KUŞLARDA GÖÇ


KUŞLARDAKİ MÜKEMMEL YAKIT TASARRUFU

NASA, uçuş esnasında oluşan hava akımı direncinİ azaltarak enerjiyi muhafaza etmeyi başaran, üstelik bunu milyonlarca yıldır aynı mükemmellikte yapan kuşları taklit etmek üzere Boeing ve UCLA mühendisleri ile bir takım kurduğunu açıkladı.

Eğer bu proje (Autonomous Formation Flight-AFF) başarılı olursa yılda 2 milyon dolarlık yakıt tasarrufu sağlanabilecek. California Edward'da NASA'nın Dryden Uçuş Araştırma Merkezinin proje yöneticisi olan Gerard Scholnik, "uçak ne kadar büyük olursa tasarruf o kadar büyük olacak. 777'lerin uçuşunda ise her uçuşta yarım milyon ile iki milyon dolar arasında tasarruf edilebilir" diyerek konunun önemini vurguladı.

AFF'nin prensibi, toplulukla uçan bir kuş ya da uçağın öndeki kuş ya da uçak nedeniyle oluşan enerji avantajını alarak azaltmasıdır. Uçakların ya da kuşların yapmaya çalıştığı şey yukarı doğru yükselen bir akım oluşturan pozisyonda uçabilmektir, böylece uçak ya da kuşun bu pozisyonu elde etmesi için gereken enerjinin miktarı azaltılmış olur.(a)

Bilim adamları yıllardır kuşların V şeklindeki oluşumlarının tek başına uçan kuşlardan daha az enerji gerektirdiğini biliyorlardı. Hava akımı direncinin azalmasına sebep olan bu oluşumun benzer şekilde uçaklarda da başarılabileceğini düşünüyorlardı. Bu amaçla iki F/A-18 uçağı ile göç eden kuşların düzeni taklit edilerek, %10 yakıt tasarrufu sağlayacak bir proje yürütülüyor.(b)

(a) (http://www.dfrc.nasa.gov/Newsroom/X-Press/stories/092801/res_aff.html)

(b) (http://www.aerotechnews.com/starc/2001/120701/flight_formation.html, by Don Sharp)

Göçmen kuşlar

JET FİLOLARI VE GÖÇMEN KUŞLAR

Jet filoları V şeklinde bir dizilimde uçarlar.

Bunun çok önemli bir sebebi vardır.

Bu dizilimdeki her uçak, kanat çaprazında bir hava boşluğuna neden olur. Bu da arkadan gelen uçağın daha az hava direnciyle karşılaşmasını ve daha az güç harcamasını sağlar. Böylece yaklaşık %20 oranında yakıt tasarrufu sağlanır.

Göçmen kuşlar da şaşırtıcı bir şekilde bu bilgiye sahiptirler. Kazlar, ördekler ve kuğular da bu V şekli uçuşu kullanırlar.

Her kuş öndeki kuşun neden olduğu hava boşluğundan yararlanır. En ön pozisyonda uçmak ise yorucudur ve kuşlar bu görevi nöbetleşe üstlenirler.

İşte burada büyük bir sır vardır: V şeklinde uçuşun yakıt tasarrufu sağladığı, aerodinamik mühendislerinin bulduğu bir gerçektir.

Peki ama bu bilimsel hesabı göçmen kuşlar nereden bilirler?

Kendi aralarında disiplinli bir şekilde nasıl organize olurlar?

Her kuş, uçuş sıralamasında kendisine ait yeri nasıl bilir?

Neden bütün kuşlar birbirleri için fedakarlık yaparak sırayla öne geçerler?

Bu sorular, bizi bir kez daha "yaratılış gerçeği"ne götürmektedir.

Allah, kusursuz bedenlerle yarattığı canlılara, bu bedenleri en iyi şekilde kullanmayı da ilham etmiştir.

