|
YAĞMUR ORMANLARI
Yağmur
ormanı veya tropikal orman denilince ilk akla gelenler,
göz alıcı kelebekler, orijinal görünümlü böcekler,
rengarenk kuşlar, geniş yapraklı, büyük ve yemyeşil
ağaçlardır. Yağmur ormanları ekvatora yakın bölgelerde
bulunan, iç içe geçmiş, daima yeşil ve yüksek ağaçlardan
oluşan ormanlardır. Bu ormanların en önemli özelliği
ise, olağanüstü sayıda hayvan ve bitki türünü barındırmasıdır.
Milyonlarca kilometre karelik bir tropikal ormanın
hemen her yeri çok çeşitli canlı türlerinin yuvasıdır.
250 yıl kadar önce, Güney Amerika'daki yağmur ormanlarına
ilk ayak basan Avrupalı araştırmacılar, gördükleri
çeşitlilik karşısında hayrete düşmüşlerdi. Her yeni
araştırma da buradaki bitki ve hayvan türlerinin
zenginliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Tropikal kuşaktaki bir ormanın diğer ormanlardan
oldukça farklı bir yapısı vardır. Bir yağmur ormanında,
geniş gövdelerinde çeşitli liken ve mantar türleri
bulunan yaklaşık 50 metre uzunluğundaki ağaçlar
yer alır. Çok sayıda kuş, böcek, hayvan türü, bu
ağaçların üst tabakasında yaşamlarını sürdürür.
Yüksek ağaçların altında, palmiye, sedir, maun,
incir gibi orta boy çeşitli ağaçlar bulunur. Bunların
gövdeleri de renk renk orkideler, kaktüsler, eğrelti
otları ve yosunlarla kaplıdır. Ormanın en alt tabakası
olan ot katı ise, oldukça sık bir bitki örtüsü oluşturur
ve büyük bir zenginlikteki böcek, bakteri ve mantar
türlerine ev sahipliği yapar. Kısacası, bir yağmur
ormanının en karakteristik özelliği, insanı şaşkına
çeviren canlı çeşitliliğidir.
Karaların sadece %7'sini oluşturan
yağmur ormanlarında, yeryüzündeki bitki ve hayvan
türlerinin %50'sinden fazlası yaşamaktadır. Şu da
var ki araştırmacılar bu oranın, biyoçeşitlilik
hakkındaki bilgimizin artmasıyla değişebileceğini
belirtmektedir. Buna ilişkin, Smithsonian Enstitüsü'nden
tanınmış araştırmacı Thomas Lovejoy önemli bir tespit
yapmaktadır: "Daha çok araştırmacı tropikal ormanı
farklı yöntemlerle inceledikçe, daha fazla biyoçeşitliliğin
var olduğu görülmektedir." 41
Yağmur ormanlarının tabanında yaşayan mikroskobik
canlılar, minik böcekler, bakteriler, mantarlar,
yaprak kesenler ve diğer karınca türleri
ormanın temizlenmesinden ve toprağın verimli
duruma getirilmesinden sorumludurlar. |
Söz konusu
çeşitliliği gözünüzde canlandırabilmeniz için birkaç
örnek verelim: Bir hektar (10.000 metre kare) tropikal
orman 600'den fazla ağaç türü barındırabilir.42
Amazon Havzası'nın bir bölgesinde, bir gün içinde,
440 tür kelebek toplanabilir.43
Tek bir ağacın üzerinde 43 ayrı karınca türü 44;
650 farklı böcek türü görülebilir.45
Yine bu bölgedeki bir kilometre karelik ormanlık
alanda yüzlerce tür kuşa rastlamak mümkündür. Borneo'da
10 ağaçtan örnek alındığında, 2.800'den fazla eklem
bacaklı hayvan türü bulunabilir.46
Tropikal ormanlarda yaşadığı tahmin edilen böcek
türü sayısı milyonlarcadır.47
Dikkat edin. Yukarıda bahsedilen sayılar belirli
bir ortamdaki canlıların toplam sayısı değildir;
canlı türlerinin sayısıdır. Bu muazzam sayılara
ek olarak insanda hayranlık uyandıran diğer bir
olgu da, yağmur ormanlarındaki kimi uzmanlara göre
milyonlarca, kimilerine göre on milyonlarca canlı
türünün mükemmel bir uyum ve iş birliği içinde yaşamasıdır.
Genellikle yağmur ormanları toprağının
zengin ve verimli olduğu sanılır. Ancak bu kanaatin
doğru olmadığı kısa bir zaman önce anlaşılmıştır.
Bu ormanların toprağı diğer ormanlarınkine kıyasla
besin açısından fakirdir.48
Nasıl olup da fakir topraktan çok zengin bitki çeşitliliği
çıktığı sorusuna gelince, bunun yanıtı yağmur ormanı
ekosisteminin kusursuz tasarımındadır.
Tropikal
ormanlardaki canlı çeşitliliği, bir bütün halinde
ve karşılıklı hassas dengelere dayalı olarak yaratılmıştır.
Örneğin, yağmur ormanının tabanında yaşayan mikroskobik
canlılar, minik böcekler ve mantarları ele alalım.
Bunlar dev ağaçlar ve küçüklü büyüklü hayvanlara
kıyasla oldukça küçük boyutlardadır; ancak önemli
görevler üstlenirler: Ormanın temizliğinden ve toprağın
verimli duruma getirilmesinden sorumludurlar. Ağaçlardan
düşen yaprak ve dalları, ölü hayvanları değerlendirerek
ekosisteme geri kazandırırlar. Böylece hiçbir şey
israf edilmez. Profesör Edward Wilson bu mekanizmanın
önemini şöyle anlatır: "Yaprakkesenler ve diğer
karınca türleri, bakteriler, mantarlar, termitler
ve akarlarla birlikte ölü bitkilerin çoğunu işler
ve besleyici maddeleri bitkilere geri döndürerek
büyük tropik ormanları hayatta tutar." 49
Yağmur ormanlarında kaç milyon canlı türü yaşadığını
hala bilmiyoruz. Ancak şunu çok iyi biliyoruz: Bu
ekosistemlerdeki her türün görevi ve önemi farklıdır
ve milyonlarca tür mükemmel bir uyum içinde yaşamaktadır.
