DÖRT HALİFE DÖNEMİ
VE ALTINÇAĞ
Hz. Muhammed (sav)'in vefatından sonra yaşanan "Dört Halife
Dönemi", İslam dininin Arap Yarımadasının sınırlarını aşarak
yaygınlaştığı bir dönemdir. Parlak zaferlerin kazanıldığı ve Müslümanların
huzur ve refah içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönem, Peygamberimiz
(sav)'in müjdelediği Altınçağ'ın geçmişteki güzel bir örneğidir.
Bu dönemde İslam Devleti'nin sınırları batıda
Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya'ya kadar genişletilmiş;
böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika'daki
çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kurulacak olan yeni İslam
devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır.
Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz.
Ali, Peygamber Efendimiz (sav)'in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının
hakim olduğu adil düzeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam
ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, "Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler
Dönemi" anlamına gelen "Hulefa-i Raşidin Dönemi" olarak
adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem
'Cumhuriyet Devri' şeklinde de tanımlanır.
ALTINÇAĞ’DA YAŞANACAKLAR
Dört Halife Dönemi'ndeki Altınçağ benzeri ortamı kavrayabilmek
için, Peygamberimiz (sav)'in haber verdiği Altınçağ'ı kısaca incelemek
yerinde olacaktır.
İslami kaynaklara göre Altınçağ, kıyamete yakın bir zamanda, Kuran
ahlakının hakim olacağı ve din ahlakının insanlar arasında yaygın
olarak yaşanacağı bir dönemi ifade eder. Bu dönemde insanların
huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri için gereken her türlü şart
mevcut olacaktır. Önceki dönemlerde yaşanan tüm sıkıntıların yerini
bolluk, bereket ve adalet alacaktır. Bu dönemde din ahlakına uygun
olmayan her türlü ahlaksızlık, adaletsizlik, sahtekarlık ve dejenerasyonun
tüm çeşitleri ortadan kalkacaktır. Bu müjdeli dönem, tüm inanan
insanların asırlardır özlemini duyduğu barış, huzur, adalet ve
bolluğun, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönemdir. (Detaylı
bilgi için bkz. Harun Yahya, Altınçağ) Yüce Allah Kuran'da inanan
kullarına, İslam ahlakının yeryüzünde hakim olacağını şöyle müjdelemektedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara
vaat etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar
sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi'
kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir
şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar
fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de Altınçağ'ı
14 yüzyıl önce detaylı olarak tasvir etmiştir. Söz konusu dönemin
cennet benzeri özellikleri hadisler kanalıyla bizlere ulaşmıştır.
Her çeşit ürün ve mal bolluğu, emniyet, güven ve adaletin temini,
huzur ve saadet, her türlü teknolojik gelişmenin insanların rahatı,
konforu, neşesi ve huzuru için kullanılması, ihtiyaç içinde olan
kimsenin kalmaması, isteyene istediğinden sayılmadan, kat kat
fazlasıyla verilmesi, bu devrin belli başlı özelliklerindendir.
Hadislerde bildirildiği gibi o dönem "silahların susacağı" bir
dönem olacak ve bu devirde yeryüzü özlemini çektiği barışla dolacaktır.
Altınçağ'da, önceden devletler ve halklar arasında devam eden
husumet ve anlaşmazlıklar son bulacak, bu halklar arasında çok
büyük bir kardeşlik yaşanacak ve tüm kavgaların yerini barış,
dostluk ve sevgi alacaktır.
Peygamber Efendimiz (sav)'in Altınçağ ortamını anlatan bazı hadisleri
şöyledir:
… Küçükler keşke ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük
olsaydım diye temenni ederler... İyi insanların iyiliği artar,
kötülere karşı bile iyilik yapılır.1
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır.2
… Dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar...3
Adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri
verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış
birşey bile sahibine iade edilecektir... Yeryüzü emniyetle dolacak
ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla,
hacca gidecektir.4
Altınçağ, Allah'ın emirlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiği,
adaletin, fedakarlığın, yardımseverliğin en yoğun olarak yaşandığı,
kutlu bir dönem olacaktır. Bu kutlu dönemde malı olan hiçbir sıkıntı
duymadan ihtiyacı olana verecek, herkes birbirinin rahatını, refahını
ve konforunu düşünecektir. Bu paylaşmanın sonunda herkes eşit refah
seviyesine ulaşacak, açlık, sefalet gibi pek çok sorun kendiliğinden
çözülecektir.
