Fosil Kayıtlarındaki
Duraganlık
Fosil kayıtlarının en belirgin
özelliklerinden biri, canlıların bu kayıtlarda
gözlemlendikleri jeolojik dönemler boyunca değişime
uğramamalarıdır. Diğer bir deyişle, bir canlı
türü, fosil kayıtlarında ilk olarak nasıl belirdiyse,
bu tür yok olana kadar veya günümüze gelene kadar
onmilyonlarca, hatta yüzmilyonlarca yıl boyunca
hiçbir değişim göstermemekte, aynı yapıyı korumaktadır.
Bu, canlıların hiçbir evrime uğramadıklarının
açık bir delilidir
Bu gerçeği ilk ilan eden
kişilerden biri 20. yüzyıldaki en ünlü evrimci
otoritelerden biri olan Amerikalı paleontolog
ve bilim tarihçisi Stephen Jay Gould'dur. Gould
1970 yılında fosil kayıtlarının en belirgin iki
özelliği hakkında şöyle yazmıştır:
Fosilleşmiş türlerin çoğunun
tarihi, kademeli evrimle çelişen iki farklı özellik
ortaya koymaktadır:
1. Durağanlık: Çoğu tür,
dünya üzerinde var olduğu süre boyunca hiçbir
yönsel değişim göstermez. Fosil kayıtlarında ilk
ortaya çıktıkları andaki yapıları ne ise, kayıtlardan
yok oldukları andaki yapıları da aynıdır. Morfolojik
(şekilsel) değişim genellikle sınırlıdır ve belirli
bir yönü yoktur.
2.
Aniden ortaya çıkış: Herhangi bir lokal bölgede,
bir tür, atalarından kademeli farklılaşmalara
uğrayarak aşama aşama ortaya çıkmaz; bir anda
ve "tamamen şekillenmiş" olarak belirir.190
Gould ilerleyen yıllarda
da fosil kayıtlarında görülen durağanlığı kabul
ettiğini belirtmiştir. 1993 yılında Natural History
dergisindeki bir yazısında şöyle demektedir:
Birçok
fosil türünün jeolojik yaşam süresi boyunca durağanlığı
ya da hiçbir değişim geçirmeyişi, tüm paleontologlar
tarafından sözle ifade edilmeksizin onaylanmıştır,
ancak asla üzerinde etraflıca çalışılmamıştır...
Durağanlığın çok yaygın olması, fosil kayıtlarının
utandırıcı bir özelliği haline geldi ancak yokluğun
(ki bu evrimin yokluğudur) bir ilanı olarak gözardı
edilmiş olarak bırakıldı.191
Her ikisi de ünlü birer
paleontolog olan Ian Tatterstall ve Niles Eldredge
ise, The Myths of Evolution (Evrim Efsaneleri)
adlı kitaplarında, fosil kayıtlarının Darwin'in
varsayımları ile olan çelişkisini ve durağanlık
gerçeğini şöyle anlatmaktadırlar:
Paleontologlar fosillerini
kaya kayıtları boyunca izlediklerinde, bekledikleri
değişiklikleri görmemektedirler... Fosillerin
her bir farklı türünün, fosil kayıtları içerisinde
var oldukları süre boyunca tanınır şekilde aynı
olduğu, Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabını yayınlamadan
çok daha öncesinden beri paleontologlar tarafından
bilinmekteydi. Darwin'in kendisi... gelecek nesil
paleontologlarının bu boşlukları gayretli arayışlarıyla
dolduracakları tahmininde bulunmuştu... Daha sonrasında
yapılan 120 yıllık paleontolojik araştırmalarsa,
fosil kayıtlarının Darwin'in varsayımlarının bu
kısmını teyit etmeyeceğini son derece açık bir
şekilde ortaya koymuştur. Problem kayıtların eksik
olması da değildir. Fosil kayıtları açıkça bu
varsayımın yanlış olduğunu göstermektedir.
Türlerin uzun zaman dilimleri boyunca şaşırtıcı
şekilde sade ve durağan özellikler sergilemesi,
"kral çıplak" hikayesinin tüm özelliklerini taşımaktadır;
herkes bilir ancak gözardı etmeyi tercih eder.
Paleontologlar Darwin'in öngördüğü tabloyu inatla
reddederek karşı koyan, ve tümüyle başka yöne
bakan, söz dinlemez bir kayıtla karşı karşıyadırlar.192
Söz
konusu durağanlığın örnekleri sayısızdır. Örneğin
Wyoming'deki Bighorn Havzası, memelilerin ilk
dönemlerine ait 5 milyon yıllık fosil yataklarını
barındırmaktadır. Buradaki fosil kayıtları o kadar
zengindir ki, paleontologlar buradaki fosillerde
ara geçiş formlarını da bulabileceklerini ve evrimsel
süreci gösterebileceklerini ummuşlardı. Ancak,
umutları boşa çıktı. Birbirinden evrimleştiğini
öne sürdükleri türlerin aynı dönemlerde yaşadıkları
anlaşıldı ve "fosil kayıtlarının bir türden diğerine
geçişi gösteren tek bir inandırıcı kanıt dahi
sunmadığı"193
görüldü. Ayrıca, türler kayıtlardan yok olana
kadar bir milyon yıl boyunca hiç değişmeden sabit
kalıyorlardı.