Bu gerçek, Bilim ve Teknik dergisinde Amazon'daki
yağmur ormanlarının anlatıldığı bir makalede şöyle
dile getirilir:
"Amazon Havzası'ndaki bu karmaşık
ekosistemde türlerin sürekliliği birbirlerinin yaşamına
sıkı sıkıya bağlıdır. Bitki ya da hayvan olsun,
her bir tür, bu milyon parçalı sistemin küçük bir
bölümüne katkıda bulunur. Ağaçların, ağaçlardaki
epifitlerin (toprakta köklenmeye gereksinim duymayan
bitkiler) ve mantarların, maymunların, vampir yarasaların,
kartalların, papağanların, ırmaktaki timsahların,
piranhaların ve nilüferlerin, gözle görülmeyen mikroorganizmaların,
içinde yaşadıkları bu dev ekosisteme hepsinin farklı
katkıları vardır. Burada çok hassas dengeler söz
konusudur. Yağmur ormanı tüm bu türlerle birlikte
var olur. Tek bir türün bile ortadan kalkması birçok
dengeyi bozar."50
Ormandaki bazı
türler arasında öyle bir uyum vardır ki, biri olmadan
diğeri de yaşayamayacak kadar birbirlerine bağımlıdırlar.
Yağmur ormanındaki ağaçların %90'ı tohumlarını yaymak
için hayvanlara ihtiyaç duyarlar.51
Diğer taraftan, böcek larvaları, tırtıllar, kuşlar
ve diğer hayvanlar da bu ağaçların tohumlarıyla
beslenirler. Örneğin, incir ağacı türleri ile incir
sineği türleri birbirlerine öylesine bağımlıdırlar
ki, ayrı olarak soylarını devam ettiremezler. İncir
sinekleri olmasa incir ağaçları kendi kendilerini
dölleyemezler; incir ağaçları olmasa incir sinekleri
doğal yaşam alanlarından yoksun kalırlar. Tropikal
bölgelerdeki 900'den fazla incir türünün her biri
için farklı bir tür incir sineği bulunur.52
Burada önemli bir noktaya dikkat
çekmek gerekir: İncir sineğinin vücut ve ağız yapısı
ile çiçeğin yapısı ve üreme organları; böceğin uçuş
programı ile çiçeğin açış zamanlaması gibi özellikler
tam bir uygunluk içindedir. Türler arasındaki bu
birebir uyumu açıklamak ise, Darwinizm için her
zaman dev bir sorun olmuştur. Bu olgunun tek bir
açıklaması vardır: Bitkiler ve hayvanlar arasındaki
uyum, eşsiz bir tasarımın sonucudur. Bu sistemin
zaman içinde küçük değişimlerle, evrimin şuursuz
mekanizmalarıyla gelişme ihtimali yoktur. Örneğin,
Xanthopan morganii adlı bir kelebek türü ve bir
tür Madagaskar orkidesi arasındaki uyumlu beraberliği
inceleyelim. Bu kelebek nektar toplarken 30-35 cm
uzunluğundaki hortumunu bu orkidenin yaklaşık 30
cm derinliğindeki çiçeğinin içine doğru uzatır ve
onun döllenmesini sağlar.53
Çiçeğin derinliğindeki yumurtanın döllenmesi için,
bu orkide, bu uzunlukta hortumu olan bir böceğe
ihtiyaç duymaktadır; yani her iki türün birbirleriyle
uyum içinde olmaları zorunludur. Evrimciler bu durum
karşısında çıkmazdadırlar. Çünkü birbirinden ayrı
olan bu iki türün, birbirlerine paralel bir "evrim
süreci"ni hem de eş zamanlı bir şekilde geçirmeleri
mümkün değildir.
Tropikal ormanlar,
fotosentez sırasında, atmosferden karbondioksit
alıp oksijen vermeleri nedeniyle dünyanın
akciğerleri olarak adlandırılırlar. |
Bunu şöyle açıklayalım: Madagaskar orkidesinin
ve sözkonusu Xant-hopan morganii türü kelebeğin
çok daha kısa bir boya ve hortuma sahip olan atalarının
bulunduğunu varsayalım. (Evrim teorisine göre, bu
varsayımdan yola çıkmak gerekir.) Bu durumda, her
iki türün de birbirleriyle eş zamanlı olarak uzamaları,
bunun için kelebeğin ve orkidenin eş zamanlı olarak
hortum veya kanal boylarını uzatan mutasyonlara
maruz kalmaları, bu mutasyonların bu canlılarda
(hiç örneği görülmemiş bir şekilde) sadece yararlı
bir değişiklik yapması; mutasyona uğrayan bireylerin
aynı yerde ve yanyana bulunmaları; birbirleri ile
temasa geçmeleri; diğer mutasyona uğramamış bireylere
göre daha avantajlı olup çoğalmaları ve bu sözde
mutasyon-seleksiyon sürecinin milyonlarca yıl boyunca
hep tesadüfen "hatasız" olarak devam etmesi gerekir.
Buna inanmak, bir kilit ile onu açacak olan anahtarın
ayrı ayrı ve birbirlerine uyumlu bir biçimde "tesadüfen"
oluştuklarına inanmak gibidir. Oysa, açıktır ki,
aklın gereği, birbirine büyük uyum içinde bulunan
iki yapının ortak bir tasarım ürünü olduğunu kabul
etmektir. Bir diğer deyişle, aklın gereği, orkidenin
ve kelebeğin birbirlerine uyumlu olarak yaratıldıklarını
kabul etmektir.
