Peygamberimiz(sav)'e
Verilen Gayb Bilgileri
İnsanın duyuları aracılığı
ile algılayamadığı, geleceğe ve geçmişe dair olaylar anlamına gelen ‘gayb’ı,
yalnızca üstün güç sahibi olan Allah bilir. Evrende ve diğer tüm
alemlerde meydana gelen her olay, Allah’ın bilgisi dahilinde
ve kontrolü altındadır. Peygamberimiz (sav) de mucizelerinden biri
olan gayb bilgilerine, Rabbimiz’in dilediği kadarıyla vakıf
olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav) hem geçmişte meydana gelen
ve kimsenin bilmediği olayları, hem de gelecekte gerçekleşecek
olan birçok olayı Allah’ın bildirmesiyle öğrenmiş ve kavmine
ve sahabelerine tebliğ etmiştir.
Zamanı yaratan ve insanlara bu kavramı öğreten
Allah’tır.
Allah’ın Yüce Zatı zamandan münezzehtir. O gizlinin gizlisini
bilir ve Kendi Katında saklı tuttuğu bilgi ve gayb haberlerinden
dilediği kadarını elçilerinden bazılarına açar. Allah’ın
kendilerine özel ilim verdiği kişiler, bu ilim sayesinde Allah’ın
izniyle geçmişten ve gelecekten haber verebilmekte, yaşanan olayların
iç yüzünü görmekte, bunlardan farklı sonuçlar çıkarabilmektedirler.
Allah Kuran’da, elçilerinden seçtiklerine
Kendi Katında saklı olan gayb bilgisinden verdiğini şöyle bildirmektedir:
“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez
bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak
elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler)
başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler
dizer.” (Cin Suresi, 26-27)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de Allah’ın kendisine gaybe
dair pek çok haber verdiği, Rabbimiz Katında çok seçkin bir elçidir.
Peygamberimiz (sav) hem geçmişte meydana gelen ve kimsenin bilmediği
olayları, hem de gelecekte gerçekleşecek olan birçok olayı Allah’ın
bildirmesiyle öğrenmiştir. Bir ayette Allah bu gerçeği şöyle haber
verir:
“Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb
haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf’un kardeşleri) o hileli-düzeni
kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen
yanlarında değildin.” (Yusuf Suresi, 102)
Peygamberimiz (sav)’in
Mucizesi: Gayb Bilgisi
Peygamberimiz (sav), gaybi bilgiye kendisinden
kaynaklanan bir özellik olarak sahip olmamıştır. Ancak Allah’ın dilediği
kadarıyla gaybdan kendisine verdiği haberleri çevresindekilere
tebliğ etmiştir. Herşeyi bilen Allah’ın elçisine verdiği
bu bilgilerse, geçmişte gerçekleşmiş ya da ileride kesin olarak
gerçekleşecek olaylara işaret etmektedir. Bu da Peygamberimiz (sav)’in
bildirdiği bu bilgilerin her birinin mucize niteliğinde olduğunu
göstermektedir. Ancak Allah’ın bildirmesiyle bilinebilecek
haberleri Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca birçok defa insanlara
haber vermiştir. Hem geçmişle, hem içinde bulunduğu zamanla, hem
de gelecekle ilgili bilgilere vakıf olması, Rabbimiz’den
gayba dair bilgiler alması da peygamberliğinin delillerindendir.
Allah’ın kendisine verdiği pek çok ilimle birlikte Peygamberimiz
(sav)’in gösterdiği tevazu ve teslimiyet ise Kuran’da
şöyle bildirilmiştir:
"De ki: “Allah’ın dilemesi dışında
kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim.
Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım
ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için,
bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” (Araf Suresi, 188)
Allah’ın kutlu peygamberi Hz. Muhammed (sav), hem Kuran
ayetleriyle hem de özel olarak kendisine gelen vahiy sonucu, geçmişle,
yaşadığı zamanla ve gelecekle ilgili bilgiler almıştır. Allah’ın
dilemesiyle, birçok konuda kimsenin bilemeyeceği gayb bilgisine
sahip olmuştur. Bu ilim vesilesiyle zorluk zamanlarında Müslümanları
fetihle müjdelemiş, daha pek çok müjde vererek onların şevklerini
artırmıştır. Peygamberimiz (sav)’in Müslümanlara önceden
müjdesini verdiği bu olaylar birer mucize olarak ardı ardına gerçekleşmiştir.
Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl önce haber verdiği ve içinde
bulunduğumuz dönem içinde gerçekleşmiş bulunan pek çok olay da
vardır. Kütüb-i Sitte muhaddisleri Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi,
Nesei, İbn-i Mace ve daha pek çok muhaddis (hadis alimi), Peygamberimiz
(sav)’den rivayet edilen hadislerdeki gayb haberlerinin doğruluğu
hakkında ittifak halindedirler. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)’in
haber verdiği gaybi bilgilerin tümü gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye
de devam etmekte, insanlar bu mucizelere şahit olmaktadırlar.
Gayb Mucizesine Rağmen
Peygamberimiz (sav)’e
Atılan İftiralar
İman etmeyenler, Peygamberimiz (sav)’in kendisine vahyedilen
Kuran’ı insanlara tebliğ etmeye başlamasından itibaren bu
mübarek insanı doğru söylememekle itham etmişlerdir. Kendilerine
getirdiği her bilgiye kuşkuyla yaklaşmış, ona inanmak istememişlerdir.
Oysa Peygamberimiz (sav), dürüstlüğü ve güvenilirliği sadece yüzüne
ve hayat şekline bakıldığında bile kolayca anlaşılan bir insandır.
Hayatı boyunca herkesin ittifakla “El-emin” (güvenilir)
diye nitelendirdiği ve bu hitapla çağırdığı bir insan olmasına
rağmen, bazı kişiler onun çağırdığı hak yola uymamak için yalanlarına
devam etmişlerdir.
Peygamberimiz (sav)’e birbirinden zalimce
pek çok iftira atan inkarcılar, bir insanın hayatı boyunca her
an doğru söylememesinin imkansız olduğunu gözardı etmişlerdir.
Bir insanın ömrünün sonuna kadar kesintisiz olarak doğru söylememesi
ve buna uygun yaşaması imkansızdır. Ayrıca Peygamber Efendimiz
(sav) gece gündüz ibadet halinde olan, çok büyük fedakarlıklar
yapmış, çok sabırlı, üstün ahlaklı, alemlere örnek olan bir insandır.
Büyük bir cesaretle her savaşa çıkan, en ön saflarda çarpışan
Peygamberimiz (sav), ölüm tehdidi altındayken de insanlara hak
olan gerçekleri anlatmaya devam etmiştir.
Kuran ahlakını en güzel şekilde yaşayan ve müminlere örnek olan,
her zaman Peygamberimiz (sav) olmuştur. Mübarek Peygamberimiz (sav)
insanlara infakı (sadaka) anlatmış, kendisi herşeyini infak etmiştir;
canını ve malını, Allah rızasını kazanmak için ortaya koymuştur.
Sabrı, fedakarlığı, gerçek sevgi ve dostluğu anlatmış, bu güzel
ahlak özelliklerini olabilecek en ideal şekliyle yaşamıştır. Yine
insanlara merhametli olmayı, affediciliği tavsiye etmiş, hayatı
boyunca bunların da en kararlı uygulayıcısı ve savunucusu olmuştur.
İman etmeyenlerin böyle kutlu bir peygambere iftira ederken şunları
düşünmeleri gerekirdi:
Bir yalanı ömür boyu hiç açık vermeden devam
ettirmek, insan fıtratının (doğasının) gücünün yeteceği birşey
değildir. Birbiriyle uyum içinde olan binlerce ayetle çelişmeyecek
şekilde yaşamak ve bütün ömrü boyunca bu ayetlere bağlı olarak
yalan söylemek de bir insan için asla mümkün değildir. Ayrıca
yalan söyleyen bir insan niçin bunları istikrarla hayatının sonuna
kadar yapsın? İnsanların ahiretlerine, hidayetlerine vesile olabilmek
için kendi hayatını niçin tehlikeye atsın? Ayrıca yalan söyleyen
bir kişinin, söylediği herşeyin böylesine büyük bir hikmet taşıması
mümkün müdür? Yine her söylediğinin edebi yönden de mükemmel
olup, sayısal bazı şifreler taşıması ve 23 yıl boyunca söylediklerinin
tamamının birbiri ile edebi, matematiksel, bilimsel uyum içinde
olması, her birinin hikmetli olup, insanın vicdanen cevabını
aradığı her soruya cevap vermesi, sosyal hayata dair tüm hükümleri
içermesi ve eksiksiz olması mümkün müdür? Nitekim sözünde doğru
olmayan birinin bir gün mutlaka birbirini tutmayan çelişkili
ifadeler vermesi kaçınılmazdır. Oysa Peygamberimiz (sav)’in
her söylediği doğru çıkmış, bunlara Müslümanlardan ve inkarcılardan
pek çok insan şahit olmuştur.
