|
Mimari tasarımlar yapılırken doğadaki örneklerden
yararlanmak günümüzde son derece yaygın olan bir yöntemdir.
Çünkü doğadaki tasarımlar her yönden kusursuzdur. Enerji
tasarrufu, estetik, kusursuz işlevsellik, sağlamlık gibi
mimari bir tasarımda olması gereken bütün özellikler doğadaki
örneklerinde eksiksiz olarak mevcuttur. Her ne kadar insanların
karşısında örnek almaları için çok üstün sistemler bulunsa
da bunların taklitleri hiçbir zaman asılları kadar iyi ve
pratik olamamaktadır.
Doğada var olan tasarımın taklit edilebilmesi
ve mimari yapılarda uygulanabilir hale gelmesi için yüksek
derecede mühendislik bilgisi gerekmektedir. Oysa doğadaki
canlılar ne yapı statiği, ne de mimari tasarım bilgisine
sahiptir. Böyle bir eğitim alma imkanları da yoktur. Tüm
canlılar Allah'ın kendilerine ilham ettiği şekilde hareket
etmektedir. Ürettikleri mimari harikaların tek kaynağı budur.
Allah bir ayette tüm canlıların Kendi kontrolü altında olduğunu
şöyle bildirir:
... O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur... (Hud Suresi, 56)
SAĞLAM VE HAFİF ÇATILARA ÖRNEK OLAN İSTİRİDYE
KABUKLARI
 |
İstiridye kabuklarının
kıvrımlı yapıları onlara büyük bir dayanıklılık
kazandırır. Oluklu mukavvalarda istiridyelerdeki
kıvrımlı tasarım uygulanmaktadır. Bu nedenle oluklular,
düz tabaka şeklindeki mukavvalardan çok daha sağlamdır. |
| 
|

İstidye kabuğu ve Royan Çarşısı |
Midye ve istiridye kabuklarının görünümü, zıt
yönlerdeki eğrilikleri nedeniyle "dalgalı saç"lara benzer.
Bu şekil kabuklara, ince olmalarına karşın çok büyük basınçlara
dayanabilme özelliği kazandırmaktadır. Onların bu formları,
mimarların çeşitli çatı ve tavan tasarımları için model
olmuştur.124 Örneğin Kanada'da Royan
Çarşısı'nın çatısı istiridye kabuğunun bu özelliği örnek
alınarak hazırlanmıştır.
NİLÜFER ÇİÇEĞİNDEN KRİSTAL SARAYA'A...
Londra'da, 1851'deki 1. Dünya Fuarı için yapılmış
olan "Kristal Saray", cam ve demirin biraraya gelmesiyle
oluşturulmuş bir teknoloji harikasıydı. Bu saray 35 m. yüksekliğinde
ve yaklaşık 7.500 m2 lik bir alan kaplıyordu. Ayrıca 30
x 120 cm. ebadında, 200.000 den fazla cam panel içeriyordu.
  |
| Londra'daki Kristal
Saray |
Kristal Saray, Joseph Paxton adındaki bir peyzaj
mimarı tarafından tasarlanmıştı. Paxton bu yapısında fikir
olarak Victoria amazonica adındaki bir nilüfer çiçeğinden
esinlenmişti. Bu nilüfer türü zarif görünümüne karşın, insanları
bile üzerinde taşıyabilecek kadar kuvvetli, kocaman yapraklara
sahiptir.
Paxton bu yaprakların altını incelediğinde,
bunların kaburga benzeri bir yapı ile desteklenmiş olduğunu
fark etmiştir: Yaprağın merkezinden çevreye doğru yayılan
lif şeklinde uzantılar vardır. Bu uzantıların arası da daha
ince çaprazlamasına yerleşmiş başka bir doku ile desteklenir.
Paxton nilüfer yaprağındaki kaburgaya benzer yapıyı demir
taşıyıcılarla, yaprağın asıl dokusunu ise cam ile özdeşleştirmiştir.
Bu sayede, cam ve demirden yapılma, hafif ama aynı zamanda
geniş bir alanı kaplayacak kadar sağlam çatılı bir bina
yapmayı başarmıştır.125
Nilüfer bitkisi Amazon nehrinin dibindeki bataklığın
içinde büyümeye başlayarak nehrin yüzeyine doğru uzanır.
Amacı yaşayabilmesi için gerekli olan ışığa ulaşmaktır.