Altınçağ'da yaşanacak olan tüm bolluk, teknolojik
gelişmeler ve sanatsal güzelliklerin yanısıra toplum yaşantısı
da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen
insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir hayat sunacaktır.
Çünkü Allah Kuran'da güzellik yapan, Kuran ahlakına uyan kullarına
güzellik vaat ettiğini bildirmiştir:
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini
ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar;
orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, konuya
ilişkin bildirilen bir başka haber ise, İslam ahlakına uymayan
din anlayışının tamamen ortadan kalkışıdır. Altınçağ'da Peygamberimiz
(sav)'den sonra ortaya çıkan bidatlar (dine sonradan girmiş hurafeler)
ortadan kalkacak, Kuran ahlakı özüne dönecektir. İslam anlayışı
tamamen düzelecek ve din ahlakı aslına dönecektir. Hadislerde
bu konu ile ilgili olarak, ahir zamanda kaldırılmadık bidatın
kalmayacağı
ve "aynı
Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi dinin icablarının yerine getirileceği" ifade
edilmektedir.5
O dönem geldiğinde, insanların Allah'a yakınlaşmasını, O'nun dinini
yaşamasını engelleyen tüm bu çarpıklıklara son verilecek, din ahlakının
aslında olmayan, sonradan ilave edilmiş birçok hurafe, inanış ve
ibadet şekilleri İslam'dan temizlenecektir.
Üzerinde durulması gereken bir nokta da, din
ahlakının aslına döndürülmesinde samimi Müslümanların gösterdikleri
çaba ve gayrettir. Bu dönemde İslam alemi içindeki ihtilaflar,
ayrılıklar ortadan kalkacaktır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden
biri olan Muhyiddin Arabi "Fütühat-ül Mekkiye" isimli
eserinde bu konuda şu tespitte bulunmuştur:
...din Peygamberin zamanında olduğu gibi aynen uygulanacaktır.
Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir
mezhep kalmayacak.6
Bu özet bilgiler bile Altınçağ'ın zihinde canlandırılabilmesi
için yeterlidir. Şimdi halifelerin yönetim anlayışları, kişilikleri
ve icraatları doğrultusunda nasıl Altınçağ benzeri bir ortam
meydana getirdiklerini inceleyelim.
Hz. Ebu Bekir Dönemi (632-634)
Sevgili Peygamber Efendimiz (sav) ile peygamberliğinden önce de
arkadaş olan Hz. Ebu Bekir, onun tebliği üzerine Müslüman olan
ilk insanlardan biridir. Hz. Ebu Bekir, İslamiyet'in açıkça anlatılmaya
başlanmadığı bir dönem olan Peygamberimiz'in (sav) henüz yalnız
olduğu dönemde İslamiyet'i kabul etmiştir. Hz. Muhammed (sav)'in
yakın dostu ve İslam ahlakının güzel bir temsilcisi olan Hz. Ebu
Bekir, aralarında Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Sa'd b. Ebi Vakkas,
Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde b. Cerrah başta
olmak üzere birçok kişinin İslam dinini yaşamasına vesile olmuştur.
Hz. Muhammed (sav) hastalandığında, Müslümanlara imamlık yapma
görevini Hz. Ebu Bekir'e vermiştir. Onun vefatından sonra ise,
Hz. Ömer ve arkadaşlarının önerisi üzerine Hz. Ebu Bekir halife
seçilmiştir. Tarihi kaynaklarda yer alan, Hz. Ebu Bekir'in Hilafet
görevini üstlendikten sonra halka hitaben yaptığı şu konuşma oldukça
anlamlıdır:
Ey halkım! Ben size yönetici oldum. Halbuki sizin en hayırlınız
değilim. Eğer iyi işler yaparsam, bana yardım ediniz. Eğer yanlış
işler yaparsam bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk, emanettir.