Kuşkusuz tüm peygamberlere verilen mucizelerin
her biri çok önemlidir. Fakat Peygamberimiz (sav)’in bazı mucizelerine büyük kitlelerin
şahit olması, bu yönüyle onu diğer peygamberlerden farklı kılmaktadır.
Örneğin Hz. İsa ölen bir insanı dirilttiğinde veya bir hastayı
iyileştirdiğinde sadece orada bulunanlar bu mucizelere şahit olmuş
olabilirler. Veya Hz. Musa’nın mucizelerine de sadece Firavun,
kavmi ve İsrailoğulları şahit olmuş olabilir. (En doğrusunu Allah
bilir) Peygamberimiz (sav), bir savaş olacağını, ardından fetih
gerçekleşeceğini söylediğinde ise, buna ve sonrasında söz konusu
savaşa şahit olan kimselerin sayısı ise çok daha fazladır. Bu mucizelere
on binlerce, hatta yüz binlerce insan şahit olmaktadır.
Peygamberimiz (sav)’in hepsi birer
mucize niteliği taşıyan gayb haberleri şu şekildedir:
BİZANS’IN GALİBİYETİ
Kuran’da gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum
Suresi’nin hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde
Bizans İmparatorluğu’nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok
kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği şöyle bildirilmiştir:
“Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye
uğradı. “Dünyanın en alçak yerinde”. Ama onlar, yenilgilerinden
sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra
da emir Allah’ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.” (Rum
Suresi, 1-4)
Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların,
613-614 yıllarında putperest bir toplum olan Persler karşısında
çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS
620 civarında indirilmişti. Ayetlerde Bizans’ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu.
Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil
tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu.
Persler Bizanslıları 613 yılında Antakya’da yenilgiye uğratarak;
galibiyetlerini Şam, Kilikya, Tarsus, Ermenistan ve Kudüs’ü
ele geçirmeleriyle sürdürmüşlerdi. Özellikle 614 yılında Kudüs’ün
kaybedilmesi, Kutsal Mezar Kilisesi’nin tahrip edilmesi Bizanslılar
için ağır bir darbe olmuştu.1
O dönemde yalnız Persler değil, Avarlar, Slavlar
ve Lombardlar da Bizans Devleti’ne karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı.
Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Bizans Kralı Heraklius,
ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve
gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti.
Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı
için eritilmeye başlanmıştı. Pek çok vali, Kral Heraklius’a
isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Önceden
Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır
ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti.2
Kısacası, herkes Bizans’ın yok olmasını bekliyordu. Ama
tam bu dönemde, Rum Suresi’nin ilk ayetleri vahyedildi ve
Bizans’ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber
verildi. Arap müşrikleri, Kuran’da haber verilen bu zaferin
asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı.
Fakat Kuran’da bildirilen tüm haberler gibi bu da hiç kuşkusuz
gerçekti. 622 yılında Heraklius Ermenistan’ı işgal edip Persleri
yenerek çeşitli zaferler kazandı.3 627
yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında,
Bağdat yakınında Dicle Nehri’nin 50 km doğusunda bulunan
Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu. Bizans ordusu,
Persleri burada da yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler
işgal ettikleri yerleri Bizans’a geri veren bir anlaşma imzalamak
zorunda kaldılar.4
Rumların galibiyeti 630 yılında İmparator
Heraklius’un Pers
hükümdarı II. Khosrow’u yenilgiye uğratarak, Kudüs’ü
geri alması ve Mezar Kilisesi’nin yeniden Hıristiyanların
kontrolüne girmesiyle tamamlanmış oldu.5
Böylece Allah’ın Kuran’da bildirdiği ve Peygamberimiz
(sav)’in insanlara tebliğ ettiği, “Rum’un zaferi”,
ayetteki “üç ile dokuz yıl içinde” ifadesiyle dikkat
çekilen zaman aralığında, mucizevi bir şekilde gerçekleşmiş oldu.
Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin
tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir.
Rum Suresi’nin 3. ayetinde, Rumlar’ın “Dünyanın
en alçak yerinde” yenildikleri belirtilir. Arapçası “edna
el-ard” olan bu ifade, bazı meallerde “yakın bir yer” olarak
da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı
değil, mecazi bir yorumudur. “Edna” kelimesi Arapçada “alçak” demek
olan “deni” kelimesinden türemiştir ve “en alçak” anlamına
gelir. “Ard” ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla “edna
el-ard” ifadesi de “yeryüzünün en alçak yeri” manasına
gelmektedir.
Bazı tefsirciler söz konusu bölgenin Araplara
yakınlığını göz önünde bulundurarak kelimenin “en yakın” anlamını kullanmaktadırlar.
Ancak kelimenin asıl anlamı, Kuran’ın indirildiği dönemde
bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeğe işaret
etmektedir. Çünkü dünyanın en alçak yeri araştırıldığında, bu noktanın
Bizanslıların 613-614 yıllarında yenilgiye uğradığı yerlerden biri
olan Lut Gölü (Dead Sea) havzası olduğu görülür. Bu yenilginin
en ağır darbesi, daha evvel de belirttiğimiz gibi, Hıristiyanlığın
sembolü olan Lut Gölü yakınlarındaki Kudüs’ün kaybıdır.
Lut çevresi ise deniz seviyesinden 399 metre
aşağıdaki, yeryüzünün “en
alçak” bölgesidir.6
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut
Gölü’nün rakımının,
yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha
önce hiç kimsenin Lut Gölü’nün dünyanın en alçak bölgesi
olduğunu bilmesi mümkün değildir. Fakat bu bölge Kuran’da “yeryüzünün
en alçak yeri” olarak tanımlanmıştır. Bu bilgi, Kuran’ın
Allah’ın sözü olduğunun bir başka delilini oluşturmaktadır
ve Allah’ın Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e nasip
ettiği çok büyük bir mucizedir.
MEKKE’NİN FETHİ
Andolsun Allah, elçisinin gördüğü
rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz
Mescid-i Haram’a
güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak
(ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi
bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi, 27)
Peygamber Efendimiz (sav), Medine’de iken gördüğü bir rüyasında,
müminlerin güven içinde Mescid-i Haram’a girdiklerini ve
Kabe’yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle
müjdelemişti. Çünkü, Mekke’den Medine’ye hicret eden
müminler, o zamandan beri Mekke’ye gidemiyorlardı.
Allah, Peygamberimiz (sav)’e Katından bir yardım ve destek
olarak Fetih Suresi’nin 27. ayetini vahyetmiş ve rüyasının
doğru olduğunu, eğer Allah dilerse müminlerin Mekke’ye girebileceklerini
bildirmiştir. Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye Barışı
ve ardından gelen Mekke’nin fethiyle, Müslümanlar aynı ayette
bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram’a girmişlerdir.
Böylece Allah, Peygamber Efendimiz (sav)’e ilham ettiği müjdenin
gerçek olduğunu göstermiştir.
Buhari, Mekke’nin fethi ile ilgili olarak
İbn-i Abbas’tan şöyle rivayet etmektedir:
İbnu Abbas: “Herhalde o Kuran’ı
(tilavetini -okumasını, tebliğini ve mucibince –gerektiği
gibi- amel etmeni) senin üzerine farz kılan (Allah), seni (yine)
dönülecek yere döndürecektir...” (Kasas Suresi,
85) mealindeki ayette ifade edilen döndürülecek yerden maksadın
Mekke olduğunu söylerdi.”7
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli
bir husus vardır. Fetih Suresi’nin 27. ayetine dikkat edilirse, Mekke’nin
fethinden önce gerçekleşecek bir başka fetihten daha söz edildiği
görülecektir. Nitekim ayette haber verildiği gibi Müslümanlar,
önce Yahudilerin elinde bulunan Hayber Kalesi’ni fethetmişler,
daha sonra da Mekke’yi fethetmişlerdir.8 Ünlü
Celaleyn tefsirinde, Fetih Suresi’nin 27. ayeti şöyle açıklanmaktadır:
Yemin olsun ki Allah, Peygamberine
o rüyayı doğru gösterdi. Rasulullah (sav) Hudeybiye senesinde
sefere çıkmazdan evvel rüyasında kendisini de, ashabını da emniyet
içinde, başlarını traş ederek Mekke’ye
girer görmüş, bunu ashabına haber vermişti. Onlar da sevinmişlerdi.