 

Göçmen kuşların uzun kanatlara sahip olmalarının faydaları

En uzun kanatlı kuşlardan olan albatros (diomedea exulans) ise eşinin kuluçka nöbeti sırasında tek bir besin arama uçuşunda 15.000 km'den fazla dairesel bir seyahat yapar.
Sivri kanatlı kuşlardan kılıç kırlangıçları yaklaşık olarak 18 yıl kadar yaşarlar. Hayatları boyunca katettikleri mesafe Dünya'yla Ay arasında 8 kez gitmeye denktir. (David Attenborough, The Life of Birds, s.70)
Göçmen türler göçmen olmayanlara göre daha uzun kanatlara sahiptirler. Bu, kanat ucu sürüklenmesini azaltır ve daha etkili bir havalanmaya sebep olur; kanat alanı ile vücut ağırlığı arasında daha uygun bir oran sağlar. Ayrıca iç kısımdaki temel tüylerle dış kısımdaki temel tüyler (kanat çırparken ileri itişi sağlar) genellikle göçmenlerde daha uzundurlar, bunlar kanada yuvarlak bir şekildense sivri bir şekil verirler.

Bu şekli birçok göçmen kuşta görmek mümkündür. Örneğin sivri kanatlara sahip olan kara enseli Oriole Sibirya ile Hindistan arasında yolculuk yapan bir göçmendir. Uzak mesafeli seyahatler yapan albatroslar, şahinler, kılıç kırlangıçları ve çeşitli sahil kuşları ve deniz kırlangıçları gibi kuşlar da sivri kanatlara sahiptirler.24

Kavisli kanatların aerodinamik kaldırmadaki faydaları

Kuşların kanatlarının kavisli şeklinin çok önemli bir nedeni vardır. Dikkat edilirse uçakların kanadının da kavisli olduğu görülecektir. Öncelikle uçaklardaki tasarımı inceleyelim. Kanat uçmak için dizayn edilmiştir ve airfoil adı verilen özel bir şekli vardır. Bu şekle kanatlarda, fanlarda ve pervanelerde rastlamak mümkündür. Airfoil şekli, etrafında hava akımı olduğunda bir kaldırma kuvveti sağlar. Airfoil önde kalın yuvarlakça bir ön uca arkada çok ince bir kuyruk uca sahiptir. Ön uçla kuyruk ucu arasında hem alt hem de üst yüzeylerde kavislidir. Genellikle üst yüzeyde alt yüzeye göre daha büyük bir kavis (kambur) vardır. Kavisli yüzey olduğunda buna havacılık dilinde "oda" adı verilir.

Bir airfoil, Bernoulli prensibinin avantajından yararlanır. (Bernoulli prensibine göre bir sıvının akış hızı arttıkça uygulayacağı basınç azalır.) Kanadın üst yüzeyi alt yüzeye göre daha fazla odaya sahip olduğu için hava, kanadın üstünde alttakinden daha hızlı akar. Bunun anlamı kanadın üstünde kanadın altındakinden daha az basınç olmasıdır. Kanadın alt ve üst taraflarındaki basınç farklılıkları ise kalkışa neden olur.25

Kuşların kanatlarının kavisli özel şekli, uçakların kanat tasarımında aynen kullanılmıştır. Airfoil şekli; kanadın etrafında hava akımı olduğunda bir kaldırma kuvveti sağlar. Bu da kuşların ve uçakların kalkışında büyük bir destek kuvvet olur.

Uçuşta rüzgarı kullanmalarının faydaları

Kuşlar yeryüzünün ısınmasıyla oluşan hava akımlarını kullanarak uzun mesafeleri daha az enerji kullanarak aşabilirler. Yerden yükselen sıcak hava türbülanslarına kendini bırakan büyük kuşlar (leylekler, kartallar) birer planöre dönüşürler.(A) Deniz kuşları ise (albatroslar, fırtına kuşları) hız alırlar, sonra iniş yapmadan önce kendilerini hava akımlarına bırakırlar.(B)

Hava, özellikle de ısı, göç öncesinde etkilidir. Hem ilkbahar hem de sonbahar göçleri sırasında yapılan radar araştırmaları, bir kuşun göç uçuşuna ne zaman başlayacağını belirlemesinde havanın önemli bir rolü olduğunu göstermiştir. Rüzgar, uçuşun başlamasındaki önemli etkenlerden biridir. İlkbaharda bu güneyden gelen bir rüzgardır, sonbaharda ise kuzeyden gelen bir rüzgardır. Gökte yönün kolay belirlenmesini sağlayan berrak hava ise ikinci önemli etkendir.