Tropikal orman canlıları arasındaki kusursuz uyumun
bir başka örneğine Amazon'un "su basan ormanlar"
olarak adlandırılan bölgelerinde rastlanır. Su basan
ormanları Amazon Irmağı ve kollarının kıyı kesimlerinde
yer alır ve yılın çok yağış alan döneminde sular
altında kalırlar. İşte bu sırada harika bir olay
gerçekleşir. Suya düşen meyveleri yemek için gelen
balıklar, meyvelerdeki tohumları dağıtırlar. Böylece
bazı ağaç türlerinin döllenmesini sağlarlar.
Şöyle bir soru akla gelebilir: "Yağmur ormanlarındaki
canlı zenginliğinin, buralarda yaşayan yerliler
açısından önemli olduğu açıktır, fakat bu bölgelerde
yaşamayan milyarlarca insan için ne önemi olabilir?"
Böyle bir sorunun yanıtı ise, bilim adamları tarafından
verilmiştir: Söz konusu ormanlardaki bitki ve hayvanların,
dünya üzerindeki her insan için hayati önemi vardır.
Tropikal ormanlar, atmosferdeki karbon ve oksijen
dolaşımında, küresel iklim sisteminde, yeryüzündeki
su dolaşımında ve daha birçok dengede rol oynarlar;
ayrıca yeni besinler, ürünler ve ilaçlar için muazzam
bir kaynak oluştururlar. Fotosentez sırasında, atmosferden
karbondioksit alıp oksijen vermeleri nedeniyle "dünyanın
akciğerleri" olarak adlandırılırlar.
Yağmur ormanlarının görkemli canlı
çeşitliliği Darwinizm açısından oldukça sıkıntı
vericidir. Böyle bir durum, evrimcilere hikaye üretme
fırsatı dahi vermemektedir. Nitekim evrimci araştırmacılar
tropikal ormanlardaki muazzam çeşitliliğin nedenlerini
bilmediklerini itiraf etmektedirler.54
Oysa ortada apaçık bir gerçek vardır: Tüm canlılar
gibi, söz konusu ormanlardaki tek hücreli, bitki
ve hayvan türlerini de Allah yaratmıştır. Evrimciler
içine düştükleri çıkmazdan kurtulmak istiyorlarsa,
bu gerçeği kabul etmelidirler.
Evrimci iddianın ne kadar akıl dışı olduğunu göstermek
için bir örnek verelim: Onlarca farklı ürünün üretildiği
büyük bir fabrikayı hayalinizde canlandırın. Bu
fabrikanın her biri televizyon, bilgisayar gibi
teknolojik cihazlardan oluşan geniş bir ürün yelpazesi
olsun. Söz konusu fabrikayı ve ürünlerini dikkate
alarak kendi kendinize şu soruları sorun: Bunlar,
hiçbir bilinçli müdahale olmaksızın çeşitli elementlerin
tesadüfen birleşmeleriyle meydana gelebilir mi?
Bu ileri teknoloji ürünü aletler, zaman içinde güneş,
rüzgar, yıldırım ve benzeri doğa olaylarının etkisiyle
oluşabilir mi?
Elbette böyle bir şey mümkün değildir; herkes bilir
ki gerek fabrika gerekse imal edilen cihazlar, mühendisler,
yöneticiler ve çeşitli uzmanların tasarım ve planlamasının
eserleridir. Şimdi bir de her biri günümüzün en
karmaşık elektronik cihazından çok daha kompleks
sistemlere sahip on milyonlarca canlı türünün bir
arada yaşadığı yağmur ormanlarını düşünün. Şüphesiz
milyonlarca senedir mükemmel bir uyum ve iş birliği
içinde yaşayan canlılardan oluşan böyle bir ortam,
evrim teorisinin iddia ettiği gibi, kendiliğinden
veya tesadüflerle oluşamaz. Buradaki bilinçli tasarım,
en ince detayına kadar alemlerin Rabbi olan Allah'a
aittir.
Mercan
Resifleri
Mercan
resifleri, ölü mercan hayvanlarının, alglerin ve
kabuklu yumuşakçaların taşlaşmış formlarının zaman
içinde katmanlaşmasıyla oluşur. Tropikal kuşakta
yer alır ve oldukça geniş alanlara yayılabilirler.
Renk ve şekil zenginliğinin yanı sıra resifleri
dikkat çekici kılan, barındırdıkları canlı çeşitliliğidir.
Bu yüzden yağmur ormanlarına da benzetilirler. Gözle
görülmeyen planktonlardan 6 metre uzunluğundaki
köpek balıklarına kadar çok çeşitli deniz canlısı,
mercan resiflerinin sakinleridir.
Mercan resiflerinde, birbirlerinden çok farklı
on binlerce tür canlı yaşar: Benekli, çizgili, parlak
renkli, çarpıcı desenlerle süslü balıklar, sürüler
halinde dolaşan balıklar, rengarenk mercanlar, değişik
görünümlü deniz böcekleri, göz alıcı deniz bitkileri,
sadece mercan kayalıklarına özgü süngerler, midyeler,
istiridyeler, deniz kestaneleri, yengeçler, deniz
yıldızları, mikroskobik canlılar, omurgasızlar...
Örnek olarak, Avustralya Büyük
Set Resifi, 2.000 kilometre uzunluğuyla canlı organizmalardan
meydana gelmiş dünyanın en büyük yapısıdır; 2.000
kadar balık, 400 mercan, 4.000 yumuşakça türüne
ev sahipliği yapar.55
Daha doğrusu, bunlar günümüze kadar saptanan türlerin
sayılarıdır ve her yıl yeni hayvan ve tek hücreli
canlı türleri keşfedilmektedir.