Yalancılık, hıyanettir. Sizin en zayıfınız benim yanımda güçlüdür
ki, onun hakkını müdafaa ederim. En güçlünüz benim yanımda zayıftır
ki, başkasının hakkını ondan alırım.7
Hz. Ebu Bekir bu sözleriyle ideal bir yöneticide olması gereken
vasıfları en güzel şekilde özetlemektedir. Halifelik dönemi iki
yıl gibi kısa bir zaman sürmesine rağmen pek çok başarıyla doludur.
Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatından
sonra aralarında ihtilaflar baş gösteren Müslümanları bir araya
toplayıp devlet otoritesini yeniden sağladı. Kuran-ı Kerim'in toplanması
ve korunması konusunda büyük çaba harcadı. İslamiyet'in ilk kez
Arap Yarımadası dışında Suriye, Filistin ve Irak'ta yayılmasına
vesile oldu. Din ahlakının özünde olmayan hareketlere ve yalancı
peygamberlere karşı savaş açtı; böylelikle İslam dini ve Kuran
ahlakının Peygamber Efendimiz (sav) döneminde olduğu gibi yaşanmasını
sağladı.
Hz. Ebu Bekir güzel huyu, merhameti, mütevazi
kişiliği ve Kuran ahlakını yaşamada gösterdiği titizliğiyle sahabeler
arasında ön plana çıkan isimlerden biridir. Bu özellikleri nedeniyle
halk tarafından büyük bir sevgi ve saygı görmüştür. İnsanların
kibirli davranışlarını hoş karşılamayan, fakirlere, zor durumda
kalanlara yardım etmekten ve misafir ağırlamaktan son derece
mutluluk duyan bir yapıya sahiptir. Esir birçok Müslümanı kurtarmış,
köle sahiplerine önemli miktarda ödemeler yaparak onları özgürlüklerine
kavuşturmuştur. Ticaretle uğraşan ve zengin bir kişi olan Hz.
Ebu Bekir, tüm malını İslam ahlakının yayılması için infak etmiştir.
Bunun için Resulullah (sav) onun hakkında "Malını feda etmede en önde giden kişi
Ebu Bekir'dir. Ebu Bekir ne güzel dosttur. Aramızda İslam kardeşliği
ve sevgisi vardır" buyurmuştur.8
Sonuç olarak, Hz. Ebu Bekir, güçlü imanı, dehası ve üstün devlet
adamı vasfıyla İslam Birliği'ni muhafaza etmiş ve kendisinden sonra
gelenlere güçlü bir devlet bırakmıştır.
Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden olan
Hz. Ömer, tüm baskılara rağmen inançlarından taviz vermeyen Müslümanların
kararlılıklarından etkilendi ve İslam dinini kabul etti. Bir
rivayete göre Müslümanlığı seçtiğini açıkça ilk ilan eden o idi.
Abdullah İbn Mesud'un ifadesiyle, "Ömer'in
Müslüman oluşu bir fetihti".9 O tarihten sonra Peygamberimiz
(sav)'in yanında yer aldı, güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam
ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Sahip olduğu imkanları
İslamiyet'in yayılması için harcadı. Hz. Ebu Bekir'in vefatı üzerine
halife seçildi ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen
yöneticilere güzel bir örnek oldu.
Hz. Ömer Dönemi (634-644)
Hz. Ömer Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması
konusundaki çabalarıyla tanınır. Adaleti uygularken herkese eşit
davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların
adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki
topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her
türlü önlemi almıştır. Onun iktidarı döneminde sosyal adalet
tam anlamıyla egemen olmuştur. Her zaman halkına karşı büyük
bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara
göre bu konuda, "Fırat kıyısında bir deve
helak olsa, bundan kendimi sorumlu hissederim" sözü meşhurdur.
Hz Ömer'in İstişareye Verdiği Önem
Hz. Ömer, Kuran ahlakının gereği olarak, bir mesele ortaya çıktığı
zaman, karar vermeden önce Müslümanların görüşüne de müracaat eder,
konuyu onlarla istişare ederdi. Bu şekilde en doğru fikir oluşur
ve ona göre davranırdı. Onun bu davranışı, halkın kendi işlerini
de aralarında görüşerek yapmalarına sebep olmuştur. Böylece önemli
işlerde geniş çapta bir istişare geleneği oluşmuştu.