Vakta ki maiyyetindekilerle (beraberindekilerle) birlikte çıktılar.
Kafirler, kendilerini “Hudeybiye”de menedip döndüklerinde
bu onlara çok ağır geldi. Bazı münafıklar ise şüpheye düştüler.
Bu ayet o zaman inmiştir. “Yemin olsun ki inşaAllah Mescid-i
Haram’a emniyet içinde başlarınızın saçlarının tümünü kazıtarak,
(kiminiz) bir kısmını kısaltarak, asla korkusuzca gireceksiniz.
Fakat Allah sulh konusunda fayda yönünden sizin bilmediğiniz şeyleri
bildi de ondan önce yani Mekke’ye girmeden önce yakın bir
fetih yaptı.” Bu da Hayber’in fethi idi. Ve rüya ertesi
sene tahakkuk etti (gerçekleşti).9
Peygamberimiz (sav) Hicret’in 8. yılında Mekke’ye
girerek bu şehri fethetmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) müminlere
bu müjdeleri verdiğinde, mevcut durum bu yönde değildir. Hatta,
koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle
Mekke’ye sokmamakta kararlı görünmektedirler. Bu ise, kalbinde
hastalık olanların, Peygamber Efendimiz (sav)’in söylediklerine
şüphe ile bakmalarına neden olmuştur. Ancak Peygamberimiz (sav)
Allah’a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden,
Allah’ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara
açıklamıştır. Rabbimiz’in Peygamberimiz (sav)’e haber
verdiği bu gayb haberinin gerçekleşmiş olması, milyonlarca insanın
şahit olduğu çok büyük bir mucizedir.
MISIR’IN FETHİ
Sizler Mısır’ı fethedeceksiniz. Orası (paraya) “kirat” denilen
yerdir. Oranın halkına hayır tavsiye edin. Onların bir zimmet,
bir de rahim (hakkı) vardır.10
Peygamber Efendimiz (sav) bu hadis-i şeriflerinde
Mısır’ın
fethedileceğini müjdelemektedir. Peygamberimiz (sav) bu müjdeyi
verdiği sırada Mısır, Romalıların hakimiyeti altındaydı. Ayrıca,
Müslümanların henüz çok büyük bir gücü bulunmamaktaydı. Ancak,
Peygamber Efendimiz (sav)’in bu sözleri gerçek olmuş, kendisinin
vefatından çok zaman geçmeden, Hz. Ömer (ra)’in halifeliği
sırasında, M.S. 641 yılında, Amr bin As komutasındaki Müslümanlar
tarafından Mısır fethedilmiştir.11 Bu
olay, Peygamber Efendimiz (sav)’in gerçekleşen gayb haberlerinden
biridir.
ROMA VE İRAN TOPRAKLARININ FETHİ
Kisra ölünce, ondan başka Kisra
yoktur. Kayser de öldü mü ondan sonra bir Kayser yoktur. Nefsimi
kudret altında tutan Zat-ı Zülcelal’e
yemin olsun, siz her ikisinin de hazinelerini Allah yolunda harcayacaksınız.12
Bu hadis-i şerifte geçen “Kisra” kelimesi,
geçmişte İran kralları için kullanılan bir isimdir. Kayser sıfatı
ise, Roma İmparatoru için kullanılmaktaydı. Peygamber Efendimiz
(sav) hadis-i şerifinde, bu her iki kralın sahip olduğu hazinenin
Müslümanlara kalacağını müjdelemiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Peygamberimiz
(sav)’in
bu haberi müjdelediği dönemde Müslümanların askeri, ekonomik ve
siyasi açıdan, henüz böyle büyük bir fetih yapmaya güçlerinin bulunmamasıdır.