Maryland Üniversitesi Zooloji Profesörü
Marjorie Reaka-Kudla'ya göre dünyadaki mercan resiflerinde
halen tanımlanmış toplam tür sayısı 93.000, tahmin
edilen sayı ise en az 950.000'dir.56

Mercan kayalıkları, karalarda olduğu gibi, birbirlerini
tamamlayacak ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak
şekilde yaratılmış canlılarla doludur. Örneğin mercan
hayvanları, dokularının içindeki tek hücreli algler
(zooxanthellae) ve dış yüzeyindeki yeşil algler
ile ortak yaşam sürerler. Mercan hayvanları, alglerin
fotosentez yaparak ürettikleri besinin bir bölümünü
alırlar. Algler ise, ihtiyaç duydukları besleyici
maddeleri mercan hayvanlarından temin ederler. Aynı
zamanda mercan, alg için güvenli bir yaşam ortamı
oluşturur.
Mercan resifleri genellikle besin maddeleri
açısından fakir olarak sınıflandırılan sulardadır.57
Resiflerin nasıl bu sularda gelişmeyi başardıkları
sorusu uzun zamandır merak konusu olmuştur.58
Son araştırmalara göre, resiflerdeki tür zenginliğinin
nedenlerinden biri, söz konusu canlıların muazzam
bir verimlilik ve iş birliğiyle çalışmasıdır. 18
Ekim 2001 tarihli Nature dergisinde yayımlanan bir
araştırma, mercan resiflerinin oyuklarında yaşayan
çeşitli sünger, midye, halkalı solucan türlerinin
ne kadar önemli olduklarını ortaya çıkarmıştır.
Çoğu küçük boyutlarda olan bu canlılar, bitkisel
planktonları süzerek mercan hayvanlarının ihtiyaç
duyduğu amonyak ve fosfat gibi maddeleri salgılamaktadırlar.59
Kısacası, resif oyuklarında yaşayan binlerce küçük
canlı türünden oluşan sistem, eşsiz bir filtre istasyonu
gibi hizmet vermektedir.
Söz
konusu ekosistemdeki mikroorganizmalar, bitkiler
ve hayvanlardan sağladığımız bazı faydalar ise şöyledir:
Mercanlar denizlerden aldıkları kalsiyumu, kalsiyum
karbonat olarak salgılarlar. Benzersiz bir kimya
laboratuvarı gibi faaliyet gösterir; hem okyanuslarda
hem de atmosferdeki karbondioksit dengelerinin düzenlenmesinde
önemli rol oynarlar. Mercan resiflerindeki balık,
midye ve çeşitli canlılar yüz milyonlarca insanın
besin kaynağıdır. Resifler çoğunlukla deniz yüzeyine
yakın yerlerde geliştikleri için sahilleri büyük
dalgaların yıpratıcı etkisinden korurlar; böylece
erozyonu önler, fırtınaların verdiği tahribatı azaltırlar.
Mercan kayalıkları sayesinde kıyı ile resif arasında,
okyanusa kıyasla daha durgun, dolayısıyla büyüme
dönemindeki balıklar ve kabuklu deniz hayvanları
için daha elverişli bir ortam meydana gelir.
Bunların yanı sıra mercan resiflerindeki canlı
çeşitliliğinden kaynaklanan genetik materyal zenginliği
tıbbi araştırmalarda, yeni ilaçların geliştirilmesinde
kullanılmaktadır. National Geographic dergisi yazarlarından
Biyolog Douglas Chadwick, resif canlılarından elde
ettiğimiz bu faydaların bir kısmını şöyle ifade
etmektedir:
"Tıbbi araştırmalar mercan resiflerinde
yaşayan daha fazla organizmayı ortaya çıkardıkça,
oradaki canlılarla insanlık arasındaki bağlar artacaktır.
Bazıları şimdiden iltihaplar, astım, kalp hastalıkları,
lösemi, tümörler, bakteriyel enfeksiyonlar, mantar
ve HIV dahil olmak üzere virüslere karşı aktif bileşikler
sağlamıştır. Araştırmalar, deniz salyangozları ve
bazı süngerler tarafından balıkları püskürtmek için
kullanılan kimyasal maddelerin, karada böcek öldürücü
ilaçlar olarak da sonuç verdiğini bulmuştur. Tropikal
konik salyangoz zehirinin farmakolojik özelliklerinin
incelenmesi, morfinin yerini alabilecek bağımlılık
yapmayan bir çözümü ortaya çıkarmıştır. Mercan iskeletleri,
kemik implantasyonlarında destek materyali olarak
kullanılmak üzere araştırılırken, mercanlarda yaşayan
deniz kamçılıları da potansiyel bir ağrı kesici
madde sunmaktadırlar." 60
Mercan kayalıklarında yaşayan canlıların
her bir türü tasarım harikası sistem ve özelliklerle
donatılmıştır. Örneğin bazı balık ve hayvanlar,
insanlardan daha çok renk reseptörüne sahiptirler;
renkleri insanlardan daha iyi görürler.61
Resif balıklarının çoğu renklerini belirli ölçülerde
değiştirebilirler; bazı türler bunu bukalemunlar
kadar hızlı yapabilirler.62
Büyük gözlü levrekler, sincap balıkları gibi bazıları,
duyarlılığı yüksek gözleri sayesinde, gün ışığının
olmadığı derinliklerde veya gece karanlığında avlanabilirler.