Hz. Ömer dönemi birçok yeniliğe sahne oldu. Zamanında ülke, yönetim
birimlerine ayrıldı. Valiler ve Halife'ye bağlı olarak kadılar
atandı. İlk kez adalet işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle,
yönetim ve adalet işleri birbirinden ayrıldı. Hicri takvimin uygulamaya
konulması, devletin önemli sorunlarının görüşüldüğü bir meclisin
ve devlet hazinesinin oluşturulması yine bu yıllarda gerçekleşti.
Onun halifeliği döneminde, Arabistan dışında büyük fetih hareketleri
yapılarak Irak, İran, Horasan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam
topraklarına dahil edildi. Bu dönemde devletin geniş bir coğrafi
bölgeye yayılması, yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda
örgütlenmeyi zorunlu hale getirdi. Hz. Ömer, işte bu gereksinimi
karşılamak üzere kurumsal bir İslam Devleti'nin temellerini attı.
Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer'in dönemin kadılarına gönderdiği
bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de
bir rehber olmuştur:
Davalara bakarken telaşa, çığırtkanlığa ve taraftarın haysiyetini
kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması
için sükunet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlahi
adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi
ise, Allah onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder. Ama
içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda
hakimin görevi Allah'ın rızk ve rahmet hazinelerinin kullar arasında
adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.
Hz. Ömer sahip olduğu Kuran ahlakı ile idaresindeki tüm İslam
toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim göstermiş ve -Allah'ın
izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur.
Hz. Osman Dönemi (644-656)
Yüksek ahlaki meziyetlere sahip olan Hz. Osman, İslamiyet'i ilk
kabul eden üstün şahıslardan biridir. Hz. Ömer'den sonra halife
seçildi. İslam toplumundaki onun bu göreve layık olduğu kanaati
sebebiyle halifeliğine kimse itiraz etmedi, herkes ona biat etti.
Halifeliğinden önce, Peygamber Efendimiz (sav)'in yakın çevresinde
yer aldı. Vahiy katipliği yaptı. Üstün ahlakı, güzel konuşmasıyla
dikkat çekti. Ayrıca çok güzel bir hitabete sahipti. Ezberi çok
kuvvetli idi ve Yüce Kuran'ı ezberledi.
Hz. Osman'ın İslam dinine yaptığı en büyük hizmetlerden biri Kuran'ın
çoğaltılmasıdır. Zamanında, şive farklılıklarından dolayı Kuran
ayetlerinin farklı okunması üzerine bir kurul oluşturularak Kuran
çoğaltılmıştır. Bir örneği Medine'de bırakılarak Mekke, Şam, Kufe,
Basra, Mısır ve diğer eyaletlere gönderilmiş; böylece Kuran'ın
günümüze kadar orijinalinin ulaşmasına vesile olunmuştur.
Hazreti Osman yaptığı çalışmalar sırasında, tayinlerde uygun kişilerin
görevlendirilmesine özen gösterdi. İslam topraklarında yaşayan
insanların refah seviyesinin yükseltilmesi için imar ve zirai gelişmelere
önem verdi. Bağ ve bahçelerin geliştirilmesine çalıştı. Onun döneminde
İslam topraklarında yaşayan çok sayıda insan İslam dinini kabul
etti. Bu döneme ait dikkat çekici bir gelişme ise, Müslümanların
zenginleşmeleri ve geçmişe kıyasla daha da refah içinde bir hayat
sürdürmeleriydi.
Ayrıca Hz. Osman döneminde İran, Kafkasya ve Afrika'da fetihler
devam etmiş ve ilk donanma oluşturularak, Akdeniz'de stratejik
önemi büyük olan Kıbrıs Adası alınmıştır. Bizans İmparatorluğu'na
karşı büyük zaferler kazanılmış, ele geçirilen topraklarda düzen
ve adalet tesis edilmiştir.