Oysa evrim teorisinin iddiasına
göre, türlerin birbirlerinden evrimleşebilmeleri
için, sürekli bir değişim içinde olmaları gerekir.
Örneğin bir kemirgenin yarasa veya balinaya dönüşebilmesi
için, çok uzun dönemler boyunca aşama aşama küçük
değişiklikler göstermesi gerekir. Bir kemirgenin
yarasa veya balinanın özelliklerini kazanabilmesi
için ise bu aşamalı dönüşümün çok çok uzun bir
dönemi kapsaması gerekir. Bu uzun dönem içinde
ise çok sayıda ara form oluşması ve bu ara formların
arkalarında milyonlarca fosil bırakmaları gerekir.
Oysa fosil kayıtlarında ara form özelliklerine
sahip canlılara hiç rastlanmamaktadır. Bulunan
fosiller kemirgenler, yarasalar veya balinalar
gibi tam ve belirgin özelliklere sahip özgün canlılardır
ve bu canlılar fosil kayıtlarında bu tam halleriyle
bulunurlar.
resim 1: çok sayıda
örneğiyle günümüze ait tam bir sincap.
resim 2: 5evrimcilerin iddiasına göre
olması gereken, ama fosil kayıtlarında
bir türlü rastlanmayan hayali ara formlar
resim 6: çok sayıda örneğiyle günümüze
ait tam bir yarasa |
Niles Eldredge, fosil kayıtlarında
ara geçiş formlarının bulunmayışının ve durağanlık
konusunun evrimci paleontologlar tarafından çok
iyi bilindiğini ancak bilerek görmezden gelindiğini
şöyle itiraf etmektedir:
Görünen
o ki, her yeni jenerasyon fosillerdeki evrimsel
değişimin örneklerini belgelemek için sabırsızlanan
birkaç yeni paleontolog ortaya çıkarıyor. Aranan
değişiklikler elbette ki her zaman kademe kademe
ilerleyen cinsten oldu. Bu paleontologların çabaları
çoğunlukla karşılıksız kalmakla beraber, fosiller
beklenen özellikleri göstermek yerine her zaman
değişmezlik gösterdi... Bu (fosillerdeki) olağanüstü
tutuculuk, evrimsel değişimi bulmaya can atan
paleontologlara hiçbir evrim yokmuş gibi göründü.
Kademeli evrim yerine tutucu bir kalıcığı belgeleyen
çalışmalar, başarısızlık olarak nitelendirildi
ve çoğunlukla yayınlanmadı. Paleontologların çoğu
değişmezliğin, durağanlık olarak isimlendirilen
değişim eksikliğinin farkındaydı...194
Fosil kayıtlarının her açıdan
evrim teorisini açıkça yalanladığı görülmektedir.
Eldredge'in sözlerinde dikkat çeken ayrı bir konu
ise, fosil kayıtlarında türlerin değişmediğinin,
aksine sabit kaldıklarının belgelendiği çalışmaların
yayınlanmaması ve başarısızlık olarak nitelendirilmesidir.
Evrimciler, sadece fosiller konusunda değil, diğer
ilgili bilim dallarında da evrim aleyhinde olan
delilleri gözlerden uzak tutma, taraflı yorumlarla
toplumu yanıltma konusunda oldukça deneyimlidirler.
Eldredge de sözlerinin arasında evrimciler arasında
alışıldık olan bu yöntemi ifade etmektedir.

resim1: yaklaşık
135 milyon yıllık Echinoderm (deniz
yıldızı) fosili ve canlı bir örneği.
resim2: yaklaşık 355-295 milyon yıllık
örümcek fosili ve günümüze ait bir örümcek.
resim3: 50 milyon yıldır değişmeyen
yarasa, evrim teorisini çökerten delillerden
biridir. Ünlü evrimci bilim adamı Jeff
Hecht bu gerçeği şöyle dile getirir:
Yarasaların kökeni bir bilmece olmuştur.