Kirpi balıkları midelerini balon gibi şişirip dikenlerini
dikleştirerek kendilerini savunurlar.63
Papağan balıkları geceleri jelatinimsi bir madde
ile tüm vücutlarını kaplayarak kendilerini kamufle
eder; güçlü gagamsı ağızlarıyla mercanlardan parçalar
kopararak üzerlerindeki alglerle beslenirler.64
Çöpçü balıkları ve temizlikçi karidesler balıkların
üzerindeki parazitlerle beslenirler. Elbette burada
sayılanlar, resif canlılarındaki tasarım harikası
sayısız sistem ve özellikten yalnızca birkaçıdır.
Resiflerde yaşayan bazı balık türleri,
ortam ile oldukça uyumlu renkleri sayesinde kendilerini
çok iyi kamufle ederler. Diğer taraftan melek balıkları
ve kelebek balıkları gibi bazı türler oldukça dikkat
çekici renklere sahiptirler. Deniz altında uzaktan
fark edilebildikleri için yırtıcı balıklar tarafından
avlanmaları ve kısa sürede nesillerinin tükenmesi
kaçınılmaz görünmektedir. Ancak çarpıcı renklere
sahip bu balıklar kendilerine özgü savunma yöntemleriyle
yaşamlarını sürdürürler. Burada üzerinde durulması
gereken nokta şudur: Evrimciler, Darwinizm'in öngörüleriyle
taban tabana zıt olan bu durumu açıklayamazlar.
Bu konuyu ele alan evrimci araştırmacılardan biri
deniz biyoloğu Justin Marshall'dır. Queensland Üniversitesi'nden
Dr. Marshall, Scientific American dergisindeki "Resif
Balıkları Neden Bu Kadar Renklidirler?" adlı makalesinde,
bunun "gizemlerden biri" olduğunu dile getirir;
ayrıca bunu çözmek amacıyla yürütülen çabaları "güzel
olduğu kadar hayal kırıklığına uğratıcı" şeklinde
tanımlar.65
Gerçekte ise, ortada ne bir gizem
vardır, ne de hayal kırıklığına uğratıcı bir durum.
Sadece tarih tekerrür etmektedir. Darwin'in "Şimdilerde
ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla
rahatsız ediyor. Örneğin bir tavuskuşunun tüylerini
görmek, beni neredeyse hasta ediyor"66
şeklinde dile getirdiği sıkıntılarını, onun takipçileri
de yaşamaktadır. Kısacası, resiflerdeki canlı çeşitliliği,
kusursuz tasarımlara sahip hayvanlar ve türler arasındaki
mükemmel uyum, Darwinistler için bir kabus niteliğindedir.
Bu kabustan kurtulmak içinse yapmaları gereken,
hayranlık uyandıran renklere ve görünümlere sahip
resif balıklarını yaratanın Allah olduğunu kabul
etmektir.
Özellikle akvaryum hobisi olanlar çok iyi bilirler
ki tropikal deniz balıklarını ve mercanları akvaryumda
beslemek oldukça zordur. Bunun başlıca nedeni, bu
canlıların resiflerdeki doğal ortamını akvaryumda
kesintisiz bir şekilde meydana getirmektir. Bir
deniz akvaryumundaki tuzluluk, sıcaklık, pH, ışık,
oksijen oranları, suyun kimyasal bileşimi belirli
değerler arasında tutulmak zorundadır. Bir deniz
akvaryumundaki mercan ve balıklar, ortamdaki küçük
değişimlerden olumsuz etkilenmeye oldukça açıktırlar.
İdeal koşullar teknolojik cihazlar tarafından hassas
ve sürekli olarak ayarlanmadığı takdirde hayvanlar
ölürler.
Şimdi sadece birkaç balık ve mercan türü içeren
bir deniz akvaryumunu işletmenin güçlüğünü göz önünde
bulundurarak düşünün. Mercan resiflerindeki on binlerce
canlı türü kendiliğinden veya tesadüfen meydana
gelebilir mi? Mercan kayalıklarının oyuklarını kendilerine
yuva edinen balıkların, göz alıcı renkleri, etkileyici
avlanma ve savunma sistemleri, kendilerine özgü
vücut yapıları, duyu organları, sistemleri, genetik
bilgileri rastlantıların sonucu olabilir mi? Resiflerdeki
bitkiler, hayvanlar, planktonlar ve mikroorganizmaların
milyonlarca senedir uyum ve düzen içinde yaşadığı
ortam, bilinçli bir müdahale ve tasarım olmaksızın
gerçekleşebilir mi?
Elbette, böyle bir şey olamaz. Bu sorulara evet
yanıtı vermenin mantıksızlığı, düşünen ve akleden
her insan için son derece açıktır. Benzersiz tasarımlar
ve hayret uyandıran özelliklere sahip resif canlıları,
yaratılıştaki üstünlüğü ve ihtişamı göstermektedir;
kendilerini yaratan Allah'ın sonsuz sanatını ve
sınırsız ilmini gözler önüne sermektedir.
Derin
Deniz Canlıları
Sahilde
yürürken veya denizde yüzerken yosunlar ve çeşitli
deniz bitkileri gözünüze çarpmıştır. Bunlar ve bazı
mikroskobik planktonlar fotosentez yoluyla besin
üretirler. Böylece denizlerdeki besin zincirinin
ilk basamağını oluşturlar. Ancak en derin noktası
11.000 metre, ortalama derinliği ise 5.000 metre
olan okyanuslarda, 100 metrenin altına güneş ışığı
ulaşmaz. Dolayısıyla buralarda fotosentez imkanı
yoktur. Yüksek bir basınç, 2-4°C gibi düşük bir
sıcaklık ve sürekli karanlık vardır. Kıt besin kaynakları,
üst tabakalardan yağan atıklar ve organik maddelerden
oluşur. Kısacası söz konusu olan, insanların alışkın
olduğundan tamamen farklı bir ortamdır. Tüm bu zor
koşullara rağmen, okyanusların derinliklerinde çeşitli
balıklar, birbirlerinden çok farklı omurgasız hayvanlar
ve mikroorganizmalar yaşarlar.
