| 1
Evrim Teorisi, Tesadüfleri Yaratıcı Bir İlah Olarak
Görür
Evrimcilerin en büyük
yanılgılarından biri ilkel dünya olarak
adlandırdıkları ortamda canlılığın kendiliğinden
oluşabileceğini düşünmeleridir. |
Evrim teorisinin iddiasına göre, fosfor, karbon
gibi bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve
cansız atomlar tesadüfler sonucunda biraraya gelmişler,
yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon
gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca
organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları,
kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları
ve tüm canlılığı meydana getirmişlerdir.
Tesadüfleri yaratıcı bir ilah kabul eden evrim
teorisinin temel iddiası budur. Böyle bir iddiaya
inanmak ise akla, mantığa ve bilime karşıdır.
2
Doğal Seleksiyon Canlılardaki Karmaşık Yapıların
Nasıl Meydana Geldiğini Açıklayamaz
Çıtanın saldırdığı
bu yavru büyük bir ihtimalle kaçmayı başaramayacaktır.
Çünkü çıta bu yavruya göre çok daha atik,
güçlü ve tecrübelidir. Bu herkesin bildiği
olayı evrimciler, "evrimleştirici bir mekanizma"
olarak topluma kabul ettirmeye çalışırlar.
Oysa açıktır ki bu yavru -ne kadar zaman
geçerse geçsin- başka bir canlıya dönüşmeyecektir. |
Evrim teorisi, yaşadıkları ortama en iyi uyum sağlayan
canlıların daha çok yaşama ve çoğalma imkanı bulduklarını
ve bu şekilde faydalı özelliklerini sonraki nesillere
aktarabildiklerini, türlerin bu "mekanizma"yla evrimleştiğini
iddia etmektedir.
Oysa doğal seleksiyon olarak bilinen söz konusu
mekanizma, canlıları evrimleştirmez, onlara yeni
özellikler kazandıramaz. Sadece bir canlı türüne
ait özellikleri güçlendirebilir.
Örneğin bir bölgede yaşayan tavşanlardan hızlı
koşanlar hayatta kalır, diğerleri ise ölürler. Birkaç
nesil sonra bu bölgedeki tavşanlar daha hızlı koşan
bireylerden oluşur. Ancak, hiçbir zaman bu tavşanlar
başka bir canlı türüne (örneğin tazılara veya tilkilere)
evrimleşmezler.
3
Sanayi Devrimi Güveleri Doğal Seleksiyonla Evrime
Delil Değildir
Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar
edilen sözde 'delil'lerinin başında, 19. yüzyıl
İngilteresi'nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki
güve popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki
hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış,
bu nedenle koyu renkli güveler daha kolay kamufle
olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli
güvelerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir,
çünkü yeni bir güve türü ortaya çıkmamış, sadece
zaten var olan türlerin nüfus oranı değişmiştir.
Bunun dışında, güvelerle ilgili bu iddianın dayandırıldığı
hikayenin de doğru olmadığı ortaya çıkmıştır: Güveleri
ağaçlar üzerine konmuş olarak gösteren ünlü fotoğrafların
sahte olduğu ve iddia edildiği gibi bir "endüstriyel
melanizm"in (endüstriyel kirlilik nedeniyle
rengin koyulaşması) hiçbir zaman yaşanmadığı
anlaşılmıştır.
4
Deprem, Bir Şehri Nasıl Geliştiremezse, Mutasyonlar
da Canlıları Geliştiremezler
Mutasyonlar, insan vücuduna dair tüm bilgilerin
şifreli olduğu DNA üzerindeki rastlantısal değişikliklerdir.
Mutasyonlara radyasyon, kimyasallar gibi etkenler
neden olur. Evrimciler, mutasyonların canlıları
evrimleştirdiğini öne sürerler. Oysa mutasyonlar
canlılara daima zarar verirler, onları geliştirmezler,
onlara yeni özellikler (örneğin kanat, akciğer gibi
organlar) kazandıramazlar. Onları ya öldürür ya
da sakat bırakırlar. Mutasyonların bir canlıyı geliştirdiğini,
ona yeni özellikler kazandırdığını iddia etmek,
bir depremin bir şehri daha gelişmiş ve modern bir
hale getirdiğini, veya bir bilgisayara çekiçle vurulduğunda
bir üst modelinin ortaya çıkacağını iddia etmeye
benzer. Nitekim gözlemlenmiş hiçbir mutasyonun genetik
bilgiyi artırdığı görülmemiştir.
5
Hayat Hayattan Gelir
Ortaçağ'dan beri inanılan "spontane jenerasyon"
adlı yanlış bir teori, cansız maddelerin tesadüfen
biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerini
öngörüyordu. 18. yüzyıla dek, böceklerin yemek artıklarından,
farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi.
Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı
19. yüzyılda ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri
inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu.
Oysa Darwin'in kitabının yayınlanmasından beş yıl
sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime
temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü.
Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda
vardığı sonucu şöyle özetlemişti: "Cansız maddelerin
hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak
tarihe gömülmüştür."
Bu gerçek, yeryüzünde yaşamın kendiliğinden oluşmadığını,
ancak mucizevi bir yaratılışla başladığını da bir
kez daha göstermiş oluyordu.
