| |
İslam Birliği'nin
Müslümanlara Kazandıracakları
Güzel
ahlaka dayalı olarak kurulacak bir İslam Birliği, tüm dünyada
adalet, huzur ve güvenin yerleşmesine vesile olacaktır.
20. yüzyılın ikinci yarısında başta Filistin olmak üzere
Bosna, Kosova, Karabağ, Keşmir, Açe gibi bölgelerde yaşanan
gelişmeler Müslüman dünyasını önemli bir gerçekle karşı
karşıya getirmiştir. Binlerce sivilin hayatını kaybettiği,
çocukların yetim kaldığı, vahşetin ve şiddetin doruğa tırmandığı
bu bölgelerde, Batı dünyası, yaşanan insanlık dramına ya
hiç tepki göstermemiş, ya da çok geç tepki göstermiş ve
gereken tedbirlerin alınması konusunda ağır davranmıştır.
Bu durum, İslam dünyasının üstlenmesi gereken sorumluluğu
Müslümanlara bir kez daha hatırlatmıştır: Müslüman halkların
haklarının korunması, ihtiyaçlarının gözetilmesi herkesten
önce diğer Müslümanların sorumluluğudur ve İslam dünyasının
bu konuda son derece aktif ve atak olması zorunludur. Müslüman
ülkelerin, tüm Müslümanların güvenliğini garanti altına
alabilecek bir güç konumuna gelmesi ancak İslam dünyasının
uluslararası siyaset sahasında tek bir ses olarak temsil
edilmesi ile mümkün olacaktır. İslam dünyası askeri, siyasi
ve ekonomik olarak tek blok olmak zorundadır.
Hal böyleyken, İslam dünyasında gereken birlik ve beraberlik
henüz tam anlamıyla sağlanamamıştır. Avrupa'nın neredeyse
tüm devletleri, siyasi, ekonomik ve kültürel bir birlik
olan "Avrupa Birliği" çatısı altında toplanmış iken; Müslümanlar
yeteri derecede iş birliği kuramamış durumdalar.
Hatta yakın geçmişte, kimi İslam ülkeleri arasında derin
anlaşmazlık ve ihtilaflar olmuştur. İran-Irak Savaşı, Irak'ın
Kuveyt'i işgali, Pakistan-Bangladeş savaşı gibi Müslüman
ülkeler arasında geçen savaşlar yaşanmıştır. Müslüman ülkelerde
çoğunlukla etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle yaşanan iç
savaş ve çatışmalar da -örneğin Afganistan'da, Yemen'de,
Lübnan'da, Irak'ta veya Cezayir'de olduğu gibi- İslam dünyasının,
olması gerektiği gibi olmadığını açıkça göstermektedir.
İslam Birliği Ruhunu Yaşatmak
Yüce Rabbimiz Allah, tüm Müslümanların tam bir birlik ruhu
içinde yaşamalarını ve hareket etmelerini emretmiştir. Yüce
Rabbimiz, Müslümanların "sanki birbirlerine kenetlenmiş
bir bina gibi" (Saff Suresi, 4) olmalarını gerektiğini bildirmiş
ve şöyle buyurmuştur:
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın...”(Ali
İmran Suresi, 103)
Yüce Rabbimiz, Müslümanlar’ın birlik olmadıkları takdirde
güçlerinin azalacağını ise Kuran-ı Kerim’de şu şekilde bildirmiştir:
“Allah'a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize
düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin.
Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi,
46)
Bu ayette, günümüz dünyasında Müslümanların neden gerektiği
kadar güçlü olmadıklarının da asıl sebeplerinden biri bildirilmektedir:
“Birlik Ruhu İçerisinde Olmamak”
Eğer tüm Müslümanlar güç birliği yaparsa; İslam ülkelerini
kalkındırmak, imar ve inşa etmek; zulüm gören Müslümanlara
yardım eli uzatmak ve onları korumak için gerekli fikri
mücadeleyi yürütmek; İslam’ın getirdiği güzel ahlakı tüm
dünyaya en güzel biçimde anlatmak; sözde İslam adına ortaya
çıkan terörizm gibi sapkın akımları dizginlemek; tüm insanlığın
hayrına olacak bilimsel, sanatsal, kültürel gelişmeler kaydetmek
gibi pek çok başarıyı Yüce Rabbimiz Müslümanlara nasip edebilir.
Büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle;
“İslam dünyası için önemli tehlike, "cehalet, zaruret (fakirlik)
ve ihtilaftır". Bunları "sanat, marifet, ittifak" yoluyla
yenmek gerekmektedir. (Divan-ı Harbi Örfi sf. 15) İttifak
belki bunların içinde en önemlisidir, çünkü ittifak sayesinde
tüm Müslümanlar "sanat ve marifetlerini", yani tüm yetenek
ve bilgilerini birleştirip, İslam'a büyük hizmetlerde bulunabilirler.
İslam dünyasının geçmişteki ihtişamına benzer bir ihtişamın
bugün de yeniden inşa edilmesi, Müslümanların yeniden dünyaya
ışık tutan “kültür ve medeniyet önderleri” olmaları mümkündür.
Kişisel menfaat endişelerini bir kenara bırakan, farklılıkları
hoşgörü ile karşılayan, gücünü ve enerjisini yalnızca İslam'ın,
Müslümanların ve insanlığın hayrına kullanan, çoğulculuktan
yana olan, uzlaşmacı ve barışsever bir kültür Müslümanlar
arasında egemen olursa, İslam dünyası 21. yüzyılın en büyük
medeniyetlerinden birini inşa edebilir.
Sevgi, merhamet, anlayış, tolerans gibi İslam ahlakının
da temeli olan değerler sayesinde, bugün bir kısım Müslüman
ülkelerde hakim olan despot yönetimlerin de sonu gelecek,
kültürel ve ekonomik olarak kalkınma sağlanacak ve dünyanın
çeşitli bölgelerinde baskı altına alınan, zulme uğrayan,
acımasızca katledilen Müslümanlar barışa ve güvenliğe kavuşacaktır.
Kendi içinde beraberliği sağlamış İslam dünyası, dünya barışının
da güvencesi olacak, bazı radikal unsurlar ve "medeniyetler
arası çatışmadan" yana olanlar teorilerine gerekçe olarak
öne sürebilecekleri ortamı bulamayacaklardır. Bütün bunların
sonucunda ise, Allah'ın izni ile, asr-ı saadet döneminin
bir benzeri 21. yüzyılda yeniden yaşanacaktır.
İslam Birliği Müslümanlara Ekonomik Güç Ve Refah Artışı
Sağlayacaktır
Ekonomik ve teknolojik olarak kalkınmaya ihtiyaç duyan Müslüman
ülkelerde istikrarın sağlanması için atılacak en önemli
adım, İslam Birliği altında birleşilmesi olacaktır.
Şüphe yok ki, ekonomik iş birliği, hem istikrarın sağlanması
hem de kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Pek çok
Müslüman ülkenin acil ihtiyacı, ekonomisinin istikrara kavuşması
ve sağlam temeller üzerine oturtulmasıdır. İslam dünyasında
endüstrinin gelişimine önem verilmesi, gerekli yatırımların
yapılması zaruridir. Bütün olarak bir kalkınma projesi geliştirmek
gerektiği de açıkça görülmektedir.
Eğitim, ekonomi, kültürel yapı, bilim ve teknoloji bir arada
gelişmelidir. Bir yandan çalışma alanları teknolojik olarak
geliştirilirken, öte yandan çalışanların eğitim düzeyinin
ve kalitesinin artırılması sağlanmalıdır. Toplumlar daha
üretici olmaya özendirilmelidir. Çoğu Müslüman ülkede yaşanan
yoksulluğun, eğitimsizliğin, gelir dağılım dengesizliğinin
ve diğer sosyo-ekonomik sıkıntıların ortadan kaldırılmasında
ekonomik iş birliklerinin büyük katkısı olacaktır. Serbest
ticaret alanları oluşturularak, gümrük birliği sağlanarak
ve ortak pazarlar meydana getirilerek bu iş birliği kurulabilir.
