|
İslam dini akıl ve vicdan dinidir.
İnsan, aklı ile dinin bildirdiği gerçekleri görür
ve vicdanını kullanarak gördüklerinden sonuç çıkarır.
Örneğin akıl ve vicdan sahibi bir insan kendisine
hiçbir bilgi verilmese bile evrendeki herhangi bir
varlığın özelliklerini incelediğinde bunun üstün
bir Akıl, İlim ve Güç sahibi tarafından yaratıldığını
anlar. Veya dünyada yaşamın meydana gelebilmesi
için gereken binlerce koşuldan sadece birkaçını
görmesi bile, dünyanın insanların yaşayabilmeleri
için özel olarak yaratılmış bir gezegen olduğunu
anlaması için yeterlidir. Akıl ve vicdan sahibi
bu insan, dünyanın tesadüfen oluştuğu gibi bir iddianın
saçmalığını ise kolaylıkla anlar. Kısacası aklını
ve vicdanını kullanarak düşünen her insan Allah'ın
varlığının delillerini tüm açıklığı ile görebilir.
Bu insanlardan bir ayette şu şekilde bahsedilir:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan
yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin
yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:)
"Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru."(Al-i İmran Suresi,
191)
Bu nedenle Allah, Kuran'da insanları çevrelerindeki
yaratılış delillerini düşünmeye ve incelemeye çağırır.
Tüm evrende var olan sistemleri, canlı ve cansız
varlıkları inceleyen, gördükleri üzerinde düşünen
ve araştıran her insan Allah'ın üstün aklını, ilmini
ve sonsuz gücünü tanımaya başlayacaktır. Allah'ın
insanları, üzerinde düşünmeye çağırdığı konulardan
bazıları ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Düşünen, akıl ve vicdan sahibi her
insan için evrende, üstün bir Yaratıcı olan
Allah'ın varlığının delilleri açıkça görülmektedir.
|
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı?
Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik?
Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık?
Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı
ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.
(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle
bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. Ve gökten mübarek
(bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla
bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Ve birbiri
üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları
da. (Kaf Suresi, 6-10)
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum'
(mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman
(olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk'
(tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor
musun? (Mülk Suresi, 3)
İnsan bir baksın, hangi şeyden
yaratıldı? (Tarık Suresi, 5)
Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl
yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl
oturtulup-kuruldu? Yere; nasıl yayılıp-döşendi?
(Gaşiye Suresi, 17-20)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi Allah insanları,
gökyüzü, yağmur, bitkiler, hayvanlar, doğum, coğrafi
özellikler gibi konularda araştırma ve inceleme
yapmaya çağırmaktadır. Tüm bu varlıkları incelemenin
ve araştırmanın yolu ise başta da belirttiğimiz
gibi bilimdir. Bilimsel araştırmalar sonucunda elde
edilen bilgiler insanlara yaratılışın sırlarını,
Allah'ın sonsuz ilmini, aklını ve gücünü tanıtır.
Ve tarih boyunca insanlığa büyük hizmetler veren
bilim adamlarının önemli bir bölümünün Allah'a inanan
dindar kimseler olmasının nedeni de budur; bilimin
Allah'ın kudretini takdir edebilmenin bir yolu olması...
|
O, göklerin ve yerin Yaratıcısı'dır...
(Şura Suresi, 11)
|
|
ALLAH İNANCI BİLİM ADAMLARINA
BÜYÜK ŞEVK VE HEYECAN KAZANDIRIR
Yukarıda da söz ettiğimiz gibi din, bilimi teşvik
eder ve bilimle uğraşan akıl ve vicdan sahibi insanlar
Allah'ın varlığının delillerine çok yakından şahit
oldukları için, aynı zamanda güçlü bir imana da
sahip olurlar. Çünkü bu insanlar yaptıkları her
incelemede, her yeni buluşta Allah'ın yarattığı
mükemmel bir sistem, kusursuz bir detay ile karşılaşırlar.