Ayrıca bu dönemde, İran ve Bizans İmparatorlukları da, en güçlü
devletlerdi. Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz (sav), bu iki fethi
haber verdiğinde, siyasi ve askeri koşullar görünürde buna uygun
değildi. Ancak, Peygamber Efendimiz (sav)’in haber verdiği
bu olaylar aynen gerçekleşmiştir. Hz. Ömer zamanında İran fethedilmiş
ve bu fetihle birlikte Kisraların saltanatı son bulmuştur.13
Kayser’in ölümü ve hazinelerinin Müslümanlara kalması ise
Müslümanların, Raşid Halifeler döneminde Roma İmparatorluğu’na
ait çok önemli merkezleri fethetmeleri ile başlamıştır. Hz. Ebu
Bekir döneminden başlayarak, Kayser’in yönetimi altındaki
Ürdün, Filistin, Şam, Kudüs, Suriye, Mısır gibi önemli merkezlerin
tamamı fethedilmiştir. İstanbul’un, 1453 yılında Osmanlı
Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi ve Roma İmparatorluğunun
yıkılmasını takiben Kayser ünvanı da tarihe gömülmüştür.14 Böylece,
Peygamberimiz (sav)’in döneminde siyasi ve ekonomik açıdan
imkansız gibi görünen bu önemli fetihler, Allah’ın Hz. Muhammed
(sav)’e verdiği birer mucize olarak gerçekleşmiştir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN
SORU SORULMADAN ÖNCE CEVAP VERMESİ
Kuran’da Hz. İsa’nın Allah’ın izniyle insanların “yediklerini
ve biriktirdiklerini” haber verdiği (Al-i İmran Suresi, 49),
Hz. Yusuf’un ise “bir yemek gelmeden onu haber vereceği” (Yusuf
Suresi, 37) bildirilmiştir. Bu mucizeler Allah’ın peygamberlerine
olan bir lütfudur. Peygamberimiz (sav) de hadislerde haber verildiğine
göre, Allah’tan bir mucize olarak kendisine daha soru sorulmadan
ilgili kişiye cevap vermiş, insanların içlerinden geçirdiklerini
bilmiştir. Örneğin hadislerde bildirildiğine göre Peygamberimiz
(sav) ne zaman, nerelerin fethedileceğini sahabelere haber veriyordu.15 Yine
hadislerde bildirildiğine göre Peygamber Efendimiz (sav), eve gelecek
kişileri daha gelmeden evvel, odaya girecek olan kişileri daha
odaya girmeden evvel bilirdi. Bir kişi bir yerden geç geldiğinde,
geç kalma sebeplerini hemen o kişiye haber verirdi.16 Peygamberimiz
(sav) ayrıca münafık zihniyetteki kişileri, Müslümanlara kötülük
düşünen kişileri, içinden kötü fikirler geçirenleri hemen tanıyordu.17 (Muhammed
Suresi, 30)
Hadislerde bu mucizelerle ilgili yüzlerce
örnek verilmektedir. Bir hadiste Peygamberimiz (sav) Ebu Süfyan’ın
içinden geçirdiklerine bir cevap vermiş ve Ebu Süfyan bu durum
karşısında bu mübarek insanın peygamberliğine şahitlik ettiğini
söylemiştir:
Ebu Süfyan mescidin bir kenarında
oturuyordu. Birgün Rasulullah (sav) elbisesine bürünerek evinden
çıktı. Ebu Süfyan oturduğu yerden: “Acaba
bu ne ile mağlub etti” dedi. Rasulullah (sav) Ebu Süfyan’ın
yanına gelip eliyle onun sırtına vurdu ve: “Seni Allah ile
mağlup ettim” dedi. Ebu Süfyan: “Senin Allah Rasulu
olduğuna şahitlik ederim” dedi.18
Peygamber Efendimiz (sav)’in insanların
içinden geçirdiklerini anlayıp, buna göre cevap vermesine bir
örnek ise Vabısa ile ilgili olan hadistir:
Resulullah (sav)’a geldim.
Niyetim iyilik ve günahtan ona sormadık bir şeyi bırakmamaktı.
Etrafını Müslümanlardan bir cemaat çevirmişti, durmadan ona sorup
fetva istiyorlardı. Onları yara yara ilerlemek istedim.
- Allah Resulünden uzak dur, ey Vabısa! dediler.
Şöyle cevap verdim:
- Bırakın beni de ona iyice yaklaşayım! Kendine
yakın olmak istediğim insanların en sevimlisidir
o!