İslam Coğrafyası Zengin Yeraltı Kaynaklarına Sahiptir
Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu dünya ticaret yollarının
önemli kesişme ve geçit bölgelerinde yer almaktadır. Karadeniz'i
Akdeniz'e bağlayan, Akdeniz'i ve Basra Körfezi'ni Hint Okyanusu'na
bağlayan boğaz ve kanalların ve Hint Okyanusu'ndaki ana
geçit noktalarının Müslümanların kontrolünde olduğu düşünüldüğünde,
İslam dünyasının küresel dengeler açısından taşıdığı önem
daha iyi anlaşılacaktır.
Buna bir de petrol, doğal gaz gibi stratejik yer altı kaynakları
açısından dünyanın en zengin topraklarının İslam coğrafyasında
bulunduğu gerçeği eklendiğinde, tablo daha da netleşmektedir.
Bu özelliklerin hepsi İslam dünyası için büyük birer stratejik
imkandır ve bu imkanların iyi değerlendirilmesi Müslümanların
dünya siyasetindeki etkinliklerinin artması anlamına gelmektedir.
Sadece Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya
petrol rezervlerinin 2/3'sini barındırmaktadır. Petrolün
yanı sıra, Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına
sahip olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir.
Ayrıca Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol
açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Müslüman ülkelerin
bu avantajı, bazılarınca enerji yüzyılı olarak adlandırılan
21. yüzyılda daha da önem kazanacaktır. Ne var ki, İslam
coğrafyası sahip olduğu bu avantajdan gereği gibi faydalanamamaktadır.
Müslüman Ülkelerin Birbirlerine Ekonomik Destek Vermeleri
İslam Ahlakının Bir Gereğidir
Çoğu Müslüman ülkede -kaynaklar zengin olmasına rağmen-
üretimi artıracak ya da çıkarılan kaynağın ülke sanayisinde
kullanılmasını sağlayacak gerekli alt yapı ve teknolojik
imkânlar yetersizdir.
Müslüman ülkelerin ekonomilerinin işleyişi ve yapıları arasında
farklılıklar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yeraltı zenginliklerine
(petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının
ekonomisi (coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle)
tarıma dayalıdır. Ekonomi yapısındaki bu farklılıklar ortak
yatırımlar ve girişimler sayesinde önemli bir zenginlik
kaynağına dönüştürülebilir. Bu da ancak İslam Birliği ile
sağlanabilir.
Örneğin, bir ülkede petrol üretilirken, belki bir diğerinde
bu petrol işlenecek, tarım imkânları sınırlı olan bir İslam
ülkesinin ihtiyaçları da tarım zengini ülkeler tarafından
giderilecektir. Böylece hem iş imkânları artacak hem de
Müslüman toplumlarda gelir seviyesi yükselmeye başlayacaktır.
Ayrıca Müslüman ülkeler arasında oluşacak bilgi birikimi
ve tecrübe paylaşımı bereketi artıracak, teknolojik gelişmelerden
tüm Müslümanlar gereği gibi yararlanacaklardır.
Müslüman ülkelerin birbirlerine ekonomik destek vermeleri
İslam ahlakının bir gereğidir. İhtiyaç içinde olana yardım
etmek ve sosyal dayanışma Müslümanların önemli özelliklerindendir.
Kur’an-ı Kerim'de pek çok ayette, “ihtiyaç içinde olanların
korunması” emredilmiştir. Toplum içindeki sosyal yardımlaşmanın
toplumlararası düzeyde de yürütülmesi gerekmektedir.
İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak
ortak girişimler ancak merkezi bir kurumun önderliği ve
koordinasyonuyla gerçekleştirilebilir.
Bunun sağlanması ise, İslami bir kültürel uyanışla mümkündür.
İslam Birliği, hem bu kültürel uyanışa, hem de onun sonuçları
olan siyasi ve ekonomik iş birliklerine öncülük edecektir.
