Hazreti
Nuh'un 950 Yıl Süren Örnek Tebliği
Hz. Nuh, Kuran'ın
pek çok ayetinde üstün ahlakı ile övülen bir peygamberdir. Kavminin
inkar eden önde gelenleri, Hz. Nuh ve ona tabi olan kişileri hak
yoldan çevirmek için tuzaklar kurmuş, çeşitli iftiralar atmış,
onları kendilerince küçük görmüşlerdir. Yaptıklarının karşılığı
olarak Allah bu kavmi dünya hayatında büyük bir tufan ile cezalandırmıştır.
Hz. Nuh'un 950 yıl içlerinde yaşadığı kavmine yaptığı tebliğ ve
kavminin iftira ve tehditlerine karşı gösterdiği sabır, bütün müminler
için güzel bir örnektir.
Resuller insanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatan,
onlara Allah'ın dinini tebliğ eden, Allah yolunda yapmaları
ve sakınmaları gereken hükümleri bildiren, onları cehennem
azabına karşı uyaran ve cennetle müjdeleyen mübarek insanlardır.
Yüce Rabbimiz bir rahmet olarak tüm topluluklara, onları
Allah'ın yoluna çağıran üstün ahlaklı resuller göndermiştir.
Kuran'ın pek çok ayetinde, resullerin üstün özelliklerinin
yanı sıra, toplulukları din ahlakına çağırırken kullandıkları
akılcı ve hikmetli üslup ve tebliğ yöntemleri de bildirilmiştir.
Resullerin hayatı ve mücadeleleri, düşünen ve öğüt almasını
bilen müminler için güzel örneklerle doludur. Müminler,
resuller arasında hiçbir ayrım yapmadan, onların Kuran'da
aktarılan güzel tavır ve davranışlarını, üstün ahlaklarını
kendilerine örnek almalı, onların öğüt ve tavsiyelerine
uyup, uyarılarına büyük önem vermelidirler.
Bu elçilerden biri de büyük bir sabırla uzun yıllar kavmini
hak yola çağıran Hz. Nuh'tur. Hz. Nuh'un tebliğ görevi
bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz, Biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azap
gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (Peygamber olarak)
gönderdik. (Nuh Suresi, 1)
Hz. Nuh Kavmine Güvenilir Bir Elçi Olduğunu Bildirmiştir
Hak dinin yaşanmadığı bir toplumda insanlar karşılarındaki
kişilerin muhakkak bir menfaat gözettikleri için kendilerine
yaklaştığını düşünürler. Onların mutlaka bir karşılık
beklediklerini, maddi menfaat sağlamak, toplumda itibar
kazanıp lider olmak gibi gizli amaçları olduğunu düşünürler
ve sürekli bir güvensizlik yaşarlar. Bu nedenle Allah'ın
hak dinini tebliğ etmek için gönderilen elçiler, tebliğleri
sırasında kavimlerine öncelikle güvenilir olduklarını
vurgularlar. Hz. Nuh'un da tebliği sırasında güvenilirliğini
şu şekilde vurguladığı bildirilmektedir:
Nuh kavmi de gönderilen (Peygamber)leri yalanladı.
Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek
şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık
Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (Şuara
Suresi, 105-108)
Peygamberler ömürleri boyunca yalnızca Allah emrettiği
için insanlara yaklaşıp tebliğ yaparlar. İnsanlardan
hiçbir beklentileri yoktur. Bu nedenle güvenilir olduklarını
belirtmenin yanında insanlardan hiçbir beklentileri olmadığını,
yaptıklarının karşılığını sadece Allah'tan beklediklerini
de önemle vurgularlar. Hz. Nuh'un da kavmine hitap ederken
bu gerçeği vurguladığı ayette şöyle bildirilmiştir:
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim
yalnızca alemlerin Rabbine aittir." (Şuara Suresi,
109)
Hz. Nuh Kavmini Yalnızca Allah'a Kulluk Etmeye Çağırmıştır
Hz. Nuh kavmini içinde bulundukları batıl dini bırakarak
yalnızca Allah'a kulluk etmeye davet etmiştir. Onları
uyarıp korkutmuş, elçilere uymayıp gerçeği inkar edenlerin
ahirette azapla karşılaşacaklarını tebliğ etmiştir. Bu
konuyla ilgili ayetlerde şöyle buyrulmuştur:
Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:) "Ben
sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum. Allah'tan
başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı
bir günün azabından korkarım" (dedi). (Hud Suresi
25-26)
Hz. Nuh, aynı zamanda kavmine Allah'tan başka İlah olmadığı
gerçeğini de anlatmıştır. Daha sonra, onları Allah'tan
bağışlanma dilemeye davet etmiş ve onlara Allah'ın bağışlayıcı
olduğunu, O'na yönelip bağışlanma dilemeleri karşılığında
Allah'ın bol nimetler vereceğini müjdelemiştir. Hz. Nuh'un
tüm müminler için örnek olan bu tebliği ayetlerde şöyle
bildirilmiştir:
"Bundan böyle" dedim. "Rabbiniz'den mağfiret isteyin;
çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. (Öyle yapın ki,)
Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.
Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün
yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin." (Nuh
Suresi 10-12)
Ancak kavmi bütün inkarcı kavimlerin yaptığı gibi Hz.
Nuh'un çağrısına şüpheyle yaklaşmıştır. Kavminin inkarını
hisseden Hz. Nuh, onlara etki edecek ve düşünmelerini
sağlayacak sözler söylemiştir. Kendi yaratılışlarındaki
ve içinde bulundukları kainattaki bazı harikalıkları
hatırlatmıştır. Her biri Allah'ın birer mucizesi olmasına
rağmen, görmezlikten geldikleri bu hakikatleri anlatarak
onların düşünmelerini sağlamaya çalışmıştır. Rabbimiz,
Hz. Nuh'un kavmine bu konudaki hitabını şöyle haber vermiştir:
"Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz?
Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır. Görmüyor
musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat)
içinde yaratmıştır? Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış,
Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır.
Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi
yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla
diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için bir yaygı
kıldı. Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız,
diye." (Nuh Suresi 13-20)
Göklerde, yerde ve insanın yaratılışında sayısız ayetler
mevcuttur. Aklını kullanıp düşünen insanlar için bunların
her biri Allah'ın varlığının birer delilidir. Tüm diğer
elçiler gibi Hz. Nuh da insanlara Allah'ın varlığını
ve birliğini anlatmak için bu hakikatleri kullanmıştır.
İnsanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak bütün
müminlerin görevidir. Müminler her konuda olduğu gibi
bu konuda da elçileri örnek almalı, Hz. Nuh ve diğer
elçilerin yaptığı gibi insanlara bu iman hakikatlerini
anlatarak onları düşünmeye davet etmelidirler.
Hz. Nuh Kendisine Atılan İftiralara Karşı Kavmine
Allah'ı Hatırlatarak En Akılcı Cevapları Vermiştir
Tarih boyunca Allah'ın elçileri, gönderildikleri kavimlerin
inkarcı ileri gelenlerinin çeşitli iftiraları ile karşı
karşıya kalmışlardır. Hz. Nuh'un kavmi de peygamberlerine
itaat etme konusunda direnmiş ve kendilerince onu yıldırmak
için birçok iftira atmışlardır. İnkarcıların attıkları
iftira ayette şöyle bildirilmiştir:
Kavmimin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça
bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. (Araf
Suresi, 60)
Allah'ın elçileri karşılaştıkları her zorluk gibi bu
iftiralara karşı da Allah'tan yardım dilemiş, hiçbir
yılgınlık belirtisi göstermeden sabırla yollarına devam
etmişlerdir. Hz. Nuh da kavminin bu çirkin ithamlarını
tevekkül ile karşılamış, onlara güzel bir karşılık vermiştir.
bu gerçek ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
O: "Ey kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık'
yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi." Size
Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt
veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum." (Araf
Suresi, 61-62)
Ardından kavmi Hz. Nuh'u yalancılıkla suçlamıştır. Her
devirde inkarcıların kendilerine doğruyu anlatan elçilere
yönelttikleri bu iftiraya karşı Hz. Nuh'un şu cevabı
verdiği bildirilmiştir:
"Dedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer
ben "Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim
bana Kendi Katından bir rahmet vermiş de (bu,) sizin
gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken
biz sizi buna zorlayacak mıyız?" "Ey kavmim, ben sizden
buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca
Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar
gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik
etmekte olan bir kavim görüyorum." (Hud Suresi, 28-29)
İnkarcıların Çeşitli Koşullar Öne Sürmeleri
İnkar edenler kendilerine gelen elçilere tabi olmamak
için çeşitli koşullar öne sürmüşler ve bunların yokluğunu
bahane ederek inkarlarını devam ettirmişlerdir. Elçilerin
mucize göstermelerini istemiş fakat gördükleri mucizeler
karşısında da tavırlarında bir değişiklik yapmamışlardır.