Örneğin, gözler üzerinde inceleme yapan bir bilim
adamı, yalnızca insan gözündeki kompleks sistemi
gördüğünde bunun asla tesadüflerle, aşamalı olarak
meydana gelemeyeceğini hemen anlar. Biraz daha incelediğinde,
gözün oluşumundaki her detayın mucizevi bir yaratılışı
olduğuna şahit olur. Gözün birbiriyle tam bir uyum
içinde çalışan onlarca ayrı parçadan oluştuğunu
görür ve onu yaratmış olan Allah'a olan hayranlığı
kat kat artar.
Aynı şekilde evreni inceleyen
bir bilim adamı, kendini bir anda binlerce mucizevi
dengeyle karşı karşıya bulur. Sınırlarını belirlemenin
mümkün olmadığı uçsuz bucaksız uzayda yer alan milyarlarca
galaksi ve bu galaksilerdeki milyarlarca yıldızın
büyük bir uyum içinde varlıklarını sürdürebilmesi
ona büyük bir araştırma şevki verir.
Bunlardan dolayı, iman sahibi bir insan bilimsel
araştırmalar yapmak ve evrenin sırlarını öğrenmek
konusunda, son derece istekli ve kararlı olur. Çağımızın
en büyük dehası olarak kabul edilen Albert Einstein
bir yazısında iman eden bilim adamlarının dinden
aldıkları bu ateşleyici gücü şöyle dile getirmiştir:
"Ben şunu iddia edebilirim ki, dini, kozmik yönden
sezişler, bilimsel çalışmalarda çok daha kuvvetli
hissedilmektedir. Şüphesiz ki bu duyguyu, bilimsel
zihniyeti ile ilk kuranlar en kuvvetli sezmişlerdi.
Evrenin yapısını, bilimsel ve akılcı bir şekilde
anlamak, insana en derin iman duygusu verir. Yıllarca
mesai sonunda kavradıkları evren anlayışı, Kepler
ve Newton'a böyle derin duygular vermiştir.
Bilimsel araştırmaların yalnız pratik alanında
kalanlar, bu konuda her zaman her yerde yanlış açıklamalara
düşmüşlerdir. Ancak hayatlarını tamamen bilimsel
araştırmalara vermiş olanlarındır ki, bu seziş ve
ilham, kalplerine dolar ve ancak bu çapta adamlardır
ki, binbir güçlüğe rağmen bu aramalarına devam ederler.
Onlar bu kuvveti din duygusundan alırlar. Bir çağdaşımız
pek doğru olarak şöyle demiştir: Bizim materyalist
çağımızda en derin din duygusunu, pozitif bilim
yolunun ilk arayıcıları sezmişlerdir."1
Johannes Kepler Yaratıcı'nın eserlerindeki lezzeti
tatmak için bilimle ilgilendiğini söylerken, tarihin
en büyük bilim adamlarından biri olan Isaac Newton
ise bilimsel araştırmalarını yapma çabasının ardındaki
sebebin Allah'ı bulup tanımak isteği olduğunu ifade
etmiştir.
Bu sözler dünya tarihinin en önemli bilim adamlarından
sadece birkaçına aittir. Bu kişiler ve - ileriki
bölümlerde inceleyeceğimiz - bunlar gibi daha yüzlerce
bilim adamı evreni inceleyerek Allah'ın varlığına
iman eden, Allah'ın ihtişamla yarattığı kanunlardan
ve olaylardan etkilenerek, daha fazlasını keşfetme
isteği duyan kimselerdir.
Görüldüğü gibi, Allah'ın evreni nasıl bir yaratılışla
var ettiğini görebilme isteği, tarihte pek çok bilim
adamının en büyük motivasyon kaynağı olmuştur. Çünkü
evrenin ve canlıların yaratılmış olduklarını kavrayan
bir insan, aynı zamanda bu yaratılışta bir amaç
olduğunu da kavrar. Amaç ise doğal olarak anlam
meydana getirir. Bu anlamı kavrayabilmek, delillerini
bulmak, detaylarını incelemek isteği, bilimsel çalışmalara
büyük bir güç kazandıracaktır.
