgidir... Bu iki alan, "indirgemecilik" olarak bildiğimiz formülle asla biraraya getirilemezler... Genler, birer maddesel obje olmaktan çok, birer bilgi paketçiğidir... Biyolojide genler, genotipler ve gen havuzları gibi kavramlardan söz ettiğinizde, bilgi hakkında konuşmuş olursunuz, fiziksel objeler hakkında değil... Bu durum, bilginin ve maddenin varoluşun iki farklı alanı olduğunu göstermektedir ve bu iki farklı alanın kökeni de ayrı ayrı araştırılmalıdır. (1)

Evrim teorisini ve materyalist felfeseyi eleştiren bilim adamlarından biri olan, Cambridge Üniversitesi'nden bilim felsefecisi Stephen C. Meyer kendisiyle yapılan bir röportajda bu konuda şunları söyler:

Bu konuyu okulda öğrencilerime açıklamak için iki ayrı bilgisayar örneğini veriyorum. Birisinde software (bilgisayarın işletim sistemi ve programlar) yüklü, diğeri ise tamamen boş. Sonra soruyorum: Bu iki bilgisayar arasında maddesel olarak fark nedir? Elbette maddesel olarak hiç bir fark yok... Çünkü bilgi maddesel olmayan, hacim tutmayan bir kavram. Bilgi, maddesel bir varlık değil... Bilgi, madde ve enerjiden farklı bir varlık, boyutu ve bilginin nasıl ortaya çıktığını madde ve enerjiyle açıklamak mümkün değil...

19. yüzyılda, bilimi ilgilendiren iki temel varlık alanı olduğunu düşünüyorduk: Madde ve enerji. 21. yüzyılın başında ise artık farkına varıyoruz ki, üçüncü bir varlık alanı vardır ve bu da bilgidir. Bu varlık alanı maddeye indirgenemez. (2)

Bilgiyi maddeye indirgemek için 20. yüzyıl boyunca ortaya atılan tüm teoriler (rastlantıya dayalı yaşamın kökeni tezleri, "maddenin öz örgütlenmesi" efsanesine dayanan senaryolar, türlerin genetik bilgisini mutasyon-doğal seleksiyon mekanizmaları ile açıklamaya çalışan biyolojik evrim teorisi) başarısız olmuştur. Darwinizm'in günümüzdeki en önemli eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilen Amerikalı profesör Philip Johnson bu konuda şu yorumu yapar:

Biyolojinin her düzeyindeki gerçek ikilem, madde ve bilgi ikilemidir... (Materyalist bilim adamları) bilginin gerçek yapısını anlayamamaktadırlar, çünkü bilginin maddesel bir süreçle (yani Darwinizm'le) oluştuğunu sanmakta ve dolayısıyla onun maddeden temel olarak farklı bir şey olmadığını düşünmektedirler. Ama bu, objektif düşünceyle ortadan kalkan bir önyargıdır." (3)

Johnson'un belirttiği gibi, "bilgi, maddenin üzerine işlenmiş olsa da, madde değildir. Farklı bir kaynaktan gelir, bir bilinçten." Aynı gerçeği Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nün yöneticisi Prof. Dr. Werner Gitt şöyle açıklar:

Bir kodlama sistemi, her zaman için zihinsel bir sürecin ürünüdür. Bir noktaya dikkat edilmelidir; madde bir bilgi kodu üretemez. Bütün deneyimler, bilginin ortaya çıkması için, özgür iradesini, yargısını ve yaratıcılığını kullanan bir aklın var olduğunu göstermektedir... Maddenin bilgi ortaya çıkarabilmesini sağlayacak hiçbir bilinen doğa kanunu, fiziksel süreç ya da maddesel olay yoktur. (4)

Başta belirttiğimiz kitap örneğinde olduğu gibi: Bir kitap, kağıttan, mürekkepten ve içindeki bilgiden oluşur. Bu bilginin kaynağı ise, o kitabı yazmış olan yazarın zihnidir.

Dahası bu zihin, maddesel öğelerden daha önce vardır ve bunların nasıl kullanılacağını da belirler. Bir kitap, önce o kitabı yazan yazarın zihninde oluşur. Yazar zihninde mantıkları kurar, cümleleri dizer. Bunları ikinci aşamada maddesel bir şekle sokar. Yani bir daktilo ya da bilgisayar kullanarak zihnindeki bilgiyi harflere dönüştürür. Sonra da bu harfler matbaaya girerek kağıt ve mürekkepten oluşan kitaba dönüşürler.

Buradan da şu genel sonuca varabiliriz: "Eğer bir madde bilgi içeriyorsa, o zaman o madde, sözkonusu bilgiye sahip olan bir akıl tarafından düzenlenmiştir. Önce bir akıl vardır. O akıl sahip olduğu bilgiyi maddeye dökmüş ve ortaya bir tasarım çıkarmıştır."

Maddeden Önce Var Olan Zihin

Dolayısıyla, doğadaki bilginin kaynağı da, materyalistlerin sandığının aksine maddenin kendisi olamaz. Bilginin kaynağı madde değil, madde-ötesi üstün bir Akıl'dır. Bu Akıl, maddeden önce vardır. Madde O'nunla var olmuş, O'nunla şekil bulmuş ve düzenlenmiştir.

