MAİDE SURESİ
1- Ey iman edenler, akitleri yerine getirin. İhramlı
iken avlanmayı helal saymaksızın ve size okunacaklar
dışta tutulmak üzere, hayvanlar size helal kılındı.
Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir.
2- Ey iman edenler, Allah'ın şiarlarına, haram
olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara
ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin.
İhramdan çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi
Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir
topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya
sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın,
günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır.
3- Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası
adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden
düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz
hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar)
ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı.
Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün
inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan)
umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak
İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa'
-günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan
yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır,
esirgeyendir.
4- Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar.
De ki: "Bütün temiz şeyler size helal kılındı." Allah'ın
size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı
hayvanların yakalayıverdiklerinden de -üzerine
Allah'ın adını anarak- yiyin. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
5- Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı.
(Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal,
sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da,
namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar
edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini)
ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim
imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı
boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi
ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı
meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da
(yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin);
eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz
ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara
dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda,
temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize
ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak
istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti
tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
7- Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: "İşittik
ve itaat ettik" dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı
sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir.
8- Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah
için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz,
sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya
daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.
9- Allah, iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara
va'detmiştir, onlar için bir bağışlanma ve büyük
bir ecir vardır.
10- İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar
ise, onlar da, alevli ateşin halkıdırlar.
11- Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini
hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya
yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden
geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler
yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.
12- Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin
söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir-
gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten
Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı
verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz
ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz
sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten,
altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan
sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir
yoldan sapmıştır."
13- Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları
lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar,
kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.
(Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp)
pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında,
onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de
onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik
yapanları sever.
14- Ve: "Biz Hıristiyanlarız" diyenlerden kesin
söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine
hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular.
Böylece Biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve
düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara
haber verecektir.
15- Ey Kitap Ehli, kitaptan gizlemekte olduklarınızın
çoğunu size açıklayan ve birçoğundan geçiveren
elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık
bir kitap geldi.
16- Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş
yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan
nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.
17- Andolsun, "Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler
küfre düşmüştür. De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i,
onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak
(yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim bir şeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve
bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır;
dilediğini yaratır. Allah herşeye güç yetirendir.
18- Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız
ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi
günahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz
O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini
bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin
ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır.
Son varış O'nadır."
19- Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize
müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat
kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi.
Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık.
Allah herşeye güç yetirendir.
20- Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim,
Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden
peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı
ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."
21- "Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı (girmenizi
emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza
dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz."
22- Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim
vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle
girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak
gireriz.”
23- Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine
nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan
girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz.
Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül
edin." dedi.
24- Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece
hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin
git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."
25- (Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden
başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar
topluluğunun arasını Sen ayır" dedi.
26- (Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk
yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca
dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna
üzülme."
27- Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini
oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban
sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş,
diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen)
Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü
de:) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder."
28- "Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak
olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak
değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan
korkarım."
29- "Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı
yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı
isterim. Zulmedenlerin cezası budur."
30- Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik
edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece
onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.
31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin
cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana
yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin
cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman
olmuştu.
32- Bu nedenle, İsrailoğulları’na şunu yazdık:
Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de
onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün
insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz
onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun
ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
33- Allah'a ve Resûlü’ne karşı savaş açanların
ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası,
ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle
ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları)
yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır,
ahirette onlar için büyük bir azap vardır.
34- Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce
tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz Allah bağışlayandır,
esirgeyendir.
35- Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının
ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun
yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
36- Gerçek şu ki, inkar edenler, yeryüzünde olanların
tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların
olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak
için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan
kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.
37- (Orda) Ateşten çıkmak isterler, ama ondan
çıkacak değiller. Onlar için sürekli bir azap vardır.
38- Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına
bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen kesin
bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün
ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
39- Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder
ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah
onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir.
40- Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu
bilmiyor musun? O, kimi dilerse azaplandırır, kimi
dilerse bağışlar. Allah, herşeye güç yetirendir.
41- Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle
Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni
üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen
diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır.
Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size
bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler.
Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık
onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın.
İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir.
Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar
için büyük bir azap vardır.
42- Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir.
Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan
yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan,
sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler.
Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz,
Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.
43- Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında
olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra
bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış
değildir.
44- Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir
hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler,
Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın
Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından
ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla
hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın,
Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse,
işte onlar, kafir olanlardır.
