| Evrim
Teorisinde Hiçbir Zaman Varolmayan Ara Geçiş Formları
Eğer dünyamızda gerçekten bir evrim süreci yaşanmış,
yani canlı türleri tek bir ortak atadan kademeli
olarak türemiş olsalardı, bunun kanıtlarını en açık
olarak fosil kayıtlarında görebilirdik. Ünlü
Fransız zoolog Pierre Grassé, bu konuda şunları
söyler:
Doğa bilimciler
unutmamalıdırlar ki, evrim süreci sadece fosil kayıtları
aracılığıyla açığa çıkar… Sadece paleontoloji
(fosil bilimi) evrim konusunda delil oluşturabilir
ve evrimin gelişimini ve mekanizmalarını gösterebilir.2
Bunun nedenini anlamak için, evrim teorisinin
temel iddiasını kısaca gözden geçirmek gerekecektir:
Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden
türemişlerdir; önceden tesadüfen var olan bir canlı
türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler
bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Bu bilimdışı iddiaya
göre, bitkiler, havyanlar, mantarlar, bakteriler
hep aynı kaynaktan gelmişlerdir. Hayvanların 100'e
yakın farklı filumu (yani yumuşakçalar, eklembacaklılar,
solucanlar, süngerler gibi temel kategorileri) hep
tek bir ortak atadan türemiştir. Teoriye göre bu
gibi omurgasız canlılar zamanla (ve tesadüfen) omurga
kazanarak balıklara, balıklar amfibiyenlere, onlar
sürüngenlere, sürüngenlerin bir kısmı kuşlara, bir
kısmı ise memelilere dönüşmüştür. Teoriye göre bu
dönüşüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini
kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir. Bu durumda,
iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde sayısız
"ara tür"ün oluşmuş ve yaşamış olması gerekir.
Sözgelimi, geçmişte balık özelliklerini
hala taşımalarına rağmen, bir yandan da bazı amfibiyen
özellikleri kazanmış olan yarı balık-yarı amfibiyen
canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini
taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış
sürüngen-kuşlar ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlar,
bir geçiş sürecinde oldukları için, sakat, eksik,
kusurlu canlılar olmalıdır. Örneğin bir sürüngenin
ön ayakları her jenerasyonda bir parça daha kuş
kanadına benzemelidir. Yüzlerce jenerasyon boyunca
bu türün ne tam ön ayakları ne de tam kanatları
olacak, yani bu canlı sakat ve kusurlu olarak yaşayacaktır.
Evrimcilerin geçmişte yaşamış olduklarına inandıkları
bu teorik canlılara "ara geçiş formu" adı verilir.
Charles Darwin
|
Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte
yaşamışsa, bunların sayılarının ve türlerinin milyonlarca
hatta milyarlarca olması, fosillerine de dünyanın
dört bir yanında rastlanması gerekir. Bu gerçeği
Darwin de kabul etmiş ve neden birçok ara geçiş
formu olması gerektiğini şöyle açıklamıştı:
Tüm yaşayan türler,
her gcinste yer alan atasal türleriyle, bugün yaşamakta
olan türlerin evcil ve vahşi varyasyonları arasındaki
farktan daha büyük olmayan farklarla bağlantılı
olmalıdırlar.3
Darwin'in kastettiği şudur: Günümüzde
yaşayan bir canlı türünün varyasyonları (örneğin
cins bir köpek ile bir sokak köpeği) arasında ne
kadar az fark varsa, "evrim süreci" içinde birbirini
izlediği iddia edilen "ata" ve "torun"lar arasında
da o kadar az fark olmalıdır.
Dolayısıyla, Darwin'in de belirttiği
gibi evrim, eğer gerçekten var olsaydı, "çok küçük
kademeli değişimlerle" ilerleyecekti. Mutasyona
uğrayan bir canlıdaki değişiklik çok küçük olacaktı.
Ayakların kanatlara, solungaçların akciğerlere,
yüzgeçlerin ayaklara dönüşmesi gibi büyük değişimlerin
meydana gelebilmesi için milyonlarca küçük değişimin
yine milyonlarca yıl içinde birikmesi gerekecekti.
Bu süreç ise, milyonlarca ara form oluşmasına neden
olacaktı. Darwin bu açıklamasından sonra şu sonuca
varmıştır:
Yaşayan veya
soyu tükenmiş tüm türler arasındaki ara ve geçiş
bağlantılarının sayısı inanılmaz derecede büyük
olmalıdır. 4
Darwin kitabının başka bölümlerinde de
aynı gerçeği dile getirmiştir:
Eğer teorim doğruysa,
türleri birbirine bağlayan sayısız ara geçiş çeşitleri
mutlaka yaşamış olmalıdır... Bunların yaşamış olduklarının
kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir.5
Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara
formların fosillerinin bir türlü bulunamadığının
da farkındaydı. Bunun teorisi için büyük bir açmaz
oluşturduğunu görüyordu. Bu yüzden, Türlerin Kökeni
kitabının "Teorinin Zorlukları" (Difficulties on
Theory) adlı bölümünde şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler
öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden
sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün
doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış
ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı,
fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında
gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik
yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?
Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır
ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek
en büyük itiraz olacaktır.6

1. sutun: Fosilleri olan kusursuz canlılar
2. Hiç varolmamış, sadece Evrimcilerin
hayallerinde yaşayan arageçiş canlıları
3. fosilleri olan kusursuz canlılar
Eğer
evrim teorisi doğru olsaydı, fosil kayıtlarında,
bu resimlerde olduğu gibi, tam oluşmamış,
iki türe ait farklı özellikler taşıyan,
garip canlıların fosilleri bulunmalıydı.
Ancak fosil kayıtlarında bu özelliklerde
tek bir canlıya bile rastlanmamıştır.
|
Darwin'in bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü
tek açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının
yetersiz olduğuydu. Fosil kayıtları detaylı olarak
incelendiğinde, kayıp ara formların mutlaka bulunacağını
iddia etmişti.
Ancak 150 yıldır yapılan fosil araştırmaları Darwin'in
ve onu izleyen evrimcilerin boş yere umutlandıklarını
göstermiş ve bir tek ara geçiş formuna ait fosil
bulunamamıştır. Günümüzde dünyanın her yerinde,
binlerce müzede ve koleksiyonda 100 milyonu aşkın
fosil bulunmaktadır. Bu fosillerin hepsi birbirlerinden
kesin hatlarla ayrılan, özgün yapılara sahip türlere
aittir. Evrimcilerin ümitle aradıkları yarı balık-yarı
amfibiyen, yarı dinozor-yarı kuş, yarı maymun-yarı
insan ve benzeri canlıların fosillerine kesinlikle
rastlanmamıştır.
John Hopkins Üniversitesi'nden profesör S. M. Stanley
bir evrimci olmasına rağmen bu gerçeği şöyle itiraf
eder:
Bilinen fosil kayıtları
kademeli evrim ile uyumlu değildir ve hiçbir zaman
olmamıştır... Paleontologların çoğunluğu, delillerinin
Darwin'in bir türün değişimine götüren çok küçük,
yavaş ve giderek biriken değişiklikler üzerine yaptığı
vurguyla çelişir durumda olduğunu hissetmiştir...
Onların hikayeleri de örtbas edilmiştir. 7
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nden paleontolog
Niles Eldredge ve antropolog Ian Tattersall ise
fosil kayıtlarının evrim teorisine karşı geldiğini
şöyle açıklarlar:
Kayıtlardaki sıçramalar
ve tüm deliller kayıtların gerçek olduğunu gösteriyor:
Gördüğümüz boşluklar - yapay bir fosil kaydının
yapısını değil, yaşamın tarihindeki gerçek olayları
yansıtmaktadır.8

resim :1- Çuha çiçeği fosili
resim:2- Günümüzde yaşayan çuha çiçeği
resim:3- 2 milyon yıllık amber içinde
karınca fosili ve üstünde günümüzdeki
karınca
resim:4 Birkaç milyon yıllık Akçaağaç
yaprağının fosili ve günümüzdeki Akçaağaç
yaprakları.
resim:5 Zeminde, bugüne kadar bulunan
en eski çiçekli bitki fosili
resim:6 Fosil kayıtlarında, milyarlarca
yıl önce yaşamış olan bakterilerden karıncalara,
yapraklardan kuşlara kadar birçok canlıya
ait fosil bulunmasına rağmen, hayali ara
geçiş formlarına ait bir tek fosil dahi
bulunmamıştır.
|
Bu evrimci bilim adamlarının da belirttikleri
gibi yaşamın gerçek tarihini fosil kayıtlarında
görmek mümkündür ve bu tarihte ara geçiş formları
yoktur.
Başka bilim adamları da ara geçiş formlarının
bulunmadığını kabul etmektedirler. Örneğin Indiana
Moleküler Biyoloji Enstitüsü Müdürü Rudolf A. Raff
ve Indiana Üniversitesi'nden araştırmacı Thomas
C. Kaufmann şöyle demektedir:
Fosil türleri arasında
ataların ya da ara geçiş formlarının eksikliği,
erken metazoan (çok hücreli hayvan) tarihinin garip
bir özelliği değildir. Bu boşluklar geneldir ve
tüm fosil kayıtları boyunca hakimdir.9
Fosil kayıtlarında milyarlarca yıl önce yaşamış
olan bakterilerin dahi fosilleri korunmuştur. Buna
rağmen, hayali ara geçiş formlarına ait tek bir
tane bile fosilin bulunamamış olması dikkat çekicidir.
Karıncalardan bakterilere, kuşlardan çiçekli bitkilere
kadar birçok canlı türünün fosilleri mevcuttur.
Soyu tükenmiş canlıların dahi fosilleri o kadar
kusursuzca korunmuştur ki, günümüzde görmediğimiz
bu canlıların nasıl bir yapıya sahip olduklarını
anlamamız mümkün olabilmektedir. Bu kadar zengin
fosil kaynaklarının içinde, bir tane dahi ara geçiş
formunun bulunmaması ise, fosil kayıtlarının eksikliğini
değil, evrim teorisinin geçersizliğini gösterir. |