6
Ara Geçiş Canlılarına Fosil Kayıtlarında Rastlanmamıştır
Evrim teorisi, bir türün bir başka türe dönüşmesinin
ilkelden (basitten) karmaşığa doğru, yavaş ve aşamalı
olduğunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüşüm
sırasında "ara geçiş formu" adı verilen ucube canlıların
yaşamış olması gerekir. Örneğin, balık özelliklerini
hala taşımasına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen
özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngenler,
yarı maymun yarı insanlar, yarı sürüngen yarı kuş
canlılar yaşamış olmalıdır geçmişte. Eğer gerçekten
bu tür canlılar yaşamışlarsa, bunların kalıntılarına
da fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Oysa,
yıllardır büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından
eser yoktur.
7
Canlı Grupları Yeryüzünde Aniden ve Aynı Anda Ortaya
Çıkmıştır
Camın hammaddesi olan
silis nasıl kendi kendine, aşama aşama bir
kadehe dönüşemezse veya bir fotoğraf makinesinin
parçaları yavaş yavaş biraraya gelip fotoğraf
makinesini oluşturamazsa, canlılar da cansız
maddelerden zaman içinde kendi kendilerine
ortaya çıkamazlar. |
Bugün bilinen temel canlı kategorilerinin tamamına
yakını, 530-520 milyon yıl önce, "Kambriyen Devri"
adı verilen jeolojik devirde aynı anda ve aniden
ortaya çıkmıştır. Süngerler, yumuşakçalar, solucanlar,
derisidikenliler, eklembacaklılar, omurgalılar gibi
birbirinden tamamen farklı vücut planlarına sahip
canlı kategorileri, daha önceki jeolojik devirlerde
hiçbir benzerleri yokken, bir anda belirmişlerdir.
Bu gerçek, evrimcilerin, canlıların tek bir ortak
atadan uzun zaman içinde ve aşama aşama türedikleri
iddiasını çürüten önemli bir delildir.
Yeryüzünün bir anda, son derece farklı vücut yapılarına,
son derece karmaşık organlara sahip birçok canlı
ile dolması, elbette ki bu canlıların yaratıldıklarını
gösterir. Evrimciler, Allah'ın varlığını ve yaratışını
inkar ettikleri için bu mucizevi olayı kesinlikle
açıklayamazlar.
8
Canlı Türleri Yüz Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir
Değişikliğe Uğramamaktadırlar
Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, canlıların
yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları
ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi.
Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir.
Farklı canlı sınıflamaları, kendilerine benzeyen
ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca
yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde
kalmışlardır.
9
Evrimcileri Hayal Kırıklığına Uğratan Balık: Cœlecanth
Cœlacanth |
Evrimciler 400 miyon yıllık fosilleri bulunan Cœlacanth
sınıfına dahil olan balıkları, balıklar ve amfibiyenler
arasında çok güçlü bir ara form delili olarak gösteriyorlardı.
Bu canlının yetmiş milyon yıl önce soyu tükenmiş
bir tür olduğu zannedildiği için, evrimciler fosili
üzerinde her türlü spekülasyonu yapmışlardı. Ancak
22 Aralık 1938'de Hint Okyanusu açıklarında bir
Cœlacanth canlı olarak bulundu. İlerleyen yıllarda
başka bölgelerde de 200'den fazla Cœlacanth
yakalandı.
Bu balıkların yakalanmasıyla beraber, bu canlılar
üzerinde yapılan spekülasyonların temelsizliği de
anlaşılmış oldu. Cœlacanth, evrimcilerin iddialarının
aksine karaya çıkmak üzere olan yarı balık yarı
amfibiyen özellikleri gösteren bir canlı değildi.
Hatta 180 m. derinliğin üzerine hemen hiç çıkmayan
bir dip balığı idi. Dahası, yaşayan Cœlacanthlar
ile 400 milyon yıllık fosil örnekleri arasında hiçbir
fark yoktu. Canlı, hiçbir "evrim" geçirmemişti.
10
Kuş Kanatları Tesadüflerin Eseri Değildir
 |
Evrimciler kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini
ileri sürerler, ancak bu imkansızdır. Sadece kuş
kanatları bile bunu kanıtlamaya yeter. İddia edildiği
gibi bir evrim olması için, bir sürüngenin ön ayaklarının,
genlerinde meydana gelen mutasyonlar sonucunda kusursuz
kanatlara dönüşmüş olması gereklidir ki, bu mümkün
değildir. Herşeyden önce bu teorik canlı yarım kanatla
uçamayacaktır. Bir yandan da ön ayaklarından mahrum
kalmış olacaktır. Bu ise canlının sakat olmasına
ve evrim teorisine göre elenmesine neden olacaktır.
Ayrıca, uçuş için kanatların tüm detaylarının kusursuzca
oluşması gerekir. Kanatların; kuşun göğüs çıkıntısına
sağlam bir biçimde tutturulmuş olması gerekmektedir.
Kuşu havaya kaldırmaya, havadaki dengesini ve her
yöne hareketini sağlamaya elverişli bir yapıda olması,
kanat ve kuyruk tüylerinin hafif, esnek ve birbiriyle
orantılı olması, kısaca uçuşa imkan veren mükemmel
bir aerodinamik düzende işlemesi şarttır. Kanatların
bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen
rastlantısal mutasyonlar sonucu meydana gelmiş olabileceği
sorusu tümüyle cevapsızdır. |