Doğan, balık kartalı, kartal ve akbaba gibi süzülerek uçan kuşlar göç edebilmek için uygun rüzgar şartlarına çok bağımlıdırlar. Sonbaharda, Amerika Birleşik Devletleri'nin doğusundaki dağlar boyunca göç eden doğanların görülebileceği en iyi gün, soğuk bir cephenin geçişinin ardından gelen ikinci gündür. Çünkü böyle bir günde kuzey-güney doğrultusundaki dağ sırtları üzerinde, kuşları süzülürken yukarı kaldıracak sabit kuzeybatı-batı rüzgarları vardır. Göçmen kuşlar aynı zamanda dünyanın yüzeyinin farklı ısınmasından kaynaklanan ısı yayan termallerde de süzülürler. Geniş kanatlı bir doğandaki 100 gramlık normal göç öncesi yağ yükünün kanat çırparak uçulduğu takdirde sadece 5 günde tükenmiş olacağı hesaplanmıştır. Buna karşın bir termalin yukarı kaldırmalarında dönen ve yükselen hava akımlarından faydalanmak için bir sonraki termale süzülerek uçan kuşların depolamış olduğu yağ 20 gün dayanacaktır. Bu da neotropiklerden yaptıkları yaklaşık 5.000 km'lik yolculukları için gerekli olan enerjiyi sağlamak için yeterlidir.

Yerin sıcaktan ısınması ile oluşan yükselen havanın girdabını kullanan bazı göçmen kuşlar da çok uzaklara seyahat ederler. Bu görünmeyen asansörlerde dönerek yükselen leylek, turna ve pelikan gibi kuşlar çok fazla kanat çırpmadan yüzlerce metre süzülebilmek için yeterince yükseklik elde ederler. Süzülmelerinin diğer tarafında başka bir ısı bulabilirler dolayısıyla hiç çaba harcamadan kıtalar arası uçabilirler.

Isı, göçmen kuşların 3 km öteden duyabilecekleri düşük frekanslı bir ses meydana getirir. Bütün göç eden kuşlar termal ısıyı kullanırlar ve bu düşük frekans sesleri, onlara başka yönlerden de yardımcı olur.

Bütün yüksek frekansların emildiği ve deniz dalgalarının sesinin azaldığı bir yükseklikte bir sörfün ritmik olarak şişme sesi kıyıdan çok uzaklardan bile duyulabilir. Daha da ileride sesler iyice yok olurlar. Bir kuşunki kadar duyma gücüne sahip olsaydık, yüzlerce kilometre öteden bile sesleri duyabilirdik. Bizim için imkansız olan bu menzil kuşlar için mümkündür, çünkü kuşlar infra sesi (10 saniyede bir döngü kadar düşük frekanslı sesi) duyarlar.

Bu frekanslarda ses neredeyse hiç engellenmeden hareket eder. Okyanusun infra sesinin yanında diğer uzak ses kaynakları da duyulabilir, dağ yamaçlarındaki rüzgar ve çölün hışırdayan kumları gibi...

Göç eden kuşlar bu uzak ses kaynaklarının değişim şekillerini dinleyerek bunları kendi seyahat yolları için akustik yol göstericisi olarak kullanıyor olabilirler.26

Ağırlığın kanatların yüzeyine oranla önemli olduğu kuşlar (kuğular, ördekler) kanatlarını devamlı çırpmak zorundadırlar, ki bu da planör uçuşuna göre 5 kat daha fazla enerji gerektirir.

Turnalar ve yırtıcı kuşlar gibi büyük kuşlarca kullanılan bu teknik, kanat çırpmalı uçuşun etaplarını süzülmelerle ve planör uçuşuyla değiştirmeye izin verir.

Küçük kuşlar, (çalı bülbülü, ardıç kuşu gibi) kanatlarını dönüşümlü olarak çırpma ve toplama arasında bir teknik kullanarak dalgalı uçuşu tercih ederler. Bu onlara mesafe kazanarak düşmeye ve tekrar yükselmeye imkan sağlar.


Pelikanlar termal ısı olarak bilinen yükselen sıcak hava sütunları ile göç ederler. Bu görünmeyen asansörlerin her birini, havanın hareket eden girdabı ile meydana gelen düşük frekanslı sesleri dinleyerek bulurlar.