Yüce Rabbimiz Kuran’da, ihtiyaç içinde olanların korunup
kollanmasını ve yardımlaşmayı emretmiştir:
“Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara
ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar…“(Nur
Suresi, 22)
“Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre
versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine
verdiği kadarıyla versin…” (Talak Suresi, 7)
İslam ülkeleri arasında, kardeş olmanın bilinci ile kurulacak
iş birlikleri, Müslümanlara refah ve bolluk getirecek, İslam
dünyasının yıllardır önemli sorunlarından biri olan yoksulluğun
ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.
İslam Birliği Huzur Ve Güvenliği Sağlayacaktır
İslam Birliği, hem Müslümanlar arasında yaşanan uyuşmazlıklara
çözüm getirecek hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki
savaş ve çatışmaların son bulmasını sağlayacaktır.
Dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan istikrarsızlıklar, yalnızca
bu bölgeyi etkilemekle kalmaz tüm dünyayı olumsuz yönde
etkiler. İslam coğrafyası işte böyle bir bölgedir. İslam
dünyasının herhangi bir bölgesinde yaşanan sorun da, tüm
bu coğrafyayı doğrudan etkilemektedir.
Ortadoğu'da oluşan bir gerilimin, Kuzey Afrika'da etkisi
hissedilir. Hazar'da yaşananlar Ortadoğu bölgesinin geleceğini
etkiler. Basra Körfezi'nde meydana gelenler Güneydoğu Asya'yı
doğrudan ilgilendirir. Bu da, Müslüman coğrafyasının herhangi
bir bölgesinde çatışma, sorun, gerilim varsa bunun rahatsızlığının
tüm İslam dünyasında hissedileceği anlamına gelir. Elbette
aynı şey barış için de geçerlidir. Uzun süreli gerginliklerin
-örneğin Arap-İsrail sorununun- barışla neticelenmesinin,
tüm İslam dünyasında olumlu bir etkisi olacaktır.
20. yüzyıl boyunca İslam dünyasının büyük bölümü, daimi
bir savaş, çatışma ve istikrarsızlık içinde kaldı. Bu dönem,
kaynakların boşa harcanmasına, ekonomik ilerlemenin neredeyse
durmasına, yaşam standartının çok düşük düzeye inmesine,
hepsinden önemlisi milyonlarca Müslümanın hayatına mal oldu.
Halen de bazı Müslüman ülkeler arasında anlaşmazlıklar devam
etmekte, zaman zaman gerilim artmaktadır. Müslüman ülkelerle
Müslüman olmayan güçler arasındaki savaş ve çatışmalar da
büyük bir huzursuzluk ve istikrarsızlık nedenidir.
Barış Ve İstikrar İçin Çözüm: İslam Birliği
İslam Birliği'nin sağlanmasının Müslümanlara getireceği
önemli yararlardan biri; bu birliğin Müslüman dünyasında
huzur ve güvenliğin hâkimiyetine aracı olmasıdır. İslam
Birliği, hem Müslümanlar arasındaki çatışma ve uzlaşmazlıklara
çözüm getirecek, hem de Müslümanlar ile başka güçler arasındaki
savaş, çatışma ve gerginlik hallerini uzlaşı ve barış sağlayarak
ortadan kaldıracaktır.
İslam Birliği’nin İslam dünyasında tesis edeceği barış sayesinde;
- Barış sürecinde, her ülke silahlanmaya ayırdığı bütçesini
azaltacak, bu parayı toplumun refahı için harcayacaktır.
Tüm Müslüman ülkeler ortak bir savunma paktının üyesi
olacaklarından, daha az bütçe ile daha güçlü bir savunma
ve korunma sağlanacaktır. Silah sanayi ve teknolojisi
için yapılan yatırımlar, sağlık, eğitim, bilimsel ve kültürel
gelişme gibi alanlara kaydırılabilecektir.
Bu sayede elde edilebilecek kazancın büyüklüğü, rakamların
incelenmesi ile daha net ortaya çıkmaktadır: Ortadoğu
ülkelerinin silahlanmaya ayırdıkları yıllık toplam tutar,
Körfez Savaşı'nın patlak verdiği 1991 yılında 70.7 milyar
dolardır. Bu rakam bir sonraki yıl 52.2 milyar dolara
gerilemiş, ancak takip eden yıllarda tekrar yükselmeye
başlamıştır. 2000 yılında 61 milyar dolar olan savunma
harcamaları, 2001 yılında 72 milyar dolar seviyesinde
gerçekleşmiştir.
