| GİRİŞ
Tarih boyunca insanlar yaşadıkları
evreni gözlemleyerek, onun sırlarını çözmeye çalıştılar.
Birçok bilim adamı insanların zihinlerini meşgul eden
sorulara yanıtlar bulmak için yıllarca çalıştı. Kimisi
yaşadıkları dönemin şartlarına bağlı olarak çok büyük
buluşlara imza atarken, kimisi de kendi dönemlerinde
büyük ilgi çeken; fakat daha sonraları ise büyük bilimsel
yanılgılar olarak kabul edilen iddialarda bulundu.
Batlamyus MS. 2. yy'da, o dönemin bilim
merkezi olan İskenderiye'de yaşamış bir bilim adamı
ve düşünürdü. İçinde bulunduğu evreni tanımak ve
Dünya'nın evrendeki konumunu keşfetmek isteyen Batlamyus
uzun süre gökyüzünü gözlemledi. Güneş'in, Ay'ın
ve yıldızların hareketleri üzerinde düşündü. Sonunda
ise bir karara vardı: Evrenin
merkezinde Dünya vardı. Onun düşüncelerine
göre, Dünya hareketsiz olarak duruyor; Güneş, Ay,
gezegenler ve tüm yıldızlar ise onun çevresinde
dönüyorlardı. Batlamyus'un büyük ilgi gören bu çalışmaları
çeşitli dillere çevrildi ve özellikle Avrupa kültürü
üzerinde büyük etki meydana getirdi. Katolik Kilisesi,
Batlamyus'un Dünya merkezli evren modeli ile Hıristiyan
ilahiyatını birleştirdi. Bazıları Batlamyus'un modelindeki
çelişkilerin varlığını fark etmelerine rağmen, Batlamyus'a
verilen büyük destek dolayısıyla susmak zorunda
kaldı. Çelişkileri kısa zamanda ortaya çıkan bu
fikrin terk edilmesi kolay olmadı. 15. yy'a gelindiğinde
ise, bazı gelişmeler yaşanmaya başlandı. İlk olarak,
Kopernik, Batlamyus'un fikirlerinde büyük yanlışlıklar
olduğunu ortaya koydu. Kopernik Dünya merkezli evren
inancına kesin olarak karşı çıktı ve şu gerçeği
ortaya koydu: Dünya evrenin merkezinde değildi.
İlerleyen yüzyıllarda ise, Dünya'nın Güneş çevresinde
dönen bir gezegen; Güneş'in Samanyolu Galaksisinin
içindeki milyarlarca yıldızdan biri ve de Samanyolu'nun
ise sayısı bile tespit edilemeyen yıldız kümelerine
sadece bir örnek olduğu ortaya çıktı.
Kopernik, Batlamyus'un
ortaya attığı ve Katolik Kilisesi tarafından
benimsenen Dünya merkezli evren modelini
yıktı. Onun tanımladığı yeni model, Dünya'nın
Güneş Sistemi'nin bir parçası olduğunu gösteriyordu. |
1600'lü yılların sonuna doğru ise, bilim tarihi bir
başka yanılgıya sahne oldu. Ateş ve saçtığı alevler
her devirde insanların ilgisini çekmişti. O döneme
kadar henüz sırrı keşfedilememiş ateşin kaynağı üzerinde
düşünen insanlardan biri de Alman bilim adamı G. E.
Stahl'dı. Stahl araştırmaları sonucunda, ateşe
"flojiston" adı verilen gözle görülemeyen bir maddenin
yol açtığını ileri sürdü. Stahl'a göre flojiston
nesnelere girip çıkabilen bir maddeydi. Flojistona
sahip bir nesne hızla yanarken, flojistonun olmadığı
nesneler ise yanmıyordu. Yanan maddelerden duman çıkması,
bu maddelerin yanarken küçülmeleri ve hafiflemeleri,
flojistonun bu maddeleri terk etmesi olarak yorumlandı.
Araştırmalarda, yanan maddelerin üzerlerinin kapatılmasıyla
veya toz ve toprak atılıp söndürülmeleriyle flojistonun
çıkışının engellendiği ve böylece ateşin söndüğü düşünülüyordu.
Ancak zamanla, metallerin yanarken küçülmemeleri veya
hafiflememeleri flojistonun gerçekliği hakkında bazı
kuşkuların doğmasına neden oldu. 1700'lü yılların
sonunda ise havanın farklı birkaç gazın karışımı olduğu
keşfedildi. Bu farklı gazların farklı biçimlerde yanmaları
da flojiston kuramıyla açıklanmaya çalışılırken, oksijen
gazıyla ilgili yapılan araştırmaların biri kuramın
sonunu getirdi. Antoine Lavoisier adlı bilim adamı
oksijen gazı içinde yaktığı bir metali gözlemledi.