Dönüş yolculuğunda kullanılan taktiklerin faydaları

Göç eden kuşların birçok türü ilkbaharda dönüş yolculukları yaparlar. Ancak bu sefer sonbaharda kullandıkları yolu izlemezler, daha çok bir elips çizerler. Göç konusunda inceleme yapan bazı araştırmacılar kış ve yaz alanları arasında kuşların rotasını belirleyen temel faktör olarak besini düşünmektedirler. Nitekim yapılan gözlemlerde aynı yoldan geri dönen ve besin bulamayanların ya dönemedikleri ya da üreyemedikleri görülmüştür.

Kuşlar yönlerini nasıl tayin ediyorlar?

Görünürde hiçbir pusula olmadan, kuşlar nasıl yönlerini buluyorlar? Elli yıldan beri, bilim adamları bu gizemi aralamak için deneyler yapıyorlar. 1960'ta kızıl gerdan kuşları manyetik kuzeyin, yönünden saptırıldığı özel kafeslere yerleştirildiler. Kuşlar hiç tereddüt etmeden yeni manyetik alana yöneldiler. Sanki bir pusulaları varmış ve kuzey yönünü tesbit edebiliyormuş gibi hareket ettiler. Buradan varılan sonuç, yeryüzünde göç ederken de insanların aksine bir pusulaya ihtiyaç duymadan rahatlıkla doğru yönü bulabildikleriydi.
Bir yerden bir yere göç eden kuşlar hem yola çıktıkları hem de ulaşacakları bölgenin iklim koşullarını bilip, ona göre hareket ederler. Bunu yaparken de birçok noktayı hesaplamak zorundadırlar. Gidecekleri bölgeyle aralarındaki uzaklık, uygun zamanda ulaşabilmeleri için ne kadar hızla uçmaları ya da hangi rotayı izlemeleri gerektiği gibi...

Kuşların göç sonunda varacakları hedeflerinin konumunu, kışlık yaşam bölgelerinden binlerce kilometre uzaktan hangi ipuçlarını kullanarak bulabildikleri henüz bilinmiyor. Fakat yapılan araştırmalar bazı tahminleri beraberinde getirmiştir. Buna göre kuşların yön bulmada çevresel ipuçlarını, yeryüzündeki manyetik alan değişimlerini, gökyüzündeki Güneş ve yıldızları, güçlü rüzgarların yönünü ve bazı kokuları kullandıkları tahmin edilmektedir.

Fakat son yapılan radar çalışmaları kuşların bulut kümelerinin çok üstünde uçtuklarını göstermiştir. O yükseklikten ve bulutların üzerinden aşağıdaki yeryüzü şekillerinin görülmesi mümkün değildir bu nedenle göçmen kuşların yeryüzü şekillerinden yön tayin ediyor olmaları zayıf bir ihtimaldir. Bu nedenle kuşların yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlere tepki verebilecek bir yapıya sahip oldukları ve bunu kullanarak yönlerini tayin ettikleri tahmin edilmektedir. Kuşların beyin hücreleri manyetit (doğal bir mıknatıs etkisi gösteren bir mineral) içerir. Çeşitli deneylerde, başlarına küçük mıknatıslar bağlanmış kuşlar izlenmiştir. Bu kuşların yön belirleme yeteneklerinin önemli ölçüde azaldığı görülmüş ve bu canlıların, dünyanın suni olarak değiştirilmiş manyetik alanına tepki verdikleri anlaşılmıştır. Kuşkusuz beyin hücrelerinde manyetit bulunması da rastlantıların değil, amaca yönelik bir tasarımın işaretidir.

Bir diğer açıklama koku duyusudur. Gerçekte kuşların koku alma duyusu diğer hayvanlara göre daha zayıftır. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar bazı türlerin koku alma duyusunun gelişmiş olduğunu göstermiştir. Bu ise göçmen kuşların belli kokular yardımıyla gidecekleri bölgeyi buldukları düşüncesinin ortaya atılmasına neden olmuştur.

Bütün bu ihtimaller içinde dünyanın manyetik alanı daha güvenilir bir rehber olarak görülmektedir. Hiçbir zaman bulutlar tarafından kapanmaz, geceleri kaybolmaz ve yer değiştirmez. Bu konuda yapılan deneyler de hayvanların göçlerinde manyetik alandan faydalandıkları düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Örnek olarak posta güvercinleri ile yapılan bir deneyi ele alalım.