- İslam dünyasının bazı bölgelerindeki mevcut istikrarsızlık
ve çatışmalar diğer ülkelere göçe neden olmaktadır. Pek
çok doktor, mühendis, akademisyen, bilim adamı, düşünür,
yazar ülkelerinde kendilerini güvende hissetmedikleri
için Batı'ya göç etmekte ve çalışmalarına orada devam
etmektedir. Barış ortamı sağlandığında, bu göçe engel
olacak, iyi eğitim almış bireylerin göçünün engellenmesi
bu kişilerin çalışmalarından öncelikle Müslümanların faydalanmasını
sağlayacaktır.
- Barışın ve istikrarın hüküm sürdüğü bir ortamda, Müslüman
ülkelerin birbirlerinin bilgi birikimi ve tecrübelerinden
daha çok faydalanmaları mümkün olacaktır. Barış, Müslümanların
her alanda güçlerini birleştirmelerine, birbirlerinin
eksik yönlerini telafi etmelerine, dolayısıyla çok daha
etkin olmalarına sebep olacaktır.
- Barış ve istikrarla birlikte ekonomik kalkınma da hız
kazanacaktır. Günümüzde bazı Müslüman ülkeler arasında
sınır problemleri başta olmak üzere çeşitli sorunlar yaşanmaktadır.
Bu sorunlar ekonomik sıkıntıların artmasına neden olabilmektedir.
Örneğin, yer altı kaynaklarının taşınması ve dünyaya ihracında
yaşanan kimi zorlukların temelinde ulaşım güzergahlarının
güvenli olmaması vardır. Su kaynakları için de benzer
bir durum geçerlidir. Müslüman coğrafyasının önemli bir
bölgesi olan Ortadoğu'da su, anlaşmazlık konularının başında
gelmektedir. Oysa Müslüman ülkelerin birbirlerine desteği
ve anlaşmazlıkların uzlaşma yoluyla çözümlenmesi ile bu
sorunlar tamamen gündemden kalkacaktır.
- Barış ve istikrarın sağlanması, İslam coğrafyası dışında
yaşayan Müslümanların da güç kazanmasına zemin hazırlayacaktır.
Dünyanın pek çok ülkesinde İslam en hızlı büyüyen dindir.
Bu ülkelerde yaşayan farklı milletlere mensup Müslümanların
ittifakı, Kuran ahlakının tanıtılması çalışmalarına hız
kazandıracak, Müslümanların içinde bulundukları toplumlarda
kültürel anlamda daha etkin olmalarını sağlayacaktır.
- İslam dünyasında inşa edilecek barış, diğer dünya ülkeleri
için de örnek bir model olacaktır. Böylece, dünyanın farklı
bölgelerinde yaşanan sorunlar İslam dünyası örnek alınarak
barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulacaktır. Müslümanlar,
gerçek Kuran’ın getirdiği güzel ahlak yaşandığında insanların
huzura ve güvenliğe kavuşacaklarının canlı birer örneği
olacak, insanlar İslam'ın barış ve esenlik dini olduğuna
şahitlik edeceklerdir. İslam dünyasındaki barış belki
de pek çok insanın güzel ahlaka yönelmesine aracı olacaktır.
İslam Birliği’nin Ortadoğu’ya Sunacağı Çözüm
Siz bu satırları okurken Filistin’de binlerce zayıf bırakılmış
Müslümanın yaşam mücadelesi tüm şiddeti ile devam ediyor.
Ortadoğu’da yaşanan bu zulüm İslam Birliği’nin sağlanması
ile son bulacaktır. Ortadoğu’nun Kanayan Yarası:
Filistin
20. yüzyıl başlarına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun adil
idaresi altında bulunan Ortadoğu, günümüzde belki de dünya
coğrafyasının en karmaşık, en sorunlu ve en önemli bölgesidir.