Okyanuslarda derinliğe bağlı olarak sıcaklık, basınç,
besin maddelerinin yoğunluğu ve ışık oranı değişir.
Deniz yüzeyinden tabanına doğru inildikçe koşullar
farklılık gösterir. Bununla birlikte her derinlikte,
ortamın koşullarına uygun yapı ve sistemlere sahip
canlılar yaşamlarını sürdürürler: Okyanusların derinliklerine
özgü balıklar, midyeler, deniz laleleri, süngerler,
kabuklular, karidesler, yengeçler, yumuşakçalar,
ahtapotlar, mürekkep balıkları, derisi dikenliler,
solucanlar, deniz yıldızları, deniz kestaneleri,
denizanaları, ıstakozlar, tek hücreliler, isimlerine
ancak ileri seviyedeki biyoloji kitaplarında rastlanabilir
canlılar, ancak doğa belgesellerinde görülebilir
hayvanlar...
Amerikalı tanınmış deniz ekolojistleri
Frederick Grassle ve Nancy Maciolek'in ifadesiyle,
denizlerin altında 10 milyon tür olabilir.67
Burada özellikle dikkat çeken bir nokta şudur: Daha
önce yaşamın olmadığı sanılan bir ortamda, okyanusların
birkaç bin metre tabanında şaşırtıcı bir tür zenginliğinin
var olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Rutgers Üniversitesi
Deniz ve Kıyı Araştırmaları Enstitüsü Direktörü
Frederick Grassle araştırmalarına dayanarak şu değerlendirmeyi
yapar:
"Topladığımız örnekler gösterdi
ki okyanus tabanı, gerçekte, mevcut tür sayısı açısından
tropikal yağmur ormanlarıyla yarışabilir. Okyanus
dibi fiziksel olarak bir çölü andırabilir, fakat
tür çeşitliliği açısından daha çok tropikal bir
yağmur ormanı gibidir." 68
Bir araştırmada,
2.100 metre derinlikteki okyanus tabanından alınan
her 30x30 santimetrelik numunede 55-135 farklı tür
bulunmuştur.69
Güney Avustralya açıklarındaki bir diğerinde ise,
10 metre karelik deniz zemininde 800'den fazla türün
varlığı belirlenmiştir.70
Şu da var ki, henüz okyanusların
çok büyük bölümü hiçbir bilimsel araştırmaya konu
olmamıştır. Tuscia Üniversitesi'nden Francesco Canganella
ve Japonya Deniz Bilimi ve Teknolojisi Merkezi'nden
Chiaki Kato'nun belirttiği gibi, "Araştırmacıların
çabalarına ve bilimsel metotlardaki gelişmelere
rağmen, okyanusların sadece küçük bir bölümü kolaylıkla
erişilebilir durumdadır ve bundan dolayı deniz dünyasının
büyük bölümü henüz bilinmemektedir." 71
Dolayısıyla her yeni araştırma bilinmeyen türlerin
varlığını gün ışığına çıkarmaktadır.
21. yüzyılın başında
keşfedilen bir biyolojik olgu şöyledir: Okyanus
dibindeki çamur tabakasında bulunan bazı bakteri
ve arkebakteriler metan tüketmektedir. Böylece bizim
için hayati öneme sahip bir faaliyet göstermektedir.
Bu mikroorganizmaların her yıl yaklaşık 300 milyon
ton kadar metan tükettikleri sanılmaktadır. Uzmanlara
göre; "Bu miktar, insanların tarım, çöp gömme, ya
da fosil yakıt kullanma yollarıyla atmosfere saldıkları
metan miktarına eşittir." 72
Dolayısıyla 20 Temmuz 2001 tarihli Science dergisinde
belirtildiği gibi, "Bir zamanlar varlığı olanaksız
sanılan bu metan yiyen mikropların, şimdi gezegenin
karbon dolaşımı açısından çok önemli olduğu görülmektedir."
73
Burada dikkat çekici olan diğer bir olgu da söz
konusu bakteriler arasındaki kusursuz iş birliği
ve düzendir. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılın
teknolojisiyle anlaşılabilen iş birliği şöyle özetlenebilir:
Bakteriler sayesinde (onlardan bazı yapısal farklılıklar
taşıyan) arkebakteriler oksijensiz ortamda metanla
beslenebilirler; arkebakteriler ise bakterilerin
ihtiyacı olan karbonu sağlarlar.
Yapılan araştırmalar
sonucunda, daha önce yaşamın olmadığı sanılan
okyanusların birkaç bin metre tabanında
şaşırtıcı bir tür zenginliğinin var olduğu
ortaya çıkmıştır. |
Okyanusların binlerce metre derinliklerinde, oksijenin
dahi bulunmadığı çamur katmanında yaşayan bu gözle
görülmeyen canlılar durmaksızın insanlar için çalışırlar.
Bu tek hücreli canlıların yok olmaları durumunda
neler olacağını düşünmek, bunların bizim için önemini
açıkça gösterir: Bu mikroorganizmalar ortadan kalktıkları
takdirde, açık denizlerin dibinde bulunan büyük
miktardaki metan gazı atmosfere karışır, sera etkisi
nedeniyle küresel ısınma baş gösterir, dünyanın
her yerindeki iklim dengeleri bozulur ve dünya yaşayamayacağımız
kadar sıcak bir gezegene dönüşür.
