Evrenin Yeni Mucizeleri Keşfediliyor
Allah; gökleri, yeri ve
ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa
istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve
şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek
misiniz? Gökten yere her işi O evirip düzene
koyar... (Secde Suresi, 4-5)
Birçok bilim
adamı doğadaki fizik yasalarının ve canlıların
gelişiminin sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde cereyan
ettiğini düşünür. Hatta bunun, doğal bir olayın
açıklamasının bilimsel olarak değer kazanabilmesi için
şart olduğunu bile ileri sürerler. Ancak bunu iddia
edenler bir açmazla karşı karşıyadırlar. Şu ifade kesin
bir çelişkiyi barındırır: “Elbette bazı şeyler
(bilimsel olgular) aslında bir sebebe dayanır ama her
şey, bir sebebe dayanmayan şeyler de dahil olmak üzere,
bir sebep olmadan da var olabilir.” (T. D. Sullivan,
“Comming to be Without a Cause”, Philosophy, s.176-177.)
Burada kast edilen şey şöyle
örneklendirilebilir: Yağmurun nedeni bulutlardır,
bulutların nedeni atmosferik olaylar, atmosferin nedeni
ise Dünya'nın yapısıdır. Peki Dünya'nın yapısının nedeni
nedir? İşte burası her şeyi sebep–sonuç ilişkisine
bağlayan zihniyetin iflas ettiği noktadır.
Bugün
bilimi sebep-sonuç ilişkisi üzerine kurmaya çalışanlar
büyük bir telaş ve sıkıntı yaşıyor. Bu sıkıntının nedeni
evrenin başlangıcı olan Büyük Patlama ya da orijinal
adıyla Big Bang’dir. Astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç,
tüm evrenin, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var
olduğudur. Büyük Patlama, tüm evrenin tek bir noktanın
patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır.
Kuran’da bu şu şekilde bildirilir:
“O gökleri
ve yeri yoktan var edendir...” (Enam Suresi, 101)
Sebep-Sonuç İlişkisi Evreni Açıklamakta
Yetersiz Kalıyor
Canlılığı ve diğer fiziksel
varlıkları sebep-sonuç ilişkisi ile açıklama “maddenin
zaman içinde birbiri ile etkileşimi” temeline dayanır.
Ancak maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi
bulunmadığı bir an vardır. Bu anı maddi bir sebeple
açıklamak da imkansızdır.
Yale Üniversitesi
fizik ve doğa felsefesi profesörü Henry Morgenau doğa
kanunlarının tesadüflerle açıklanamayacağını şöyle ifade
etmiştir:
“Şuna hiç şüphe yok ki, doğa
kanunları tesadüfler ya da kazalar sonucu ortaya çıkmış
olamaz. O halde doğanın sayısız yasalarının ortaya
çıkışına dair sorulacak cevap ne olmalıdır? Doğa
kanunlarının evrensel geçerliliğine uygun olan tek bir
cevap biliyorum: Doğa kanunlarını Allah yaratmıştır.
Allah her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.” (Henry Margenau & Roy A. Varghese, Cosmos. Bios,
Theos, Open Court Publishing Company, Illinois, Mayıs
1992)
Oxford Üniversitesinde Tabii Bilimler
doktorası yapmış ve 1973 yılında Nobel Tıp Ödülünü
kazanmış olan nörofizyolog Sir John Eccles ise hayatın
ancak kusursuz bir yaratılışın sonucu olduğunu söyler:
Eğer her şeyde bir amaç ve tasarımın hakim
olduğuna inanmazsanız o zaman her şeyin sadece tesadüf
ve gereklilikten ibaret olduğunu öne sürebilirsiniz. Ama
varoluşunuzu açıklamak için tesadüf ve gerekliliğe bağlı
kalmak aptalca birşeydir. Bütün hayat ve elbette bütün
insanlar kusursuz bir yaratılış planının
parçasıdırlar.” (Henry Margenau & Roy A.
Varghese, Cosmos. Bios, Theos, Open Court Publishing
Company, Illinois, Mayıs 1992)
Bir kısım
insanların -ki bunlara bazı bilim adamları da dahildir-
sebep-sonuç etkileşiminde bu kadar ısrarcı olmalarının
nedeni, her şeyi maddi dünyayı kendi içinde
açıklayabilme arzusudur. Materyalizm olarak adlandırılan
bu akıma göre; evren sonsuz boyuttadır. Sonsuzdan beri
vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır. Bu sonsuzluk
içinde en karmaşık olaylar dahi rastlantısal
gelişmelerin sonucu olabilir. Sonuç olarak bir
materyalist için her şeyin yaratıldığına inanmak söz
konusu değildir. Materyalist felsefenin de temelini
oluşturan bu görüş, 20. yüzyılda gelişen bilim ve
teknoloji ile kökünden yıkılmıştır. Bilim adına ortaya
çıkan materyalist iddia, yine bilim tarafından ortadan
kaldırılmıştır. Maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve
sonsuza kadar da var olacağı iddiası artık bir dogmadır
(Dogma; doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir
öğretinin veya ideolojinin temelidir).
1978
Nobel Fizik Ödülü’nü alan Dr. Arno materyalizmin
bilimsel bir gerçek değil, ancak inanç olabileceğini
şöyle açıklar:
“Bugünün dogması ise maddenin
ezeli ve ebedi olduğu yönündedir. Bu dogma, evrenin
yaratılmış olduğuna işaret eden gözleme dayalı
kanıtların, astronominin bugüne kadar ürettiği
gözlemlenebilir verilerin hepsinin evrenin yaratıldığı
iddiasını desteklediği gerçeğine rağmen, kabul etmek
istemeyen insanların (bunlara fizikçilerin çoğunluğu da
dahildir) içgüdüsel inançlarına dayanmaktadır.” (Henry Morgenau & Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios
Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.101.)
Dr. Penzias evrenin başından beri bir plana göre
işlediğini ise şöyle anlatır:
“Astronomi bizi
benzersiz bir olaya ulaştırır; hiçlikten yaratılmış
olan, hayatın oluşabilmesi için sağlanması gereken
koşullara en uygun, hassas bir dengeye ve kendisine
temel oluşturan bir plana sahip olan bir evren.” (Henry Morgenau & Roy Abraham Varghese, Kosmos Bios
Teos, Gelenek Yayıncılık, Ekim 2002, İstanbul, s.105.)
Bilim çevreleri de artık evrenin ‘insan
merkezcil bir amaç’ (Homo-centrici Teleologism)
taşıdığını düşünmeye başlamıştır. Buna göre evren, boş
yere var olmamıştır; bir amacı vardır, bu amaç da
insandır. Bu nedenle evrendeki tüm fizik yasaları üstün
yaratış sahibi Rabbimiz'in insanların faydasına verdiği
büyük nimetlerdir. Bir ayette Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır:
Ey insanlar, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi
rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka Yaratıcı var
mı? O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da
çevriliyorsunuz? (Fatır Suresi, 3)
|