20. yüzyılın en büyük değeri haline gelmiş olan petrolün yüksek
miktarda çıkarılmasıyla büyük önem kazanan Ortadoğu, yüzyılın
başından bu yana dünyanın en istikrarsız, en kanlı bölgelerinden
biri haline gelmiştir. Yarım asrı aşkın bir süredir binlerce
masum insan İsrail terörünün, katliamlarının, kıyımlarının
ve işkencelerinin sonunda yaşamını yitirmiştir. Pek çok insan
sakat kalmış, hiçbir suçu olmayan milyonlarca Filistinli evlerinden
ve yurtlarından sürülüp, mülteci kamplarında, açlık sınırında,
sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Tüm dünyanın gözleri önünde halen devam eden bu baskı ve zulme
kalıcı bir çözüm getirilebilmesi ve bölgede hasretle beklenen
barışın inşa edilebilmesi için, bugüne kadar yapılan tüm girişimler
hep başarısızlıkla neticelenmiştir. Ortak Strateji
İzlenmesi
İslam Birliği'nin, Ortadoğu'daki Arap-İsrail çatışmasına getireceği
çok önemli bir çözüm bulunmaktadır. İslam ülkelerinin ortak
bir strateji izlemesi, İsrail'e Ortadoğu'da on yıllardır izlediği
"beka için parçalama" stratejisinin veya bir İslam ülkesini
diğerine karşı denge unsuru olarak kullanmaya çalışma gibi
taktiklerin bir sonuç vermeyeceğini gösterecektir. Bu da İsrail'i
Ortadoğu'da gerçek bir barış yapmaya yöneltecektir. İsrail
bu durumda 1967 Savaşı'nda işgal ettiği tüm bölgelerden çekilmeye
ve Arap komşuları ile barış içinde yaşamaya ikna olabilir.
Bu, Araplar için olduğu kadar İsrailli Yahudiler için de en
doğru çözümdür.
Ortadoğu'ya barış gelmesi için, hem Araplar arasındaki radikal
unsurların tedavi edilmesi hem de İsrail'in saldırgan, işgalci
ve yayılmacı politikalarından vazgeçmesi gerekmektedir. İslam
Ülkeleri Birliği her ikisini de sağlayabilir.
Tarihte İslami yönetimler boyunca, Ortadoğu'da Yahudilerin
Müslümanlarla birlikte barış içinde yaşadıkları unutulmamalıdır.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kudüs'te veya Filistin'in
diğer kentlerinde çok sayıda Yahudi yaşamış ve hiçbir düşmanlıkla
karşılaşmamışlardır. Sorun; İsrail'in bu kutsal topraklara
tek başına egemen olmayı hedeflemesiyle başlamıştır ve bu
hedef Ortadoğu'ya halen kan ve ölüm getirmeye devam etmektedir.
Kuşkusuz Hz. Yakup'un soyundan gelen Yahudilerin, ataları
olan İsrail peygamberlerinin topraklarında yaşamaya, bu topraklardaki
tüm kutsal mabetlerinde diledikleri gibi, özgürce ibadet etmeye
hakları vardır. Ancak bu toprakların tümünde siyasi egemenlik
kurmaya kalkmak, bunun için bu topraklarda binlerce yıldır
yaşayan insanlara karşı şiddet kullanmak, onları yurtlarından
etmek, dahası bir de bu işgali korumak için tüm Ortadoğu'yu
istikrarsızlaştırmaya çalışmak çok yanlıştır. İslam
Ülkeleri Birliği'nin sunacağı çözüm;
- İsrail'in (Doğu Kudüs dahil) tüm işgal ettiği topraklardan
çekilmesi ve İsrail ile tüm Arap ülkeleri arasında barış
yapılması,
- Filistin topraklarının, Filistin yönetiminde kalacak
olan kısmında (örneğin Doğu Kudüs'te, El-Halil'de ve diğer
Batı Şeria kentlerinde), Yahudilerin ibadet yerlerinin
özenle korunması ve Yahudilerin (ve elbette Hıristiyanların
da) buraya serbest ulaşım hakkının olması,
- İslam Birliği'nin, İsrail vatandaşlarına yönelik her
türlü terörist harekete ve saldırıya engel olması,
- İslam Birliği'nin gerek Ortadoğu'da gerekse dünya genelinde
anti-semitizme karşı mücadele etmesi, Yahudi cemaatlerinin
huzur ve güvenliğini savunması,gibi temel esaslara dayanabilir.