Bizi bu sonuca götüren tek bilim dalı biyoloji de değildir. 20. yüzyıl astronomi ve fiziği de evrende olağanüstü bir denge ve tasarım bulunduğunu ortaya koyarak, "evrenden önce var olan ve onu yoktan var edip düzenleyen" bir Aklın varlığını göstermiştir. Dünyanın en saygın üniversitelerinin başında gelen MIT'de (Massachusetts Institute of Technology) fizik ve biyoloji dallarında çalışmış ve aynı zamanda The Science of God (Allah'ın Bilimi) isimli ünlü kitabın yazarı olan İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder'in bu konu hakkında oldukça önemli yorumları vardır. Schroeder, The Hidden Face of God: Science Reveals the Ultimate Truth (Allah'ın Bilinmeyen Yüzü: Bilim Mutlak Gerçeği Ortaya Koyuyor) isimli yeni kitabında, moleküler biyoloji ve kuantum fiziği gibi bilim dallarının ortaya koyduğu sonucu şöyle ifade etmektedir:

"Bir bilinç, evrensel bir akıl, bütün evreni kuşatmış durumdadır. Atom altı maddelerin doğasını araştıran bilimsel buluşlar, bizi şaşırtıcı bir kavrayışa götürmüştür: varolan her şey, bu aklın bir tecellisidir. Laboratuarlarda bunun önce fiziksel olarak enerji gibi eklenen ve ardından maddeyi şekillendiren bir bilgi olduğunu tecrübe ediyoruz. Her parça, atomdan insana kadar her varlık, bu bilginin, bu aklın bir aşamasını temsil ediyor." (5)

Schroeder'e göre, çağımızın vardığı bilimsel sonuçlar, bilim ve teolojinin ortak bir noktada buluşmasını sağlamıştır. Bu, Yaratılış gerçeğidir. Bilim, insanlığa İlahi dinler tarafından binlerce yıldır öğretilen bu gerçeği keşfetmektedir.


Levh-i Mahfuz

Buraya kadar bilimin evrenin ve canlıların kökeni hakkında vardığı sonucu inceledik. Bu sonuç, özetle, şudur: Tüm evren ve canlılık, daha önce var olan muazzam bir bilgiye göre yaratılmıştır.

Modern çağın laboratuvarlarında ulaşılan bu sonuç, bundan 14 asır önce Kuran'da açıklanan önemli bir sır ile tamamen uyumludur. Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kuran'da, evrenin yaratılmasından önce, evrendeki tüm varlıkları ve olayları açıklayan bir "Saklanmış Levha" (Levhi Mahfuz) olduğunu bildirmiştir.

Levh-i Mahfuz'un "korunmuş" (mahfuz) olarak nitelenmesinin bir hikmeti, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Kur'an'da Ümmü'l-Kitap (Kitapların Anası, Ana Kitap), Kitabun Hafiz (Koruyan Kitap), Kitabın Meknun (Saklanmış Kitap) ve sadece kitap olarak da anılırr. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için Kitabul-Kader (Kader Kitabı) da denir.

Allah Levh-i Mahfuz'u birçok ayette niteliklerini belirtilerek açıklar. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı bir kitaptır:

Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)

Bir ayette, yeryüzündeki tüm canlılığın Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olduğu şöyle haber verilir:

Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (Enam Suresi, 38)

Bir başka ayette, "yerde ve gökte", yani tüm evrende "zerre ağırlığınca" küçük varlıklar dahil her şeyin Allah'ın bilgisinde olduğu ve Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olduğu şöyle açıklanır:

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabbinden uzakta kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

İnsanlara ait tüm bilgiler - ki bunlar insanların genetik kodundan kader bilgisine kadar tüm bilgileri kapsamaktadır - Levhi Mahfuz'dadır:

Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler.
"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)."
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 2-4)

Aşağıdaki ayette ise, Allah'ın Levh-i Mahfuz'daki kelimelerinin sonsuz olduğu, insanların kavrayabileceği bir örnekle açıklanmaktadır:

Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Lokman Suresi, 27)

Sonuç

Bu makalede incelediğimiz gerçekler, bir kez daha, modern bilimin bulgularının insanlara din tarafından öğretilen gerçekleri doğruladığını göstermektedir. Bilime empoze edilen materyalist dogma, bizzat bilim tarafından reddedilmektedir.

Bilimin bilgi konusunda vardığı sonuç ise en eski tarihlerden bu yana süren bir fikri ayrılıkta kimin halkı olduğunu objektif biçimde göstermektedir: Bu fikri ayrımın bir tarafında materyalist felsefe, diğer tarafta ise din yer alır. Materyalist felsefe, maddenin ezeli olduğunu ve maddeden önce hiç bir şey var olmadığını iddia eder. Din ise, maddeden önce Allah'ın sonsuz varlığının bulunduğunu ve maddenin Allah'ın sonsuz ilmiyle yaratılıp yönetildiğini bildirir.

İnsanlara tarihin başından beridir İlahi dinler tarafından öğretilen bu gerçeğin günümüzde bilimin bulgularıyla gözler önüne serilmiş olması ise, yaklaşan "ateizm sonrası" çağın bir müjdesidir. İnsanlık, "Allah'ın her şeyi bilmekte olduğunu" kavrama noktasına doğru yaklaşmaktadır. Aşağıdaki Kuran ayetinde Allah'ın insanlara bildirdiği gibi:

Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır. (Hac Suresi, 70)

Dipnotlar

1 George C. Williams. The Third Culture: Beyond the Scientific Revolution. (ed. John Brockman). New York, Simon & Schuster, 1995. ss. 42-43
2- Stephen Meyer, "Why Can't Biological Information Originate Through a Materialistic Process", Unlocking the Mystery of Life, DVD, Produced by Illustra Media, 2002
3- Philip Johnson, The Wedge of Truth: Splitting the Foundations of Naturalism , Intervarsity Press, Illinois, 2000, s. 123
4- Werner Gitt. In the Beginning Was Information. CLV, Bielefeld, Germany, ss. 107, 141
5- a.g.e s.. xi