Ancak eğer evrenin ve canlıların yaratılmış oldukları
gerçeği reddedilirse, bu anlam da ortadan kalkacaktır.
Örneğin materyalist felsefeye ve Darwinizm'e inanan
bir bilim adamı, evrende hiçbir amaç olmadığını,
herşeyin kör tesadüflerin ürünü olduğunu zannedecektir.
Bu durumda evreni ve canlıları araştırmanın da gerçek
bir anlamı kalmaz. Einstein bu gerçeği, "din duygusu
ne zaman kaybolsa bilim, ilhamı olmayan bir deneyciliğe
dönüyor"2 sözüyle
özetler.
Bu durumda, bir bilim adamının hedefleyebileceği
yegane amaç, yaptığı bir buluşla ünlü olmak, tarihe
geçmek ya da çok para kazanmak olabilir. Bu hedefler
ise onu samimiyetten ve bilimsel dürüstlükten ayırabilir.
Örneğin bilimsel bulgulara dayanarak vardığı bir
sonucu, bu sonuç bilim dünyasında hakim olan yaygın
kanıya ters düştüğü durumda, ününü yitirmek, kınanmak,
küçük düşürülmek gibi endişelerle gizlemek durumunda
kalabilir.
Evrende var olan her
varlık kusursuz bir tasarıma sahiptir. Örneğin
fizikçi Lipson'ın da belirttiği gibi küçücük
bir sinir hücresi elektrik mühendisliği
yönünden bir şaheserdir. |
Evrim teorisinin uzun bir zamandır bilim dünyasında
kabul görmüş olması, bu samimiyetsizliğin bir örneğidir.
Gerçekte bilimsel verilerle yüz yüze kalan çok sayıda
bilim adamı, evrim teorisinin canlılığı açıklamaktan
çok uzak olduğunu görmekte, ama sırf tepki çekmemek
için bunu ifade etmemektedir. Amerikalı fizikçi
H. S. Lipson bu konuda şu itirafı yapar:
Canlılar hakkında Darwin'in bildiğinden çok daha
fazlasını biliyoruz. Örneğin sinirlerin nasıl çalıştığını
biliyoruz ve bence her sinir elektrik mühendisliği
yönünden bir şaheserdir. Ve bizim vücudumuzda bunlardan
milyarlarcası vardır... Bu durumda benim aklıma
gelen kelime "tasarım"dır. Ama biyolog meslektaşlarım
bu kelimeden hiç hoşlanmamaktadır.3
Yaratılışı ifade eden "tasarım" kelimesi, sırf
bu kelimeden hoşlanılmadığı için bilimsel literatürün
dışına atılmak istenmekte, çok sayıda bilim adamı
da bu dogmatik tutuma boyun eğmektedir. Lipson,
bu gerçeği şöyle açıklar:
Aslında evrim bir anlamda bilimsel bir din haline
geldi; hemen hemen bütün bilim adamları bunu kabul
etti ve birçoğu onunla uyumlu olması için gözlemlerini
eğip bükmeye hazırlar.4
Bu çarpık durum, 19. yüzyılın ortalarından itibaren
bilim dünyasına hakim olmaya başlayan "dinsiz bilim"
aldanışının bir sonucudur. Einstein'in belirttiği
gibi "dinsiz bir bilim topaldır"5. Bu yüzden de bu aldanış, hem bilim dünyasını
yanlış hedeflere yönlendirmiş, hem de bu hedeflerin
yanlışlığını görmesine rağmen kayıtsızca sessiz
kalan bilim adamları ortaya çıkarmıştır.
Bu iki etkiden birincisini ilerleyen sayfalarda
detaylı olarak inceleyeceğiz.