Böylesine kapsamlı bir barış planı uygulandığında, bir
yüzyıldır huzur görmeyen Ortadoğu'ya barış ve istikrar
gelecek, on yıllardır silahlara ve savaşlara harcanan
paralar insanların mutluluğu, refahı, sağlığı, eğitimi
için harcanacaktır.
Kısacası Ortadoğu'ya barışın gelmesi için, tarafların ılımlı
ve hoşgörülü olmayı kabul etmeleri, Yahudi ırkçılığından veya
Arap şovenizminden kurtularak barış için samimi bir çaba göstermeleri
gerekmektedir. Bunun için gereken vizyon ise İslam ahlakının
tarihte Ortadoğu’ya öğrettiği meziyetlerde saklıdır.
Ortadoğu’ya barışın gelmesinin sonucunda, Yüce Rabbimizin
Kuran’da emretmiş olduğu hoşgörülü ve adil yönetimler kurulmuş
olacaktır. “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline
(sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde
adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel
öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” (Nisa
Suresi, 58) “Allah, sizinle din konusunda savaşmayan,
sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan
ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü
Allah, adalet yapanları sever.” (Mümtehine Suresi, 8)
İslam Dünyasına Çağrı
İslamiyet’le gelen güzel ahlakın tüm dünyaya yayılarak, din-dışı
felsefelerin fikren yıkılacağı, yeryüzünden fitnenin kaldırılmasıyla
tüm insanlığa barış ve kurtuluş geleceği günler Allah’ın izni
ile pek yakındır.
Dünya konjonktüründe yaşanan gelişmeler, İslam dünyasını çok
büyük ve önemli değişimlerin beklediğini açıkça göstermektedir.
Günümüzde İslamiyet, dünya gündeminin en önemli konusu haline
gelmiş, insanlığın dikkati Hak Din’e çevrilmiştir. İçinde
bulunduğumuz devrin teknolojik imkânları ise, Müslümanların
hem birbirleri ile iş birliği yapmalarını kolaylaştırmış,
hem de insanlara İslam ahlakının güzelliklerini anlatmak için
her türlü kitle iletişim imkanını sağlamıştır. Ancak bir taraftan
da İslam dünyasının bir kısmında fakirlik ve cehalet hüküm
sürmektedir. Bundan yararlanan birtakım kişiler, sözde İslam
adına İslam dışı eylemler yaparak, dünyanın gözünde Müslümanları
zan altında bırakmaktadırlar. İslam ahlakına karşı olan bazı
çevreler de, Müslümanların bu durumundan yararlanarak onlara
karşı her türlü zulmü uygulamakta, daha büyük zulümleri de
planlamaktadırlar.
Çözüm; tüm Müslümanları birleştirecek ve onlara doğru yolu
gösterecek bir İslam Ülkeleri Birliği'nin kurulmasıdır.
İslam Birliği'nin kurulması için çalışmak, her Müslüman’ın
görevidir. Tüm Müslüman hükümetler, İslam Birliği'ne hazırlanmalıdır.
Diğer Müslüman ülkelerle aralarındaki ilişkileri geliştirmeli,
bir yandan da gerçek İslam ahlakının kendi ülkelerinde de
daha iyi yerleşmesi için kültürel faaliyetlerde bulunmalıdırlar.