Posta güvercinlerinin vahşisi sayılabilecek kaya güvercini (rock dove) çok iyi bir gezgin değildir ve hayatını küçük bir alan içinde geçirir. Ancak bu kuşlar evlerinden kilometrelerce uzağa götürülüp tamamen bilinmeyen bir yere bırakıldıklarında bile evlerine geri dönebilmektedirler.

Posta güvercinleri üzerinde yapılan deneylerde, güvercinlerin bölgelerinden ayrılmadan önce muhtemelen bölgenin coğrafi özelliklerine bir defa daha bakmak için evlerinin üzerinde son bir tur attıkları gözlemlenmiştir. Yollarını bulmada o bölgenin özelliklerini tanımanın ne kadar önemli olduğunu denemek için yapılan deneyde, güvercinlerin gözlerine opak lensler takılarak kuşun önünü bir-iki metre dışında görebilmesi engellenmiştir. Ancak kuşlar yine de evlerini bulmuşlardır. Daha sonra güneşi hissederek yollarını buldukları öne sürülmüş, ancak hiç güneşin olmadığı bir kış gününde de bırakıldıklarında yine evlerine dönebilmişlerdir. Ancak başlarının üzerine dünyanın manyetik etkisini yok edebilecek güçte mıknatıslar konulduğunda, kuşlar yollarını kaybetmiştir. Buradan kuşların rehberlerinin dünyanın manyetizması olduğu anlaşılmıştır. Ancak bunu nasıl algıladıkları hala tam olarak anlaşılmış değildir. Geçtiğimiz yıllarda, hem kafataslarında, hem de boyun bölgelerinde çok küçük manyetik parçacıklar bulunduğu keşfedilmiştir.27

Manyetik alanın yapısı sarmal şekildeki bir halkaya benzer. (sol alt grafik) Manyetik alan kutuplarda en yüksek etkiyi yaparken, ekvatora doğru bu etki zayıftır. Bazı kuşlar bu alanı hissedebilecek şekilde yaratılmışlardır. İnsanlar böyle bir alanın varlığını çok yakın zamanda keşfetmişlerdir. Ancak kuşlar milyonlarca yıldır bu etkiyi algılamakta ve bu sayede göç ederken nasıl bir yön izleyeceklerini rahatlıkla tespit edebilmektedirler.
Kuşların yönlerini nasıl tayin ettikleri, üzerinde daha birçok araştırmalar yapılacak, çok gizemli ve bir o kadar da hayranlık uyandırıcı bir konudur. Sonuç ne olursa olsun ve kuşlar hangi yöntemleri kullanıyorlarsa kullansınlar, değişmeyen tek şey, konunun mucizevi yönüdür.

Bir kuş gideceği yönü dünyanın manyetik alanındaki değişikliklere göre ayarlıyorsa, bedeninde de bu değişimleri ölçebilmesini

sağlayan bir yapı bulunmalıdır. Bu da beraberinde bazı sorular getiren bir durumdur. Bu canlı daha ilk var olduğu anda mı bu uyumlu sistemle var edilmiştir yoksa evrimcilerin iddia ettikleri gibi canlılar evrimleşirken kendilerine gerekli olan sistemler rastgele mutasyonlarla mı oluşmuştur? Dünyanın manyetik alanını algılayacak ve yorumlayacak bir sistemin mutasyonlar gibi genetik kazalarla ortaya çıktığına inanmak imkansızdır. Kaldı ki bu algılama sistemi sözde "evrim ağacı"na göre birbirinden çok uzak canlılarda vardır; dolayısıyla bunların her defasında ayrı ayrı mutasyonlarla ortaya çıktığını kabul etmek gerekecektir ki, bu da iddianın saçmalığını artırmaktadır. Bir kuşun günün birinde karar alıp dünyanın manyetik alanını algılayacak bir sistem geliştirmesi ve bunu kendi bedenine yerleştirmesi imkansızdır. Akıl ve bilinç sahibi bir insanın bile böyle bir şeyi başarması mümkün değilken böyle olağanüstü bir olayı bir kuşun gerçekleştirdiğine inanmak son derece gerçek dışıdır.

Gerçekte Allah tüm canlıları ve insanları mükemmel sistemlerle yaratmıştır. Bu canlıların daha ilk doğdukları andan itibaren nelerle karşılaşacaklarını ve nelere ihtiyaçları olacağını herşeyden haberdar olan Allah en başından bilir ve onları her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak organ ve becerilerle donatır.