Ardından daha başka koşullar öne sürmüş, elçilerin toplumun
ileri gelenlerinden biri olması veya malca kendilerinden
üstün olması gerektiğini söylemişlerdir. Bununla da yetinmeyip
onların insan değil melek olmaları gerektiğini iddia
edebilmişlerdir.
Hz. Nuh'un kavmi de bu bahaneleri öne sürmüştür. Hz.
Nuh'un, kavminin inkarcı ileri gelenlerine verdiği cevap
ise Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
"Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum,
gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin
aşağılık gördüklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez
de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir.
Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman
zalimlerdenim (demek)dir." (Hud Suresi, 31)
Allah'ın görevlendirdiği elçilerin mal varlığının ve
toplumsal statülerinin üstün olması gerektiğini ileri
sürmek ve onlardan mucize göstermelerini beklemek, elçilere
inanmayıp karşı gelen inkarcıların tarih boyunca sergiledikleri
bir tavırdır. Bu onların akıllarını kullanmayan, derin
düşünmekten uzak yüzeysel insanlar olmalarından kaynaklanmaktadır.
Şahsi menfaatlerini her şeyin üzerinde gören bu insanlar
elçileri, kurulu düzenlerine, toplumdaki itibar ve mevkilerine
karşı bir tehdit olarak görmüş ve bu değerli insanları
bunları ele geçirmeye çalışmakla itham etmişlerdir.
Oysa elçilerin dünyaya yönelik hiçbir beklentileri yoktur.
Onların tek amacı Allah'ın emirlerini eksiksiz olarak
yerine getirmek, insanlara doğru yolu gösterip onların
sonsuz ahiret hayatında kurtulanlardan olmalarını sağlamaktır.
Allah dünya hayatında zenginliği, makamı, ilmi ve dünyaya
ait her türlü nimeti dilediği kişiye verebilir. Ancak
bunlar birer üstünlük ölçüsü değil, yalnızca imtihan
vesilesidirler. Bu tür dünyevi değerleri bir üstünlük
alameti olarak değerlendirmek ise sonsuz ahiret hayatını
göz ardı eden, geçici dünya hayatına razı olup ondan
tatmin olan insanlara özgü büyük bir yanılgıdır. Allah
bu kişilerin ahirette karşılaşacakları durumu şöyle bildirmektedir:
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı
olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden
habersiz olanlar; İşte bunların, kazandıkları dolayısıyla
barınma yerleri ateştir. (Yunus Suresi, 7-8)
Hz. Nuh Tebliğ İçin Her Yolu Denemiştir
Hz. Nuh, büyük bir kararlılıkla, direnmelerine rağmen
kavmini doğru yola davet etmekten vazgeçmemiştir. İman
etmeleri için her türlü yolu denemiştir. Onları açıkça
din ahlakını yaşamaya davet ettiği gibi, gizli yollarla
da tebliğ yapmaya çalışmış, değişik yöntemler kullanmıştır.
Ancak tüm çabasına rağmen kavmi inkarda direnmiştir.
Nuh kavminin bu durumu ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz
davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını
arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet
edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini
başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.
Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı)
onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla
yanaşmak istedim." (Nuh Suresi 5-9)
Hz. Nuh gibi, Allah'ın gönderdiği tüm diğer elçiler de
durmaksızın insanları Allah'ın yoluna çağırmışlar, çok
çeşitli yöntemler deneyerek insanların vicdanlarını harekete
geçirmeye böylece onların iman etmelerine vesile olmaya
çalışmışlardır.
Allah'ın "iyiliği emredip kötülükten men etme" emrini
mutlak surette yerine getirmek peygamberler gibi salih
müminlerin de üzerine düşen önemli bir sorumluluktur.
Müminler bu emri yerine getirirken çeşitli zorluklarla
karşılaşabilirler. Burada önemli olan vazgeçmeden büyük
bir kararlılıkla bu emri yerine getirmeye çalışmak, Hz.
Nuh'un yaptığı gibi zamanın tüm imkanlarını kullanarak
açık ve gizli her türlü yöntemi denemektir. Zira Allah
kurtuluşa erenlerin bu görevi yerine getirenler olduğunu
bildirmektedir:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve
kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun.
Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi,
104)
Hz. Nuh'un Sabrı ve Kararlılığı
Hz. Nuh'un tebliğini yılmadan büyük bir sabırla ve kararlılıkla
sürdürdüğünü gören inkarcılar O'nu çeşitli tehditlerle
korkutup vazgeçireceklerini düşünmüşlerdir. Ancak gönderilen
bütün elçiler karşılaştıkları tehditlerden dolayı hiçbir
zaman geriye adım atmamışlardır. Dünya üzerinde var olan
her şeyin sahibinin Yüce Allah olduğunu, Allah dilemedikten
sonra kimsenin kendilerine bir zarar veya fayda sağlamaya
güç yetiremeyeceğini bilen elçiler, karşılaştıkları her
türlü zorlukta Allah'a dayanıp-güvenmişlerdir. Aynı durumla
karşılaşan Hz. Nuh'un, kavminin inkarcı önde gelenlerinin
tehditlerine karşı şu cevabı verdiği bildirilmiştir:
Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey
kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım
eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül
etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız
işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya
tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana
süre tanımaksızın- verin. (Yunus Suresi 71)
Kuran'da bildirildiğine göre, Hz. Nuh, tufana kadar 950
yıl boyunca kavmine tebliğ yapmıştır. (Ankebut Suresi,
14) Hz. Nuh'un böyle uzun bir süre göstermiş olduğu sabır
ve kararlılık iman edenler için çok güzel bir örnektir.
Hz. Nuh'un bu tavrını örnek alan müminler zorluklara
karşı sabreder, asla yılgınlık ve gevşeklik göstermezler.
Allah'ın yardımının her an yanlarında olduğunu ve mutlak
zaferin her zaman iman edenlere ait olduğunu bilirler.
Hz. Nuh'un Duası ve Tufan
Daha önce de belirttiğimiz gibi, içlerinde olduğu sürece
kavmini doğru yola davet etmesine ve onları Allah'ın
azabına karşı uyarıp korkutmasına rağmen Hz. Nuh'un kavmi
inkar etmekte direnmiştir. Bunun sonucunda Hz. Nuh, Allah'a
inkarcıları cezalandırması için dua etmiştir. Hz. Nuh'un
duasının bildirildiği ayet şöyledir:
Nuh "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi
bırakma." dedi. "Çünkü Sen onları bırakacak olursan,
Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükten
sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar." (Nuh
Suresi, 26-27)
Bu duasının üzerine Allah Hz. Nuh'a, inkar edip zulmedenlerin
suda boğularak helak olacaklarını ve iman edenlerin kurtarılacağını
bildirmiştir. Sözü edilen azap vakti geldiğinde, yerden
sular fışkırmış, bunlar şiddetli yağmurlarla birleşerek
her yeri kaplayan büyük bir sel felaketine neden olmuştur.
Yüce Allah Hz. Nuh'un duasına icabet ederek böyle bir
doğa olayını gerçekleştirmiş, bu vesileyle inkarda direnen
Nuh kavmini helak ederek yeryüzünden silmiştir. Nuh kavminin
helakı bir ayette şöyle bildirilmiştir:
Bunlar, hataları dolayısıyla suda boğuldular, sonra
ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında hiçbir
yardımcı bulamadılar. (Nuh Suresi, 25)
Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler
Hz. Nuh gibi Kuran'da bildirilen diğer bütün peygamberler
insanları Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmeye
çağırmışlar onları hak dine davet edip kurtuluşa götürecek
doğru yolu göstermişlerdir. Bunu yaparken her biri gönderildikleri
kavme anlayacakları şekilde hitap etmiş, çeşitli yöntemlerle
onları ikna etmeye çalışmışlardır. Onların ileri sürdükleri
bahanelere karşı en hikmetli karşılığı vermişlerdir.
Elçilerin Kuran'da anlatılan kıssalarında bunlar ayrıntılı
olarak bildirilmiştir. Bu kıssalarda anlatılanlar her
devirde benzer olaylarla karşılaşan müminler için güzel
birer örnek olmuştur. Günümüzde de müminler bu kıssalar
üzerinde düşünmeli, içerdikleri derin hikmetleri anlamaya
çalışmalıdırlar. Bununla ilgili olarak bir Kuran ayetinde
şöyle buyrulmuştur:
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri
için ibretler vardır... (Yusuf Suresi, 111)
|