Tüm Müslüman sivil toplum kuruluşları, çeşitli organizasyonlar,
vakıflar, medya mensupları, kanaat önderleri; Müslümanlar
arasındaki ayrımların giderilmesi, birlik ve beraberliğin
sağlanması için çaba göstermelidirler. Dünyaya ışık tutacak,
hem Müslümanlara hem gayrimüslimlere güzellik sunacak, yeryüzüne
adalet ve barış getirecek o büyük İslam medeniyetinin yeniden
yeşermesi, tüm Müslümanların duasıdır. Allah'ın izni ile,
İslam Birliği'nin kurulması, tüm bu güzelliklere bir vesile
olacaktır. www.islamahizmet.com
Dünyayı Bekleyen Aydınlık Gelecek: İslam Birliği
Peygamber Efendimiz (sav)'in bazı hadislerinde yer alan bilgiler
ve Kuran ayetleri önümüzdeki dönemin, Allah'ın izniyle, dünya
Müslümanları için çok aydınlık olacağını müjdelemektedir.
İslam Birliği'nin kurulması da, bu müjdeli dönemin başlangıcını
hızlandıracak, yalnızca Müslümanların değil, tüm toplumların
bolluk ve refah içinde yaşayacakları yepyeni bir dönemin başlangıcı
olacaktır. Şu anda içinde bulunduğumuz durum, bu kutlu dönemin
habercisidir.
Savaşlar, yokluklar, kıtlıklar, dünyanın farklı köşelerinde
Müslümanların ezilip zulüm görmesi gibi olaylar, büyük çoğunluğu
Peygamberimiz (sav) tarafından 1400 yıl öncesinden haber verilen
ahir zaman alametleridir. Bu alametlerin gerçekleşiyor olması,
yine Peygamber Efendimiz (sav)'in müjdelediği İslam ahlakının
dünyaya hâkimiyetinin de yakınlaştığına işaret etmektedir.
(En doğrusunu Allah bilir.)
Dolayısıyla içinde bulunulan durum Müslümanların üzüntüye
ve ümitsizliğe düşmelerine değil, tam tersine şevk ve heyecanlarının
artmasına aracı olmalıdır. Bu şevk ve heyecan, tüm dünyayı
barış ve huzurla dolduracak İslam Birliği’nin ivedilikle tesis
edilmesini sağlayacaktır. Gelin Birlik Olalım
Bu kutlu görevde hizmet yüklenmek isteyen Müslümanlar; gelin,
Müslümanların arasını bulalım. Birbirinin camisinde namaz
kılmayan, selamlaşmayan, birbirinin yazdığı kitabı okumayan,
ufak bir fikir farklılığı nedeniyle kardeşine düşman kesilen
Müslümanların arasını bulalım. Bu gibi yapay ayrımlar kalksın.
Allah'ın evleri olan camiler, şu veya bu grubun, şu veya bu
mezhebin değil, tüm Müslümanların mescidi olsun. Her Müslüman
birbiriyle selamlaşsın, birbiri ile sohbet etsin. Birbirine
hoşgörü göstersin, uzlaşmazlıklar son bulsun.
Ve tüm Müslümanlar, elbirliği yaparak, tevazu ve hoşgörü içinde,
Allah'a daha çok yakınlaşmak, O'nun dinine daha çok hizmet
etmek için çalışsınlar.
Ve İslam Birliği için çalışan Müslümanlar Yüce Rabbimizin
şu emrini hiçbir zaman unutmasınlar: “Allah'ın
ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın
sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz.
O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun
nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş
çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete
erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.”
(Al-i İmran Suresi, 103) İslam Birliği Aciliyetle
Hayata Geçirilmelidir
Bu yazı dizisinde belirtilen çözümlerin ivedilikle hayata
geçirilmesi son derece önemlidir. İslam ve Müslümanlar hakkındaki
bazı yanlış anlama ve önyargılar devam etmekte ve bu, Batılı
ülkelerde yaşayan Müslümanlar için bir takım sıkıntılar doğurmaktadır.
Batılılar ise, terörizm kâbusu nedeniyle sürekli tedirgin
yaşamakta, kendi ülkelerinde güvenlikten mahrum kalmaktadırlar.
Tüm bu sıkıntıları ortadan kaldıracak bir çözüme çok acil
olarak ihtiyaç vardır.
Çözüm ise; tüm bu sorunları barışçı ve kalıcı bir biçimde
çözecek bir İslam Birliği'nin kurulmasıdır. |