Suyun yüzeyine vardığında büyümesini durdurur. Hemen ardından
burada üstü dikenli yuvarlak tomurcuklar oluşturmaya başlar.
Tomurcuklar birkaç saat gibi kısa bir sürede, boyu neredeyse
iki metreye varan dev yapraklara dönüşürler. Çünkü ne kadar
bol yaprakla nehrin üzerini kaplanırsa o kadar çok güneş
ışığından yararlanılarak fotosentez yapılacaktır.
Nilüfer bitkisinin ihtiyaç duyduğu bir başka
şey de oksijendir. Ne var ki bitkinin köklerinin bulunduğu
çamurlu nehir yatağında oksijen yoktur. İşte bu sebeple
nilüferler, köklerinden çıkan sapları yukarıya, yapraklarının
bulunduğu su yüzeyine doğru uzatırlar. Kimi zaman boyu 11
metreye varan bu saplar yapraklara bağlanır ve yaprakla
kök arasında oksijen taşıyan bir kanal görevi görürler.126
Acaba bir nehrin derinliklerinde yaşama yeni
başlayan tomurcuk, ışığa ve oksijene ihtiyaç duyduğunu,
noksanlığı durumunda yaşayamayacağını, ihtiyacı olan şeylerin
suyun üzerinde mevcut olduğunu nereden bilir? Yaşamaya yeni
başlayan bir varlık, ne o suyun bir bitiş noktasının olduğundan,
ne güneşin, ne de oksijenin varlığından haberdardır.
Dolayısıyla evrimcilerin mantığıyla bakarsak,
bu bitkilerin çoktan ortam şartlarına yenik düşmüş, soylarının
tükenmiş olması gerekirdi. Oysa nilüferler tüm mükemmellikleriyle
bugün de karşımızdadır.
Amazon nilüferleri suyun üzerindeki ışığa ve
oksijene ulaştıktan sonra, dev yapraklarının sularla dolup
batmaması için kenarlarını yukarıya doğru kıvırırlar. Aldıkları
tüm bu tedbirlerle yaşamlarını devam ettirebilirler ancak
soylarının devamlılığı için daha fazlasına ihtiyaçları vardır.
Polenlerini başka bir nilüfere taşıyacak bir canlıya ihtiyaç
duyarlar. Bu canlı, kınkanatlı böceklerdir çünkü kınkanatlılar
beyaz renge karşı özel bir zaafla yaratılmışlardır. Dolayısıyla
da konmak için Amazon nehrinin onca cazip çiçeğinin yanında
bembeyaz olan bu nilüferleri seçerler. Amazon nilüferleri
de soylarının devamlılığını sağlayacak olan bu konukları
geldiğinde, tüm yapraklarını kapatarak, kaçmamaları için
onları hapseder ve onlara bol bol polen ikramında bulunurlar.
Onları ertesi geceye kadar alıkoyduktan sonra serbest bırakır
ve tekrar aynı polenleri kendi üzerlerine getirmemeleri
için renklerini değiştirirler. Bembeyaz olan bu görkemli
nilüferler artık pespembe olarak Amazon nehrini süslemeye
başlarlar.
Hiç kuşku yoktur ki arka arkaya gelen tüm bu
kusursuz ve ince hesaplanmış planlar herşeyden habersiz
bir nilüfer tomurcuğunun eseri değil, onu yaratan Allah'ın
sonsuz aklının eseridir. Burada özetle anlatılan tüm bu
detaylar, kainattaki her varlık gibi bitkileri de yaşamaları
için en uygun sistemlerle birlikte Allah'ın yarattığını
bize gösterir.
KEMİKLERE DAYANIKLILIK KAZANDIRAN YAPI
Bir mühendislik harikası olarak kabul edilen
Eiffel Kulesi'nin tasarımına neden olan olay, kulenin inşaasından
40 yıl öncesine dayanır. Bu olay, o yıllarda İsviçre'nin
Zürih şehrinde "uyluk kemiğinin anatomik yapısı"nı ortaya
çıkarmayı amaçlayan çalışmadır.
1850'li yılların başında, anatomist Hermann
Von Meyer, uyluk kemiğini kalça eklemine bağlayan parçayı
inceliyordu. Uyluk kemiğinin leğen kemiğine oturduğu yer
kendi ekseni dışındaki bir kıvrım üzerinde bulunmaktaydı.