İMAN EDEN BİLİM ADAMLARININ
"HİZMET ŞEVKİ"
Allah'ın varlığına ve büyüklüğüne iman eden bilim
adamlarının dünyaya yönelik bir makam, mevki, ün
veya para gibi hırsları olmadığı için, bilimsel
araştırmalarda gösterdikleri gayret de son derece
samimi olur. Bu insanlar bilirler ki, evrenle ilgili
olarak keşfettikleri her sır tüm insanlara Allah'ı
tanıtacak, insanlara Allah'ın sonsuz gücünü ve ilmini
gösterecektir. Ve insanlara Allah'ın varlığını anlatmak,
yaratılış gerçeğini tanıtmak iman eden bir kişi
için kuşkusuz önemli bir ibadettir.
İşte bu samimi düşünceler içinde olan inançlı bilim
adamları, tüm yaşamları boyunca büyük bir şevkle
evrendeki kanunları, doğadaki mucizevi sistemleri,
canlılardaki kusursuz mekanizmaları, akılcı davranışları
keşfetme yolunda önemli çalışmalar yaparlar. Yaptıkları
çalışmalardan da son derece fayda verecek sonuçlar
alırlar, büyük ilerlemeler gösterirler. Bu yolda
zorluklarla karşılaşmaları onları yılgınlığa sürüklemez.
Veya insanlardan bir karşılık göremediklerinde de
şevklerinde bir azalma olmaz. Çünkü onlar yaptıkları
işte Allah'ın hoşnutluğunu kazanmayı amaçlamaktadırlar.
Allah rızası için, iman eden diğer insanlara da
fayda verebilme amacını taşırlar. Ve bu konuda bir
sınır tanımazlar. Verebilecekleri en yüksek faydayı
sağlamak ve insanlara en güzel şekilde hizmet edebilmek
için çalışırlar. Bu samimi çabalarına karşılık olarak
da son derece verimli insanlar olurlar. Yaptıkları
işlerden her zaman güzel sonuçlar çıkar.
Bilimselliğin dinden uzak kalmakla oluşacağını
zannedenler ise kuşkusuz büyük bir yanılgı içerisindedirler.
Herşeyden önce Allah'a iman etmeyen kimseler dinin
getirdiği manevi şevki yaşayamazlar. Belki en başında
heyecanla başladıkları bilimsel araştırmalar, bir
süre sonra onlara tekdüze ve monoton olaylar olarak
görünmeye başlar. Bu zihniyetteki kişilerin hayattaki
amaçları, kısa sürede bitecek olan dünya hayatına
yönelik çıkarlar elde etmektir. Para, makam, şöhret,
itibar gibi dünyevi hırslar içinde olan bu kişiler
ancak kendilerine bunları kazandıracak çalışmaları
yaparlar. Örneğin, üniversitede kariyer yapmak isteyen
bir bilim adamı ancak kendini daha üst bir mevkiye
geçirebilecek alanlarda çalışma yapar. İnsanlara
fayda getirebileceğini düşündüğü bir konu olsa bile,
kendi çıkarları açısından bir şey getirmeyeceğini
düşündüğü bir konuda araştırma yapmaz. Veya karşısına
araştırma yapabileceği iki konu çıktığında, bu ikisi
arasında hangisinin kendisine daha çok maddi kazanç,
itibar ve makam sağlayacağı yönünde bir kıyas yapar
ve diğerinin insanlar için daha faydalı bir sonuç
getirebileceğini bilse bile o konudan uzaklaşabilir.
Kısacası bu tip insanlar, kendilerinin bir çıkarı
olmadığı sürece asla diğer insanlara fayda vermeye,
onlara hizmet etmeye yanaşmazlar. Maddi yönde veya
iyi bir makam, mevki elde etme, insanlar arasında
itibar kazanma konusunda bir çıkar sağlama imkanları
ortadan kalktığı anda, onların çalışma azmi de yok
olur gider.
Allah'a iman eden bir insanın yaşadığı şevk ve
heyecan ise sadece bilim alanında değil, sanat,
kültür gibi hayatın daha birçok alanında insanlara
geniş ufuklar açar. Ve asla tükenmeden, hatta giderek
daha da katlanarak devam eder.
|