- “Bırakın Vabısa’yı!” buyurdu.
İki veya üç kere de bana hitaben:
- “Ey Vabısa yaklaş!” dedi. Nihayet
O’na yaklaşıp önünde oturdum. Bana şöyle
buyurdu:
- “Ey Vabısa” sana ben mi haber vereyim,
yoksa sen mi bana sorarsın!”
- Bilakis sen bana haber ver! dedim.
Şöyle buyurdu:
- İyilik ve günah hakkında sormak için geldin
değil mi?
- Evet! dedim. Bunun üzerine parmaklarının uçlarını
bir araya getirip onlarla göğsüme vurarak şöyle
buyurdu:
“Ey Vabısa, kalbine danış, kendine danış! –iyilik,
insanlar sana fetva verseler, fetva vermeseler
de, kendi kalbinin yatıştığı şeydir; günah da,
kalbi kazıyan (rahatsız eden) göğüste dolaşıp duran
şeydir!”19
Hadiste de bildirildiği gibi, Rabbimiz’in bir lütfu olarak
Peygamberimiz (sav) çoğu zaman daha soru sorulmadan önce kendisine
sorulacak soruları bilir ve onlara göre cevaplar verirdi. Peygamberimiz
(sav)’in karşısındaki kişinin niyetini, düşüncesini anlamasına
bir diğer örnek ise Ebu’d Derda’nın Müslüman olmasıyla
ilgili olan hadistir:
Ebu’d Derda bir puta tapıyordu. Abdullah
b. Revaha ile Ebu Selem'e gidip o putu kırdılar. Ebu’d
Derda gelip de putu o halde görünce şöyle demekten kendini alamadı: “Yazık
sana, kendini savunamadın mı?”
Sonra Peygamber (sav)’e geldi. İbn-i Revaha
yolda kendisini gördü ve şöyle dedi: “İşte Ebu’d
Derda! Mutlaka bizi aramak için gelmiştir!” Allah Resulü
(sav) de şöyle buyurdu: “Hayır! Müslüman olmak için geliyor.
Rabbim Ebu’d Derda’nın Müslüman olacağını vaat etti.”20
Yukarıda verdiğimiz tüm örnekler Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav)’in
Allah’ın dilemesiyle pek çok mucize gerçekleştirdiğini göstermektedir.
Peygamberimiz (sav) üstün ahlakı, Allah korkusu, derin imanı, tevekkülü
ve samimiyeti ile Müslümanlara çok güzel bir örnek olmuş, mucizeleriyle
de iman edenlerin şevk ve heyecanlarının daha da güçlenmelerine
vesile olmuştur.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN
GAYB BİLGİLERİ DOĞRULTUSUNDA YAŞANAN AHİR ZAMAN
Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde
yaşanacak olan bir dönemdir. Peygamberimiz (sav)’in, ahir zamanda gerçekleşecek
olan olaylarla ilgili pek çok haberi bize ulaşmıştır. Bu olayların,
içinde bulunduğumuz dönemde birer birer gerçekleşiyor olması da
Peygamberimiz (sav)’in mucizelerinden biridir. Hz. Muhammed
(sav) kendi yaşadığı dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek
olayları, sanki o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır.
Kuyruklu yıldızın doğması, İran-Irak Savaşı, Kabe baskını, Güneş’ten
bir alametin belirmesi, sahte mesihlerin ortaya çıkması, fitnelerin
çoğalması ve ahlaki çöküş gibi alametler ahir zamanda yaşanacak
olan alametlerin yalnızca birkaçıdır.
Bu noktada belirtilmelidir ki; Peygamberimiz
(sav)’in ahir
zaman hakkındaki hadislerindeki işaretler, 1400 yıl içinde değişik
zamanlarda ve dünyanın farklı farklı bölgelerinde tek tek de görünmüş
olabilir, ancak Hicri 1400 yılından itibaren hepsi aynı dönem içinde,
birbiri ardına gerçekleşmektedir. Bu da Peygamberimiz (sav)’in
başka bir hadisindeki haberin gerçekleşmesi demektir:
“Kıyamet alametleri birbirini
takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması
gibi.”21
Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki,
ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu,
günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmektedir.
Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet,
anarşi ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış
olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun
bir göstergesidir.