Von Meyer, dikey konumdayken 1 ton ağırlığı kaldırabilecek
bir kapasiteye sahip uyluk kemiğinin içinin tek parça halinde
değil, birbiri içine geçmiş kafes şeklindeki minik çubuklardan
(trabeculae) oluştuğunu gördü.
1866 yılında İsviçreli mühendis Karl Cullman,
Von Meyer'in laboratuvarını ziyaret etti. Anatomist Meyer,
Cullman'a incelediği kemiğin bir bölümünü gösterdi. Cullman
kemiğin, üzerinde oluşacak yük ve basınç etkisini azaltacak
bir tasarıma sahip olduğunu fark etti. Bu tasarım kemiğin
içindeki uzantıların, insan ayakta durduğunda kemiklere
etki eden kuvvet hatları boyunca düzenlenmiş olmasıydı.
Bir mühendis olan Cullman aynı özelliğin bir dizi çivi ve
destek sistemi ile sağlanabileceğini düşündü. Daha sonra
Eiffel Kulesi'nin inşası sırasında bu düşüncelerini uygulama
fırsatı buldu.
Eiffel Kulesi de uyluk kemiğindeki
gibi, demir kıvrımları, metal çivi ve desteklerden oluşan
karışık bir kafes örgü ile inşa edilmiştir. Bu örgü sayesinde
kule, rüzgarın eğme ve makaslama kuvvetleri ile oluşan basınca
rahatlıkla dayanabilmektedir.127
|
Kemiklerdeki kafes
yapı bugün inşaat alanında kullanılan temel tekniklerden
biri haline gelmiştir. Bu tekniğin kullanıldığı
yapılarda hem malzeme tasarrufu sağlanmakta hem
de yapının iskeleti kemikteki gibi sağlamlık ve
esneklik kazanmaktadır.
Birçok mimar ve inşaat
mühendisi çatı tasarımı yaparken kemiğin iç yapısından
faydalanmıştır. Kafes yapı, kemiğin kaldırabildiği
yük kapasitesini artırır ve büyük bir sağlamlık
kazandırır. Kemiktekine benzer iğli yapılar sayesinde
büyük alanları kaplayabilen sağlam çatılar yapılabilmektedir. |
| 
Eiffel Kulesi,
uyluk kemiğinin başındaki yapıya benzer şekilde
inşa edilmiştir. Bu tasarım sayesinde kule hem sarsılmaz
bir özellik kazanmış hem de havalandırma problemini
ortadan kaldırmıştır. |
BİTKİLERDEN ÖRNEK ALINAN KUBBE TASARIMI
İnşaat ve mimaride genellikle yaygın ve düz
yüzeyler tercih edilir. Oysa doğada bu tip yüzeylere daha
çok eğrisel yerleşmiş lifler arasında rastlayabilirsiniz.
Örneğin muz bitkisi böyle bir yapıya sahiptir. Mimarlar
ve inşaat mühendisleri muzun bu formunu kullanarak 'jeodezik
kubbe' olarak adlandırılan yapı tarzını geliştirmişlerdir.
Jeodezik kubbe sayesinde, büyük mekanları az malzeme kullanarak
kapamak mümkün olmuştur. Üstelik mekanın içi bol miktarda
gün ışığı alabilmekte ve sistem çok çabuk bir şekilde monte
edilebilmektedir. Bu nedenle bu yapı daha çok sera ve fuar
alanı inşasında uygulanmaktadır.
IŞINLILARIN KUBBE MİMARİSİNE ÖRNEK OLAN TASARIMLARI
Suda yaşayan organizmalar olan ışınlılar ve
diatomlar eşsiz birer mimari yapı kataloğu niteliğindedirler.
Birçok mimar projelerini bu canlılardan esinlenerek hazırlamaktadır.
1976'da Kanada'nın Montréal şehrinde kurulan EXPO 76 fuarındaki
ABD pavyonu bu yapılara bir örnektir. Pavyonun kubbesi tasarlanırken
ışınlılardan esinlenilmiştir.128
ARILARIN PETEKLERİNDEKİ DEPREME DAYANIKLI
TASARIM
Arı peteklerinin inşasında son derece önemli detaylar
vardır. Bu detaylardan biri de peteklerin dayanıklılığıdır.
Arılar birbirlerine yön tarif ederken kovanda, bu boyutlarda
bir yapı için deprem kabul edilebilecek titreşimler oluşur.