Göç sırasında canlıların yollarını bulmalarını sağlayan algıyı da Allah yaratmıştır. Bu, göç eden tüm canlılarda görebileceğimiz açık bir gerçektir. Yaratılış dışında hiçbir açıklama, doğadaki bu ve benzeri mükemmellik örneklerini açıklayamaz.

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar... (Hac Suresi, 73)

Deniz Kuşlarının Uzun Göç Yolculukları

Deniz kuşları kutuplardaki buzullardan tropik bölgelere kadar birçok yerde yaşar ve birçoğu çok büyük mesafelerde göç eder, birçoğu da sadece avlanmak için bu mesafeyi katederler. Örneğin bir albatros (diomedea exulans), eşinin kuluçka nöbeti sırasında besin aramak için 15.000 km'den fazla dairesel bir seyahat yapar.

Binlerce kilometrelik bu yolculuk ilk anda inanılması güç bir mesafe gibi düşünülebilir ancak daha büyük deniz kuşları arasında bu mesafeler daha da artmaktadır.
Deniz kuşlarının göçleri genellikle o bölgede hakim olan rüzgarlar doğrultusunda yönlenir.

Bu canlıların çoğu "en iyi göçebeler" olarak adlandırılmaktadır. Birçok deniz kuşu kıtaların ya da adaların sahilleri boyunca uzak alanlarda ürerler. Çok uzaklara gitmiş olsalar bile deniz kuşları genellikle aynı bölgeye ve yumurtadan çıkıp büyüdükleri kolonilerine zorlanmadan geri dönebilirler. 28

. . . O'nun, alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır). (Hud Suresi, 56)

Kutuplarda Göç Eden Deniz Kuşları

Kutup bölgesinde üreyen kuşların çoğu genellikle üredikleri kolonilere yakın kalmaya çalışırlar. Ancak buzlu deniz ve kışın karanlığı onları buzların dışına ve açık alanlara göç etmeye zorlar. Örneğin kuzey kutbu kuşlarından biri olan Sabine martısı (larus sabini) göçmendir ve Güney Afrika ile Peru'nun batı sahillerine kadar güneye uçar.

Kuzey yarım kürenin yüksek enlemlerinde geniş bir alanda üreyen kuzey kutbu kırlangıcı (sterna paradisaea) Antartika sahilleri boyunca ilerleyerek güneye doğru uçar. Bu tür, en uzun göçü gerçekleştirir, öyle ki Kuzey Denizi ile Antarktika arasındaki gidiş gelişte 36.000 kilometre gibi olağanüstü bir mesafe kateder. 29

Böyle yaparak kuzey yazından güney yazına gitmiş olur, genç kuşlar ve bazı üremeyen yetişkinler güneyde kalabilir ya da besinin iyi olduğu yerlerde oyalanabilirler. Ama kuzey kısımlardaki üreyen kuşlar ilkbaharın ilk belirtileri ile birlikte Kutup Denizi'ne geri dönmelidirler. Aksi takdirde üreme döngülerini tamamlayamazlar ve yavrularının kıştan önce kanat geliştirmelerini sağlayamazlar.

Kuzey kutbunda yaşayan kuşların en küçüğü, sadece 35-40 gram gelen Wilson storm-petrel'dir (oceanites oceanicus). Kaya yarıklarında yaşayan bu kuşun, her yaz üreme döngüsünü tamamlayabilecek çok az zamanı vardır. Üreme zamanında kuzeye göç eder ve Kuzey Hint Okyanusu'nda ve Kuzey Atlantik'te bulunabilir. 40 gramlık bu canlının sergilediği üstün performans Allah'ın onun için yarattığı kusursuz vücut tasarımının bir sonucudur. Bu tasarım sayesinde kısa sürede çok uzun mesafelerde göç edebilir.

1. Kuyrukkakan
Uzun mesafelerin en küçük göçmenlerinden biridir. Tüm Avrupa'da ve Alaska'ya kadar Asya'nın büyük bölümlerinde yaşamaktadır. Soğuk mevsimi geçirmek için her zaman Sahra'nın güneyine iner. 24 saatte 800 km'yi hiç durmaksızın katedebilir.