Hz. Ali Dönemi (656-661)
Hz. Ali, Peygamberimiz (sav)'in amcası Ebu Talib'in oğludur. Tarihi
kaynaklarda belirtildiği üzere, Hz. Muhammed (sav)'in yanında büyümüş,
onun eğitiminden geçerek yetişmiştir.
Hz. Ali'nin öne çıkan üç önemli özelliği cesaret,
ilim ve güzel konuşmadır. Onun, İslam toplumunun en alim kişilerinden
biri olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Sevgili Peygamber
Efendimiz (sav)'in ifadesiyle Hz. Ali "İlim beldesinin kapısı"dır.
Daha çocukluğundan itibaren Resulullah (sav)'in yanında bulunmuş,
Kuran'ı ondan öğrenmiş, onun katipliğini yapmıştır. Peygamberimiz
(sav)'in vefatına kadar onun yanından ayrılmamıştır. Böylelikle
dini konular üzerinde yüksek bir ilim düzeyine erişmiştir. Bunun
için, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın ilk danıştığı kimseler
arasındadır.
Halife olmasının ardından Müslümanların bilgi ve ilim sahibi olmaları
için okul kurmuştur. Eğitime büyük önem vermiştir. Hz. Ali'nin
şehid edilmesiyle birlikte İslam'ın en parlak dönemlerinden biri
olan Dört Halife Dönemi sona ermiştir.
Altınçağ ile Müjdelenmek
Peygamberimiz (sav)'den aktarılan pek çok
hadiste, yeryüzünde İslam ahlakının yeniden hakim olacağına işaret
edilmektedir. "Altınçağ" olarak
adlandırılan bu dönem, Allah’ın izniyle, "Asr-ı Saadet" benzeri
bir devir olacaktır.
Hz. Muhammed (sav) ve dört halife döneminde İslam ahlakı nasıl
dört bir yana yayılmış, Müslümanlar huzur içinde yaşamışlar ise
Altınçağ'da da İslam ahlakı yeryüzünde yaygın bir biçimde yaşanacak;
yeryüzü sevgi, barış, huzur, adalet, bolluk ve zenginlikle dolacaktır.
Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanda yaşanacak bu dönem için yaptığı
cennet benzeri tasvirler, bu devre "Altınçağ" isminin
verilmesine neden olmuştur.
Altınçağ ve bu döneme vesile olacak Hz. Mehdi için Peygamber Efendimiz
(sav) şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimin sonunda bir halife gelecek,
malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayacaktır."
Bu dönem Allah'ın müminlere bir lütfudur. Pek çok alameti gerçekleşmeye
başlayan ve bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her
türlü konforuyla huzur dolu ortamıyla tüm insanlara güzellik sunacak
olan bu dönemle müjdelenmek de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok
büyük bir şereftir.
1-Sahih-i Müslim, 11/351
2-Buhârî, 62/Fadâilu Sahâbe, 5/Lev Kuntu Muttahizen; İbn Hacer,
Feth, VII. 26, R. 2675, 7/Menâkıbuu Osman; İbn Hacer, Feth, VII.
66; R. 3699, Tirmizî, 50/Menâkıbu, 19/Menâkıbuu Osman, R. 3697;
Tuhfetu'l-Ahvezi, X. 185, H.3780; Müsned, III. 112, Abdurrezak,
Musannef, XI. 229, R. 20401; Nua'ym, İmâme, s. 336.
3-http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2004/10/02/gundem/gundem1.html
4-Sahih-i Müslim, 11/351
5-Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 433
6-El-Kavlu Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 24
7-Hz. Muhammed ve Hayatı, DIB Yayınları, Ankara, 1996, s. 435
8-Buhârî, 8/Salât, 80/el-Huhe ve'l-Mamer, İbn Hacer, Feth, I. 665,
R. 467, 3656, 3657,3637; 62/Fadâilu's-Sahâbe, 3/Seddu'l-Ebvab,
İbn Hacer, Feth, VII. 15, R. 3654; Müslim, 44/Fadâilu's-Sahâbe,
1/Fadâilu Ebi Bekir, R.4 2382;Tirmizî, 50/Menâkıbu, 15/Menâkıbu
Ebû Bekir, R. 3659.
9-Üsdül-Gabe, IV, s. 151 |