Bu gözlemi sonucunda yanan metalin ağırlığının arttığını,
oksijen miktarının da azaldığını fark etti. İşte bu
deney insanlara ateşin kaynağını da gösterdi. Nesneler oksijen aldıkları için yanıyorlardı.
Flojiston isimli teorik madde ise asla var olmamıştı.
Ateşin kaynağının
"flojiston" olmadığı, uzun bir zaman sonra
anlaşıldı. |
Tarihteki bilimsel yanılgılara bir diğer
örnek ise, elektriğin kaynağı üzerine yapılmış bir
yorumdur. Doktor Luigi Galvani 1780'li yıllarda
hayvanlarla ilgili araştırma yaparken, birdenbire
yeni bir elektrik kaynağı bulduğunu sandı. Kurbağalar
üzerinde yaptığı araştırmalarda, metal bir parçaya
bağlanan kurbağa bacağındaki kasların kıpırdadığını
gördü. Galvani bu canlı üzerinde yaptığı birkaç
araştırma sonucunda kararını verdi: Bir metal hayvanların kaslarından ve sinirlerinden
kaynaklanan elektriğin dışarı çıkmasını sağlıyordu.
Galvani deneyi tek bacak üzerinde tek metal parçasıyla
yapmıştı. Bu deneyin mantığından şüphelenen Alessandro
Volta isimli bilim adamı konuyla ilgili çalışmalara
başladı. Volta kurbağanın bacağına bir telin farklı
iki ucunu bağladı ve bacaklardaki kasların seyirmediğini
gördü. Bu deneyden sonra çalışmalarına devam eden
Volta, kurbağadan veya başka
bir hayvandan kaynaklanan elektrik iddiasının gerçek
olmadığını ortaya koydu. Elektrik, elektronlardan
kaynaklanan bir akımdı ve metaller elektronu daha
kolay iletiyordu. Hayvansal elektrik kuramı bir
dönem insanlarını şaşırtmış bir yanılgıydı.
Luigi Galvani
Kurbağalar da evrimcilerin kapıldıkları
bilimsel bir yanılgının malzemesi olmuşlardı. |
Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi,
günümüzde çok iyi bilinen gerçekler hakkında geçmişte
çok yanlış bazı iddialarda bulunuldu. Birçok bilim
adamı gerek dönemlerinin geri kalmış bilimsel düzeyleri,
gerekse sahip oldukları bazı önyargıları dolayısıyla
birçok bilimsel yanılgıya kapıldı. Tarihte gerçekleşmiş
bu gibi bilimsel yanılgılara verilecek en büyük
örnek, yaşamın kökeni üzerine ortaya atılmış iddialardan
biriydi. Çünkü bu iddianın etkileri ve mantıksızlığı
yukarıda örneğini verdiğimiz yanılgılardan çok daha
büyük oldu. Bu yanılgı, evrim inancıyla materyalist
dünya görüşünün birleştiği 'Darwinizm'di.
Bir zamanlar Darwinizm, elde yeterince
bilimsel kanıt olmadığı için bazılarınca bilimsel
bir teori gibi kabul ediliyordu. Charles Darwin'in
1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabı
o dönemde bile anlaşılan tutarsızlıklarına rağmen,
bazı çevrelerde yankı uyandırdı. Darwin'in genetik
veya biyokimya biliminden habersiz olarak yaptığı
varsayımlar, fosil kayıtlarının yetersizliğinden
yararlanarak ileri sürdüğü hatalı iddialar, bu teoriyi
kabul etmeye felsefi nedenlerle çok yatkın olan
kişiler tarafından hararetle kabul gördü. Bu felsefi
neden, Darwin'in teorisi ile materyalist felsefe
arasındaki ilişkiydi. Darwin, tüm canlıların kökenini
maddesel faktörlerle ve rastlantılarla açıklamaya
çalışan, dolayısıyla bir Yaratıcı'nın varlığını
reddeden bir teori öne sürmüştü. Akla ve mantığa
tamamen aykırı olan bu teorinin yanlışlığının bilimsel
olarak ortaya çıkması içinse, 20. yüzyıldaki bir
dizi bulgu gerekecekti.