2.Kutup Deniz Kırlangıcı
Göçmen kuşlar arasında en uzun yol giden kuştur. Kuzey kutbu ve Antartika arasında gidiş-gelişte 36.000 km gibi bir yol kateder.

3.Swainson Şahini
Bu ova kuşu, yazı Kuzey Amerika'nın kırlarında geçirir. Kışı geçirmek için büyük gruplar halinde Arjantin bozkırlarına göç eder. 6.000 ila 12.000 km arasında yol kateder. Swainson Şahini, sıcak hava dalgalarını kullanarak uçar. Bu akımlardan yoksun olan deniz üstü uçuşlardan kaçınır.

4.Çizgi Kafalı Kaz
Dağ kazı olarak da bilinen bu kaz, çok yükseklerde uçar. Himalayalar ve Everest'te 9000 metrede uçarken görülmüştür. Bu yükseklikte insanın nefes alması imkansızdır. Vücudundaki yüksekliklere adapte olabilen bir tür hemoglobin sayesinde bu kaz türü oksijen eksikliğine rağmen hayatta kalır.

5.Çulluk Palazı
Kıyı kuşları arasındaki en büyük gezgin olan bu kuş, kutupta yuvalanır ve üreme bölgeleri, kışlık mekanları ve durak yerleri arasında dolaşır. Birçoğu Avustralya'ya ulaşmak için onbinlerce kuşun oluşturduğu gruplar halinde Pasifik Denizi'ni ve Çin'i geçerler.

6. Beyaz Leylek
Ağustos ve Eylül ayları arasında Sahra'nın güneyinde kışı geçirmek için Avrupa ve Asya'yı terk ederler. 12.000 km'ye varan uzun bir yolculuk yaparlar. Leylekler yükselen hava koridorlarının yerini belirlemek için geniş bir cephede uçarlar. Bu koridorlardan birine rastlayan leylek o anda dönerek yukarı çıkar ve diğer leylekler onu takip eder.

7.Kırmızı Boyunlu Kolibri
Sinekkuşu olarak bilinen bu kuş, göçmen kuşların en küçüğüdür. Ağırlığı 3 gram olan bu olağanüstü göçmen yılda 6.000 km'den fazla yol kateder. Yola çıkmadan önce ağırlığını iki katına çıkarır (6 gram). Bu enerji rezervi ona Meksika Körfezi'ni hiç duraklamadan geçme imkanı verir. Saatte 40 km hızla 900 km yol kateder. Uçuşu (30 ila 40 kanat çırpar) insan gözüyle algılanamaz, bu arada kolibrinin kalbi dakikada 1440 defa atabilir. Kolibri Quebec'te ve Amerika'nın doğusunda yuvalanır. Ağustos ortası ve Eylül başında Orta Amerika'ya doğru, Meksika'dan Panama'ya göç eder.

8.Uluyan Albatros
Bu tür denizlerin devidir. Bir uçtan öbür uca 3.60 metre kanat genişliğine sahiptir. Mükemmel bir planörcüdür, dalgaların üzerinde uçar. İki üreme mevsimi arasında dünya etrafında birkaç tur yapabilir. Yuvayı 9 aylıkken terk eder ve yere ancak 7 yaşındayken üremek için iner. Yaşamının %92'sini okyanusların üzerinde uçarak geçirir.

9.Beyaz Pelikan
Avrupa'nın güney doğusunda, Asya ve Afrika'da koloniler halinde yuva yapar ve kışı bu iki kıtada geçirir. Pelikan 3.50 metrelik kanat genişliğiyle kanat çırparak uçabilen en büyük kuştur. Ve kanat çırpmalarını senkronize olarak yapan tek kuş türüdür.

10.İnce Uzun Gagalı Kervan Çulluğu
Bu tür, Avrupa ve Asya'da en çok yok olma tehdidiyle karşı karşıya olan türdür. Fas, Macaristan, Romanya ve Yunanistan'da kışı geçirir.

24- http://www.npwrc.usgs.gov/resource/othrdata/migratio/evolut.htm
25- http://quest.arc.nasa.gov/aero/planetary/atmospheric/aerodynamiclift.html
26- John Downer, Supernature, The Unseen Powers Of Animals, s.40-41
27- David Attenborough, The Trials of Life, s.122
28- John Owen, Fantastic Journey, s.88-89
29- Giovanni G. Bellani, Quand L'oiseau Fait Son Nid, s.36