En eski yarasa fosilleri dahi, 50 milyon
yıl önce, bugünkü modern yarasaların
kanatlarına tıpa tıp benzeyen kanatlara
sahiptiler.197
resim4:140 milyon yıllık at tırnağı
yengeci fosili ve günümüzde yaşayan
örneği.
resim5: yaklaşık 210 milyon yıllık kemikli
balık fosili ve canlı bir örneği. resim6:Trionyx
(kaplumbağa) fosili ve günümüze ait
bir kaplumbağa.
resim7: yaklaşık 300 milyon yıllık Geç
Karbon döneminden su akrebi fosili ve
günümüzde yaşayan bir örneği.
resim8: yaklaşık 55-35 milyon yıllık
yengeç fosili ve günümüzde yaşayan bir
yengeç.
|
Focus dergisi de evrimci
bir yayın olmasına karşın, Colacanth'ın konu edildiği
Nisan 2003 tarihli sayısında, bu balık gibi milyonlarca
yıldır değişmeyen canlılardan şöyle söz etmiştir:
Coelacanth gibi büyük bir canlının, bunca
yıl bilim dünyasının bilgisinden uzak yaşadıktan
sonra bulunması, çok fazla ilgiyi üstüne çekmesine
yol açtı. Oysa, Colacanth gibi milyonlarca yıl
öncesinden kalan fosilleriyle tıpatıp benzerlik
içindeki organizmaların sayısı oldukça fazla.
Örneğin, bir kabuklu türü olan Neopilina, 500
milyon yıldan beri, akrep, 430 milyon yıldan beri;
zırhlı ve kılıç kuyruklu bir hayvan olan deniz
canlısı Limulus, 225 milyon yıldan beri; yalnızca
Yeni Zelanda'da yaşayan bir tür sürüngen olan
Tuatara da, yaklaşık 230 milyon yıldan beri değişmedi.
Eklembacaklıların birçok takımı, timsahlar, deniz
kaplumbağaları ve birçok bitki türü de uzayıp
giden listenin bir parçası. 195
Focus dergisi, bu fosillerin
evrim teorisine vurduğu darbeyi ise açıkça itiraf
etmektedir:
Evrim
çizgisinden bakıldığında, bu tip organizmaların
mutasyona uğrama olasılığı, diğerlerine göre çok
daha yüksek. Çünkü, her yeni nesil, DNA'nın kopyalanması
demek. Milyonlarca yıl süresince kopyalama işleminin
kaç kez yapıldığını düşününce, ortaya çok ilginç
bir tablo çıkıyor. Teoride, değişen çevre koşulları,
düşman türler, türler arası rekabet gibi çeşitli
baskı unsurlarının doğal seçime neden olması,
mutasyona uğramış avantajlı türlerin seçilmesi
ve bu türlerin, bu kadar uzun zaman içinde çok
fazla değişikliğe uğraması gerekiyordu. AMA GERÇEKLER
BÖYLE DEĞİL. Sözgelimi, hamamböceklerini ele alalım.
Çok hızlı ürüyorlar, ömürleri de kısa, ama yaklaşık
250 milyon yıldan beri aynılar. Daha çarpıcı bir
örnek ise archaebakteriler. Tam 3.5 milyar yıl
önce, dünya henüz çok sıcakken ortaya çıktılar,
günümüzde de Yellowstone Milli Parkı'ndaki kaynar
sularda yaşamaya devam ediyorlar.196

Milyonlarca yıllık bitki fosilleri
ve bu fosillerin günümüzde yaşayan örnekleri,
bu bitkilerin hiçbir evrim geçirmediklerinin
açık delilidirler. Bu bitkiler milyonlarca
yıldır hiçbir değişime uğramamışlardır.
resim1: Pecopteris miltani 290-365 milyon
yıl önce yaşamış olan bir bitki.
resim2:Asterophyllites grandis 350 milyon
yıllık bir bataklık bitkisi fosili ve
günümüzdeki benzeri
resim3:Günümüzde yaşayan Cryptomenia
japonica adlı ağaç 300 milyon yıllık
fosili ile tamamen benzerdir.
resim4:Quercus hispanica Günümüzde meşe
ağacının yaklaşık 145 milyon yıl önce
yaşamış olan bir cinsinin fosili
resim5: Alepthopteris Yaklaşık 350 milyon
yıllık bir bitki fosili ve günümüzdeki
benzeri
Yüzmilyonlarca yıldır hiçbir değişime
uğramadan günümüze kadar gelen bu bitkiler
evrim teorisini yalanlayan en önemli
deliller arasındadır.
|
Colacanth gibi yaşayan fosillerin,
ortaya çıktıkları günden günümüze değin geçen
sürede hiçbir değişikliğe uğramamış olması, sürekli
değişimi öngören evrimle değil, canlıların ayrı
ayrı yaratıldıklarını ve hiç değişmeden günümüze
ulaştıklarını ortaya koyan yaratılış gerçeğiyle
uyumludur. Yaşayan fosiller birer yaratılış delilidirler.
Allah milyonlarca canlı türünü mucizevi bir biçimde
yoktan yaratmıştır.