2001 yılında anlaşılmıştır
ki, okyanusların altındaki yer kabuğunun içinde
bazı bakteri türleri yaşamaktadır.74
Bu mikroorganizmaların doğal yaşam alanı, deniz
yüzeyinin binlerce metre altındaki okyanus tabanının
300 metre derinliğe kadar olan bölümüdür. Yaşam
alanlarının yanı sıra, söz konusu canlıların faaliyetleri
de insanı hayrete düşürmektedir. Bu bakterilerin
besin kaynakları kayalardır; kayaları yiyerek beslenirken
tüm canlılar açısından çok önemli bir işi daha gerçekleştirirler:
Okyanuslarda, elementlerin ve kimyasal maddelerin
dolaşımına önemli katkıda bulunurlar.75
Dikkat edin, yeryüzündeki yaşam için çok önemli
olan bu işlemi yapanlar, tüm laboratuvarlar ve bilim
adamları biraraya gelseler bile yapamayacakları
bu işi gerçekleştirenler, tek hücreli organizmalardır.
Okyanus dibindeki
diğer bir ekosistem ise sıcak su kaynaklarıdır.76
Bu kaynaklar, dünyanın kabuğundaki yarıklardan,
içinde çeşitli minerallerin bulunduğu sıcak suyun
çıktığı yerlerdir. 20. yüzyılın sonlarında keşfedilen
bu kaynakların çevresinde şimdiye kadar 300'den
fazla tür saptanmıştır.77
Bazıları parlak kırmızı renk tüylere sahip birkaç
metre uzunluğunda büyük boru solucanları, dev istiridyeler,
midyeler, ahtapotlar ve farklı görünümlerdeki omurgasızların
bir arada yaşadığı ortam, araştırmacıların oldukça
ilgisini çekmiştir. Bu canlıların besinlerini nasıl
sağladığı sorusuna cevap aranırken daha da hayret
verici gerçekler ortaya çıkmıştır.
Okyanusun derinliklerinde,
yüksek basınç, düşük sıcaklık ve kıt besin
kaynakları gibi zor koşullar olmasına rağmen
çeşitli hayvanlar, birbirinden farklı renklere
sahip yumuşakçalar ve mikroorganizmalar
yaşarlar. |
Sıcak su kaynağının çevresindeki
ekosistemde bulunan boru solucanı, bildiğimiz solucanlardan
çok farklı bir türdür; ağzı ve sindirim sistemi
yoktur. Dokularının içinde yaşayan bakteriler sayesinde
besin ihtiyacını karşılar. Boru solucanının her
28 gramlık dokusu 285 milyar bakteri içerir.78
Bu bakteriler kemosentez yapar; yani sıcak su kaynağından
çıkan kimyasal maddeleri besine dönüştürür. Boru
solucanı da bu besini değerlendirerek yaşar. Okyanusun
derinliklerinde, bakteriler besin zincirinin ilk
halkasıdır; bazı omurgasızlar bu mikroorganizmalar
sayesinde, ahtapot gibi hayvanlar ise bu omurgasızlar
sayesinde soylarını devam ettirirler. Yakın bir
zamana kadar canlılığın var olmadığının sanıldığı
bu ortamdaki türlerin zenginliği ve uyumu hayranlık
vericidir.
Okyanusların tabanında, kimyasal açıdan zengin
ancak soğuk olan su sızıntılarının yakınlarında
da çeşitli canlıların var olduğu tespit edilmiştir.
Her yeni araştırma ve gelişme, okyanus tabanının
zenginliği hakkında ne kadar az şey bildiğimizin
bir göstergesi olmaktadır.
Şimdi şu gerçeği göz önünde bulundurun: Derin deniz
araştırmalarında kullanılan denizaltılar ancak son
70 yıl içinde geliştirilmiştir. Binlerce metre derine
inen bir keşif denizaltısı özel olarak tasarlanmıştır.
Bu tasarım, çeşitli bilim dallarından uzmanlar tarafından
yapılmıştır. En derin okyanusların diplerinde milyonlarca
senedir yaşayan her canlı türü de, bulunduğu ortama
en uygun yapıda tasarlanmıştır. Dahası bu canlıların
hücrelerindeki mekanizmalar, keşif denizaltılarındaki
sistemlerden kat kat komplekstir. Böylesine karmaşık
yapıların ise, evrimin iddia ettiği gibi, tesadüfen
oluşması kesinlikle mümkün değildir. Okyanusların
derinliklerindeki canlı çeşitliliği ve bunlardaki
üstün tasarımlar, herşeyi yaratan Allah'a aittir.
Bakteriyel
Ekoloji
Canlılık denildiğinde, çoğunlukla
hayvan ve bitki türleri göz önüne gelir; hatta bazı
insanlar canlılığın sadece bunlardan oluştuğunu
düşünürler. Oysa, çıplak gözle görülmemelerine rağmen,
yeryüzündeki canlıların tamamının kütlesel olarak
%25-50'sini oluşturan bir canlı grubu vardır: Mikroorganizmalar.79
Mikroorganizmaların önemli bir
bölümünü ise bakteriler oluşturur. Bunlar küresel,
çubuksu veya spiral biçimlerde olabilirler; çoğunun
boyutu 0.001 milimetreden küçüktür. O kadar küçüktürler
ki bu cümlenin sonundaki nokta kadar bir yere yüz
binlercesi sığabilir.80
Yeryüzündeki her
ekosistem ve her canlı türü doğrudan veya dolaylı
olarak bakterilerin faaliyetlerine bağlıdır. (Yeryüzündeki
yaşam ve hassas dengelerde, bakterilerin olmazsa
olmaz önemi ilerleyen bölümlerde anlatılacaktır.)