45- Biz onda, onların üzerine yazdık: Cana can,
göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş
ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır.
Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi
için bir kefarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.
46- Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki
Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı
gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için
yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
47- İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle
hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse,
işte onlar, fasık olanlardır.
48- Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak
Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında
Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan
sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.
Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem
kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet
kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün
dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri size haber verecektir.
49- Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve
onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan
sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir
kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak
istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.
50- Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?
Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü,
Allah'tan daha güzel olan kimdir?
51- Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları
dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin
dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz
onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna
hidayet vermez.
52- İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın,
felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından
korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini
görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından
bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli
tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.
53- İman edenler: "Olanca yeminleriyle elbette
sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin
edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp-ettikleri
boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır" derler.
54- Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri
döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin
onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği mü'minlere
karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü
ve onurlu,' Allah yolunda çaba harcayan ve kınayıcının
kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu,
Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah
(rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
55- Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun
elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı
veren mü'minlerdir.
56- Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri
dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek
olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.
57- Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap
verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri
ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer
inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.
58- Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda
onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten
onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
59- De ki: "Ey Kitap Ehli, yalnızca Allah'a, bize
indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin
çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden
hoşlanmıyorsunuz?"
60- De ki: "Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza
olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi?
Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı
ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta
tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz
yoldan daha çok sapmışlardır."
61- Size geldiklerinde: "İnandık" derler. Oysa
onlar inkarla girmişlerdir ve yine onunla çıkmışlardır.
Allah, gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir.
62- Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram
yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün.
Yapmakta oldukları ne kötüdür
63- Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun) ve yüksek
bilginleri (Ahbar), onları, günah söylemelerinden
ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi?
Yapmakta oldukları ne kötüdür.
64- Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler.
Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı
lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl
dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen,
onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını
artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe
kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar
ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse
Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.
65- Eğer, Kitap Ehli iman edip sakınsalardı, elbette
onların kötülüklerini örter ve onları 'nimetlerle
donatılmış' cennetlere sokardık.
66- Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine
Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı,
elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız
nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil)
bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise
ne kötüdür!
67- Ey peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ
et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun
elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan
koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu
hidayete erdirmez.
68- De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve
size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir
şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana
indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkarlarını
artıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı
üzüntüye kapılma.
69- Gerçek şu ki, iman edenlerle Yahudiler, Sabiîler
ve Hıristiyanlardan Allah'a, ahiret gününe inanan
ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku
yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
70- Andolsun, Biz İsrailoğulları’ndan kesin
söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik.
Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir
şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar,
bir bölümünü de öldürdüler.
71- Bir fitne olmayacak sandılar, körleştiler,
sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul etti,
(yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar.
Allah yapmakta olduklarını görendir.
72- Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler
küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey
İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz
olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, Kendisi'ne ortak
koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."
73- Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler
küfre düşmüştür. Oysa tek bir İlah'tan başka İlah
yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse,
onlardan inkar edenlere mutlaka (acı) bir azap
dokunacaktır.
74- Yine de Allah'a tevbe edip bağışlanma istemeyecekler
mi? Oysa Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
75- Meryem oğlu Mesih, yalnızca bir elçidir. Ondan
önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur,
ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri
nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl
da çevriliyorlar?
76- De ki: "Size yarara da, zarara da güç yetirmeyen
Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah,
işitendir, bilendir."
77- De ki: "Ey Kitap Ehli, haksız yere dininiz
konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu
saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun
heva (istek ve tutku)larına uymayın."
78- İsrailoğulları’ndan inkar edenlere,
Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir.
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir.
79- Yapmakta oldukları münker(çirkin iş)lerden
birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları
şey ne kötü idi!
80- Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar
kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin
takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı
ve onlar azapta ebedi kalacaklardır.
81- Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene
iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat
onlardan çoğu fasık olanlardır.
82- Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli
düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun.
Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın
olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun.
Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması
ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.
83- Elçiye indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından
dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün.
Derler ki: "Rabbimiz inandık; öyleyse bizi şahidlerle
birlikte yaz."
84- "Hem Rabbimiz'in bizi salihler topluluğuna
katmasını umarken ne diye Allah'a ve bize Hak’tan
gelene inanmayalım?"
85- Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak
içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan
cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
86- İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar;
işte onlar, çılgın ateşin arkadaşlarıdırlar.
87- Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal
kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın.
Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
88- Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden
helal ve temiz olarak yiyin. Kendisi'ne inanmakta
olduğunuz Allah'tan korkup-sakının.
89- Allah sizi, yeminlerinizdeki ‘rastgele
söylemelerinizden, boş sözlerden’ dolayı
sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız
sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin)
kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından
on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya
bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara
imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini
böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
90- Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar
ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir.
Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa
erersiniz.
91- Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza
düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan
ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz
değil mi?
92- Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin
ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize
düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.
93- İman edenler ve salih amellerde bulunanlar
için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih
amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları
ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları
ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan
önce) dedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur.
Allah, iyilik yapanları sever.
94- Ey iman edenler, Allah görünmezlikte (gaybte)
Kendisi'nden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için
ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan
bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim
bundan sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azap
vardır.
95- Ey iman edenler, siz ihramlıyken avı öldürmeyin.
Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse,
cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da, Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden
adalet sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları
doyurmak veya onun dengi oruç tutmak olan bir kefaret
vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tatmış
olsun. Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim
tekrarlarsa, Allah ondan öç alacaktır. Allah üstün
ve güçlü olandır, öç sahibidir.
96- Deniz avı ve onu yemek size ve (yeryüzünde)
dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı. İhramlı
olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır.
O'na (götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının.
97- Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar
için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı,
kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın
göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve
Allah'ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz
içindir.
98- Bilin ki, Allah gerçekten cezası pek şiddetli
olandır. Ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
99- Elçiye tebliğden başka (yükümlülük) yoktur.
Allah açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı
da bilir.
100- De ki: "Murdar ile temiz -murdarın çokluğu
hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri,
Allah'tan korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
101- Ey iman edenler, size açıklandığında sizi
üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman
sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti.
Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.
102- Sizden önce bir topluluk onu sormuştu da
sonra kafirler olmuşlardı.
103- Allah Bahriye'den, Saibe'den, Vasiyle'den
ve Ham'dan hiçbirini (meşru) kılmamıştır. Ancak
inkar edenler, Allah'a karşı yalan düzüp-uyduruyorlar.
Onların çoğu akıl erdirmezler.
104- Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı
üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,)
Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor
idilerse?
105- Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük)
kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz,
sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
O, size yaptıklarınızı haber verecektir.
106- Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip
çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda
içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa,
sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini)
Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız,
onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi)
hiçbir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini
gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan
oluruz" diye Allah adına yemin etsinler.
107- Eğer o ikisi aleyhinde kesin olarak günahı
hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa,
bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki
bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin
yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin
şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi
aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye
Allah'a yemin ederler.
108- Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına
veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden
korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının
ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete
erdirmez.
109- Allah, elçileri toplayacağı gün, şöyle diyecek: "Size
verilen cevap nedir?" Onlar da: "Bizim bilgimiz
yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen
Sensin Sen."
110- Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa,
sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni
Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de,
yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana
Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim.
İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun
da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu.
Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun,
(yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.
İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir
sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı
senden geri püskürtmüştüm."
111- Hani Havarilere: "Bana ve elçime iman edin" diye
vahy (ilham) etmiştim; onlar da: "İman ettik, gerçekten
Müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol" demişlerdi.
112- Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize
gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O
da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının" demişti.
113- (Bu sefer Havariler:) "Ondan yemek istiyoruz,
kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize
doğru söylediğini bilelim ve buna şahidlerden olalım" demişlerdi.
114- Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize
gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için
bir bayram ve Senden de bir belge olsun. Bizi rızıklandır,
Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti.
115- Allah demişti ki: "Şüphesiz Ben bunu size
indireceğim. Artık sonra sizden kim inkar ederse,
Ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azaplandırmayacağım
bir azapla azaplandıracağım."
116- Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni
ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye
sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim,
hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz.
Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir.
Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem.
Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin
Sen."
117- "Ben onlara bana emrettiklerinin dışında
hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.'
Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde
bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde,
üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen herşeyin
üzerine şahid olansın.”
118- Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar
Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz
Aziz olan, hakim olan Sensin Sen."
119- Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin
yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi
kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır.
Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı
olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk'
budur."
120- Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün
mülkü Allah'ındır. O, herşeye güç yetirendir.