Peygamberimiz (sav)’in hadislerindeki bilgilere göre Allah,
bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından
kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel
ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona uğrayan toplumları
doğru yola iletmek için ’Mehdi (doğruya götüren)’ sıfatını
taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır. Hz. Mehdi,
İslam dünyasını bir çatı altında toplayacak, Kuran ahlakının dünyaya
hakim olmasına vesile olacak ve ikinci kez dünyaya gelecek olan
kutlu şahıs Hz. İsa ile birlikte ahir zaman fitnelerine karşı fikri
bir mücadele yürütecektir.
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, insanların
dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak
çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi’ye
tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak
tüm bu hayırlara işaret etmiştir:
İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli
eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan
tahric ettiler. O dedi ki:
... O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden
önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle
doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar
üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na
katılsın. Zira O Mehdi’dir.22
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in gerek Hz. İsa,
Hz. Mehdi ve ahir zaman alametleri, gerekse geçmişte yaşanmış olaylar
hakkında bildirdiği mucizeler tüm Müslümanlar için büyük bir müjde,
Allah’tan bir yardım ve lütuftur. Bu mucizeler Allah’ın
izniyle iman edenlerin imanlarını daha da güçlendirecek ve Allah’ın
Peygamberimiz (sav)’e indirdiği Yüce kitabı Kuran-ı Kerim’e
daha büyük bir şevkle bağlanmalarına vesile olacak birer delildir.
KAYNAKLAR:
1 http://en.wikipedia.org/wiki/Heraclius
2 Warren Treadgold, A History of the Byzantine
State and Society, Stanford University Press,
1997, ss. 287-299.
3 http://fstav.freeservers.com/emperors/heraclius.html
4 Warren Treadgold, A History of the Byzantine
State and Society, Stanford University Press,
1997, ss. 287-299.
5http://web.genie.it/utenti/i/inanna/livello2-i/mediterraneo-1-i.htm;http://impearls.blogspot.com/2003_12_07_impearls_archive.html;
http://en.wikipedia.org/wiki/Heraclius
6 World Book Encyclopedia, 2003, Contributor:
Bernard Reich, Ph.D., Professor of Political
Science and International Affairs, George Washington
University
7 Buhâri, Tefsir, Kasas Suresi 2, Kütüb-i Sitte-
729
8 Imam Taberi, Taberi Tefsiri, Cilt 5, Ümit Yayıncılık,
İstanbul, s. 2276
9 Celâleyn Tefsiri Tercümesi, Tercüme: İbrahim
Serdar, Yusuf Şensoy, Faith Enes Yayınevi, İstanbul,
1997, 3. Cilt, s. 1843
10 Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı
Tercüme ve Şerhi, 15. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 420
11 H.U. Rahman, İslam Tarihi Kronolojisi, Birleşik
Yayıncılık, İstanbul 1995, s. 70-71
12 Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, Muhtasarı
Tercüme ve Şerhi, 15. cilt, Akçağ Yayınları,
Ankara, s. 416
13 http://www.mustakiim.de/Islam/Islam%20Tarihi/bilgi5.htm
14 a.g.e.
15 İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz
(sav) el-Hasaisü’l-Kübra, Çeviri: Naim
Erdoğan İz Yayıncılık, İstanbul, 2003, s. 696-700)
16 İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz
(sav) el-Hasaisü’l-Kübra, Çeviri: Naim
Erdoğan İz Yayıncılık, İstanbul, 2003, s. 688-689
17 İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz
(sav) el-Hasaisü’l-Kübra, Çeviri: Naim
Erdoğan İz Yayıncılık, İstanbul, 2003, s. 689-691
18 Haris; İbn Hacer Askalani, Metalib-u Aliye
4, Tevhid Yayınları, 1996, 3839, s. 17)
19 İbn-i Kesir, Peygamberimiz (sav)’in
Şemaili, Mucizeleri, Çelik Yayınevi, s. 361
20 İmam Suyuti, Olağanüstü Yönleriyle Peygamberimiz
(sav) el-Hasaisü’l-Kübra, Çeviri: Naim
Erdoğan İz Yayıncılık, İstanbul, 2003, s. 680
21 G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt,
Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 277/6
22 Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin
Suyuti, s. 14
|