Hemen hemen her yerde bulunurlar.81
Buzullar, sıcak su kaynakları, tuz, asit, kimyasal
madde veya kirlilik oranı çok yüksek ortamlar, insan
ve hayvanların dokuları ve organları, oksijensiz
derin deniz ve toprak katmanlarında dahi binlerce
bakteri türü barınır. Örneğin, sağlıklı bir insanın
bağırsakları 400 farklı bakteri türü içeren küçük
bir ekosistemdir ve bu canlılar bağırsakların düzenli
bir şekilde faaliyet göstermesinde çok önemli bir
pay sahibidir.82
Mikroskop altında
benzer görünen bakterilerin dahi genetik
yapıları incelendiğinde, bunların aslında
birbirlerinden çok farklı türler oldukları
fark edilmiştir. Northwestern Üniversitesi
mikrobiyoloğu David Stahl'ın deyişiyle,
bir bakteri diğerinden "bir boz ayının bir
meşe ağacından farklı olduğu kadar" farklı
olabilir. |
Bakteriler, canlılar arasında en
çok çeşitlilik gösteren fakat en az bilinen gruplardandır.83
21. yüzyıl teknolojisini bile çaresiz bırakan bir
çeşitlilikleri vardır. Denebilir ki binlerce bakteri
türü ve milyarlarca bakteri bireyi içeren bir gram
toprak, mikroskobik düzeyde bir yağmur ormanını
andırır. Yani, bir yağmur ormanında karşılaşılan
olağanüstü çeşitliliğin bir benzerini, mikroskop
altındaki bir tutam toprak parçasında da görmek
mümkündür.
Mikrop ve bakteri türlerinin belirlenmesi için
bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, yapılması
gerekenin yanında çok ama çok azdır. Bu organizmalar
üzerinde araştırma yapmanın zor olmasının bazı nedenleri
vardır: Bakteri türlerinin çoğunun laboratuvarda,
kültür ortamında üretilememesi; bir damla deniz
suyunda veya bir tutam toprakta dahi milyarlarcasının
bulunması gibi... Bakteri türlerinin inanılmaz zenginliği
bile, aslında son yıllarda, genetik bilimindeki
ilerlemelerle anlaşılmıştır.
Mikroskop altında benzer görünen
bakterilerin dahi genetik yapıları incelendiğinde,
bunların aslında birbirlerinden çok farklı türler
oldukları fark edilmiştir. Northwestern Üniversitesi
Mikrobiyoloğu David Stahl'ın deyişiyle, bir bakteri
diğerinden "Bir boz ayının bir meşe ağacından farklı
olduğu kadar" farklı olabilir.84
Profesör Wilson, Doğanın Gizli Bahçesi adlı kitabında,
söz konusu organizmalara ilişkin son gelişmeleri
şöyle özetler:
"Ancak sistematiğin esas kara deliği
bakterilerdir. Kabaca 4000 bakteri türünün resmen
tanımlanmış olmasına rağmen, yakın zaman önce Norveç'te
yapılan araştırmalar, orman toprağının her bir gramında
bulunan 10 milyar organizmanın arasında bilim için
neredeyse tümüyle yeni olan 4000 ila 5000 bakteri
türünün varlığını ortaya çıkarmıştır, ayrıca sığ
deniz çökeltilerinin her bir gramında da birinci
gruba dahil olmayan ve yine çoğu yeni 4000 ila 5000
tür daha bulunmuştur." 85
Konunun uzmanlarından, Maryland Üniversitesi Biyoteknoloji
Enstitüsü Başkanı Rita Colwell ise, dünya üzerindeki
bakteri zenginliğine dair şu sayıları verir:
"Bakteriler çok
küçük olmalarına rağmen, bilimsel tanımlamanın
çok ötesine giden biyokimyasal, yapısal
ve davranışsal komplekslikler gösterirler.
Günümüzün mikroelektronik devrimine uygun
olarak, bakterilerin boyutunu basitlikten
ziyade komplekslikle eşit saymak daha mantıklı
olabilir." (James Shapiro) |
"Sadece 3.000-4.000 bakteri türü
tanımlanmıştır. 300.000 kadar bakteri türünün var
olabileceği tahmin edilmektedir; fakat bu sayı büyük
ihtimalle 3.000.000'a daha yakındır." 86
Çoğu insan bakterileri
sadece hastalığa yol açan zararlı varlıklar olarak
düşünür. Ancak böyle bir düşünce doğru değildir.
Bakterilerin çok az bir bölümü hastalık etkenidir.87
Elinizdeki kitabın çeşitli bölümlerinde anlattığımız
gibi, yeryüzünde yaşamın oluşumu ve sürekliliğinde,
canlılık için zorunlu olan hassas dengelerin düzenlenmesinde,
bakterilerin olmazsa olmaz bir önemi vardır.88
Bu gerçek, Chicago Üniversitesi Biyokimya ve Moleküler
Biyoloji Bölümü Profesörü James Shapiro tarafından
şöyle belirtilir:
"Bakteriler çok küçük olmalarına
rağmen, bilimsel tanımlamanın çok ötesine giden
biyokimyasal, yapısal ve davranışsal komplekslikler
gösterirler. Günümüzün mikroelektronik devrimine
uygun olarak, bakterilerin boyutunu basitlikten
ziyade komplekslikle eşit saymak daha mantıklı olabilir...
Bakteriler olmaksızın yeryüzünde hayat şu anki haliyle
var olamazdı." 89
Hızlı çoğalmalarına, bu kadar küçük ve bu kadar
çok olmalarına karşın, bakteriler en ufak bir karışıklığa
yer vermeyecek şekilde faaliyet gösterirler. Bunun
ise tek bir açıklaması vardır: Yaptıkları son derece
kompleks işlerden (örneğin siyanobakterilerce gerçekleştirilen
fotosentez gibi) bireylerinin ve türlerinin sayılarına
kadar bakterilerle ilgili her türlü detay, onları
yaratan Allah'ın dilediği ve belirlediği şekildedir.
Nerede, ne zaman ve hangi sayıda olmaları gerektiğini
bilen ve planlayan; onları yeryüzündeki dengelerin
düzenlenmesinde ve dünyanın insan yaşamı için elverişli
bir ortam olmasında vesile kılan Allah'tır. |