Bugün Darwinizm hala bazı saplantılı
bilim çevrelerinde yaygın bir kabul görmektedir;
ama bu, Darwinizm devrinin sona erdiğini kabul etmemize
engel değildir. Çünkü teoriyi ayakta tutan sözde
bilimsel varsayımlar birer birer çökmüştür. Teoriyi
hala ayakta tutan tek neden, onun temeli olan materyalist
felsefenin hala bir kısım bilim çevrelerinde fanatik
bir tutkuyla savunulmasıdır. Darwinizm dünyası,
1980'li yılların ikinci yarısındaki Sovyetler Birliği'ne
benzemektedir. O dönemlerde komünizmin bir ideoloji
olarak iflas ettiği, varsayımlarının geçersiz olduğu
ortaya çıkmıştı. Ancak komünist sistemin kurumları
hala varlığını koruyordu. Komünist ideolojiyle beyni
yıkanmış bir kuşak hala körü körüne bu ideolojiyi
savunuyordu. Bu dogmatizm nedeniyle, pratikte çökmüş
olan komünist sistem bir süre daha yaşatıldı. "Glasnost"
ve "Perestroyka" denen formüllerle reforme edilip
yaşatılmak istendi. Ama sonunda kaçınılmaz çöküş
geldi.

Darwin canlılığı 19.
yüzyılın ilkel araçları ile incelemiş ve
bu nedenle yaşamın kompleksliğinin farkına
varmamış, büyük bir yanılgıya kapılmıştı. |
Bu çöküşten önce ise, komünizmin aslında
tükendiğini teşhis eden ve dile getirenler vardı.
Pek çok Batılı gözlemci, bu çöküşün kaçınılmaz olduğunu,
Sovyetler'deki statükonun bunu ancak bir süre geciktirebileceğini
fark etmişler ve yazmışlardı.

Zamanla gelişen teknoloji
yeni tasarımların ortaya çıkmasına, günlük
yaşamın daha kolaylaşmasına vesile olmaktadır.
Bilimsel alanda yaşanan gelişmeler de eski
dönemdeki bilgisizlik nedeniyle kabul görmüş
olan Darwinizm gibi köhne teorilerin gerçek
yüzünü açığa çıkarmaktadır. |
Biz de bu kitapta, Darwinizm'in aslında
bilimsel olarak çoktan çöktüğünü anlatıyoruz. Zaten
hiçbir zaman gerçekçi bir bilimsel dayanağı olmayan
bu teori, bilim düzeyinin yetersizliği nedeniyle,
bir süre için bazılarına "ikna edici" görünmüş,
ama bu ikna ediciliğin de bir aldatmaca olduğu ortaya
çıkmıştır. Darwin'in evrim teorisini savunmak için
son 150 yıldır öne sürülen iddiaların her biri günümüzde
çürümüş durumdadır. Evrimin tüm sözde kanıtları,
bir bir yıkılmıştır. Çok yakında,
bilim dünyasındaki yanılgı içindeki insanlar da
bu gerçeğin farkına varacak, böylesine yanlış bir
teoriye nasıl kapıldıklarına şaşacaklardır. İsveçli
bilim adamı Soren Løvtrup'un ifadesiyle, "Darwinist
efsane bir gün bilim tarihindeki en büyük aldanış
olarak nitelenecektir."1
Bu nitelemenin oluşması için gerekli tüm bilimsel
veriler ortaya çıkmış, geriye sadece bazı bilim
çevrelerinin bu gerçeği kabullenmesi kalmıştır.
İlerleyen sayfalarda, evrim teorisini çürüten söz
konusu bilimsel verileri inceleyecek ve Darwinizm'in,
19. yüzyılın bilim düzeyinin yetersizliğinden faydalanılarak
ortaya atılmış büyük bir yanılgı olduğunu birlikte
göreceğiz.

(Üstte ortada) Telefonun
ilk zamanları ve bugünkü hali
(Sol üstte) Tarihi bir fotograf makinesi
ve yenisi
(Sağda) Bir zamanlar gözde olan bir oda
büyüklüğündeki bilgisayarların yerini günümüzde
modern bilgisayarlar almıştır. (sol sayfada
altta) Bir zamanlar keşfi heyecanla karşılanan
siyah beyaz televizyonlar ise yerlerini
kusursuz görüntü netliği sağlayan renkli
televizyonlara, gramofonlar yerlerini modern
müzik setlerine, CD çalarlara bırakmıştır.
Bir zamanlar evrim teorisi de yetersiz bilim
düzeyi nedeniyle kabul görmüştür. Ancak
Darwinizm'in maskesi 21. yüzyılda tamamen
düşürülmüş, köhne ve çürük bir teori olduğu
delilleriyle ortaya konmuştur. |

Darwinizm bilimsel
olarak çökmüş bir teoridir. Hiçbir zaman
gerçekçi bir bilimsel dayanağı olmayan bu
teori, bilim düzeyinin yetersizliği nedeniyle,
bir süre için bazılarına "ikna edici" görünmüş,
ama zaman içinde gelişen bilim bu ikna ediciliğin
de bir aldatmaca olduğunu ortaya çıkarmıştır. |
|