Peteğin duvarları bu ufak depremleri emer. Nature dergisi,
bu üstün yapının mimarlara, depreme dayanıklı binalar inşa
etmede fayda sağlayacağını belirtmiştir. Haberde Almanya'nın
Wurzburg Üniversitesi'nde görevli olan Jurgen Tautz bu konuyla
ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
Kovanlardaki titreşimler arılar tarafından oluşturulan
minyatür depremler gibidir, dolayısıyla yapının buna nasıl
bir tepki verdiğini görmek oldukça ilginç. Titreşimlerin
emilmesini anlamak, mimarlara, binaların depremlere karşı
hangi taraflarının daha dayanıksız olacağını söylemede yardımcı
olacak. Bundan sonra bu kısımları kuvvetlendirebilirler
ya da binaların kritik olmayan kısımlarına zararlı titreşimleri
emecek zayıf noktalar yerleştirebilirler.129
Bütün bunlardan da anlaşıldığı gibi, arıların
büyük bir ustalıkla inşa ettikleri petek, kusursuz bir tasarım
harikasıdır. Dolayısıyla petekteki bu yapı mimarlara ve
bilim adamlarına ışık tutmakta, yeni fikirler vermektedir.
Arıların peteklerini böylesine kusursuz yapmalarını sağlayan
şey, evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfler değildir.
Arılara bu özellikleri, bu şaşırtıcı yetenekleri veren sonsuz
ilim ve kudret sahibi olan Allah'tır.
ÖRÜMCEK AĞLARINDAN ÖRNEK ALINAN MİMARİ TASARIMLAR
Bazı örümceklerin kurdukları ağlar, çalıların
üzerine bırakılmış bir örtüye benzer. Zemin boyunca yayılan
ağ, çalıların uçlarına tutturulan gergin iplikçiklerle taşınır.
Bu taşıma sistemi, örümceğe, sağlamlıktan ödün vermeden,
oldukça geniş bir alanda ağ kurmasına imkan tanır.
Bu harika yöntem, büyük mekanların üstünü kapamak
amacıyla insanlar tarafından birçok yapıda taklit edilmiştir.
Bu yapılardan bazıları şunlardır: Cidde Havaalanı Hac Terminali,
Münih Olimpiyat Stadyumu, Sidney'deki Ulusal Atletik Stadyumu,
Kanada ve Münih'teki hayvanat bahçeleri, ABD'de Denver Havaalanı
ve Cambridge'teki Schlumberger Araştırma Merkezi binası.
| |
| Soldaki
resimde Münih Olimpiyat Stadyumu, Sağdaki resimde
Denver'da bir havaalanı görülmektedir. |
Örümceğin bu yöntemleri kendi kendisine geliştirebilmesi
için uzun süre mühendislik eğitiminden geçmiş olması gerekir.
Elbette ki böyle bir şey mümkün değildir. Örümcekler ne
yapı statiği, ne de mimari tasarım bilirler. Onlar sadece
kendilerine Allah'ın ilham etmiş olduğu vahye uyarak hareket
ederler.

124 "Biyonik, Doğayı Kopya
Etmektir", Science et Vie'den Çev. : Dr.Hanaslı Gür, Bilim
ve Teknik Temmuz 1985, s. 21
125 http://www. fonz. org/zoogoer/zg1999/28(4)biomimetics.
htm
126 David Attenborough, The Private Life
Of Plants, Princeton University Press, 1995, s.291
127 http://www. fonz. org/zoogoer/zg1999/28(4)biomimetics.
htm
128 "Biyonik, Doğayı Kopya Etmektir", Science
et Vie'den Çev. : Dr.Hanaslı Gür, Bilim ve Teknik Temmuz
1985, s. 21
129 http://www. nature. com/nsu/011206/011206-4.
html Erica Klarreich, Good Vibrations, Nature Science Update,
3 Nisan 2001
BİYOMİMETİK NEDİR?
AKILLI MALZEMELER
BİTKİLERDEKİ TASARIMLAR VE BİYOMIMETİK
DOĞADAKİ VİTES KUTULARI VE JET MOTORLARI
CANLILAR VE UÇUS TEKNOLOJİSİ
HAYVANLARDAN ÖĞRENDİKLERİMİZ
TEKNOLOJİDEN ÜSTÜN ORGANLAR
BİOMIMETİK
VE MİMARİ
CANLILARI
TAKLİT EDEN ROBOTLAR
DOĞADAKİ
TEKNOLOJİ |